Orhan Gencebay’ın, 1950’lerden süre gelip kendisine yol aralamaya ve modern yaşama biçiminin senkronu olan icra biçimini bulmaya çalışan müziğimize 1970’lerden itibaren yaptığı tarihsel müdahale tartışma götürmez. Kanaatimce 80 sonrasından günümüze uzanan yeni bakış açısının biçimlenmesinde ise özellikle Burhan ve Uğur Bayar kardeşlerin katkısı dikkate değerdir. Tabi 1980’lerin başında Turgut Özal’ın dünyaya açık ekonomik ve siyasal politikalarının -farklı eleştiriler olmakla beraber- müzik sektörünü olumlu anlamda etkilediğini, Batı’nın müzik üretiminin daha takip edilebilir hâle geldiğini, yeni stüdyo teknik imkanlarının ülkemize taşınarak çok daha verimli kayıtlara sahip üretimlerin ortaya çıktığını söylemek mümkün.
Bu yeni süreç içerisinde ise Adana’dan İstanbul’a müzik yapmak üzere gelen iki kardeşin, önce sanatçıların orkestralarında yer almaları, sonra bestelerinin teker teker öne çıkması ve ardından kendilerine mahsus anlayışlarını sergileyebilecekleri yönetmenlik, aranjörlük çalışmalarının hızla sektörü belirler hale geldiğini görürüz. Hatta 1970’li yıllarda bazı albümler ortaya koymalarına rağmen asıl güçlü çıkışlarını bu ikiliden herhangi birisi ile gerçekleştirdikleri üretimlerle yapan Müslüm Gürses, İbrahim Tatlıses, Bergen gibi birçok isim söz konusudur. Arabesk meselesi üzerine önemli kitaplar yayınlayan Serdar Aydın’ın da belirttiği gibi mesela Müslüm Gürses 70’lerde plak ve kasetler yayınlamıştı ama henüz kitlesel bir karşılık bulamamıştı (Serdar Aydın, Müslüm Gürses Üzerine Antibiyografik Bir Kolaj Denemesi, 2025: 39). 1980’lere tekabül eden kitleselleşme öyküsünü biçimlendiren isimlerin başında Burhan Bayar’ı saymak gerekli bu yüzden. Özellikle değişen saund ve aranje mantığının karşılık bulduğu ve yönetmenliğini Bayar’ın yaptığı 1986 tarihli Müslüm Gürses/”Küskünüm” albümü bence sanatçının discografisi açısından ana omurgayı belirleyen temel çalışmadır. Devamında ise birçok Müslüm Gürses-Burhan Bayar müzikal ortaklığından bahsetmek mümkün (Tabi bu arada konu Gürses ve müzik yönetmenleri olunca Yavuz Taner, Özer Şenay, Mustafa Sayan isimlerini de anmadan geçemeyiz). Yine 1991’de Bayar Müzik etiketi ile çıkan ve 5’i Burhan Bayar bestesi olan “Bir Bilebilsen” albümünün Gürses’in kendi müzikal süreci açısından önemli bir yerde durduğunu, sanatçının bu albüm ile 90’larda da ağırlığını koruduğunu söylemek mümkün.


Müslüm Gürses’in “Teoman” şarkısı okuduğu “Paramparça” ve Batı müziklerine sözler yazılıp yorumladığı “Aşk Tesadüfleri Sever” albümlerinin arkasında müzik yönetmeni olarak Burhan Bayar ismi vardır.
