Pekin’in Gücün Yeni Sınırlarını Ele Geçirme Stratejisi

Pekin bu yarış için kendini iyi konumlandırdı. Bu sınırları tutarlı bir mantık ve oyun planıyla ele alıyor. Gerekli fiziksel kapasitelere yatırım yapıyor. Hâlihazırda var olan uluslar arası kurumlara yerleşmek ve bu kurumları zamanı geldiğinde değiştirmek için kampanyalar yürütecek Çinli uzman ve yetkililerle doldurmak amacıyla diğer ülkelerle ortaklık kuruyor. Mevcut kurumları kendi safına çekemediğinde, yenilerini kuruyor.
Aralık 15, 2025
image_print

Çin Geleceği Nasıl Kazanıyor

 

 13 Ekim 2025’te Çin kargo gemisi Istanbul Bridge İngiltere’nin Felixstowe limanına yanaştığında, bu geliş ilk bakışta sıradan görünebilirdi. Birleşik Krallık, Çin’in üçüncü büyük ihracat pazarıdır ve iki ülke arasında yıl boyunca gemiler gidip gelir. Bridge’i dikkat çekici kılan ise izlediği rota oldu; Arktik Okyanusu üzerinden doğrudan Avrupa’ya seyahat eden ilk büyük Çin kargo gemisiydi. Yolculuk;  Süveyş Kanalı’ndan ya da Ümit Burnu’ndan geçen geleneksel rotalardan haftalarca daha hızlı bir şekilde gerçekleşti ve sadece 20 gün sürdü. Pekin bu yolculuğu jeostratejik bir atılım ve tedarik zinciri istikrarına katkı olarak değerlendirdi. Ancak bu değerlendirmede daha önemli mesaj olan Çin’in yeni küresel güç alanındaki ekonomik ve güvenlik hedeflerinin boyutu dile getirilmemişti.

Pekin’in Arktik bölgesindeki çabaları deyim yerindeyse buzdağının görünen kısmı. Çinli liderler, 1950’lerden itibaren dünyanın gerçek ve mecazi sınırlarında rekabeti tartışıyordu: derin denizler, kutuplar, uzay ve eski Halk Kurtuluş Ordusu subayı Xu Guangyu’nun “güç alanları ve ideoloji” olarak tanımladığı kavramlar; bugün siber uzay ve uluslararası finans sistemini de içermektedir. Bu alanlar küresel gücün stratejik temellerini oluşturuyor. Bu alanların kontrolü, kritik kaynaklara erişimi, İnternet’in geleceğini, dünyanın rezerv para birimini basmanın sağladığı çok sayıdaki avantajı ve çeşitli güvenlik tehditlerine karşı savunma kapasitesini belirliyor. Analistlerin çoğu; gümrük vergileri, yarı iletken tedarik zinciri kesintileri ve kısa vadeli teknolojik rekabetler gibi belirtilere odaklanırken, Pekin önümüzdeki on yılları tanımlayacak temel sistemlerde yetenek ve nüfuz geliştiriyor. Bu kapasiteye erişmek, Devlet Başkanı Şi Jinping’in Çin’in küresel sahnedeki merkezi konumunu yeniden kazanma hayalinin özünü teşkil ediyor. Şi, 2014’te “Sürecin henüz başında oyun alanlarının inşasında önemli bir rol oynayabiliriz; böylece yeni oyunlar için kurallar koyabiliriz,” dedi.

Pekin bu yarış için kendini iyi konumlandırdı. Bu sınırları tutarlı bir mantık ve oyun planıyla ele alıyor. Gerekli fiziksel kapasitelere yatırım yapıyor. Hâlihazırda var olan uluslar arası kurumlara yerleşmek ve bu kurumları zamanı geldiğinde değiştirmek için kampanyalar yürütecek Çinli uzman ve yetkililerle doldurmak amacıyla diğer ülkelerle ortaklık kuruyor. Mevcut kurumları kendi safına çekemediğinde, yenilerini kuruyor. Pekin, tüm bu çabalarda son derece uyumlu bir yaklaşım sergileyerek farklı platformlarda denemeler yapıyor, sorun çıkaran pozisyonlarını yeniden şekillendiriyor ve yeteneklerini bulduğu yeni yöntemlerle tekrar kullanıyor.

Amerikalı politika yapıcılar, Çin’in günümüz dünyasının kilit alanlarında güç inşa etme başarısının tüm kapsamını ancak yeni yeni fark etmeye başladılar. Şimdi de yarının dünyasına hâkim olma hedefini gözden kaçırma riskiyle karşı karşıyalar. Başka bir deyişle, Amerika Birleşik Devletleri sadece mevcut uluslararası sistemdeki rolünden vazgeçmekle kalmıyor, aynı zamanda bir sonraki sistemi tanımlama mücadelesinde de geride kalıyor.

Denizler Altında Yirmi Bin Fersah

1872’de İngilizler dünyanın; manganez, nikel ve kobalt gibi kritik mineraller içerebilen okyanus çökelti kümeleri olan ilk polimetalik nodül rezervini çıkarmak için bir gemi gönderdi. Ancak bilim insanları bu nodüllerin önemli finansal faydalar sağlayabileceğini 1960’ların başına kadar öne sürmemişti. 1970’lerin ortalarında, Tenneco’nun bir yan kuruluşu olan ABD şirketi Deepsea Ventures, Pasifik Okyanusu tabanından madencilik yaparak ordunun nikel ve kobalt ihtiyacının neredeyse tamamını karşılayabileceğini iddia etti.

