C. J. Polychroniou; Amerika Radikal Değişime Hazır mı?

ABD radikal bir değişime hazır mı? Sonuçta, Amerikalıların kapitalizme olan güvenlerini kaybettiklerini ve sosyalizmin seçmenler arasında giderek daha fazla destek kazandığını gösteren kanıtlar yok mu? Siyaset bilimci, politik ekonomist, yazar ve gazeteci C. J. Polychroniou, Fransız-Yunan yazar ve gazeteci Alexandra Boutri ile yaptığı bu söyleşide, söz konusu meseleler üzerine düşündürücü değerlendirmelerini paylaşıyor.
Temmuz 31, 2026
image_print

Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en zengin ülkesi olmasına rağmen, birçok ölçütte uluslararası düzeyde bir istisna niteliği taşımaktadır. Sanayileşmiş ülkeler arasında ABD, kamu sosyal harcamalarına GSYİH’sının daha düşük bir yüzdesini ayırmakta, evrensel bir sağlık hizmeti sistemine sahip bulunmamakta, sendikalaşma oranı tarihinin en düşük seviyesinde seyretmekte ve ortalama bir Amerikalının yaşam standardı gerilemektedir; nitekim “ABD’deki hanelerin neredeyse yarısı geçimini sağlayamıyor.” Elbette, gerçeklikten kopuk Trump, ABD’nin “dünyanın en gözde ülkesi” olduğunu söylemeyi sürdürüyor. Peki, ABD radikal bir değişime hazır mı? Sonuçta, Amerikalıların kapitalizme olan güvenlerini kaybettiklerini ve sosyalizmin seçmenler arasında giderek daha fazla destek kazandığını gösteren kanıtlar yok mu? Siyaset bilimci, politik ekonomist, yazar ve gazeteci C. J. Polychroniou, Fransız-Yunan yazar ve gazeteci Alexandra Boutri ile yaptığı bu söyleşide, söz konusu meseleler üzerine düşündürücü değerlendirmelerini paylaşıyor. Polychroniou, önünde güçlü bir anti-demokratik geleneğin engel oluşturduğunun farkında olmasına ve Demokrat Parti’yi radikal değişim girişimlerinin mezarlığı olarak görmesine rağmen, günümüz Amerika Birleşik Devletleri’nde radikal değişimin zor olsa da hâlâ mümkün olduğuna inanıyor.

Alexandra Boutri: Son anketler, ABD’de kapitalizmin sıkıntıda olduğunu; sisteme duyulan güvenin görünüşe göre Cumhuriyetçiler arasında bile giderek azaldığını, buna karşılık sosyalizmin ana akımda giderek daha fazla kabul gördüğünü ortaya koyuyor. Bu nedenle, söyleşiye Amerika Birleşik Devletleri’ndeki siyasi ve ideolojik eğilimlere ilişkin kişisel değerlendirmenizi sorarak başlamak istiyorum. Gerçekten de ülke radikal bir değişimin eşiğinde mi?

C.J. Polychroniou: Artık radikal siyasi değişim üzerine yapılan her türlü konuşmaya ihtiyatla yaklaşacak yaştayım. Bununla birlikte, ABD kapitalizminin Amerikalıların büyük çoğunluğu açısından tam bir başarısızlık olduğuna hiç şüphe yok. Kapitalizmin Avrupa ya da Asya’daki versiyonlarının aksine, ABD’deki kapitalizm her zaman, iş yapmanın The Sopranos tarzı diyebileceğimiz bir anlayış etrafında şekillendi; bugün Trump yönetiminin ülkeyi fiilen yönetme biçimi de tam olarak budur. Ancak Trump’ı bir kenara bırakırsak, vatandaşlarını evrensel sağlık hizmetinden, öğrenim ücreti alınmayan yükseköğretimden, güvence altına alınmış uzun süreli ebeveyn izninden, dört ila altı haftalık ücretli yıllık izinden ve güçlü işsizlik yardımlarından mahrum bırakan nasıl bir uygar toplum olabilir? ABD tam da bunu yapıyor!

ABD’deki genç kuşaklar, zihinlerinde hayata geçirilmesini istedikleri alternatif bir sosyoekonomik sistem bulunmasa bile, ABD ekonomik sisteminin acımasız olduğunu ve bu nedenle kendi refahlarına zarar verdiğini fark etmiş görünüyor. Gerçekten de ABD’nin dünyada evrensel bir sağlık hizmeti sistemine sahip olmayan tek sanayileşmiş ülke olduğunu ve yaşam standardının gelişmekte olan ülkeler düzeyine gerilediğini gördüler. Doğrusu, Kuzey Amerika ortalama olarak hâlâ dünyanın en zengin bölgesi olsa da, elbette tamamen kapitalist olmaya devam eden birçok Avrupa ülkesindeki yaşam kalitesi ABD’ninkinden daha yüksektir. Kapitalist Avrupa’da, kapitalist Amerika Birleşik Devletleri’ne kıyasla daha güçlü sosyal güvenlik ağları ve iş ile özel yaşam arasında daha sağlıklı bir denge bulunmaktadır.

Kadınların refahı açısından en iyi durumda olan ülkeler hangileri? En son Kadın, Barış ve Güvenlik Endeksi‘ne göre Avrupa ülkeleri ilk dokuz sıranın tamamını işgal ederken, ABD Sırbistan ve Malta gibi ülkelerin de gerisinde kalarak 31. sırada yer alıyor. Dolayısıyla kapitalizmin farklı versiyonlarını mutlaka dikkate almamız gerekiyor. Bu bağlamda, birçok Amerikalının nihayet ABD kapitalizminin tam anlamıyla berbat olduğunun farkına vardığını söylemek yanlış olmaz. Bunun ötesindeki her şey ise spekülasyona açıktır. Sosyalizm giderek daha fazla destek kazanıyor; ancak ulusal ölçekte birleşik bir sosyalist hareket inşa etmenin ve federal düzeyde iktidar için yarışabilecek sosyalist bir siyasi parti oluşturmanın önündeki zorluklar Amerika Birleşik Devletleri’nde son derece büyüktür.

Alexandra Boutri: ABD’de sosyalizmin yükselişi, Trump’ın komünizm korkuluğunu yeniden gündeme getirmesinin nedeni mi?

C.J. Polychroniou: Kesinlikle. Trump ne kadar sığ biri olursa olsun, yine de günümüz Cumhuriyetçi seçmeninin nabzını tutan usta bir siyasetçidir. O, modern çağın en büyük palavra ustasıdır; ama bu, yalnızca hitap ettiği kitlenin niteliğinden kaynaklanıyor. Korkuyu nasıl körükleyeceğini çok iyi bilir. Ayrıca, fanatik ve ırkçı destekçi kitlesi bunu sevdiği için zalimliği nasıl normalleştireceğini de bilir. Politikaları ülkedeki ekonomik koşulları, kendi destekçilerinden bazılarının bile ondan şüphe etmeye başlayacağı ölçüde kötüleştirdi mi? Tek yapması gereken kültür savaşlarının sesini yükseltmek; ardından kendi destekçilerinin gözünde yeniden ulusun kurtarıcısına dönüşür. Elbette bu tür taktiklerin, en popüler otoriter liderler için bile bir son kullanma tarihi vardır. Örneğin Macaristan’da Viktor Orbán’ın başına gelenlere bakın. İktidarda geçirdiği 16 yılın ardından, en sadık destekçileri bile onun eş-dost kayırmacılığından ve yolsuzluklarından bıkıp usandı. Bana göre, anti-demokratik geleneğin devletin bütün kurumlarına ne kadar derinlemesine yerleşmiş olduğuna bakılmaksızın, Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti için de benzer bir süreci, belki de daha bu yılın Kasım ayında görmeye başlayacağız. Sonunda, Trump’ın kaçınılmaz düşüşü ve itibarını yitirmesinin önündeki tek engel, Demokrat Parti’nin acınası liderliğidir.

Alexandra Boutri: Yani Trump’ın iktidara yükselişinden Demokratların da sorumlu olduğunu mu söylüyorsunuz?

C.J. Polychroniou: Elbette. Büyük şirketlerin ve finans çevrelerinin yanında bütünüyle ve utanmazca saf tutarak hükümete duyulan güveni yıkmaları sayesinde, Trump’ın ülkenin siyasi sahnesine çıkışı için kırmızı halıyı serenler Demokratlardı. Ülke, 1980’lerin başından bu yana giderek daha fazla sağa kayıyordu. Nitekim kendisini merkezci olarak tanımlayan Amerikalıların oranı da Clinton döneminden beri düşüş gösteriyordu. Demokratlar hâlâ Clinton’ın bütçe açıklarını fazlaya çevirmesi ve ekonomiyi daha küreselleşmiş hâle getirmesi gibi başarılarından söz ediyor. Ancak onun politikaları yeni bir eşitsizlik çağını başlatırken, sosyal politikaları tasfiye ederek refah devletini dönüştürdü. Esasen, refah devleti Clinton başkanlığı döneminde büyük ölçüde tasfiye edildi ve yerini büyük ölçüde gönüllülüğe bıraktı.

