Bir halkın mülksüzleştirilmesine ve yerinden edilmesine, süregiden soykırıma, kültürel yıkıma (culturicide), eğitim kurumlarının yok edilmesine (scholasticide) ve bilgi sistemlerinin yok edilmesine (epistemicide), geçmişinin, bugününün ve geleceğinin her türlü silinmesine nasıl direnilir? Cevap şudur: Silahlı, kültürel ve ekonomik direniş dâhil, mümkün olan bütün yollarla. Bu, uluslararası hukukta tanınmış yasal bir haktır; ama her şeyden önce ahlaken meşru, haklı ve gereklidir. İsrail, iki temel stratejiyle mümkün kılınmış acımasız bir yerleşimci sömürge devletidir: Filistin halkının kendi yurdundan (tarihî Filistin’den) sürülmesi ve artık 78 yıldır devam eden soykırım.

Frantz Fanon, Aimé Césaire, Amílcar Cabral, Gassan Kanafani ve Edward Said gibi sömürgecilik karşıtı düşünürlerin kuramsallaştırdığı üzere silahlı direniş, sömürgeleştirilmiş zihinlerin ve toprakların kurtuluşu için yürütülen sömürgecilik karşıtı mücadelenin temel bir parçasıdır. Psikiyatri eğitimi almış olan Frantz Fanon, Yeryüzünün Lanetlileri (1963) adlı kitabında, sömürgeleştirmenin son derece şiddetli ve insanlıktan çıkarıcı bir süreç olması nedeniyle, “sömürgecilikten kurtuluşun her zaman şiddet içeren bir olgu” olduğunu belirterek sömürgecilik karşıtı silahlı direnişi güçlü biçimde savunur (35). Fanon’a göre sömürgeleştirme, sömürgeleştirilenleri her zaman insanlıktan çıkarır; dolayısıyla sömürgeleştirilenlerin yeniden insanlaşabilmesi için sömürgeciye karşı şiddet kullanmaları gerekir. Çünkü devrimci şiddetin amacı, sömürgeleştirilmiş halk üzerindeki baskıya, sömürgeleştirmeye ve insanlıktan çıkarmaya son vermektir (94).
Devrimci düşünür Amílcar Cabral, “Teorinin Silahı” (1966) başlıklı konuşmasında, “halkların özlemlerini kesin biçimde gerçekleştirmelerinin, yani ulusal kurtuluşa ulaşmalarının tek etkili yolu silahlı mücadeledir” görüşünü savunur. Cabral, “Ulusal Kurtuluş ve Kültür” başlıklı yazısında, sömürgecinin egemenliği altındaki ya da sömürgeleştirdiği nüfusun önemli bir bölümünü fiziksel olarak yok etmeye çalıştığını öne sürer. Buna göre sömürgeci, kitlesel katliamlara ve soykırıma başvurmanın yanı sıra, sömürgeleştirilmiş halkın kültürünü de her zaman hedef alır. Tam da bu nedenle halkın kültürünün ve bilgi sistemlerinin korunması ve yaşatılması ulusal kurtuluş için hayati önem taşır. Böylece kültürel direniş ile silahlı direniş el ele ilerler.
Arap Milliyetçi Hareketi ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi için düşünsel ve kuramsal yazılar da kaleme alan devrimci Filistinli düşünür ve aktivist Gassan Kanafani, Fanon ve Cabral gibi, kültürel ve silahlı direnişin mutlak önemini vurgulamıştır. Kanafani, kurtuluş için silahlı mücadeleyi mümkün kılacak canlı bir direniş kültürünü savunmuştur. Filistin direnişi üzerine öyküler yazmasının nedeni de budur. Hayfa’ya Dönüş adlı uzun öyküsünde Said karakteri aracılığıyla Filistin’e gerçek anlamda dönüşün başarılı bir silahlı mücadeleyi, bir savaşı gerektirdiğini açıkça ortaya koyar. Kanafani, silahlı direniş örgütleri arasındaki birliğin mutlak önemini de vurgulamıştır. “Filistin Ulusal Birliği Üzerine Yapıcı Bir Diyaloğa Doğru” başlıklı yazısında şöyle der: “Aktif herhangi bir fedai örgütünün, ister askerî yönden ister daha temel bir düzeyde uğradığı bir gerileme, yalnızca o örgütle sınırlı kalamaz; hemen diğer bütün örgütlere de yansır” (262). Kanafani, bölünmelerin yalnızca tek bir Filistin örgütünü değil, Filistin’in bütün kurtuluş mücadelesini zayıflattığının farkındaydı.
Kanafani’nin ve diğer sömürgecilik karşıtı düşünürlerin silahlı mücadele konusundaki tutumunu yineleyen Filistinli Amerikalı düşünür Edward Said, 2002’de BBC’nin “Hardtalk” programında Tim Sebastian’a, “işgale ve apartheid’e karşı koyacak her türlü şiddetten yanayım […] işgale ve apartheid’e, onları sona erdirecek her türlü yolla direnilmelidir” demiştir. Dolayısıyla, Siyonist yerleşimci sömürgeciliğe “onu sona erdirecek her türlü yolla” ya da Fanon’un sözleriyle “bütün araçların ve her şeyden önce güç kullanımının” devreye sokulmasıyla direnilmelidir (61). Said, yaşamının sonlarına yaklaşırken teslim olmayı kesin biçimde reddetme üzerine yazmış; bu düşüncesini ölümünden sonra yayımlanan Geç Dönem Üslubu Üzerine (On Late Style, 2006) adlı kitabında kuramsallaştırmıştır. Silahlı direniş ile direniş kültürü arasındaki kaçınılmaz bağ son derece önemlidir: Baskıya ve acımasız Siyonist yerleşimci sömürgeciliğe karşı direnişin sürmesini güvence altına alan bu bağdır.
Filistin’de sömürgeleştirmeye karşı direniş her zaman var olmuştur. Bu direniş, 20. yüzyılın başlarında, Filistin’deki sömürge yönetimi olan Britanya Mandası’nın acımasız idaresine karşı İzzeddin el-Kassam’ın öncülük ettiği halk ayaklanmalarıyla başlamıştır. Britanya Mandası, 1917 tarihli kötü şöhretli Balfour Deklarasyonu aracılığıyla, yerli Filistinlilerin toprağı olan tarihî Filistin’de Siyonist Britanyalı bankacı Lionel Walter Rothschild’e bir Yahudi yurdu vaat etmişti. Balfour Deklarasyonu, Filistin nüfusunun önemli bir bölümünün ve kültürünün fiziksel olarak yok edilmesi girişimini ve Filistinlilerin süregelen yerinden edilmesini harekete geçirmiştir.
750 binden fazla Filistinlinin sürülmesi, 536 Filistin kasaba ve köyünün yıkılması (Abu-Lughod ve Sa’di, 2007: 3) ve farklı Filistin köylerinde onlarca katliamla sonuçlanan 1948 Nekbe’si ve Filistin’deki etnik temizliğin ardından Filistinliler, hem işgal altındaki Filistin’de —Gazze’de ve Filistinli şair Mourid Barghouti’nin, yer adlarını değiştirerek tarihi ve hafızayı silmeyi amaçlayan bir “sözcük katliamı” (verbicide) olarak nitelendirdiği biçimde, bugün yanlış biçimde “Batı Şeria” diye adlandırılan bölgede— hem de Lübnan, Ürdün, Suriye ve diğer komşu Arap ülkelerinde mülteci durumuna düştüler. Ramzy Baroud’un “Gökyüzünü Alt Etmek” (Outsmarting the Sky) başlıklı makalesinde belirttiği üzere, Filistin silahlı direnişi neredeyse tam da bu kopuş anında, 1948 Nekbe’sinin hemen ardından Gazze’deki Filistinli fedailerle (özellikle Arapçada fellahin denilen köylülerle) başladı. Bu kişiler, yeni kurulmuş Siyonist yerleşimci sömürge devletinin sınırını geçerek düşman ordusunun mevzilerine karşı fedai operasyonları düzenliyorlardı.
Bununla birlikte, daha örgütlü silahlı direniş belki de resmî Filistin silahlı örgütlerinin ortaya çıkışıyla başladı. Bunların ilki, George Habash, Wadie Haddad ve diğerleri tarafından 1950’lerin başlarında kurulan sol eğilimli Arap Milliyetçi Hareketi (ANM) idi. ANM’nin sloganı “Birlik, Kurtuluş, İntikam ve Filistin’in Geri Alınması”ydı (Hamdi Matar). Bu gençlerden biri de hayatının ilk yetişkinlik yıllarını ANM için örgütlenmeye, Ürdün’deki Filistin mülteci kamplarında Filistin direnişi ve kurtuluşu fikrine toplumsal destek sağlamaya ve Habash ile Haddad gibi diğer üyelerle gelecek planları üzerine görüşmek için Beyrut’a gidip gelmeye adayan rahmetli babam Khalil Hamdi’ydi.
Elbette bu faaliyetler silahlı fedai gruplarının örgütlenmesini ve çeşitli fedai operasyonlarını da içeriyordu. Mısır’ın karizmatik lideri Cemal Abdünnasır’ın yükselişiyle şekillenen 1950’lerin siyasi ikliminin etkisi altında ANM’nin kurucu üyeleri, Arap uluslarının yayılmacı Siyonist yerleşimci sömürge devletine karşı birleşeceğine ve bunun Filistin’in kurtuluşunu sağlayacağına inanıyordu. Ne yazık ki ANM ve Filistin davası açısından, Arap bölgesindeki sömürgeciliğin pençeleri o dönemde de bugün olduğu kadar derine işlemişti. Babam da dâhil olmak üzere ANM’nin bütün üyeleri hapsedildi ve işkence gördü. Siyonist yerleşimci sömürgecilik ile Amerikan ve Britanya emperyalizmi, gerici/reaksiyoner Arap rejimleriyle birlikte; Arap birliğini, toplumsal ve siyasi reformu ve özgür, kurtarılmış bir Filistin’i hedefleyen yeni doğmakta olan Arap Milliyetçi Hareketi’nin özgürlük amaçlarına karşı birleşti.
1967’de Arapların uğradığı yıkıcı yenilginin ve daha fazla Arap toprağının “İsrail”e kaybedilmesinin ardından George Habash, Wadie Haddad, Ebu Ali Mustafa ve ANM’den diğer isimler Marksist-Leninist Filistin Halk Kurtuluş Cephesini (PFLP) kurdu. Ramzy Baroud’un yukarıda anılan makalesinden öğrendiğimiz üzere bu örgüt, o dönemde Gazze’deki genç fedai hareketi arasında çok büyük destek buldu. Elbette Yaser Arafat’ın laik Filistin Kurtuluş Örgütü birkaç yıl önce, 1964’te kurulmuştu. Bununla birlikte Filistin’de silahlı direniş, daha İslami (ama hâlâ güçlü biçimde Filistin milliyetçiliğine bağlı) bir çerçevede bugüne kadar sürmektedir. Filistin İslami Cihat Hareketi (PIJ), 1979 İran İslam Devrimi’nden esinlenen Fethi Şikaki tarafından 1981’de kuruldu; birkaç yıl sonra, 1987’de ise Şeyh Ahmed Yasin liderliğinde Hamas kuruldu.
