Barış ve Savaş İçin Ne Kadar İleri Gidebilir?
Ara seçimlerin sona ermesiyle birlikte ABD Başkanı Donald Trump artık bir topal ördek konumunda. Kongre üzerindeki kontrolü kaybeden ikinci dönem başkanları, önemli yasal düzenlemeler veya diğer iç politika girişimleri için zamanın artık geride kaldığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalırlar. Miraslarını nasıl şekillendireceklerini düşünen topal ördek başkanlar çoğu zaman dış politikaya yönelirler çünkü başkanlık makamının gücü, onların can sıkıcı iç siyaset meseleleriyle kısıtlanmadan hareket etmelerine olanak tanımaktadır. Bir topal ördek başkanın yurtdışında son büyük bir hedefe yönelmesi alışılmadık bir durum değildir. Örneğin ABD Başkanı Bill Clinton, başkanlığının son döneminde İsrail-Filistin çatışmasına nihai bir çözüm getirecek öneriyi ilerletmek için büyük çaba harcamıştı.
Ancak Trump’ın topal ördeklik dönemi, kendisinden önceki başkanlarınkine benzemeyecek. Kasım 2020 ile Ocak 2021 arasında, topal ördek dönemi olarak adlandırılan bir süreçten zaten geçmişti. O dönemi, Joe Biden’ın seçimi kazandığına dair açık kanıtlara rağmen seçim sonuçlarına itiraz etmek için kullanmıştı. Trump, son 100 yılda birbirini takip etmeyen iki dönem görev yapmış ilk başkan ve dolayısıyla yaşayan hafızamızda ikinci bir topal ördeklik dönemi geçirecek tek Amerikan lideridir üstelik bu kez söz konusu topal ördeklik dönemi iki yıldan fazla sürecek.
Demokratların Temsilciler Meclisi ve Senato’da yakında kontrolü ele alacak olması dolayısıyla muhtemel hale gelecek görevden alma veya Trump ailesinin ticari faaliyetlerine yönelik soruşturma ihtimallerinden oluşan tehdit, başkanı köşeye sıkışmış ve öfkeli hissetmesine yol açacaktır. Trump’ın görev süresinin geri kalanını bu kadar tehlikeli kılan da budur. Kendini köşeye sıkışmış hisseden ve enerjisini yöneltebileceği belirgin, yapıcı bir dış politika alanı bulunmayan Trump, uluslararası alanda sert tepkiler verebilir. Demokratların kontrolünde olsa bile Kongre, başkanın dış politikayı günlük olarak yönetmesi üzerinde çok az söz sahibi olacaktır.
Trump’ın tepkisel davranabileceği pek çok yol var: Kanada’ya yönelik yeni tehditler savurmak, ABD’nin dâhil olduğu ittifaklara yönelik yeni saldırılar başlatmak veya Ukrayna ya da Tayvan’ın zararına olacak şekilde Rusya ya da Çin’le iş birliği yapmak. Ancak bu tehditleri politikaya dönüştürmek, ABD askerlerinin konuşlandırılma biçimini değiştirmek veya diğer büyük güçlerle zahmetli müzakereler yürütmek gibi ciddi çabalar gerektirecektir.
Trump’ın en fazla zarar verebileceği iki yer İran ve Küba’dır. The New York Times’a göre Trump yönetimi ve İsrail, ara seçimler biter bitmez İran’a yönelik yeni saldırılar düzenlemek için planlar hazırladı. Tahran’ı teslim olmaya zorlamaya yönelik son bir girişimin başarılı olması pek olası değil ayrıca küresel ekonomiyi ve Basra Körfezi’ndeki müttefiklerin güvenliğini ve istikrarını tehlikeye atacaktır. Trump, Küba’da rejim değişikliğini zorlamaya da çalışabilir. Her iki hasma karşı askerî harekât başlatmak için Trump’ın yalnızca onay vermesi yeterli olacaktır. Ufukta herhangi bir seçim bulunmadığından, başkanı yurtdışında sınırlayan tek şey kendi mirasına ilişkin kaygısı olacaktır.