Neoliberalizm (ABD’de her iki parti tarafından da benimsenen) ve kültürel görecilik (liberaller ile solun bazı kesimlerinin son dönemlerdeki saplantısı), ABD siyasetinin aşırı sağa yönelişinin merkezinde yer aldı. Ancak asıl mesele şu ki, Demokratlar ne zaman iktidara gelseler anlamlı bir alternatif ortaya koymayı başaramadılar. Obama yönetimi de ülkenin geleceği üzerinde kayda değer bir etki yaratma fırsatına sahipti; ancak bunun yerine hem iç politikada hem de dış politikada tüm temel meselelerde statükoyla aynı çizgide durmayı tercih etti. Biden yönetimi ise, büyük ölçüde partinin ilerici kanadından gelen baskılar sayesinde ekonomi politikasında bazı ilerlemeler kaydetti; ancak dış politikada tam anlamıyla başarısız oldu. Kamala Harris’in Trump’a neden yenildiğine gelince, bu konu muhtemelen sonsuza kadar tartışılmaya devam edecektir.

Alexandra Boutri: Michigan’da yakın zamanda düzenlenen bir seçim kampanyası konuşmasında Kongre Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez, Trump yönetiminin “bu ülkenin 250 yılda inşa ettiğini dört yılda yıkmaya kararlı” olduğunu söyledi. Bununla neyi kastetti ve 2028’de Demokrat Parti’nin başkan adayı olma ihtimali sizce ne kadar yüksek?

C.J. Polychroniou: Doğal olarak bu ülke son 250 yılda ilerleme kaydetti. Kaydetmemiş olsaydı bu zaten doğal olmazdı, öyle değil mi? Peki ama ilerlemeyi nasıl ölçüyoruz? Geçmişte de savaşlar vardı ve görünen o ki savaşlar hiçbir zaman sona ermeyecek. Aynı şekilde, bireyleri cinsiyet veya toplumsal cinsiyet temelinde ayrımcılığa karşı koruma konusunda önemli adımlar attık; ancak ekonomik eşitsizlik bugün modern çağda hiç olmadığı kadar büyük ve kadınlar, beyaz olmayanlar ile azınlıklar ekonomik dezavantajlarla karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Her hâlükârda, Trump’ın bugüne kadar elde edilmiş tüm toplumsal ve ekonomik kazanımları tahrip ettiği tartışma götürmez bir gerçektir. O bir yıkım topu, dizginlerinden boşanmış bir sosyopattır; buna rağmen seçmenlerin yaklaşık yüzde 40’ı tarafından hâlâ Amerika’nın kurtarıcısı olarak görülmektedir. Bu gerçekten akıl almaz bir durum; ancak Amerikan siyasal kültürünün belirli bir unsurunun — mülkiyetçi bireycilik, entelektüel karşıtlığı ve paranoyak siyasal üslup üzerine kurulu olan unsurun — ne kadar kalıcı olduğuna dair dikkate değer bir şey söylüyor. Richard Hofstadter, Trumpçılık ortaya çıkmadan çok önce Amerikan siyasal yaşamının bu yönlerinden bazılarını ele almıştı. Ancak buna ırkçılığı da eklememiz gerekir; çünkü o da Amerikan siyasal kültürünün derin kök salmış bileşenlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Alexandria Ocasio-Cortez’in 2028’de başkanlığa aday olup olmayacağını bilmiyorum. Umarım olur. Son anketler, Demokrat seçmenler arasında Pete Buttigieg, Gavin Newsom ve Kamala Harris gibi isimlerden daha popüler olduğunu gösteriyor. Bu isimlerin hiçbiri daha parlak bir gelecek vadetmiyor olsa da, her biri Trump’a kıyasla bir ilerleme anlamına gelirdi. Ancak bildiğim bir şey var: Eğer AOC 2028’de başkanlığa aday olmaya karar verirse, yalnızca ülkenin en az yarısı aşırı korku ve paranoyayla tepki vermekle kalmayacak, aynı zamanda Demokrat Parti’nin yerleşik siyasi kadrolarından da çok güçlü bir muhalefet görecektir. Demokratik Ulusal Komite, 2016 yılında Bernie Sanders’ın seçim kampanyasını alaya almıştı. AOC’nin de benzer bir muameleyle karşılaşacağını düşünüyorum. Demokrat Parti’nin mevcut liderliği, ABD’de radikal değişimin mezarlığıdır.

Alexandra Boutri: Günümüz Amerika Birleşik Devletleri’nde radikal değişimden ne anlamalıyız?

C.J. Polychroniou: Bu çok önemli bir soru ve bunu gündeme getirmiş olmanıza sevindim. Radikal değişim taleplerinden söz ederken, siyasal, ekonomik ve hatta sosyokültürel koşulları birlikte değerlendirmemiz gerekir. Örneğin evrensel sağlık hizmetini ele alalım. Avrupa’daki ülkelerin neredeyse tamamında evrensel sağlık güvencesi bulunmaktadır; ayrıca dünyanın birçok ülkesinde de bu uygulama mevcuttur. Ancak ABD’de sağlık ve sigorta sektörleri gibi güçlü özel çıkar grupları, evrensel sağlık hizmeti politikalarına her zaman sert bir şekilde karşı çıkmıştır. Eğer halkın mücadelesi ABD’de evrensel bir sağlık hizmeti sisteminin kurulmasını sağlayabilirse, bu hiç kuşkusuz ülkenin vatandaşlarının refahına yaklaşımında radikal bir değişim anlamına gelecektir. Bundan hiç şüphe yok.

Ancak radikal değişim, bir ülkenin bütün yönetim sisteminin dönüşüme uğraması anlamına gelmemelidir. Bu, devrim olurdu. O durumda bile siyasal devrim ile toplumsal devrim arasında ayrım yapmamız gerekir. Örneğin Amerikan Devrimi toplumsal değil, siyasal bir devrimdi. Toplumun dokusunu değiştirmedi; servetin dağılımını değiştirmedi ve sınıf sistemini olduğu gibi bıraktı. Buna karşılık, 1789’da başlayan Fransız Devrimi ile Rusya’da 1917’de gerçekleşen Ekim Devrimi, her iki ülkede de mülkiyet ilişkilerini dönüştürmeleri ve sınıf sistemlerini köklü biçimde değiştirmeleri bakımından gerçek anlamda toplumsal devrimlerdi.

Alexandra Boutri: Günümüz solu, kapitalizmi gerçekten sorgulamadan kültürel meselelere fazlasıyla odaklanıyor. Nitekim yakın geçmişte çokkültürlülük ve hatta feminizmin bazı türleri, kapitalizmin ideolojileri gibi işlev gördü. Ayrıca solun bazı kesimleri, ya yeterince düşünülmemiş ya da düpedüz uygulanabilir olmayan fikirleri yayma konusunda adeta özel bir yeteneğe sahip. Örneğin, sizin de bu görüşe katıldığınıza inanıyorum; “küçülme” (degrowth) ve “servet vergisi” gibi önerilerin, dizginlenmemiş sermaye birikiminin dinamiklerini ele almakta başarısız olurken, ayrıca uygulanmaları hâlinde iklim krizini çözecekleri yönünde akıl dışı iddialarda bulunmalarını, kapitalizmin krizlerine verilmiş içi boş ve etkisiz yanıtlar olarak görüyorum. Dolayısıyla bunlar, oyunun kurallarını değiştirecek stratejiler olmaktan kesinlikle uzaktır. O hâlde sorum şu: Sizce, günümüz Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kapitalist düzen açısından hangi tür yeni fikirler gerçekten oyunun kurallarını değiştirebilir?

C.J. Polychroniou: Evrensel sağlık hizmetinden zaten söz etmiştim. Her hâlükârda, bence herhangi birinin ABD ekonomisinin durumunu iyileştirmek ve daha iyi bir toplum yaratmak için çeşitli fikirler ortaya atması oldukça kolaydır. Ancak bu fikirler, alternatif sosyoekonomik düzenlemelerin nasıl kurulacağına ilişkin somut adımlar ve belirli politika önerileriyle desteklenmiyorsa, hiçbir anlam ifade etmez. Bunun gerçekleşebilmesi için ise uzmanlığa ihtiyaç vardır.

Bununla birlikte, Massachusetts Amherst Üniversitesi bünyesindeki Politik Ekonomi Araştırma Enstitüsü (PERI) tarafından Game Changers: Economic Policies for a Working America (Oyun Değiştiriciler: Çalışan Amerika İçin Ekonomi Politikaları) adlı yeni bir proje başlatıldı. Bu proje, dünyanın önde gelen ilerici iktisatçılarından biri olan ve aynı zamanda PERI’nin eş direktörlüğünü yürüten Gerald Epstein tarafından tasarlanmış ve yönetilmektedir. Projede ele alınan konular sağlık ve çevreden ticaret ve finansa kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor. Farklı iktisatçılar tarafından hazırlanan politika özetleri, ABD ekonomisinin kurallarını her şeyden önce Amerikalı emekçilerin ihtiyaç ve çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden yazabilmek için umutsuzca ihtiyaç duyulan türden politika önerileri içeriyor. Daha adil, daha yeşil ve daha sürdürülebilir bir ABD ekonomisinin nasıl oluşturulabileceğine ilişkin ilerici fikirlerle ilgilenen herkese, PERI’nin internet sitesinde yayımlanan politika özetlerinden bazılarını incelemelerini tavsiye ederim.

Kaynak: https://znetwork.org/znetarticle/is-the-us-ready-for-radical-change-interview-with-c-j-polychroniou/

SOSYAL MEDYA