Deepsea Ventures, büyük miktarlarda nodül çıkarmak için ihtiyaç duyduğu izinleri hiçbir zaman alamadı ve sonunda iflas etti. Bu sırada diğer uluslararası aktörler, ülkelerin okyanuslar üzerindeki hak ve yükümlülükleri üzerine müzakerelere başlamıştı. Bu görüşmeler, Kasım 1994’te yürürlüğe giren BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin kabul edilmesiyle sonuçlandı. Sözleşme, ülkelerin karasularının ötesindeki derin deniz tabanı kaynaklarının yönetimi için kurallar içeriyordu. Taraflar, dünyanın büyük madencilik şirketleriyle birlikte, bu kaynakları yönetmesi için Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi’ni (ISA) kurdu ve finanse etti.

Çin derin deniz madenciliği araştırmalarına 1970’lerin sonunda başladı. Çinli bilim insanları ve mühendisler, okyanus tabanını madencilikle işleyecek ve keşfedecek denizaltı ve makinelerin prototiplerini geliştirdiler. 1990’da Pekin, uluslararası sularda deniz yatağı araştırması ve madenciliğini koordine etmek üzere devlet kontrolünde Çin Okyanus Mineral Kaynakları Araştırma ve Geliştirme Birliği’ni kurdu. 2011’den itibaren beş yıllık planlarına deniz tabanı madenciliği kabiliyetlerini dâhil etti. 2016’da Çin, bilimsel ve ticari kapasitesini geliştirmeyi ve okyanus tabanı kaynaklarına ilişkin uluslararası müzakerelere katılım çerçevesi oluşturmayı amaçlayan bir derin deniz tabanı yasasını kabul etti. Bu süreçte Çin, derin deniz araştırmalarına adanmış en az 12 kurum oluşturdu ve dünyanın en büyük sivil araştırma gemisi filosunu inşa etti.

Şi, derin deniz tabanını Çin liderliği için öncelikli bir alan olarak belirledi. Mayıs 2016’da “Derin deniz, keşfedilmemiş ve geliştirilmemiş hazineler içeriyor,” dedi. “Bu hazineleri elde etmek için derin denize inme, derin denizi keşfetme ve derin denizi geliştirme konusunda kilit teknolojileri kontrol etmemiz gerekiyor.” Çin, karada nadir toprak elementlerinin küresel tedarik zincirlerine hâlihazırda hâkim durumda ve derin deniz madenciliğinde elde edeceği bir üstünlük bu mineraller üzerindeki kontrolünü daha da artıracaktır. Derin deniz madenciliği, deniz tabanının haritalanmasını ve denizaltı kablolarının döşenmesini kolaylaştırarak donanma ve denizaltı savaşını destekleyen bir başka güvenlik önceliğini de geliştirecektir. Şi, 2018’de “Derin denizde yol yoktur,” dedi. “Başka ülkeleri kovalamamız gerekmiyor: biz yolun kendisiyiz.”

Çin’in yerel kapasitesi genişledikçe, Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi’ndeki (ISA) rolü de genişledi. Pekin, 2001 yılından bu yana, madencilik düzenlemeleri, sözleşme onayları ve çevre düzenlemeleri hakkında önemli kararlar alan 36 üyeli yürütme organı olan ISA Konseyi’nde neredeyse aralıksız olarak görev yapmaktadır. Çin, taslaklara ilişkin yorumlar ve belgeler sunarak kuruma önemli destek sağlıyor. Kendi uzman ve yetkililerini ISA’nın teknik birimlerine yerleştirdi ve kuruma diğer tüm ülkelerden daha fazla mali katkı sağlıyor. Böylece deniz tabanı kaynaklarının araştırılması ve işletilmesine yönelik kuralları ve düzenlemeleri şekillendirmede daha fazla etki sahibi olacak şekilde konumlandı. Çinli firmalar, ISA’dan daha şimdiden beş adet deniz tabanı maden arama sözleşmesi alarak, diğer tüm ülkelerden daha fazla sözleşmeyi güvence altına aldı.

Çin, derin deniz yetenekleriyle gelişmekte olan ve orta gelirli ekonomilerin ilgisini aktif olarak çekiyor ve Çin yapımı platformlara, gemilere veya işleme kapasitelerine ihtiyaç duyan ülkeleri ve şirketleri Pekin’in çıkarlarıyla uyumlu hale gelmeye teşvik ediyor. Çin, Cook Adaları ile deniz tabanı minerallerini işletmeyi hedefleyen bir araştırma ortaklığı kurdu ve Kiribati ile benzer bir anlaşma üzerinde çalışıyor. 2020’de Pekin, ISA ile ortaklaşa bir şekilde Qingdao’da bir eğitim ve araştırma merkezi kurdu; burada gelişmekte olan ülkelerden gelen yetkililere sualtı araçlarını kullanma gibi pratik deneyimler ve ortak araştırma fırsatları sunuluyor. Çin Hangzhou’da, adını ilk beş üyesinden (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) alan on üyeli BRICS bünyesinde bir BRICS Derin Deniz Araştırma Merkezi kurarak işbirliğini geliştirmeye çalışmaktadır.