On yıllar boyunca ortaya çıkan farklı Filistin silahlı direniş hareketlerinden kolayca görülebileceği gibi, Filistin direnişinin laik, solcu, Marksist-Leninist ve İslami çizgilere uzanan kökten farklı ideolojik anlayışları olmuştur. Ancak hepsinin tek bir amacı vardır: Tarihî Filistin’in kurtuluşu ve ister silahlı, ister kültürel, ister ekonomik olsun sömürgecilik karşıtı mücadele yoluyla toplumsal ve siyasi reform. Özgürlük, onur, kurtuluş ve Filistin’e dönüş, farklı sürgün kültürlerinde yaşayan bütün Filistinlileri birleştiren amaçtır. Özgür bir Filistin kurulana kadar, Filistinli şair Mahmud Derviş’in “Mural” adlı uzun şiirindeki “gezgin ruhun sanki hiçbir şey olmamış gibi geri dönüşü” sözlerinde olduğu gibi, direniş sürecektir. Filistinlilerin direnme gücünün belki de en uygun tasvirini Derviş, Gazze’ye ithafen yazdığı “Gazze İçin Sessizlik” (1973) başlıklı şiirinde yapar:
Gazze’nin güzel yanı, seslerimizin ona ulaşmamasıdır. Hiçbir şey onun dikkatini dağıtmaz; hiçbir şey yumruğunu düşmanın yüzünden çekmesine yol açmaz. Ne de Ay’ın doğu yakasında ya da keşfedildiğinde Mars’ın batı yakasında kuracağımız Filistin devletinin biçimleri. Gazze kendisini reddedişe adamıştır… açlık ve ret, susuzluk ve ret, yerinden edilme ve ret, işkence ve ret, kuşatma ve ret, ölüm ve ret. (…)
(Düşmanlar) onun çocuklarının ve kadınlarının içlerine tanklar yerleştirebilir. Onu denize, kuma ya da kana atabilirler.
Ama yalanları tekrarlayıp işgalcilere “Evet” demeyecektir.
Patlamaya devam edecektir.
Bu ne ölümdür ne de intihar. Bu, Gazze’nin yaşamayı hak ettiğini ilan etme biçimidir. Patlamaya devam edecektir.
Kaynaklar
Abu-Lughod, Lila and Sa’di, Ahmad. (2007). Nakba: Palestine, 1948 and the Claims of Memory. New York: Columbia University Press.
Barghouti, Mourid. (2003). “Verbicide.” New Internationalist.
Baroud, Ramzy. (2026). “Outsmarting the Sky: The Secret History of Gaza’s Subterranean Resistance.”
Cabral, Amilcar. (1966) “The Weapon of Theory.” https://www.marxists.org/subject/africa/cabral/1966/weapon-theory.htm
Cabral, Amilcar. (1970). “National Liberation and Culture.” https://www.marxists.org/subject/africa/cabral/1970/cabral-nat-lib-culture.htm
Darwish, Mahmoud. (2003) “Mural.” In Unfortunately, It Was Paradise. Antoon, Sinan and El-Zein, Amira (eds.). Akash, Munir and Forche, Carolyn (trans.). Berkeley, CA: University of California.
Darwish, Mahmoud. (1973, 2012) “Silence for Gaza.” Mondoweiss. https://mondoweiss.net/2012/11/mahmoud-darwish-silence-for-gaza/
Fanon, Frantz. (1963). The Wretched of the Earth. Farrington, Constance (trans.) New York: Grove Press.
Kanafani, Ghassan. (2000). Palestine’s Children: Returning to Haifa and Other Stories.
Kanafani, Ghassan. (2024). Ghassan Kanafani: Selected Political Writings. Brehony, Louis and Hamdi, Tahrir (eds.). London: Pluto Press.
Matar, Hamdi. Palestine Remembered. https://www.palestineremembered.com/Jerusalem/Qalunya/Story9138.html
Said, Edward. Hardtalk: Interview with Tim Sebastian.
Said, Edward. On Late Style: Music and Literature Against the Grain. (2006). New York: Vintage.
