Dünya, küresel bir borç krizine giderek daha fazla yaklaşıyor. İran savaşı bunun kıvılcımı olmuş olabilir ancak tutuşmaya hazır çıralar uzun süredir birikmekteydi.
On yıl süren borç birikiminin ardından yüksek faiz oranları ve artan yeniden finansman ihtiyaçları, küresel ekonomiyi şoklara karşı giderek daha savunmasız hâle getirdi. Devam eden çatışmalar enerji fiyatlarını yükseltirken, yeniden ortaya çıkan enflasyonist baskılar mevcut borç mimarisinin sınırlarını zorlamaktadır.
2025 yılında kamu borcu bir yıl içinde yüzde 10,5 artışla 35 trilyon ABD dolarına ulaşan gelişmekte olan ülkeler için genel görünüm özellikle endişe verici.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), “gelişmekte olan ülkeler arasında ortalamada yer alan bir ülkenin son 25 yılın en yüksek oranı olarak devlet gelirlerinin yaklaşık yüzde 9,5’ini faiz ödemelerine ayırdığını” belirtti.
Uluslararası Para Fonu (IMF), borç sıkıntısı çeken veya bu konuda yüksek risk altında bulunan 32 düşük gelirli ülke olduğunu kaydetmektedir. Buna karşın, özel alacaklılarla yürütülen yeniden yapılandırma süreçleri ortalama 2,5 yıl sürmektedir ki, bu süre Covid-19 pandemisi öncesinde cari olan sürecin iki katına tekabül etmektedir.
Temel sorun ülkelerin ne kadar borçlu olduğu değil, yeni finansmanın maliyeti ve bu finansmana erişilememesidir. Efektif faiz maliyetleri, birçok ülkenin ihracat ve mali gelirleriyle borçlarını karşılama kapasitesinden daha hızlı artıyor ve bu makas daha da açılabilir.
Borçlarının gayri safi yurtiçi hâsılalarına oranı genel düzeyde istikrar kazanmış ülkeler bile büyük miktardaki borçlarını çok daha yüksek faiz oranlarıyla yeniden finanse etmek zorunda kalırlarsa ciddi likidite baskılarıyla karşı karşıya kalabilirler.
Bu sorun yalnızca gelişmekte olan ülkelerle sınırlı değil.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) toplam faiz faturası 2 trilyon ABD dolarını aştı.
ABD, artan kamu borçlanması yoluyla muazzam miktarda sermayeyi absorbe ediyor, yapay zekâ alanında faaliyet gösteren büyük şirketler giderek daha fazla tahvil piyasalarına yöneliyor ve artan savunma harcamaları ile büyük yeni mali taahhütler, faiz oranları üzerinde daha fazla yukarı yönlü baskı oluşturma tehdidi taşıyor.
Dünyanın en büyük borçlusu neredeyse sınırsız ölçekte borçlanabildiğinde, çok daha küçük finansman ihtiyaçları olan ülkeler bunun bedelini ödemek zorunda kalabilir.
Küresel Borç Mimarisi
Küresel borç mimarisinin bu özelliği adaletsiz ve sürdürülemez niteliktedir. İhtiyatlı bir şekilde borçlanmış ülkeler dahi, başka yerlerde alınan kararlar nedeniyle sıkışabilirler.
Gelişmekte olan ekonomiler, mevcut borçlarını yeniden finanse etmek için daha fazla ödeme yapmak ya da sağlık, eğitim, altyapı ve üretim sistemleri yatırımlarına yönelik harcamaları kısmak arasında imkânsız bir seçimle karşı karşıyadır.
Çözüm yalnızca kemer sıkma politikaları olamaz. Borç sürdürülebilirliği, nihayetinde gelecekteki büyümeyi, gelirleri ve döviz rezervlerini oluşturan üretim kapasitesine bağlıdır. Mali disiplin önemlidir ancak borcu sürdürülebilir kılmak için gerekli kamu yatırımlarını korumak da aynı derecede önemlidir.
İyi haber şu ki, uluslararası toplum işe sıfırdan başlamıyor.
2025 yılında Sevilla’da düzenlenen 4. Uluslararası Kalkınma Finansmanı Konferansı’nda üzerinde mutabık kalınan çeşitli reformların uygulanabilirliği şimdiden kanıtlandı.
Borç erteleme maddeleri standart hale getiriliyor; yenilikçi kalkınma karşılığı borç takası yöntemleri test ediliyor; IMF ve Dünya Bankası, borç sürdürülebilirliği çerçevelerinde yaptıkları değişiklikleri kısa süre önce onayladı; toplu eylem maddeleri giderek yaygınlaşıyor ve yeni oluşturulan Borçlular Platformu, borçlu ülkelere daha güçlü bir söz hakkı sağlıyor.
Piyasalar durumu fark etmeye başlıyor. Moody’s artık borç geri ödemelerini askıya alma seçeneğini kredi açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyor ve bir sözleşmedeki askıya alma maddesinin devreye sokulmasını temerrüt olarak kabul etmeyeceğini belirtiyor. Bu tek değişiklikle birlikte, politika yapıcıların söz konusu maddeleri kullanma konusundaki tereddütlerinin temel nedenlerinden biri ortadan kalkmış oldu.