Ama Pekin bu süreç boyunca zorluklarla da karşılaştı. İşbirliğine dayalı girişimlerine rağmen Çin, madencilikte daha da hızlandırılmış bir yaklaşımı savunan az sayıdaki ülkeden biridir. Carnegie Endowment’ın bir raporuna göre, Pekin 2023 yılında ISA’nın deniz ekosisteminin korunması ve madencilik ruhsatlarına ihtiyati bir ara verilmesi konularını görüşmesini “tek başına” engelledi. Bu durum, sıkı izleme ve çevresel güvenceler sağlanana kadar madenciliğe ara verilmesini veya moratoryum uygulanmasını destekleyen yaklaşık 40 diğer ISA üyesiyle Çin’i karşı karşıya getiriyor. Çin, BRICS üyelerini de ikna edebilmiş değildir: Brezilya on yıllık bir ihtiyati arayı destekliyor; Güney Afrika güçlü çevresel çerçeveler ve ekonomik korumalar istiyor. Hindistan daha hızlı gelişmeden yana olsa da Çin’in araştırma gemilerini askerî amaçlarla kullanmasından endişe duyuyor. Japonya, Malezya, Filipinler, Palau ve Tayvan gibi Asya-Pasifik’teki birçok hükümet ise Çin’in derin deniz araştırma gemilerinin münhasır ekonomik bölgelerine askerî motivasyonlu girişlerinden kaygılı. Pekin henüz ISA’daki kural koyma mücadelesini kazanmış değil, ancak boş durmuyor. Çin, hem sivil hem de askeri amaçlar için kullanılabilen, otonom su altı araçları ve mürettebatlı denizaltılar gibi çift kullanımlı ve Çin’in ticari deniz tabanı madenciliğinde hakimiyet kurmasını ve bir Çinli askeri analistin yazdığı gibi, rakiplerinin büyük gemi filolarına ve deniz üslerine saldırmasını sağlayacak deniz tabanı madenciliği teknolojilerine yoğun yatırım yapıyor.

Dışlanmak

Derin okyanus, Şi’nin hâkim olmak istediği tek sınır değil. Şi, 2014’te Çin’i büyük bir kutup gücü yapma niyetini de açıkladı. Deniz tabanı gibi, dünyanın keşfedilmemiş petrol rezervlerinin tahminen %13’ünü, keşfedilmemiş doğal gaz rezervlerinin %30’unu ve önemli miktarda nadir toprak elementini barındırdığından Arktik kutup bölgesi de doğal kaynaklar açısından zengindir. Bölgedeki buzlar eridikçe Istanbul Bridge’in kullandığı rotaya benzer yeni deniz ticaret koridorları da oluşacaktır. Pekin, 2018’de Arktik bölgesiyle ilgili yayınladığı kabine faaliyetine ilişkin bir bildiride, bu tür güzergâhları geliştirip bölgenin kaynaklarına ve altyapısına yatırım yaparak bir “kutup İpek Yolu” kurma sözü vermişti.  Ayrıca, sunumu yapılan bu bildiriyle iklim değişikliği gibi konuları da içerecek şekilde Arktik bölgesi yönetişim sistemini kendisine göre yeniden düzenledi ve Arktik dışındaki ülkelerin bölgeye ilişkin haklarını genişletti.  Belgede, “Arktik’in geleceği, Arktik devletlerinin çıkarlarını, Arktik dışı devletlerin refahını ve bir bütün olarak insanlığın refahını ilgilendirmektedir” deniliyordu. “Arktik’in yönetimi, tüm paydaşların katılımını ve katkısını gerektirmektedir.”

Pekin’in Arktik ilgisi yeni değil. 1964’te Çin, kutup keşiflerini yürütme yetkisi de verdiği Devlet Okyanus İdaresi’ni kurdu. Kurumun, Arktik’le ilgili araştırmaları 1970’lerin sonu ve 1980’lerin başında hızlandı. 1989’da hükümet, Şanghay merkezli Kutup Araştırma Enstitüsü’nü kurdu ve 1990’lar ile 2000’lerin başı boyunca Arktik araştırma kapasitesini ve ortaklıklarını genişletti. 2013’te Çin, Kanada, Danimarka (Grönland dahil), Finlandiya, İzlanda, Norveç, Rusya, İsveç ve Amerika Birleşik Devletleri ile yerli halkları içeren Arktik Konseyi’ne gözlemci oldu. O tarihten bu yana Çin, çok çeşitli çalışma grupları ve aktif görev birimlerine katılarak konseyin en aktif gözlemci üyelerinden biri haline geldi. Çinli araştırmacılar, iklim değişikliğinin Arktik’i küresel müştereklerin bir konusu haline getirdiğini ve bölgenin Çinli şirketlerin Arktik taşımacılığı ve enerji için vazgeçilmez olduğunu ileri sürerek Çin’in Arktik karar alma süreçlerinde daha büyük rol oynaması gerektiğini savunmaya devam ediyor.

Pekin’in çabaları direnişle karşılaştı. Arktik ülkeleri, Çin yatırımlarına aşırı bağımlı hâle gelmekten ve bunun yol açacağı güvenlik risklerinden endişe duymaya başladı. Kanada, Danimarka, İzlanda ve İsveç kendi topraklarındaki çeşitli Çin projelerini reddetti veya iptal etti. Belfer Center’ın 2025 tarihli bir çalışmasına göre Çin’in Arktik’te önerdiği 57 yatırım projesinden yalnızca 18’i faal.

Ancak demokratik ülkeler yeni Çin yatırımlarına büyük ölçüde kapılarını kapatırken, farklı bir kategoride değerlendirilen bir devlet Çin’e kapılarını açtı: Rusya. 2018’den bu yana Çin ve Rusya, Arktik konusundaki ikili istişarelerini kurumsallaştırdı. Bu ilişki özellikle Moskova’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinin ve Arktik Konseyi’nin geri kalan üyeleri tarafından ekonomik olarak izole edilmesinin ardından belirginleşti. O zamandan beri Çinli şirketler, bir titanyum ocağı ve bir lityum yatağı geliştirmek, yeni bir demiryolu ve derin su limanı inşa etmek için anlaşmalar imzaladı. Çin ve Rusya’nın Arktik keşif, ticaret ve devriye yetenekleri birlikte ele alındığında, Amerika Birleşik Devletleri’ninkinden çok daha üstündür.  Çin ayrıca bölgeye askerî erişimini artırmak için Rusya ile ortaklığını kullandı. 2022’den itibaren iki ülke, Bering Denizi, Çukçi Denizi ve genel Arktik Okyanusu’nda çok sayıda ortak tatbikat ve Alaska kıyıları yakınlarında ortak bombardıman uçağı devriyesi gerçekleştirdi. Pekin ve Moskova ayrıca BRICS’i Arktik tartışmalarına daha doğrudan dâhil etmek için güçlerini birleştirdi. Okyanus ve kutup bilim ve teknolojisi üzerine bir BRICS çalışma grubu kurdular ve Rusya, Svalbard takımadalarında uluslararası bir bilim istasyonunun geliştirilmesi için BRICS’i davet etti.

Bununla birlikte Çin’in açılımları yetersiz kaldı. Brezilya ve Hindistan’ın Arktik’le etkileşimi esas olarak Rusya ile ikili ortaklıklar üzerinden yürüdü. Bazı Hintli analistler, Çin’in bölgedeki artan rolüne açıkça endişeyle yaklaştı. Ve Çin ile Rusya arasındaki görünür uyuma rağmen Moskova, Pekin’in Arktik yönetişiminde daha geniş bir rol talebini desteklemedi. Ortak askerî tatbikatların çoğu gösteri performansı niteliğinde. 2020’de Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın Arktik Konseyi özel temsilcisi Nikolai Korchunov, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun ülkelerin Arktik ve Arktik dışı olarak iki gruba ayrıldığı yönündeki sözlerine katıldığını ve Çin’in bir Arktik kimliğinin bulunmadığını öne sürdü. Aynı yıl Moskova, Çin’e denizaltı tespit yöntemlerine ilişkin gizli belgeler verdiği gerekçesiyle Arktik bölgesinde araştırma yapan bir Rus profesörü vatana ihanetle suçladı.

Hiç Kimsenin Gitmediği Yere Cesurca Gitme

Ve sonra son bir sınır: uzay. Çin, 1956 gibi erken bir tarihte uzay araştırmalarını ulusal güvenlik önceliği olarak ilan etti. 1957 ve 1958’de Sovyet ve ABD uydularının fırlatılmasının hemen ardından Çin lideri Mao Zedong, “Biz de uydu yapacağız,” dedi. Ülke bu hedefi, Nisan 1970’te Dong Fang Hong 1’i yörüngeye yerleştirerek gerçekleştirdi.

1980’ler ve 1990’lar boyunca Çin, bilimsel, ekonomik ve askeri zorunluluklar doğrultusunda kapsamlı bir uzay programı oluşturdu. 2000 yılında hükümet, dış uzaydaki önceliklerini ortaya koyan ilk kabine faaliyetine ilişkin bildirisini yayımladı. Bu öncelikler arasında uzayın kaynaklarından yararlanmak, insanlı uzay uçuşu gerçekleştirmek ve Ay merkezli uzay keşifleri yürütmek yer alıyordu. Uzay da, Şi için de özel bir öncelik konusu. 2013’te “Uzay programını geliştirmek ve ülkeyi bir uzay gücüne dönüştürmek, sürekli takip ettiğimiz uzay hayalidir,” dedi. Çin, 2017’de “2045 yılına kadar dünyanın önde gelen uzay gücü” olmaya ilişkin hazırladığı yol haritasını ortaya koydu ve büyük atılımlar planladı. Planlanan atılımları gerçekleştirerek Çin, ticari uzay programını geliştirmenin yanı sıra, giderek büyüyen keşif, iletişim ve erken uyarı uyduları ağı da dâhil olmak üzere gelişmiş uzay savaşı yetenekleri geliştirdi. Çin’in yörüngeye yerleştirdiği 700’den fazla uydunun üçte birinden fazlası askerî amaçlara hizmet ediyor. Ülkenin 2022 kabine faaliyetleri bildirisi tüm bu gelişmeler resmen duyurdu. Bazı ABD uzay yetkilileri ve uzmanları, Çin’in önümüzdeki beş ila on yıl içinde ABD’yi geride bırakarak uzay alanında lider ülke olacağına ve 1972’deki ABD Apollo 17 görevinden bu yana insanları aya gönderen ilk ülke olacağına inanıyor.

Derin deniz tabanında olduğu gibi, Çin’in önemli teknolojik yetenekleri ve bu sınırın daha açık yönetişimi Pekin’in uzayda kayda değer bir liderlik rolü oynamasına olanak sağlıyor. Pekin, uzay araştırmalarıyla ilgilenen daha az gelişmiş ülkeler için önemli bir ortak haline geldi. 26 devletle ikili anlaşmalar yaptı. Ayrıca BM Dış Uzay İşleri Ofisi ile iş birliği yaparak Tiangong uzay istasyonundan deneyler yürütüyor.

Ancak Pekin’in uzay liderliği için en anlamlı girişimi, 2017’de Çin ve Rusya tarafından duyurulan Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu (ILRS) projesidir. Bu projenin, Ay’ın güney kutbunda kalıcı bir üs olarak başlaması ve sonunda keşif, kaynak çıkarma ve uzun vadeli yaşamı destekleyen yörünge ve yüzey tesislerinden oluşan bir ağa doğru genişlemesi planlanıyor. Çin, bilimsel eğitim, iş birliği ve bazı Çin ve Rus uzay teknolojilerine erişim fırsatları sunarak 50 ülkeyi, 500 uluslararası araştırma kurumunu ve 5.000 yabancı araştırmacıyı ILRS projesine katmayı hedefliyor. Bu hedefine ulaşmak için, projeyi BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi çok taraflı kuruluşlar üzerinden tanıttı.

Pekin ve Moskova, ILRS’yi; Washington’ın aya geri dönme girişimi olan ABD liderliğindeki Artemis programına ve Artemis Mutabakatı’na bir alternatif olarak konumlandırdı. Amerika Birleşik Devletleri ve diğer yedi ülke tarafından 2020 yılında imzalanan mutabakat, barışçıl uzay araştırmaları, uzay kaynaklarının kullanımı, uzay mirasının korunması, birlikte çalışabilirlik ve bilimsel verilerin paylaşımı için bağlayıcı olmayan ilkeler ve yönergeler ortaya koymaktadır. Mutabakat, Kasım ayı başı itibarıyla 60 ülkenin imzacısı olduğu ve mevcut uluslararası uzay antlaşmalarıyla uyumlu olacak şekilde tasarlanmıştır.