Müslüm Gürses’e Bayar müdahalesi sadece klasik arabesk albümlerle sınırlı değil tabi ki. 2000’lere gelindiğinde arabesk müzik açısından yeni bir dönem başlamış, klasik arabesk dönemi kapanmak zorunda kalmıştır. Bu kapanışın simgesel ürünü, Müslüm Gürses’in Teoman’ın eserini yorumladığı “Paramparça” (Bayar Müzik, 2002) albümüdür bence. Gürses’in rock sanatçısı Teoman’ın “Paramparça” şarkısını okuduğu 2002 tarihli albümün arkasında da o çıkar karşımıza. Dolayısı ile Gürses’in 2000’li yılların ruhunu yakalayarak yeni kuşaklar ve yeni müzik anlayışları ile buluşmasın mimarı Bayar’dır. -Aşağıda anlatacağım gibi- Nasıl “Mavi Mavi”, 1980’lerin müzikal ve toplumsal dönüşümünü taşıyan tarihsel bir çalışma ise aynı şekilde “Paramparça” da 2000’lere gelindiğinde artık arabesk müziğin form değiştirmesi gerektiğini ilan eden teknik yaklaşımı ile yeni bir dönemi aralar. Çünkü 1970’lerden 90’lara sarkan sosyolojik “çevre”, 2000’lerde ekonomik, politik anlamda “merkez”e yönelmiş, bu yönelim doğal olarak üretilen müziğin dilini, dönüşmeye zorlamıştır. Ki, 2006’da Murathan Mungan projesi ile ortaya çıkan ve Gürses’e Batı şarkılarının müzikleri üzerine yazılmış sözlerin yorumlatıldığı “Aşk Tesadüfleri Sever” albümünün mutfağındaki kurucu isimler arasında Atilla Özdemiroğlu, Ceyhun Çelik, Sunay Özgür ile beraber Burhan Bayar da vardır.

Hem müzik yönetmeni hem de besteci olarak Burhan Bayar imzasını taşıyan
“Mavi Mavi” albümü 1980 sonrası müzikal değişimi belirleyen temel çalışmadır.
Aynı şekilde 1970’lerde “Ayağında Kundura” ile popülerliği yakalayan İbrahim Tatlıses’in, müziğin geldiği modern icra ve kayıt imkanları, aranje mantığı ile yeniden ve parlayarak zamanın ruhuna eklemlenmesinin öyküsünde de Burhan Bayar’ı buluruz. Hatta ben, bütünüyle 1980 sonrası müzikal değişimimizin en simgesel albümünün İbrahim Tatlıses’in “Mavi Mavi”si olduğunu düşünüyorum. Ve Bayar Müzik etiketi ile yayınlanan “Mavi Mavi”, baştan sona Burhan Bayar imzasını taşıyan tarihsel bir çalışmadır. Albümün A yüzü, bir eser hariç (“Bırak Gitsin”, Uğur Bayar şarkısıdır) Burhan Bayar bestelerinden oluşmakta, B yüzü ise anonim türküler ve türkü formunda bestelenmiş eserlerden meydana gelmektedir. Ayrıca A yüzünün aranjesini Burhan Bayar’ın, B yüzünün aranjesini ise Arif Sağ’ın yaptığını not düşelim. Albümlerin bir yüzünde arabesk eserler, diğer tarafında türkülerden seçilen repertuar şeklindeki formun artık Burhan-Uğur Bayar imzasını taşıyan çoğu albümde bir tarz biçiminde çoğaldığını görürüz. 1985 yılında çıkan bu önemli çalışmanın hemen ardından yine Burhan Bayar yapımı halinde sunulan “Gülüm Benim” (1986) için de benzer değerlendirmeyi yapmak gerekli. Bu iki albümde artık arabesk müziğin kült eserleri haline gelen ve hepsi Burhan Bayar bestesi olan “Mavi Mavi”, “Sevmek”, “Yalnızım”, “Gülüm Benim”, “Gülümse Biraz”, “Yıkılmışım Ben” gibi efsane şarkılar vardır.
Burhan Bayar’ın hem bestelerini verdiği hem de aranjelerini yaptığı albümler dikkate alındığında, “Mavi Mavi” ile başlayıp bugünlere ulaşıp imzasını taşıyan her yapımda hiç durmayan müzikal bir arayış ve kendisini aşma çabası fark edilir. Bu aşma çabası neticesinde, 70’lerde klasik formunu bulmuş ve kendini tekrar etmeye başlamış arabeskin, 80 sonrası teknik anlamda yenilenmesini belirleyen birkaç isimden birisi olduğunu kolaylıkla iddia edebiliriz. Tabii bu geniş müzikal bilincin tarihsel kazısını yaptığımızda, İstanbul’a geldiği vakit, Türkiye’nin önemli müzik üstatlarından cazcı Burhan Tonguç’un evinde yaşadığı deneyimi bulmak mümkün. Çünkü o eve gelip giden ve cazdan arabeske birbirinden farklı türler icra eden müzisyenlerle karşılaşmak, mutlaka sonraki yıllarda kendi üreteceği besteler, aranjeler için bir fikir vermiştir. Türlerin katı sınırlarını aşan bu kavrayış genişliği sayesinde, toplumun arzu ettiği müzikal dönüşümü yakalayabildiğini, gerekli müdahaleleri “Mavi Mavi” albümünde olduğu gibi geliştirebildiğini gözlemleriz. Bu belirleyicilik sadece besteci ve aranjörlük anlamında değil, bizatihi Bayar Müzik olarak yapımcı biçiminde (kardeşi Uğur Bayar ile birlikte) dönemi tanımlayan nitelikli ve müzikal altyapı bakımından öncü albümlerin çıkışını da sağlamıştır. Kastettiğimiz bu müzikal öncülüğün daha dinamik bir altyapı, yerli-Batılı enstrüman zenginliği ile türler arası geçişkenliğe kapı aralayarak zengin bir saund üretmek olduğunu söyleyebiliriz.
Burhan Bayar’ın bu toplumsal dönüşümü çok iyi okuduğunu fark etmemek mümkün değil. Hatta rap ve arabeskin iç içe geçtiği albümlerin çoğaldığı zaman diliminde Bayar’ın yönettiği “Paramparça”, zamanın ruhunu yakalayan en anlamlı çalışmadır diyebiliriz. Oradan adeta müziğimize, geçişken yeni bir alan açılmıştır. Bunun en büyük ispatı, 90’larda pop müziğin patlama sürecinin etkin isimlerinden Levent Yüksel’in 2017 yılında baştan sona arabesk bestelerden oluşmuş, “Hayatıma Dokunan Şarkılar” (Poll Production) albümüdür. Yüksel’in on şarkı okuduğu albümde beşinin, Burhan Bayar bestelerinden seçilmesi tesadüf değil. Yine Zara’nın, “Derin Aşk” (Poll Production, 2014), Sibel Can’ın “Arabesque” (Doğan Music Company, 2016) isimli ve Burhan Bayar bestelerinin tercih edildiği albümleri karşımıza, yeni bir müzikal sürecin açıldığını işaret etmekte. Bu süreci doğru okuyabilmek için en isabetli adres, Bayar’ın Türkiye’nin önemli gitaristi Erdinç Şenyaylar, yine önemli aranjör ve bağlamacısı Ahmet Koç ile hazırladığı, “Burhan Bayar Besteleri” (Poll Production, 2016) albümüdür. Sayısız Burhan Bayar şarkıları arasından seçilen ve dillere düşmüş eserlerden meydana gelen bu albüm, bir vefa ürünü olmasının ötesinde, 80 sonrasının müzikal ortamına damgasını vurmuş bir bestecinin, büyüklüğünü yeniden hatırlatması bakımından da arşivlik çalışmadır.

Her biri 1980’lere damga vuran, Burhan ve Uğur Bayar bestelerinin yanı sıra, müzik yönetmenlikleriyle piyasaya yeni ufuklar kazandıran Bayar Müzik üretimi albümlerden bazıları
(Sabah Altın Kaset müzik magazin dergisi, 28 Ekim 1987, Sayı 11)
Burhan Bayar’in bu bahsettiğimiz müzikal ufkunun çağı yakalama performansı daha çocuk yaşlarda Adana’da, günümüzün önemli aranjörlerinden İskender Paydaş’ın babası Muhittin Paydaş’ın hediye ettiği yan flütle başlayan bir öykü aslında. Daha sonra, mimarlık okumak için 1970’lerde İstanbul’a gelmesi (Martin Stokes, “Türkiye’de Arabesk Olayı, 2009: 169) ama içindeki müzik aşkı sebebiyle okulu bırakıp kardeşli Uğur Bayar ile İstanbul ve Ankara’nın eğlence mekanlarında sanatçılara eşlik etmesiyle ilerleyen süreç (Burhan Bayar ismi mesela Fikret Kızılok’un “Zaman Zaman” isimli kült albümünde ney çalarken de çıkar karşımıza) ve birikim 1980’lerden itibaren piyasanın estetik eşiğini belirliyor. Bunu o yıllarda kurdukları Bayar Müzik etiketiyle yayınladıkları ve yönetmenliğini yaptıkları albümlerin hem kayıt hem orkestrasyon hem de farklı müzik türlerini bu toprakların ruhuna uygun biçimde aranjelere taşıma performanslarına bakarak pekala anlamak mümkün.