Bir Ayağı Kapının Dışında
Başkanları, gerek başkanlık gerekse ara seçimlerle ilgili artık seçim kaygıları taşımadıkları noktada “topal ördek” olarak tanımlıyoruz. Yeniden seçilme iddiasını kaybetmiş tek dönemlik bir başkan için bu dönem, sadece halefinin seçilmesi ile göreve başlaması arasındaki birkaç ayı kapsıyor. İkinci dönem başkanı içinse ara seçimlerle görevden ayrılacağı tarih arasındaki iki yıla kadar uzayabilir. (Diğer Cumhuriyetçilerin siyasi geleceğiyle hiçbir zaman özellikle ilgilenmemiş olan Trump’ın, 2028 başkanlık seçiminin kendi düşüncelerini etkilemesine izin vermesi pek olası değildir.)
Seçim kampanyası yürütmenin ve yasama faaliyetlerinin yükünden kurtulan, çoğu zaman da iç siyasetteki desteğini yitirmiş olan topal ördek liderler, daha önce cesaret edemeyecekleri dış politika girişimlerinde bulunarak diplomasiyi öne çıkarma eğilimindedir. Clinton, ikinci döneminin sonunda İsrail-Filistin barış anlaşmasına aracılık etmeye ve Kuzey Kore’ye bir başkanlık ziyareti düzenlemeye çalışmıştı. Başkan Barack Obama ise 2014 ara seçimlerini kaybettikten sonra İran nükleer anlaşmasını sonuçlandırdı ve Küba ile ilişkileri normalleştirdi.
Topal ördek başkanlar, seçimlere giden süreçte başvurmayabilecekleri biçimlerde askerî güç de kullanmışlardır. Örneğin George H. W. Bush, 1992’nin sonlarında kıtlığı hafifletmeye yönelik sınırlı bir görev kapsamında Somali’ye müdahale etti. On yıldan fazla bir süre sonra, 2007’de George W. Bush, seçmenlerin başarısızlıkla sonuçlanan savaştan çekilmesi gerektiği mesajını verdiği, kendisi açısından ağır sonuçlar doğuran bir ara seçimin ardından Irak’ı istikrara kavuşturmak için bölgeye ek asker gönderdi.
Bu dış politika hamlelerinin sonuçları karmaşık olmuştur. Clinton’ın İsrail-Filistin müzakereleri başarısız oldu; Obama’nın diplomatik kazanımları kısa ömürlü kaldı; George H. W. Bush’un Somali misyonu açlığı önleme konusunda büyük ölçüde başarılı olsa da çatışmanın kökenindeki sorunları çözemedi ve Clinton’ı görevi genişletmeye yönelterek felaketle sonuçlanan gelişmelere zemin hazırladı; George W. Bush’un Irak’a ek asker gönderme hamlesi ise kısa vadede şiddeti azalttı ancak ülkeyi kalıcı biçimde istikrara kavuşturmak için pek az şey yaptı. Bu girişimler, en azından, hükümetin ilgili birimlerinden ve hükümet dışı uzmanlardan gelen katkılarla tartışılmış ve planlanmıştır. Amaçları, gerçekleştirilememiş olsalar bile açıktı. Örneklerdeki her bir başkan, Trump’ın rutin biçimde yerine getiremediği standartlardan olan politikalarını açıklamaya ve gerekçelendirmeye çalışmıştı.
Her Şeyi Riske Atmak
Ara seçimlerin ardından gücü zayıflamış olsa da hâlâ Nobel Barış Ödülü’nü kazanma arayışını sürdüren Trump’ın, diplomasiye yönelmesi beklenebilir. Sorun şu ki, Trump, bariz topal ördek hamlelerinin çoğunu zaten tüketti. Trump ilk iktidar döneminde; 2015 yılında İran nükleer anlaşmasından çekilerek, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile üç kez bir araya gelerek, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nın yerini alacak kendi bölgesel ticaret anlaşmasını hayata geçirerek, İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin normalleşmesine aracılık ederek ve çok sayıda uluslararası anlaşmadan çekilerek dış politikada oldukça iddialı adımlar attı. 2025 yılında göreve dönmesinden bu yana, Gazze’de bir ateşkesin sağlanması ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun yakalanması süreçlerini yönetti.