Kıdemli bir Çinli uzman, mutabakatı ABD’nin Ay’ı kolonileştirme ve “Ay üzerinde egemenlik kurma” girişimi olarak tanımladı. Ancak Çin, ülkeleri kendi girişimine çekmede pek başarılı olamadı. ILRS’ye, Çin ve Rusya’nın yanı sıra yalnızca 11 devleti katıldı ki bunların birçoğunun hiç uzay programı yok ya da uzay programları henüz başlangıç aşamasında. ILRS’ye katılan iki ülke, Senegal ve Tayland, daha sonra Artemis Mutabakatı’na da katıldı. Artemis Mutabakatı’na daha geniş katılımın çeşitli nedenleri var. ILRS’nin aksine, bu mutabakat NASA ile diğer ülkeler arasındaki mevcut bilimsel, güvenlik ve ticari ilişkilere dayanmaktadır. Mutabakat küçük devletlere kendi uzay endüstrilerini geliştirme fırsatları sunuyor. Şeffaflık, birlikte çalışabilirlik ve veri paylaşımı için net ilkeler sağlıyor ve ülkeleri, Rusya’nın dünya ekonomisi ve bilimsel çabalarının büyük bir kısmından dışlanmasıyla ilişkilendirmiyor. Son olarak, ILRS’nin aksine, Artemis Mutabakatı’nı imzalayan ülkeler NASA’nın Ay programı aracılığıyla astronotlarını Ay’a gönderme fırsatına sahip olacaktır.

Çin’in uzayı yönetmeye yönelik daha geniş yaklaşımı da zorluklarla karşılaştı. 2022’de, yıkıcı uzay enkazı üreten doğrudan yükselişli uydu tahrip füzesi testlerini durdurmayı amaçlayan BM Birinci Komitesi kararına karşı çıkan Çin’e sadece yedi ülke katıldı. 2024’te Çin, dış uzaya nükleer silah yerleştirilmesini kınayan ve Rusya dışındaki tüm üyelerin desteklediği tasarıya ilişkin BM Güvenlik Konseyi oylamasında çekimser kaldı. Pekin ve Moskova’nın uzaya silah yerleştirilmesini ve önlenmesini konu alan kendi anlaşmalarını hazırlama girişimleri, Belarus, İran ve Kuzey Kore gibi sınırlı sayıda ülkeden destek gördü.

Yine de Pekin ilerlemeye devam etti. Kendi yönetişim çerçevelerini geliştirmeyi ve uzayla ilgili teknolojilere yatırım yapmayı sürdürüyor. Ve Pekin gerçekten insanı Ay’a geri götüren ilk ülke olursa, bu durum Amerika Birleşik Devletleri üzerinde güçlü bir sembolik üstünlük sağlayacak ve uzay yarışında normların ve teknolojilerin şekillendirilmesi çabalarını güçlendirecektir.

Donanım ve Sert Güç

Çin yalnızca fiziksel alanlara hükmetmek istemiyor. Şi, Pekin’in siber dünyaya da hükmetmesini istiyor. Şi’nin görev süresi boyunca Çin bir telekomünikasyon devine dönüştü. Şi’nin başlattığı 2015 tarihli Dijital İpek Yolu girişimi, Huawei ve ZTE adlı iki Çinli telekom şirketinin, gelir açısından ölçüldüğünde, küresel telekomünikasyon ekipmanı pazarının yaklaşık yüzde 40’ını elde etmesini sağladı. Çin’in Beidou uydu sistemi, dünyanın birçok bölgesinde GPS’ten daha yüksek konumlandırma doğruluğuna sahip. Çin’in denizaltı kablo teknolojileri de küresel pazardaki paylarını hızla artırıyor.

Pekin ayrıca geleceğin stratejik teknolojilerinde küresel standartları belirlemek istiyor. China Standards 2035 stratejisi gibi girişimleri, standart belirleme kuruluşlarındaki Çinli katılımcıların ve tekliflerin sayısını dramatik biçimde artırdı. Nature dergisine göre Huawei, yalnızca 2022 yılında 200’den fazla standart kuruluşuna 5.000’in üzerinde teknolojik standart önerisi sundu. (Bazı dış gözlemciler, Pekin’in Çinli şirketlerin Çin tekliflerine toplu halde oy vermeleri konusunda ısrar edip şirketlere bu teklifleri yapmaları için mali teşvikler sunarak en iyi uygulamaları baltaladığını ve bunun da çok sayıda kalitesiz teklife yol açtığını bildirmiştir.)

Çin için standart belirlemek sadece ticari kazanımlar elde etmek anlamına gelmiyor. Bu tutum aynı zamanda siyasal ve güvenlik normlarını kendi lehine şekillendirmekle de ilgili. Çin’in New IP adlı yeni İnternet mimarisi önerisi bunun önemli bir örneği. 2019’da Huawei, China Mobile, China Unicom ve Çin Sanayi ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığı, New IP’yi Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin telekom standartları danışma grubuna ortaklaşa bir şekilde sundu. Financial Times’a göre, Çinli yetkililer, günümüzdeki veri yönlendirme ve iletim sistemi olan 1970’ler dönemine ait İletim Kontrol Protokolü/İnternet Protokolü’nün, otonom araçların yaygın kullanımı gibi geleceğin internetinin taleplerini karşılayamayacağını savundu. Teknik pratikliklerin ötesinde, Çinli liderler mevcut İnternet’in ABD tasarımı bir protokole dayanmasının, Pekin’in çıkarlarıyla uyuşmayan Amerikan liderliğinde bir yönetişim sistemini yansıttığına inanıyor. Yeni IP ise bunun aksine, merkezi otoritelerin, ağın bazı kısımlarını kapatmasını kolaylaştırarak devlet kontrolünü ağın bünyesine katıyor. Dolayısıyla Yeni IP, Çin’in kendi teknik ve siyasi tercihlerini küresel internete yerleştirme girişimidir.