Bununla birlikte, kendi uzman grubumuz Sevilla reformlarının uygulanmasında kritik bir boşluk olduğunu tespit etti: Borç Konusunda Uzman Grubu’nun Ekim 2026 tarihli uygulama raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere, gerekli araçlar mevcuttur ancak bunlar henüz standart bir uygulama haline gelmemiştir.
Mevcut makroekonomik koşullar göz önüne alındığında bu durum ciddi bir soruna dönüşebilir.
Acil bir durumda ülkeler, yeni hükümlerin sözleşmelere veya mevzuata eklenmesi için yıllarca bekleyemez. G20’nin pandemi dönemindeki Borç Servisini Askıya Alma Girişimi’ne benzer biçimde, borç ödemelerini geçici olarak askıya almaya yönelik bir sürece acilen ihtiyaçları var.
Bu seçenek, ciddi baskılarla karşı karşıya olan tüm ülkeler için erişilebilir kılınmalı ve çok taraflı kalkınma bankaları (MBDs) da buna katılmaya teşvik edilmelidir. Anında likidite rahatlaması sağlayarak bugünün yeniden finansman sorununun yarının ödeme gücü krizine dönüşmesini önleyebiliriz.
Aynı zamanda, imtiyazlı finansmanın önemli ölçüde artırılması ve daha öngörülebilir hâle getirilmesi gerekiyor.
Borç sürdürülebilirliği açısından ek kredi ve yeniden finansman kaynaklarının hayati önem taşıdığı göz önüne alındığında, çok taraflı kalkınma bankaları (MBDs); imtiyazlı kaynakları, garantileri ve konjonktür karşıtı finansmanı genişletmelidir. Artık Finance in Common (Ortak Finansman) aracılığıyla birleşmiş olan daha geniş kamu kalkınma bankaları topluluğu da müdahalenin bir parçası olarak harekete geçirilmelidir.
Ülkeler, mümkün olan her yerde ve her zaman, borçlandıkları para birimlerini çeşitlendirmeli, yurt içi borç yönetimini ve likidite tamponlarını güçlendirmeli ayrıca kur ve yeniden finansman riskini daha iyi hesaba katan finansman stratejileri geliştirmelidir.
Likidite stresine karşı iflas
Son olarak, borç sürdürülebilirliği analizleri likidite baskısını ödeme gücünün yitirilmesinden ayırmalı; uzun süre yüksek seyreden faiz oranlarını, dalgalı ihracat gelirlerini, mali kısıtlamaları, dayanıklılığı ve üretim kapasitesini güçlendiren yatırımların değerini de hesaba katmalıdır.
Düşük Gelirli Ülkeler için IMF-Dünya Bankası Borç Sürdürülebilirliği Çerçevesi’ne (LIC-DSF) ilişkin yakın zamanda onaylanan gözden geçirme, doğru yönde atılmış bir adımdır.
Bu durum, her iki kurumu da daha uzun vadeli değerlendirmeler yapmaya yöneltecek, iç borcu analize dâhil edecek ve likidite stresi sinyallerini iflas riskinden ayırmak amacıyla likidite göstergelerini (gelirlere oranla brüt finansman ihtiyaçları ve faiz ödemeleri) devreye sokacaktır.
Ancak bu değişiklikler yalnızca 2027 yılının ortasından itibaren uygulanacak ve genellikle uluslararası sermaye piyasalarına erişebilen ülkeleri kapsamayacaktır.
Bu da kritik reformlardan sorumlu kurumların bir seçeneği olduğu anlamına geliyor.
G20, özellikle 2027’deki Birleşik Krallık başkanlığı döneminde, düşük ve orta gelirli ülkelerin borç koordinasyonunu kolaylaştırmaya yönelik beyan ettiği taahhüdünü, Borç Yapılandırmalarına İlişkin Ortak Çerçeve’ye (Common Framework for Debt Treatments) yönelik somut reformlara dönüştürebilir.
IMF ve Dünya Bankası, gözden geçirilmiş LIC-DSF’nin uygulanmasını hızlandırabilir ve çerçeveyi piyasalara erişimi olan ülkelere de genişletebilir. Alacaklılar ve borçlular, borç takaslarını tek seferlik yenilikler olmaktan çıkarıp tekrarlanabilir araçlara dönüştürebilir.
Borçlanan ülkeler de Borçlu Ülkeler Platformu’nu kalıcı bir kuruma dönüştürebilirler.
Sevilla’da üzerinde anlaşmaya varılan mimari, küresel şoklar için oluşturulmuştu. Şoklar geldi ancak uygulama henüz gerçekleşmedi.
Finansman yükü hâlihazırda en ağır olan ülkeler, reformların yetişmesini beklemeye takat getiremezler.
*Paolo Gentiloni, Avrupa Komisyonunun eski ekonomi komiseridir.
*Trevor Manuel, Güney Afrika’nın eski Maliye Bakanıdır.
*Mahmoud Mohieldin, Birleşmiş Milletler’in sürdürülebilir kalkınmanın finansmanından sorumlu özel temsilcisidir.
Kaynak: https://www.businesstimes.com.sg/opinion-features/global-debt-crisis-looming
Tercüme: Ali Karakuş
