Haziran ayında yaşanan İsrail–İran savaşının ardından, Tahran’daki rejimin çöküşe yaklaştığına işaret eden tüm göstergeler ortaya çıkmış durumda. İran, iç huzursuzluğu daha da derinleştiren, benzeri görülmemiş bir elektrik ve su kıtlığıyla karşı karşıya.
Rejim, halkının ekonomik ihtiyaçlarını karşılayamıyor. İran İslam Cumhuriyeti’nin geleneksel destekçileri arasında yer alan esnaf ve tüccar kesimi bile artık rejimle ters düşmüş durumda. Hükümet, geniş çaplı bir isyan çıkmasından korktuğu için kadınlara başörtüsü takma zorunluluğu getirme konusunda giderek daha isteksiz davranıyor.
Yine de İran’daki muhalefet grupları, rejimi devirmekten çok birbirleriyle mücadele etmeye odaklanmış durumda. Ayetullahların demir yumruğu zayıflamış olsa da, yerlerine kimin geçeceği hâlâ belirsiz. Örneğin, İran Halkın Mücahitleri Örgütü (MEK) öncülüğündeki muhalif grupların oluşturduğu İran Ulusal Direniş Konseyi’ni (NCRI) ele alalım. Bu konsey, İran İslam Cumhuriyeti’ni devirebilecek tek muhalefet gücü olduğunu öne sürüyor. Ayrıca geçiş süreci için net biçimde tanımlanmış bir programı olduğunu da iddia ediyor.
Ne var ki, NCRI’nin önde gelen isimleri, İran’ın son şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin en büyük oğlu ve 1980’de sürgünde ölen Reza Pehlevi hakkında sert eleştiriler yöneltiyor. Ülke dışındaki rejim karşıtları, Reza Pehlevi’yi mollaları devirecek bir kurtarıcı olarak sunuyor. Oysa ABD merkezli ve NCRI ile bağlantılı İran uzmanı Ramesh Sepehrrad’a göre, mollalarla Reza Pehlevi “aynı madalyonun iki yüzü.” Ona göre Pehlevi, rejimin taşeronluğunu yapıyor; güvenilir değil ve İran halkının benimseyebileceği bir plana sahip değil. İranlılar, Muhammed Rıza Pehlevi döneminin baskılarını hâlâ unutmuş değil. Sepehrrad’a göre Batı, meşruiyeti olmayan aktörleri destekleyerek büyük bir hata yapıyor.
St Andrews Üniversitesi’nde İran tarihi alanında önde gelen bir akademisyen olan Ali Ansari, bana verdiği demeçte, muhalefet gruplarının hiçbirinin geleceğe dair bir vizyon ortaya koymadığını söyledi. Reza Pehlevi, önerilen bir anayasa eşliğinde, beklemedeki kapsamlı bir hükümet modeli kurabilirdi. Ancak Ansari’ye göre, “Pehlevi ülkeye dönme konusunda hiçbir taahhütte bulunmadı.”
Buna cesur liderlik denemez. İran’daki muhalefet grupları kendi aralarında çekişiyor; enerjilerini İslam Cumhuriyeti’ne değil, birbirlerine harcıyorlar. Hepsi hâlâ 1979’da yaşıyor. Oysa İran’da etkili olmak istiyorsanız, gençlerle konuşmalısınız. Gençlerin geleceğine dair bir tahayyülünüz olmalı. Bugün İran’da Pehlevi dönemine yönelik güçlü bir nostalji var; birçok kişi, geçmişin toplumsal özgürlüklerini bugünkü baskılarla kıyaslıyor.
Reichman Üniversitesi’nde İran siyaseti dersleri veren İranlı-İsrailli yazar Meir Javedanfar, Pehlevi’nin tüm muhalefet figürleri arasında en çok tanınan kişi olduğunu belirtiyor. İran’da pek çok kişi Pehlevi ailesine özlem duyuyor ve onun merhum şahın oğlu olmasını önemli bir miras olarak görüyor. Javedanfar’a göre, NCRI’nin Pehlevi’ye karşı çıkmasının nedeni, MEK’in geçmişte babasına karşı savaşmış olması. MEK, Şah’ın rejimini devirmek için Ayetullah Humeyni ile iş birliği yapmış, ancak mollalar sonradan MEK’e cephe almış ve çok sayıda MEK üyesi öldürülmüştü.
Ansari’de olduğu gibi, Javedanfar da İran’daki çeşitli muhalefet grupları arasında derin görüş ayrılıkları olduğunu, ancak bunun geçerli nedenleri bulunduğunu düşünüyor:
Yurt dışındaki İranlı muhalefet oldukça dağınık; neredeyse paramparça bir görüntü veriyor. Rejim, özellikle 1980’ler ve 1990’larda Avrupa’da muhalefetin önde gelen isimlerini suikastlarla ortadan kaldırdı. Toplumda karşılık bulabilecek yeni muhalif figürler yetiştirmek bu yüzden oldukça zorlaştı. Ülke içinde ise rejim, muhalefeti bastırma konusunda son derece acımasız davranıyor; bu da rejime karşı birleşik bir cephe kurulmasını daha da imkânsız hâle getiriyor.
Peki, İran’daki seküler muhalefet gruplarından umut yoksa, bu değişim nereden gelecek? Ansari’ye göre, tarihe bakıldığında gözler İslam Devrim Muhafızları Ordusu’na değil, ülkenin geleneksel ordusuna çevrilmeli. Zira Devrim Muhafızları, son İsrail ve ABD saldırılarına karşı ülkeyi koruma konusunda sınıfta kaldı.
Ansari şöyle diyor: “Genel olarak insanlar İran İslam Cumhuriyeti’nden kopuş istiyor; mevcut düzenin devamını değil.” Ona göre, eğer değişim ordu içinden bir figürle gelecekse, bu değişim İslamcı değil; daha çok milliyetçi bir karakter taşıyacaktır. İsrail saldırılarının ardından İran’da milliyetçi propaganda olağanüstü bir ivme kazandı. İslam tarihinden gelen semboller — Hüseyin ve Muhammed — geri çekilirken; yerlerini Pers İmparatorluğu’nun simge isimleri olan Şapur, Kiros, Darius ve Xerxes aldı. Bu, İranlıların özünde neye bağlı olduklarını hatırlatan güçlü bir işaretti. “İnsanlar dışarıdan göründüğü kadar İslam’a bağlı değiller,” diyor Ansari. “Satır aralarını okuduğumda şunu net biçimde görüyorum: İran halkı bugün, işleri yoluna koyabilecek, Batı ile yapıcı ilişkiler kurabilecek güçlü bir lider — bir ‘aydınlanmış despot’ — arıyor.”