Çin’in önerisine Japonya, ABD ve Avrupa’dan ve önde gelen İnternet mühendislerinden olumsuz tepkiler gecikmedi. Uzmanlar mevcut sistemin dönüşüme yeterince açık olduğunu ve New IP’nin İnternet’i devlet kontrolündeki ağlara böleceğini savundu. Avrupalılar mevcut protokolün yapay zekânın ya da diğer önemli teknolojilerin gelişimini engellemediğini belirtti. Ayrıca, standartları Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin değil, yerleşik teknik kuruluşların belirlemesi gerektiğini ifade ettiler.

Çin, vizyonuna destek sağlamak için gelişmekte olan ve orta gelirli ekonomilerden destek toplamak için yoğun çaba sarf etti. 6G, yapay zeka ve yeni internet protokolleri alanlarında Ar-Ge çalışmalarını koordine etmek üzere BRICS Network Geleceğini Araştırma Enstitüsü’nü kurdu. Ayrıca önerdiği İnternet protokollerinin, Dijital İpek Yolu finansmanı, ekipmanı ve eğitimiyle birleştiğinde gelişmekte olan ekonomilerdeki dijital uçurumu kapatmaya yardımcı olacağını savundu. Fildişi Sahili, Gine, Mali, Nijer, Nijerya, Senegal, Güney Sudan, Tanzanya, Zambiya ve Zimbabve gibi Afrika ülkeleri Yeni IP önerisini desteklemek için harekete geçti.  Ancak diğer yerlerde ilgi sınırlı kaldı. Çin analistleri Henry Tugendhat ve Julia Voo’nun gözlemlediği üzere, bir ülkenin Dijital İpek Yolu yardımı alması ile New IP’ye desteği arasında hiçbir bağlantı yoktu.

Bununla birlikte Çin’in diğer bazı dijital girişimleri daha fazla ilerleme kaydediyor. Brezilya, Mısır, Etiyopya, Suudi Arabistan, Güney Afrika ve Birleşik Arap Emirlikleri dâhil olmak üzere birçok BRICS ülkesi Huawei ile ticari işbirliği yapıyor. Ve Çin, ardı ardına yeni öneriler ve teknolojilerle devlet kontrolündeki bir İnternet’in temellerini atmaya çalışıyor. Örneğin Huawei, Çin’in New IP önerisini “Geleceğin Dikey İletişim Ağları ve Protokolleri” olarak yeniden adlandırdı. Oxford Üniversitesi’nden bir araştırma grubunun belirttiği gibi Çin, tekliflerini “forum alışverişi” yöntemiyle, aynı veya benzer önerileri birden fazla kuruluşa sunarak destek arıyor. Mart ayında bir standart belirleme kuruluşu önündeki 6G çalıştayında Çinli katılımcılar, Huawei’nin hâlihazırda geliştirdiği, daha fazla kontrol sağlayan “tamamen yeni bir 6G çekirdek ağı” teknolojisini kabul ettirmek için zorladı. Ayrıca Çin, İnternet verileri için ağ sağlayıcılarına ve hükümetlere veri trafiği üzerinde daha fazla kontrol veren bir yönlendirme sistemi geliştirmeye devam ediyor. Uzmanlar, Pekin’in bu sistemi birkaç Afrika ülkesinde uygulamaya koyduğunu söylüyor.

Düşüncelerinize Karşılık Bir Renminbi

Amerikan küresel üstünlüğünün kalan son sütunlarından biri, doların dünya ekonomisindeki merkezi rolüdür. Dolar hem en çok işlem gören para birimi hem de en baskın rezerv para olmaya devam ediyor. Bu durum Amerika Birleşik Devletleri’ne bazı avantajlar sağlıyor: hükümeti ve şirketleri için daha düşük borçlanma maliyetleri, dolar üzerinden yapılan işlemlere erişimi kısıtlama yeteneği ve ABD finans piyasalarının süregelen önceliği.

Ancak Çin, kendi para birimi renminbinin (yuan) uluslararası kullanımını genişletmeye ve doları tahtından indirmeye kararlı. Küresel finans krizinin ardından Çin, 2009’da Güneydoğu Asya Uluslar Birliği, Hong Kong ve Makao ile renminbi üzerinden ticari ödeme programını pilot olarak başlattı. Renminbinin uluslararasılaştırılmasına yönelik ilk çabalar sonuç vermedi, ancak Çin ısrar etti. Renminbi cinsinden tahviller piyasaya sürdü, 30’dan fazla ülkeyle para takası hatlarını genişletti ve büyük finans merkezlerinde renminbi işlemlerini kolaylaştıracak takas bankaları kurdu. 2015’te, ABD ve Avrupa hâkimiyetindeki SWIFT’e alternatif olması için tasarlanan Sınır Ötesi Bankalar arası Ödeme Sistemi’ni başlattı. Bugün Çin’in ödeme sistemi dünya genelinde 1.700’den fazla bankayı birbirine bağlıyor.

Küresel finans alanı, diğer tüm gelişmekte olan alanlardan daha fazla, Çin’in çok taraflı çerçeveler aracılığıyla çıkarlarını geliştirme çabaları için verimli bir zemin olmuştur. Pekin, Kuşak ve Yol Girişimi’ni, partner ülkelerin sözleşmelerde renminbiyi kabul etmelerini teşvik etmek için kullandı. Bazı Çinli ekonomistler, Kuşak ve Yol katılımcılarının ödemelerini renminbi üzerinden yapmalarını şart koşmayı bile savundu. Bu girişimler işe yaradı: Haziran 2025’e gelindiğinde Çin’in ikili mal ticaretinin renminbi ile yapılan ödeme payı neredeyse yüzde 29’a ulaştı.

