Petrol Devletlerini Bekleyen Hesap Günü
Husiler, İranlı danışmanların görünürdeki desteğiyle ve resmen tanınan hükümetin etkili bir direnişiyle karşılaşmadan Yemen’in Kızıldeniz kıyısını ele geçirirken, petrol fiyatları kısa süreliğine yeniden varil başına 100 doların üzerine çıktı. Rafineri kapasitesinin yetersizliği nedeniyle motorin fiyatları rekor seviyelerde seyretmeye devam ediyor. Buna, savaşın başlamasından bu yana tıkanmış Hürmüz Boğazı üzerindeki baskıyı azaltmak amacıyla giderek daha fazla kullanılan Doğu-Batı Boru Hattı’na Irak’tan düzenlenen bir dizi insansız hava aracı saldırısı da eklendi. Saudi Aramco hattı yaklaşık 10 gün sonra yeniden devreye sokmayı başardı; ancak hattın normal kapasitesine dönmesi birkaç ay sürebilir. Bu arada petrolü Boğaz’dan refakat altında geçirmek artık daha iyi bir seçenek hâline gelmiş durumda; ancak yüksek sigorta maliyetleri ve tehlikeli yolculuk nedeniyle tanker mürettebatına ödenmesi gereken ek ücretler düşünüldüğünde bu da pahalı bir seçenek.
Dünyanın öbür ucunda ise Trump yönetiminin Venezuela’yla yaptığı petrol anlaşmasının ayrıntıları belirsizliğini koruyor. Ortada, Venezuela hükümetinin —sözüm ona geçici hükümetin— yalnızca iki yıl öncesine kadar var olmayan North American Blue Energy Partners (NABEP) adlı bir şirkete vereceği, “yaklaşık 65 milyar varil kanıtlanmış rezerve sahip 17 petrol sahası için 100 yıllık imtiyazlar” meselesi var. NABEP, ABD hükümetiyle bir ortak girişim kuracak; hükümet yüzde 35 oranında sermaye payı alacak, üretimin yüzde 20’sini maliyet bedeli üzerinden —yani piyasa fiyatından daha ucuza, üretim maliyetinden— satın alacak ve kalan yüzde 80 için öncelikli satın alma hakkına sahip olacak.
Sorular bitmiyor. ABD’nin sermaye payı, Biden yönetimi döneminde kurulan Pentagon Stratejik Sermaye Ofisi bünyesinde yer alacak. Oysa ofisin tüzüğü, şirketlerde doğrudan hisse almadığını belirtiyor. The Guardian’a sızdırılan ve Pentagon tarafından hazırlanan bir brifingde ise NABEP’te “varantlar” kullanılarak bu kısıtlamanın aşılmasına yönelik bir yöntemden söz ediliyor: Başka bir deyişle, hisselerin kendisini değil, hisse satın alma haklarını edinmek. Venezuela tarafı ise 25 yıllık bir sözleşmeden söz ediyor; imtiyazlardan hiç bahsetmiyor. Üstelik Venezuela Anayasası, hükümetin petrol kaynaklarının mülkiyetini devretmesini yasaklıyor. NABEP’in icra kurulu başkanı Alejandro Betancourt, Venezuela’nın devlet petrol şirketinden çalındığı iddia edilen paraları akladığı şüphesiyle İsviçre makamlarınca soruşturuluyor; kısa süre öncesine kadar ABD hükümeti de kendisini soruşturuyordu. NABEP’in Venezuela’ya 100 milyar dolar yatırım yapacağı öne sürülüyor, ancak şirket ayrıntılı bir finansman yapısı açıklamış değil.
Söylemeye gerek bile yok; burada herhangi bir rekabetçi süreç işlemedi. Listelenen sahaların yaklaşık yarısı “greenfield”, yani henüz geliştirilmemiş sahalar. Global Energy Monitor’ün yakın tarihli analizine göre, bir sahanın keşiften üretim aşamasına geçmesi artık 15 yıldan fazla sürüyor. Dolayısıyla petrolün yakın zamanda ABD Stratejik Petrol Rezervi’ne akması beklenmiyor. Gelecekteki ABD yönetimlerinin ya da Venezuela hükümetlerinin bu düzenlemeye ilgi gösterip göstermeyeceği de hiç belli değil. Elbette bunların hiçbiri Trump’ın anlaşmayı “dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması” ilan etmesini engellemiyor.
Zihni hâlâ 1980’lerin The Art of the Deal döneminde yaşayan Trump, uzun zamandır kendisini bir tür J.R. Ewing olarak pazarlıyor ve ağırlığı giderek azalan enerji kaynaklarına dayalı bir “enerji hâkimiyeti” anlayışını savunmayı sürdürüyor. ABD Enerji Bakanlığı, yükselişteki enerji kaynaklarını geliştirmekten çok kapanmakta olan kömür santrallerini kurtarmaya çaba harcıyor. Geçen yıl bakanlık yaklaşık 8 milyar dolarlık temiz enerji hibesini iptal etti; yönetim, temmuz ayındaki mahkeme dosyalarında iptallerin Demokratların temsil ettiği eyaletleri hedef aldığını kabul etti. Kömürün ABD elektrik üretimindeki payı 1990’da yüzde 52 iken 2025’te yüzde 17’ye düştü; üretim 2008’den bu yana yüzde 56 azaldı. Sektördeki istihdam da aynı dönemde yaklaşık yarıya geriledi.
