Savaş ve yaptırımlar Rusya’nın yönetme biçimini nasıl yeniden şekillendiriyor?

Rusya’nın 2019 mekânsal planlama stratejisi, insanları ve ekonomik faaliyetleri ulaşım bağlantıları güçlü büyük şehirlerde yoğunlaştırmanın ulusal refaha giden bir yol olarak yaygın biçimde kabul gördüğü bir döneme aitti. Bu kabul, kesinlikle sadece Rusya’ya özgü bir kabul değildi; uluslararası kuruluşlar ve kent ekonomistleri uzun süreden beri büyük metropol bölgelerini üretkenlik ve inovasyonun itici güç merkezleri olarak öne çıkarıyorlardı ve Rusya’nın bizzat bu tür yığılma bölgelerine yönelimi de açıkça Avrupa mekânsal planlama politikalarından, ekonomik coğrafyadan ve uluslararası kalkınma kurumlarının önerilerinden besleniyordu.
Eylül 21, 2026
image_print

On bir saat dilimine yayılan ve on dört ülkeyle kara sınırı paylaşan dünyanın en büyük ülkesi olarak Rusya’nın coğrafyası, hükümet için her zaman zorlu bir sorun teşkil etmiştir: nüfus dağılımının son derece dengesiz olduğu böylesine uçsuz bucaksız bir coğrafyada ekonomik faaliyetleri, altyapıyı ve temel hizmetleri sürdürebilmenin zorluğu.

Dört buçuk yılı aşkın süredir Ukrayna’ya karşı yürütülen savaş, yaptırımlar ve uluslararası bağlantıların kesintiye uğraması bu zorluğu önemli ölçüde daha da artırdı.

Giderek artan bu baskılara verilen tepkinin en görünür hale geldiği alanlardan biri, Rusya’nın mekânsal planlama politikasıdır.

Anton Gorodnichev ile birlikte yakın zamanda yayımladığımız araştırmada, Rusya’nın 2019 ve 2024 mekânsal gelişim stratejilerini karşılaştırıyor ve devletin bölgesel planlamaya yaklaşımında meydana gelen önemli değişimi izliyoruz. Bu stratejiler, Rusya’nın siyasi tercihlerini görünür kılmaktadır: hangi bölgelerin büyümesinin beklendiği, hangi bölgelerin nasıl bir amaçla desteklenmesi gerektiği.

2019’da ulusal mekânsal planlama politikası, ülke çapında ekonomik büyümeyi yönlendirmesi beklenen 41 büyük kentsel yoğunlaşma bölgesine odaklanıyordu. Beş yıl sonra kabul edilen yeni strateji çerçevesinde; nüfusu koruma, temel hizmetleri sağlama ve bölgesel bütünlüğü sürdürme göreviyle ülke geneline yayılmış 2.160 bölge, “desteklenen yerleşim bölgesi” olarak belirlendi. Bu stratejiyle geniş ve homojen olmayan bir coğrafyayı yönetme zorluğu ortadan kalkmadı elbette. Değişen şey, hükümetin mekânsal planlama politikasının neleri başarması gerektiğine dair anlayışıydı.

Büyük şehirlerin çözüm olduğu zamanlar

Rusya’nın 2019 mekansal planlama stratejisi, insanları ve ekonomik faaliyetleri ulaşım bağlantıları güçlü büyük şehirlerde yoğunlaştırmanın ulusal refaha giden bir yol olarak yaygın biçimde kabul gördüğü bir döneme aitti. Bu kabul, kesinlikle sadece Rusya’ya özgü bir kabul değildi; uluslararası kuruluşlar ve kent ekonomistleri uzun süreden beri büyük metropol bölgelerini üretkenlik ve inovasyonun itici güç merkezleri olarak öne çıkarıyorlardı ve Rusya’nın bizzat bu tür yığılma bölgelerine yönelimi de açıkça Avrupa mekânsal planlama politikalarından, ekonomik coğrafyadan ve uluslararası kalkınma kurumlarının önerilerinden besleniyordu.

Kentsel yığılma; esasen istihdam, ulaşım ve hizmetler aracılığıyla birbirine bağlanan büyük bir şehir ve çevresindeki yerleşimlerden oluşuyor. 2019 stratejisi bu türden 41 bölgeyi belirlemiş ve buralarda yatırım, teknoloji ve nüfusun yoğunlaşmasını öngörmüştür.

Ancak model, belirli bir koşullar bütününü elde varsayıyordu: mevcut yatırım, uluslararası pazarlara erişim, sermaye, teknoloji ve insanların nispeten serbest dolaşımı. 2019 stratejisi, kalkınmayı; rekabetçilik, uluslararası entegrasyon ve küresel ekonomik ağlarla bağlantı çerçevesinde tasavvur ediyordu. Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından bu varsayımların çoğunu sürdürmek çok daha zor hâle geldi.