Çin’in çabaları, ABD ve Avrupa’nın yaptırımlarıyla da desteklendi. Şi, 2023 Ekim’inde Çin Komünist Partisi Merkez Finans Çalışma Konferansı’nda yaptığı konuşmada bu noktayı vurguladı: “Az sayıda ülke finansı jeopolitik oyunların aracı olarak görüyor,” dedi. “Para birimi hegemonisiyle tekrar tekrar oynuyorlar ve finansal yaptırımlar sopasını sık sık sallıyorlar.” Dünyanın en çok yaptırım uygulanan ülkelerinden olan İran ve Rusya, ikili ticarette ABD dolarını açıkça terk etmiş durumdalar. Ancak Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika da doların merkezi rolünü zayıflatma niyetleri olmasa da yerel para birimlerinin ve bağlantılı bir BRICS ödeme sisteminin kullanılmasını destekledi.

Diğer stratejik girişimlerinde olduğu gibi, Çin’in para birimini teşvik etme çabaları da aksiliklerle karşılaştı. Renminbi, küresel ödemelerin yalnızca yüzde 2,9’unu oluşturuyor ve küresel döviz rezervlerindeki payı aslında 2022’de yüzde 2,8 ile zirve yaptı. Bugün yaklaşık yüzde 2,1 civarında seyrediyor. Yuanın tamamen uluslararasılaşması, sermaye hesabı açıklığının artırılmasını, finansal liberalleşmeyi ve para politikasına hükümet müdahalesinin azaltılmasını gerektirir; bu adımlar ise Komünist Parti’nin ekonomi üzerindeki kontrolünü zayıflatma riskini taşıyor.

Ancak Çin doların dışına çıkmaya ve renminbi kullanımını artırmadan da yerel para birimlerinin kullanımını geliştirmeye isteklidir. Bu konuda kısmen başarılı da olmuştur; bunda Washington’ın doları bir silah olarak kullanmasının ve diğer ülkelerin Amerikan borcunun sürdürülebilirliği konusundaki endişelerinin payı vardır. ABD tahvillerinin yabancı sahipliği 2008’de yüzde 49’dan 2024’te yüzde 30’a gerilemiştir.

Zirveye Çıkaran Rekabet, Aşağı Çeken Rekabet

Şi, uluslararası sistemi Çin’in ekonomik, siyasi ve güvenlik çıkarlarını yansıtacak şekilde değiştirmek istediğini açıkça ortaya koymuştur. Çin’in derin deniz tabanının, Arktik bölgesinin ve uzayın kullanımında öncülük etmesini istiyor. Devlet kontrolünü pekiştiren yeni bir Internet protokolü yaratmak istiyor. ABD ve doların hâkim olmadığı bir küresel finansal sistem oluşturmak, bu sisteme yatırım yapmak ve bu sistemde ticaret yapmak istiyor. Pekin, bu hedeflere ulaşmak için yıllarca, çoğu durumda on yıllarca, olağanüstü düzeyde devlet ve özel kaynakları seferber etti, insan sermayesini geliştirdi, mevcut kurumları ele geçirmeye çalıştı ve yeni kurumlar geliştirdi. Belki de en önemlisi, Pekin ısrarcı oldu. Zamanını kolladı, taktiklerini güncelledi ve fırsatlar ortaya çıktıkça bunlardan yararlandı.

Çin henüz kazanmış değil. Hatta pek çok açıdan ülkenin çabaları yetersiz kaldı. Dünya hiçbir alanda Çin’in değişim vizyonunu tam olarak benimsemedi. Çin’in temsil ettiğini iddia ettiği orta gelirli ve gelişmekte olan ekonomiler bile Pekin’in önerilerine temkinli yaklaştı. Ancak Çin’in stratejisi her sınır alanında kayda değer başarılar sağladı. Hükümet, ISA içinde lider konumunda. Arktik bölgesi ticaretinde liderliğini pekiştirdi, bölgeye askerî erişim elde etti ve karar alma masasına kimin oturacağına dair anlatıları yeniden düzenliyor. Uzayda kendini önde gelen bir bilim ve askerî güç haline dönüştürdü. Dünya teknolojik altyapısını oluşturacak ve yönetecek standart belirleme kuruluşlarında ilerleme kaydediyor. Uluslararası finansal sistemde doların rolünü azalttı, kendi para biriminin dış ticaretteki rolünü artırdı ve alternatif ödeme sisteminin erişimini genişletti. Ve Çin’in bu alanların her birinde biriktirdiği bilimsel, diplomatik, askerî, kurumsal ve fiziksel kabiliyetler, vizyonunu geliştirmeye devam etmesini mümkün kılıyor. Bu durum, bugüne kadarki başarısızlıklarına rağmen Pekin’in rotasını değiştirmesinin pek olası olmadığı ve ilerlemeye devam edeceği anlamına geliyor.

ABD’nin yanıt vermek için üç seçeneği var: geri çekilip Çin’e istediği alanı tanımak, ortak bir zemin bulmaya çalışmak veya aktif şekilde rekabet etmek. Birinci seçenek uygulanamaz; geri çekilmek ABD’nin siyasi, ekonomik ve ulusal güvenliğini sağlamadaki kapasitesine maddi zararlar verir. İkinci seçenek cazip ve iki ülke derin deniz ve uzay alanlarında bilimsel iş birliğini genişletebilir. Ancak çoğu alanda, ülkelerin vizyonları arasındaki uçurum, en azından yakın vadede, kapatılamayacak kadar büyük.