Bu arada ham petrol hâlâ dünyanın en çok işlem gören emtiası, ancak gücü giderek azalıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, geçen yıl petrolün küresel enerjideki payı, yarım yüzyıl önce ulaştığı yüzde 46’lık zirveden yüzde 30’un altına geriledi. IEA’nın son Dünya Enerji Görünümü raporu, petrol talebinin 2030 civarında zirveye ulaşacağını öngörüyor; ancak ajans kısa süre önce bu zirve tahminini 2030’un ötesine taşıdı. İklim değişikliği düşünce kuruluşu E3G’nin Playing the Oil Endgame başlıklı yakın tarihli ve dikkat çekici raporu ise azalan petrol gelirlerinin petrol devletleri üzerindeki etkisini inceliyor.
“Gerileme” ve “petrol devleti” sözcüklerini yan yana duymak kesinlikle kulağa hoş gelebilir. Petrol gelirinin kişi başına 1.000 doları aştığı ya da GSYİH’nın yüzde 10’undan fazlasını oluşturduğu ülkeler olarak tanımlanan petrol devletlerinin diktatörlükle yönetilme olasılığı, Michael Ross’un The Oil Curse adlı kitabına göre yüzde 50 daha yüksek. ExxonMobil ve BP gibi şirketlere yöneltilen haklı eleştirilere rağmen dünyanın en büyük 20 petrol şirketinin 14’ü devlet kontrolünde ve bu şirketler kanıtlanmış petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 80’ini ellerinde tutuyor; Saudi Aramco ise bunların en büyüğü ve en kârlısı. Sürekli akan petrol gelirleri, hükümetleri vergilere daha az bağımlı hâle getirerek vatandaşlara karşı daha az hesap verebilir hâle getiriyor. Petrol devletlerinin petrol dışındaki ekonomileri genellikle durgunlaşıyor ve kadın hakları da çoğu zaman ciddi biçimde yetersiz kalıyor. Emma Ashford’un Oil, The State, and War adlı kitabında açıkladığı gibi, petrol devletlerinin savaş başlatma olasılığı da daha yüksek. Petrol zenginliği küresel silah ticaretini ayakta tutuyor ve petrol devletlerine sınırlarının ötesinde savaş başlatmaları ve şiddet yanlısı vekil güçleri finanse etmeleri için diplomatik kaldıraç sağlıyor.
Elbette jeoloji tek başına kader değildir. Kanada ve Norveç gibi örnekler de var. Ancak petrolün devlet gelirlerinin en az yüzde 40’ını oluşturduğu 17 ülkeye bakıldığında, bu ülkelerin birçoğunun söz konusu analize uyduğu görülüyor. Playing the Oil Endgame raporunun da incelediği üzere, petrol talebi ve gelirleri düştükçe petrol devletleri ciddi bir ikilemle karşı karşıya kalabilir. 2014’teki petrol fiyatı çöküşü, Venezuela’da yaklaşık 8 milyon insanın ülkeyi terk etmesine yol açan ekonomik krizin başlıca etkenlerinden biriydi. Gelir kaybına iklim değişikliğinin yerel etkileri ve borç ödemeleri de eklendiğinde —Angola hâlihazırda devlet gelirlerinin yaklaşık yüzde 30’unu kamu borcunun ödenmesine harcıyor— ortaya potansiyel olarak patlayıcı bir karışım çıkıyor.
Geçiş süreçleri, en hafif ifadeyle, zorlu olabilir. Suud hanedanı yönetimi ekonomisini çeşitlendirme arzusundan yıllardır durmaksızın söz ediyor. Ancak tuhaf ve narsisistik NEOM şehir projesine 50 milyar dolardan fazla para akıttıktan sonra projenin ölçeğini küçültmeye başladı ve çölde kumla kaplanmaya bırakılmış devasa, yarı tamamlanmış yapılar bıraktı. Petrol gelirleri hâlâ devlet gelirlerinin yarısından fazlasını oluşturuyor. Petrol zengini Nijer Deltası uzun zamandır şiddet ve yolsuzluğun odağı olan bir bölge. Bununla birlikte son on yılda petrolün devlet gelirlerindeki payı yüzde 75’ten yaklaşık yüzde 25’e geriledi. Buna rağmen Nijerya’da yoksulluk azalmadı; aksine arttı.
Bu risklerin yönetilmesi, daha temiz enerjinin yaygınlaşmasının hızlandırılması ve küresel ısınmanın etkilerinin hafifletilmesiyle karşılıklı olarak birbirini besleyen bir süreçtir. Hem enerji dönüşümü hem de olası olumsuz etkileri hafifletecek kalkınma yardımları açısından uluslararası iş birliği kritik önem taşıyacak. 2015 mülteci krizi ve onun geride bıraktığı, uzun süre etkisini sürdüren vahim siyasi artçı sarsıntılar —Trump, Le Pen ve AfD gibi— böyle bir iş birliğinin yokluğunun nelere yol açabileceğini gösteriyor. Daha büyük küresel sorunlar hızla yaklaşırken bunlara daha büyük çaplı küresel bir yanıt verilmesi gerekecek.
*Joseph Grosso, New York’ta kütüphaneci ve yazardır. Emerald City: How Capital Transformed New York (Zer0 Books) kitabının yazarıdır.
Source: https://www.counterpunch.org/2026/10/02/managing-oils-decline-the-coming-petrostate-reckoning/