Trump’ın bu girişimlerin çoğuna geri dönmesi beklenmiyor çünkü gösteriye dayalı diplomasisinin başarabileceği şeylerin sınırına ulaşmış durumda. Örneğin Trump, Grönland’ı ele geçirme sözü vermişti ancak sonunda bölgedeki ABD askerî varlığını genişleten bir anlaşmayla yetindi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne rakip olarak sunduğu “Barış Kurulu” ise diğer ülkelerin artık onun her isteğine boyun eğme ihtiyacını daha az hissetmeleri nedeniyle etkisizliğini sürdürmeye devam edecektir.
Trump’ın barış yapıcı bir lider olarak ün kazanmak amacıyla Keşmir veya Sudan gibi çözüme kavuşturulması son derece güç çatışmaları sona erdirmeye çalışması gibi başka düşük ihtimalli girişimlerde bulunması da mümkündür. Ancak bu sorunları en elverişli koşullarda bile çözmek olağanüstü derecede zordur. Bu örneklerde tek taraflı ve dengesiz bir anlaşmayı zorla kabul ettirmek bile Trump’ın sahip olmadığı bir beceri, bölgesel uzmanlık ve sabır düzeyi gerektirirdi. Pek çoğu hâlâ devam etmekte olan bir dizi çatışmayı sona erdirdiğine dair öne sürdüğü şüpheli iddialarının da gösterdiği gibi Trump, diplomasiye nadiren kayda değer bir zaman ayırıyor.
Trump’ın atabileceği belki de en büyük adım, büyük güçlerden oluşan; kendisi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin lideri Şi Cinping’in küresel düzeni tesis etmek için birlikte çalıştıkları bir platformu, bir uzlaşı mekanizması oluşturmak olabilirdi. Ancak Putin ve Şi ile yaptığı önceki görüşmelerin çoğunda olduğu gibi, gelecekteki zirvelerin de somut bir sonuç üretmesi pek olası değil. Ne Rusya ne de Çin, Trump’ın gündeme getirdiği üçlü nükleer silahlar anlaşmasına fazla ilgi gösterdi. İran’ı ABD ile bir anlaşmayı kabul etmeye zorlamaya da istekli değiller.
Trump, bir barış anlaşmasına ulaşma yönündeki umutsuz çabasıyla bu görüşmeleri Ukrayna’yı veya Tayvan’ı gözden çıkarmak için kullanabilir. Ancak son iki yılın gösterdiği üzere Putin uzlaşmayla ilgilenmiyor ve savaşmaya devam edebilecek kaynaklara sahip. Şi, Tayvan’ı Çin’in iç meselesi olarak görüyor ve adaya yönelik yaklaşımına herhangi bir kısıtlama getirilmesini kabul etmesi pek olası değil. Trump sonunda, herhangi bir anlaşmaya varmak için çaba harcamak yerine üç liderin katıldığı bir zirvenin yarattığı görüntüden yararlanmanın kendisi için daha avantajlı olduğunu anlayacaktır.
Son Bir Hamle
Trump’ın en büyük olasılıkla harekete geçeceği yer İran’dır. Savaşı tırmandırmanın çıkmazı kırabileceğine ve kendi mirasını kurtarabileceğine inanıyor gibi görünüyor. Ancak İranlı liderler daha fazla güç kullanılması karşısında geri adım atmayacaklardır. Bunun yerine, ticari gemilere yönelik saldırıları muhtemelen artıracak, Körfez’deki müttefiklere saldıracak ve Trump görevden ayrılana kadar diplomatik girişimleri görmezden geleceklerdir. Üstelik Trump’ın kendi seçenekleri de sınırlı olabilir: İran’a karşı, örneğin Hark Adası’na asker konuşlandırmak gibi daha radikal bir ABD tırmandırması, kendi tabanı nezdinde muhtemelen o kadar tepki çekecektir ki, Trump bundan kaçınmayı tercih edecektir. Trump’ın en büyük destekçileri bile savaşın yol açtığı yüksek fiyatlardan giderek yoruluyor. Çatışmaların yeniden başlaması dünyayı ekonomik bir krize sürükleyebilir.
Trump Küba’da rejim değişikliğini zorlamaya da kalkışabilir. Savunmasını zayıflatmak amacıyla 2026 yılının büyük bölümünde adaya kapsamlı bir ambargo uyguladı. Venezuela’dan gelen can damarından mahrum kalan ve günde yalnızca birkaç saat elektrik kullanabilen Küba’da ekonomik sıkıntılar ve insani acılar son aylarda dramatik biçimde ağırlaştı. Küba hükümetini devirmek, Trump’ın dışişleri bakanı ve ulusal güvenlik danışmanı Marco Rubio’nun kişisel önceliklerinden biri ve Batı Yarımküre’de ABD’nin üstünlüğünü savunan “Donroe Doktrini” ile de uyumlu olacaktır.
Trump açısından Küba’ya saldırmak cazip olabilir çünkü bu, çok fazla askerî kaynak gerektirmeyecek ve en azından onun düşüncesine göre, Eisenhower yönetiminin son döneminden bu yana ABD başkanlarının başını ağrıtan bir sorunu çözecektir. İran meselesine saplanıp kalmamış olsaydı Trump Küba konusunda çoktan harekete geçmiş olabilirdi. Elbette, siyaset bilimci Alexander Downes’ın da gösterdiği üzere, rejim değişikliği sağlamak amacıyla güç kullanmak nadiren işe yarıyor ve genellikle öngörülemez sonuçlara yol açıyor; Küba örneğinde bu, Amerika Birleşik Devletleri’ne yeni bir mülteci akını anlamına gelebilir.
Ancak topal ördek konumundaki Trump, komünist rejimi nihayet devirecek başkan olma ihtimali uğruna bunu göze alınmaya değer bir kumar olarak görebilir. Dış politika söz konusu olduğunda Trump, Gordiyon düğümünü kesip açmaya çalışmaktan daha çok sevdiği bir şey yoktur. Küba’da rejim değişikliğini, İran’daki başarısızlığından dikkatleri uzaklaştırmanın bir yolu olarak da görebilir.
Bir başka olasılık da Trump’ın yurtdışındaki politika çabalarını ailesini zenginleştirmeye yöneltmesidir. Yabancı aktörlerin yönetiminde nüfuz satın almasına imkân tanıyor gibi görünen pek çok fırsatı şimdiden yarattı. Trump ve aile üyeleri, Katar Emiri’nden bir jet uçağı, Suudi Veliaht Prensi’nin öncülük ettiği bir fondan 2 milyar dolarlık yatırım ve büyük bölümü yabancı alıcılardan gelen çeşitli kripto para girişimlerinden elde edilen kazançları kabul etti. The New Yorker’a göre Trump ailesi bu tür çıkar sağlama faaliyetleri yoluyla 4 milyar dolar kazanç elde etti. Senato’nun kendisini görevden almak için gereken 67 oya sahip olmayacağından emin olan Trump, daha fazla para kazanma planının peşinden gitmekte kaybedecek hiçbir şeyi olmadığını düşünebilir.
Bununla birlikte, Trump’ın topal ördeklik döneminde başvurabileceği en şaşırtıcı dış politika seçeneği, hiçbir şey yapmamak olabilir. Başkan, Oval Ofis’i yeniden dekore ederek, Beyaz Saray’da bir balo salonu tasarlayarak ve Kennedy Center’ı yeniden düzenlemeye çalışarak Washington, D.C.’yi kendi imajına göre yeniden şekillendirmekle meşgul oldu. Görevdeki son iki yılını aflar çıkararak, bir yandan siyasi düşmanları hakkında kovuşturma başlatmaya çalışarak ve kendisine anıtlar dikerek geçirme ihtimali de var. Alternatifler göz önüne alındığında, dış politikada hareketsiz kalmak Trump’ın topal ördeklik yılları için en iyi senaryo olabilir.
*Daniel W. Drezner, Tufts Üniversitesi Fletcher Diplomasi ve Hukuk Fakültesi’nde Akademik Dekan ve Seçkin Uluslararası Politika Profesörüdür. Ayrıca Drezner’s World adlı bültenin de yazarıdır.
*Elizabeth N. Saunders, Columbia Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Profesörüdür, Brookings Enstitüsü’nde Misafir Kıdemli Araştırmacıdır ve The Insiders’ Game: How Elites Make War and Peace adlı kitabın yazarıdır.
Kaynak: https://www.foreignaffairs.com/united-states/dangers-lame-duck-trump
Tercüme: Ali Karakuş