Geriye yalnızca üçüncü seçenek kalıyor. Ancak bahsettiğimiz sınır alanlarında rekabet etmek, savunmak veya mevcut yönetişimi geliştirmek için ABD’nin kabiliyetlerini yeniden inşa etmesi ve sorumlu bir küresel lider olarak itibarını geri kazanması gerekecek. Washington’ın kutup buz kırıcıları, derin deniz madenciliği prototipleri, finansal ödeme yenilikleri, telekomünikasyon teknolojisi, ay keşfi ve diğer uzay teknolojileri de dâhil olmak üzere teknik yetenekleri ya zaten Çin’inkilerin çok gerisinde kalıyor ya da yakında kalacak.  Bunu düzeltmek için ABD’nin her bir alanda yatırım yapması gerekecek.

ABD Başkanı Donald Trump, Arktik güvenlik gemilerinin inşasını destekleyen, uzayla ilgili endüstrileri serbestleştiren ve astronotların Mars’a gönderilmesini destekleyen başkanlık kararnameleri yayınlayarak bu yönde bazı ilk adımlar attı. Trump’ın emirleri ayrıca deniz tabanı madenciliği teknolojilerinin geliştirilmesini de destekliyor. Trump’ın emirleri ayrıca deniz tabanı madenciliği teknolojilerinin geliştirilmesini de destekliyor. Washington, dolara olan talebi artırmak ve Amerikan yapay zeka teknolojisi altyapısını küresel olarak tanıtmak için dengeli kripto paraları (stablecoins) ve diğer dijital varlıkları destekliyor. Ancak bu adımlar, Çin’in yetkililerine ve endüstrilerine sunduğu türde uzun vadeli bir yol haritası ortaya koymuyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin her alanda kapsamlı bir stratejiye ihtiyacı var; bu strateji, ABD’nin ekonomik ve güvenlik hedeflerine dair net bir vizyonu, yakın vadede kritik öneme sahip askeri yeteneklere önemli yatırımları ve uzun vadeli rekabet gücünü sağlamak için araştırma ve geliştirmeye yönelik sürekli desteği içermelidir. Bu yatırımları finanse etmek, Biden yönetiminin yarı iletkenler üzerine CHIPS ve Bilim Yasası ve Trump yönetiminin MP Materials ile nadir toprak mineralleri üzerindeki Savunma Bakanlığı ortaklığı gibi yenilikçi kamu–özel sektör işbirliği modelleri gerektirecek. ABD ayrıca bu alanların yönetişim kurumlarının şeffaflık, açıklık ve piyasa rekabeti değerlerini yansıtmasını sağlamak için müttefikleri ve ortaklarıyla birlikte çalışmak zorunda kalacak. Aksi takdirde ABD, Çin’in bir alanı sadece sahiplenerek değiştirme yeteneğiyle baş edemez.

Washington ayrıca kendini yeniden sorumlu bir küresel lider olarak konumlandırmak zorunda kalacak. Örneğin Trump’ın gümrük vergileri savaşı, ABD’nin küresel ekonominin güvenilir bir hakemi olma özelliğini zayıflatarak ters dolarizasyonu hızlandırdı. Ekonomist Kenneth Rogoff’un belirttiği gibi, ülkelere tehditler savurmak onların para birimlerini çeşitlendirmeye yönelmesine neden olur. Trump yönetiminin Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi’nin (ISA) deniz tabanı madenciliği yasaklarını görmezden gelme tehdidi, birçok ABD müttefikiyle çatlaklara yol açarak ISA rejimini altüst edebilir. Bu durum, kelimenin tam anlamıyla bir fiyatları aşağı çekme yarışına yol açabilir ki Çin, sahip olduğu yetenekler göz önüne alındığında, bu yarışı kazanmaya Amerika Birleşik Devletleri’nden çok daha iyi hazırlanmış durumda. İnternet yönetimi ve küresel finans sistemi gibi alanlarda Washington, diğer ülkeleri ABD vizyonuna ikna etmek için teknolojik, finansal ve diplomatik araçlarının tamamını kullanmak zorunda kalacaktır.

ABD’nin değer önerisini yeniden teyit etmek ve dünyayı kendi liderliği etrafında toplamak için hâlâ bir fırsat penceresi vardır. Trump’ın tutarsız davranışlarına rağmen Washington çoğu hükümet için hâlâ daha cazip bir ortaktır. Ancak yönetimin, “önce Amerika” yaklaşımını giderek çok kutuplu hale gelen dünyanın gerçekleriyle uyumlu hale getirmesi, al-ver odaklı anlaşma yapmayı daha geniş bir stratejik çerçeveyle birleştirmesi ve diğer ülkelere gerçek faydalar sunması gerekecek. İlk Trump yönetiminin Artemis Mutabakatını oluşturması, yararlı bir model sunuyor. Hükümet bu mutabakatı kurallara dayalı, şeffaf, işbirlikçi ve kapsayıcı olarak düzenledi; ayrıca uzay hukuku, kaynak yönetimi ve uydu verileri gibi alanlarda kapasite geliştirme programları sağladı. Aynı türden yenilik, açıklık ve gerçek ortaklık içeren girişimler, Amerikan liderliğini Çin liderliğinden ayırır ve uluslararası sistemin keşfedilmemiş sınırlarında ABD etkisini sürdürme konusunda en iyi şans sunar.

 

*Elizabeth Charissa Economy, ABD, Çin ve Dünya Projesi’nin Eş Direktörü ve Stanford Üniversitesi Hoover Enstitüsü’nde Hargrove Kıdemli Araştırma Görevlisidir. 2021–23 yılları arasında ABD Ticaret Bakanlığı’nda Çin Başdanışmanı olarak görev yapmıştır. The World According to China adlı kitabın yazarıdır.

 

Kaynak: https://www.foreignaffairs.com/china/how-china-wins-future-elizabeth-economy

 

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA