Çin’in Orta Doğu’da Rakipler Arasındaki Taktiksel Dansı

Çin için, enerji güvenliği açısından hayati önem taşıyan İran-Suudi geriliminin aksine, Filistin-İsrail çatışması doğrudan Çin’in çıkarlarını tehdit eden bir mesele değildi. Bu yüzden Xi, Gazze krizinden sonra Orta Doğu’daki dengeleri sessizce gözlemleyen bir strateji izlemeyi tercih etti. Bölgedeki güç dengelerinin nasıl değiştiğini izlemeyi, durumu çözmek için aktif bir rol üstlenmeye yeğledi. Dolayısıyla, bu ip cambazı, İsrail ile ekonomik bağlarını ve Arap dünyasındaki ahlaki duruşunu dikkatlice dengeleyerek ilerledi.
Şubat 26, 2025
image_print

Korunma, Takoz ve İhtiyata Dönüş: Çin’in Orta Doğu’da İttifaklar ve Rakipler Arasındaki Taktiksel Dansı

 

“Gücünü sakla, zamanını bekle.” Çin’in reform hareketinin mimarı Deng Xiaoping’e atfedilen bu ünlü söz, 1992’den itibaren yirmi yılı aşkın bir süre boyunca Çin’in Orta Doğu politikasını şekillendiren temel ilke olarak görüldü. Bu söz, Çin’in bölgedeki “Stratejik Belirsizlik” ve sabır politikasını özetliyordu.

Bu yaklaşım, Xi Jinping 2013’te iktidara gelene kadar yürürlükte kaldı. Xi ile birlikte Çin, kural koyuculuktan kural yapıcılığa geçiş sürecine giriyordu. Bu kez Xi, kendi deyimiyle “Çin’in hikayesini iyi anlatmaya” kararlıydı. Daha önce ip üzerinde dikkatle yürüyen, en ufak bir hatadan kaçınan temkinli ip cambazı, artık cesur akrobatik hareketleriyle izleyicileri büyülemek istiyordu.

Bu dönüşüm, Çin’in bölgedeki rolünün tam tarafsızlıktan seçici müdahaleye kaymasını gerektiriyordu. Bu da, yalnızca müdahalesinin yapıcı olabileceği durumlarda temkinli ve seçici bir arabulucu olarak hareket etmek anlamına geliyordu. Çin için artık uzun vadeli korunma politikasından daha iddialı bir takoz politikasına geçme zamanı gelmişti. Ancak, 7 Ekim 2023’ten bu yana bölgede yaşanan hızlı ve öngörülemez gelişmeler, Xi Jinping’inÇin’ini bile geleneksel temkinli yaklaşımına geri dönmeye zorladı.

Peki, Çin yeniden gerçek bir arabulucudan sessiz bir mimara mı dönüşüyor? Çin’in Orta Doğu’daki stratejisi neden sürekli değişkenlik gösteriyor?

1950’ler ve 1960’larda Çin, Orta Doğu ülkeleri arasında sömürge karşıtı bir bilinç oluşturmayı ve bölgedeki Sovyet ve Batı etkisini dengelemek için siyasi destek kazanmayı hedefledi. 1978’de Deng Xiaoping’in ekonomik modernleşme politikasının başlamasıyla birlikte Çin, siyasi ve ideolojik hedeflerinin önemini azaltarak finansal çıkarlarını öncelik haline getirdi ve bölgesel stratejisinde köklü bir değişime gitti. Bu da Çin ile Orta Doğu’daki tüm ülkeler arasındaki ilişkilerin normalleşmesini sağladı.

Bu noktadan sonra Çin, korunma stratejisini benimseyerek bölgedeki etnik ve jeopolitik çatışmalarda taraf tutmaktan kaçındı. Tüm bölgesel güçlerle dengeli ve tarafsız bir ilişki yürütürken, baskın küresel güç olarak ABD ile karşı karşıya gelmemeye büyük özen gösterdi.

Çin, Arap-İsrail çatışmasına yönelik tutumunu da değiştirdi. Bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını desteklerken, aynı zamanda İsrail ile ekonomik ilişkiler geliştirdi ve ülkenin ileri tarım teknolojisini kullanmaya yöneldi. Ocak 1992’de Çin, İsrail ile resmi diplomatik ilişkiler kurdu. Çin, 2000’li yıllar boyunca tarafsız kalma ve çatışmalardan uzak durma ilkesine bağlı kaldı.

Xi’nin iktidara gelmesinden önce, ip cambazı için önemli olan şey, dikkatlice yürümekti—gösterişli hareketler yapmak değil.

Xi’nin 2013 yılında iktidara gelmesiyle birlikte Çin’in dış politika yaklaşımı, Xi’nin iddialı vizyonundan etkilenerek köklü bir değişim geçirdi. “Çin halkı uzun zamandır kendi kaderinin efendisidir ve kimsenin bize zorbalık yapmasına, baskı uygulamasına ya da bizi boyunduruk altına almasına asla izin vermeyeceğiz.”

Xi, Çin’in herhangi bir yabancı güç tarafından aşağılanmasına asla müsaade etmemeye ve artık mevcut uluslararası düzeni olduğu gibi kabul etmek yerine, onu Çin’in çıkarlarını en üst düzeye çıkaracak şekilde değiştirmeye kararlıydı.

Xi’nin yeni “Takoz Politikası”nın temel hedeflerinden biri, Orta Doğu da dahil olmak üzere dünya genelinde ABD’nin liderlik modelini zayıflatmaktı. Bu doğrultuda, kalkınma ve güvenlik için alternatif modeller sunmak üzere çeşitli girişimlerde bulundu ve ABD odaklı mevcut kurumlara rakip uluslararası yapılar kurmaya çalıştı.

Ayrıca, Batı tarafından dikte edilen evrensel değerler yerine her ülkenin kendi yerel değerlerini ön plana çıkardı. Çin’in Orta Doğu’daki en önemli etki araçlarından biri de, bölgesel çatışmaların tarafları arasında arabuluculuk ve barış sağlama rolünün artmasıydı.

Tabii ki Çin, bu arabuluculuk faaliyetlerini yalnızca jeostratejik ve ekonomik çıkarlarının ciddi risk altında olduğu durumlarla sınırlı tuttu. Bunun en belirgin örneklerinden biri, her iki tarafla da derin mali bağlara sahip olduğu İran ve Suudi Arabistan arasındaki arabuluculuk çabasıydı. Çin, bu uzlaşmadaki yapıcı rolünün, kendisini bölgesel bir güç simsarı olarak konumlandırmasına yardımcı olacağına inanıyordu.

Ayrıca Çin, bu süreci takoz politikası kapsamında ABD ile bölgesel müttefiki Suudi Arabistan’ın arasını açmak için bir koz olarak kullanabilecekti.

Daha önce ipte dikkatli yürüyen ihtiyatlı cambaz, Xi’nin cesur politikaları sayesinde göz alıcı bir akrobatik hareket sergilemeyi denedi—ve bunda başarılı oldu.

7 Ekim 2023 sonrası yaşananlar, Çin’i kriz anlarında gerçek bir süper güç olarak görmek için henüz erken olduğunu gösterse de, varlığı inkâr edilemez. Ancak Çin, henüz etki gücünün tamamını sahaya sürmüş değil. Kritik anlarda, atılganlık ve temkinlilik arasında hassas bir denge kuruyor.

Ancak, Xi’nin liderliğinde bu kez “Yeniden Dengeleme”nin altında yatan asıl motivasyonun takoz politikası olduğu görülüyor. Gazze krizi, Çin’e bölgesel çatışmalarda tarafsız ve tek taraflı hareket etmeyen bir süper güç olarak kendini sunma fırsatı tanıdı; özellikle Arap dünyasının gözünde, Çin’in gelişmekte olan ülkeler için bir model olabileceği fikrini güçlendirdi.

ABD, yıllardır Çin’i Orta Doğu’daki varlığından faydalanmakla suçlarken, bölgeye herhangi bir katkı sunmadığını öne sürüyordu. Şimdi ise Çin, bu durumu tersine çevirmek için ABD’yi Orta Doğu’daki sicilini gözden geçirmeye zorlamaya çalışıyordu—bu sicil, hatalar ve taraflı politikalarla doluydu. Belki de savaşın uzaması, ABD’nin Orta Doğu halkları nezdindeki imajını daha da zedeleyecek ve bu durum Çin’in orta ve uzun vadeli çıkarlarına hizmet edecekti.

Ayrıca savaş, ABD’nin dikkatini geçici olarak Doğu Asya’dan uzaklaştırarak Orta Doğu’ya yönelmesine neden oldu. Bu değişim, iki süper güç arasındaki rekabette Çin’in geniş çaplı stratejik çıkarlarıyla uyum içindeydi.

Öte yandan, Çin’in bu krizde etkili bir arabulucu rolü üstlenme olasılığı düşük olduğundan, bu durum onun İran ve Suudi Arabistan arasında benzer bir arabuluculuk yapma konusunda daha çekimser davranmasına yol açabilir. ABD’nin İsrail lehine doğrudan müdahil olması ve savaşın dinamiklerinin hızla değişmesi, Çin’in tarafsızlık ilkesine bağlı kalarak arabuluculuk yapmasını son derece zorlaştırdı.

Xi yönetimindeki Çin, Orta Doğu’da takoz politikasını uygulamaya çalışırken, Gazze krizinin hızlı ve öngörülemez gelişmeleri, ülkeyi Arap kamuoyunda popülerlik kazanmayı ve ABD ile bölgesel müttefikleri arasına bir kama sokmayı amaçlayan geleneksel korunma politikasına geri dönmeye zorladı.

İsrail-Filistin meselesi oldukça karmaşık ve kutuplaştırıcı bir konuydu. Bu nedenle Xi, kriz sona erdiğinde İran, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgedeki kilit aktörlerle ilişkilerine zarar vermemek için son derece temkinli bir tutum sergiledi.

Çin için, enerji güvenliği açısından hayati önem taşıyan İran-Suudi geriliminin aksine, Filistin-İsrail çatışması doğrudan Çin’in çıkarlarını tehdit eden bir mesele değildi.

Bu yüzden Xi, Gazze krizinden sonra Orta Doğu’daki dengeleri sessizce gözlemleyen bir strateji izlemeyi tercih etti. Bölgedeki güç dengelerinin nasıl değiştiğini izlemeyi, durumu çözmek için aktif bir rol üstlenmeye yeğledi.

Dolayısıyla, bu ip cambazı, İsrail ile ekonomik bağlarını ve Arap dünyasındaki ahlaki duruşunu dikkatlice dengeleyerek ilerledi—çünkü en ufak bir yanlış adım, Çin’in hassas jeopolitik konumunu sarsabilirdi.

 

*Dr. Sika Sadoddin, Tahran Üniversitesi’nde Orta Doğu Çalışmaları alanında doktora yapmış bir akademisyendir. Tahran Üniversitesi, Shahid Beheshti Üniversitesi ve Kum Üniversitesi gibi çeşitli üniversitelerde ders vermiştir. Ayrıca ABD’de Portland Eyalet Üniversitesi’nde araştırmacı olarak görev yapmıştır. Araştırma alanları, özellikle Çin’in Orta Doğu politikası ve bölgedeki kilit aktörlerle ilişkileri üzerine yoğunlaşmaktadır.

Kaynak: https://www.middleeastmonitor.com/20250222-hedging-wedging-and-returning-to-caution-chinas-tactical-dance-between-alliances-and-rivals-in-the-middle-east/

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.