Büyümeden bölgesel istikrara

Rusya-Ukrayna Savaşı tam kapsamlı bir çatışmaya dönüştükten sonra uluslararası yaptırımlar yoğunlaştı, yabancı yatırımlar azaldı, ticaret ve lojistik süreçleri sekteye uğradı, ekonomik bağlar Avrupa’dan uzaklaştı, güvenlik ve teknolojik açıdan kendine yetebilme ise daha öncelikli politika konuları haline geldi. Bu baskılar, demografik gerileme ve büyük bölgesel eşitsizlikler de dâhil olmak üzere daha uzun süredir devam eden sorunların üzerine eklendi.

Değişen bu yeni bağlamda, daha önce ikincil nitelikte bir fikir olan desteklenen yerleşimler fikri, Rusya’nın 2024 Mekansal Kalkınma Stratejisi’nin temel düzenleyici ilkesi haline geldi. Kabul edilen bu güncel strateji, öncelikle birkaç düzine büyük büyüme merkezine odaklanmak yerine, çok daha geniş bir bölgesel kapsayıcılığı hedeflemektedir. Yeni strateji çerçevesinde desteklenen 2.160 yerleşim bölgesi oldukça heterojen bir yapıdadır: bunların çoğu çevre bölgelere hizmet sunarken, diğerleri sınır güvenliği, bilimsel altyapı veya stratejik altyapı işlevlerine sahiptir.

Strateji ayrıca hükümetin nerelerde kırılganlık gördüğü konusunda 2024 öncesinde benimsenen stratejiye göre daha açıktır. “Jeostratejik bölgeler” kapsamında genişletilmiş yeni kategoriye; Kaliningrad, Uzak Doğu, Kuzey Kafkasya ve Arktik bölgelerinin yanı sıra pratikte çoğunlukla Avrupa Birliği üyesi devletleri olarak kastedilen ve Rusya’nın “dost olmayan” ülkeler olarak tanımladığı ülkelere sınır komşusu olan belediyeler de dâhildir. Ticaret ve lojistik koridorlarının Asya pazarlarına doğru yeniden yönlendirilmesiyle birlikte bu durum, kalkınma süreçleri Avrupa’ya yakınlıkları temelinde şekillenmiş bölgelerin geleceğine dair beklentileri tersine çevirmektedir. Bir zamanlar birer geçit olarak sunulan yerler artık çeper muamelesi görmektedir.

‘Desteklenen yerleşimlerin’ destekledikleri şey

Burada “desteklenen yerleşim” olarak çevrilen Rusça opornyi punkt teriminin uluslararası planlamada doğrudan bir karşılığı yoktur. Planlamanın dışında, bu terim askeri ve polisiye bağlamlarda bir hattı tutan ya da bir bölge üzerindeki kontrolü sağlamlaştıran bir mevzi için kullanılıyor: daha geniş bir alanda varlığı ve temel işleyişi güvence altına alan bir nokta.

Bu terim, 2024 stratejisinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. Desteklenen yerleşimler stratejisinin, 2024 öncesindeki yığılma modeliyle kapsanan alandan çok daha geniş bir ağ içerisinde nüfusu ve temel hizmetleri yerinde tutması amaçlanıyor. Bunun pratik bir gerekçesi var: bu model ekonomik büyümenin zayıf olduğu yerlerde okullara, sağlık hizmetlerine ve altyapıya erişimi koruyabilir. Ayrıca devletin, yalnızca ekonomik kriterler baz alındığında geri çekilmiş olacağı ülkenin bazı bölgelerinde varlığını sürdürmesini de sağlıyor.

Bölge sakinleri açısından bunun iki yönü var. Küçük bir kasabada bir okulu, kliniği ve yolu açık tutmak gerçek bir kazanımdır ve birkaç düzine büyük şehir etrafında oluşturulan bir politikanın hiçbir zaman vaat etmediği bir kazanımdır. Ancak temel hizmetleri sürdürmek; iş yaratmak, gelirleri artırmak veya toplumsal hareketlilik fırsatlarını genişletmekle aynı şey değildir. Desteklenen yerleşimlerden 1.500’den fazlası, hâlihazırda sürekli olarak düşük yaşam standartlarına sahiptir. Dolayısıyla yeni yaklaşım, birçok çevre bölgesi için ‘daha kötüye gitmeme’yi kabul edilebilir bir başarı ölçütü hâline getirme riski de taşımaktadır.

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Rusya örneği, modellerin temelindeki koşullar sorgulanmaksızın verili kabul edildiğinden mekansal planlama politika modellerinin sıklıkla evrenselmiş gibi göründüğünü ortaya koymaktadır.

Yığılma bölgeleri öncülüğündeki kalkınma modeli; ticaretin genişlediği, sermayenin hareketli olduğu ve metropol büyümesine güvenin hâkim olduğu bir dönemde yayıldı. Bu koşullar zayıfladığında, köklü planlama fikirleri bile etkisini kaybedebilir. Rusya artık yalnızca büyümenin nerede üretilebileceğini değil, büyümenin kendisine güvenmenin zorlaştığı bir ortamda neyin işler durumda tutulması gerektiğini sorguluyor.

.

*Sofia Borushkina, European University Institute bünyesindeki Robert Schuman Centre’da ve Monash University’de araştırmacıdır.

 

Kaynak: https://theconversation.com/how-war-and-sanctions-are-reshaping-how-russia-governs-its-vast-territory-290987

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA