İklim Gündemini Kim Finanse Ediyor?

İklim bilimine ilişkin görüş ne olursa olsun, kamuoyunu ve kamu politikasını etkilemek amacıyla yüz milyonlarca avro harcayan kuruluşlar daha fazla şeffaflığı ve kamu denetimini hak etmektedir. Vatandaşların, iklim politikasını kimin şekillendirdiğini, bunun nasıl finanse edildiğini ve birbiriyle çelişen bilimsel bakış açılarının adil biçimde dinlenip dinlenmediğini bilme hakkı vardır.
Temmuz 17, 2026
image_print

Siyasetçiler yeni iklim hedeflerini açıkladıklarında, çoğu insan bu politikaların olağan demokratik süreç sonucunda ortaya çıktığını varsayar. Hükümetler uzmanlara danışır, bilim insanları araştırmalar yayımlar, yasa koyucular önerileri tartışır ve nihayetinde seçilmiş temsilciler kamu politikasının yönünü belirler.

Dünya genelinde, hayır vakıfları, sivil toplum kuruluşları (STK), düşünce kuruluşları ve savunuculuk gruplarından oluşan geniş bir ağ, iklim ve enerji politikasını etkilemek amacıyla faaliyet göstermektedir. Lobicilik, kendi başına ne olağandışıdır ne de doğası gereği uygunsuzdur. Daha yakından incelenmeyi hak eden husus, günümüzün iklim politikası ortamında faaliyet gösteren kuruluşların ölçeği, finansmanı ve etkisi ile finansmanlarının hangi kaynaklardan sağlandığıdır.

Giderek daha fazla dikkat çeken kuruluşlardan biri, 2008 yılında kurulan ve merkezi Lahey’de bulunan European Climate Foundation (Avrupa İklim Vakfı – ECF)‘dir.

Hollandalı bilim gazetecisi Marcel Crok, yakın zamanda Vakfın Avrupa iklim politikasındaki rolünü incelemiş ve uzman çevrelerin dışında büyük ölçüde bilinmemeye devam etmesine rağmen Avrupa’nın iklim odaklı en etkili hayırsever kuruluşlarından biri hâline geldiğini ileri sürmüştür. Araştırması, iklim savunuculuğunun nasıl finanse edildiği ve nasıl organize edildiği konusunda önemli sorular ortaya çıkarmaktadır. Crok’un aktardığı kamuya açık bilgilere göre, ECF 2023 yılında diğer hayırsever kuruluşlardan yaklaşık 275 milyon avro finansman almıştır. Destekçiler arasında Bloomberg Philanthropies, William and Flora Hewlett Foundation, Rockefeller Brothers Fund ve çeşitli Avrupa hayır vakıfları gibi önde gelen vakıflar yer almaktadır.

Vakıf, misyonunu; politika, araştırma ve sivil toplum alanlarında faaliyet gösteren yüzlerce kuruluşla kurduğu ortaklıklar aracılığıyla iklim nötr bir Avrupa’ya geçişi desteklemek olarak tanımlamaktadır.

Hibe alan kuruluşlar arasında araştırma kuruluşları, çevre STK’ları, iletişim girişimleri, hukuki savunuculuk grupları ve medya projeleri yer almaktadır.      Marcel Crok, Carbon Brief, European Environment Bureau ve CAN Europe gibi kuruluşların ECF’den destek aldığını, ancak her kuruluşun kendi yönetişim ve yayın politikalarına sahip olduğunu belirtmektedir.Carbon Brief, European Climate Foundation’dan aldığı destek de dâhil olmak üzere, hayırsever finansmanını kamuoyuna açıklamaktadır.

Bu bilgilerin hiçbiri gizli değildir. Büyük ölçüde yıllık raporlar, hibe açıklamaları ve vergi beyannameleri aracılığıyla erişilebilmektedir. Buna rağmen, bu hayırsever ağların toplu olarak nasıl faaliyet gösterdiğine veya daha geniş iklim politikası tartışmalarını nasıl şekillendirebileceğine odaklanan kamuoyu tartışmaları şaşırtıcı derecede sınırlıdır. Kamuoyu, politika tartışmalarının şekillenmesine yardımcı olan bu ağlar hakkında yeterli bilgiye sahip midir?

Günümüzde iklim politikası, iklim biliminin çok ötesine uzanmaktadır. Sanayi stratejisini, finansal düzenlemeleri, bankacılığı, tarımı, ulaştırmayı, konut sektörünü, vergilendirmeyi ve uzun vadeli yatırım kararlarını etkilemektedir. Hükümetler, iklim politikalarını geliştirirken giderek daha fazla STK’lar, hayırsever vakıflar, araştırma enstitüleri ve özel sektör kuruluşlarıyla birlikte çalışmaktadır.

Bunun sonucunda, bilimsel tavsiyelerin, siyasi hedeflerin, finansal çıkarların ve savunuculuk kampanyalarının sıklıkla birbirini pekiştirdiği, birbiriyle bağlantılı bir politika ekosistemi ortaya çıkmaktadır. Avrupa İklim Vakfı, bu ekosistemin önemli parçalarından biri gibi görünmektedir.

Ayrıca bu durum hiç de benzersiz değildir. Avrupa ve Kuzey Amerika genelinde, büyük hayırsever vakıflar iklim ve enerjiyle ilgili araştırma enstitülerini, savunuculuk kuruluşlarını, kamusal iletişim projelerini ve politika girişimlerini finanse etmektedir. Bu kuruluşların birçoğu, ortak hedefleri gerçekleştirmek amacıyla hükümetler, uluslararası kurumlar ve sivil toplum gruplarıyla iş birliği yapmaktadır.

Merkez Bankacıları Küresel İklim Değişikliği “Projesinin” İlerlemesini Finanse Ediyor

Bu daha geniş finansman ekosisteminin bir örneği, uluslararası finans sektörüyle giderek güçlenen bağlantısıdır. İklim politikası artık yalnızca hükümetler, bilim insanları ve çevre kuruluşları tarafından şekillendirilmemektedir. Son on yılda, büyük bankalar, varlık yöneticileri ve çok uluslu şirketler, iklimle ilgili finansal çerçevelerin geliştirilmesine giderek daha fazla dâhil olmuştur.

Aralık 2015’te Finansal İstikrar Kurulu, küresel ölçekte 118 trilyon ABD doları tutarında varlığı temsil eden İklimle İlgili Finansal Açıklamalar Görev Gücü’nü (TCFD) kurmuştur; bkz. Son Not [i]. Bu görev gücü, iklim riski raporlama standartlarını geliştirmek amacıyla dünyanın en büyük finans kuruluşlarının ve şirketlerinin birçoğunun temsilcilerini bir araya getirmektedir. Sonraki yıllarda, iklimle ilgili açıklamalar finansal düzenlemelerin, yatırım stratejisinin ve kurumsal yönetişimin giderek daha önemli bir bileşeni hâline gelmiştir.

Bununla birlikte eleştirmenler, bunların iklim politikasının finansallaşmasını da hızlandırdığını ve net sıfır hedeflerini bankacılık, yatırım ve kurumsal karar alma süreçlerine yerleştirdiğini ileri sürmektedir. Her iki bakış açısından hangisine katılınırsa katılın, iklim politikasının küresel finans sistemiyle açıkça yakın bir biçimde iç içe geçtiği görülmektedir.

Dünyanın en büyük bankaları, şirketleri ve kurumları, benim görüşüme göre sağlam ampirik kanıtlarla desteklenmeyen bir iklim değişikliği gündemini ilerletmek amacıyla aynı doğrultuda hareket ettiğinde, perde arkasında başka büyük bir gündemin işlediği görülebilir. Bu iklim gündemi, “gezegenimizi kurtarma” şeklindeki duygusal kisve altında halkı fedakârlık yapmaya ve önemli ekonomik ve sosyal değişiklikleri kabul etmeye ikna etmeye çalışmaktadır. Bu arada şirketler, finans kuruluşları ve yatırım fonları mali kazanç elde edecek konumdayken, siyasi kurumlar insan kaynaklı CO₂’nin yol açtığı iklim değişikliğiyle mücadele bayrağı altında dünya çapında teknokratik politika sistemleri uygulamaktadır. Sonuç olarak eleştirmenler, bu gündemin BM 2030 Gündemi’nin hedefleriyle uyumlu olurken büyük bankalar ve yatırım şirketleri için trilyonlarca dolarlık yeni finansal fırsatlar yarattığını veya yaratma potansiyeli taşıdığını savunmaktadır.

Birleşik Krallık Enerji ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın eski bilim danışmanı ve Clintel Dünya İklim Bildirgesi’ni imzalayan 2.000’den fazla bilim insanı ve akademisyenden biri olarak, iklim politikası ile finans kuruluşları arasındaki bu yakın ilişkinin çok daha fazla kamu denetimine tabi tutulması gerektiğine inanıyorum. Clintel Bildirgesi, CO₂’nin iklimin baskın belirleyicisi olmadığını ve doğal değişkenliğin yaygın olarak kabul edilenden çok daha büyük bir rol oynadığını savunmaktadır.

Eleştirmenler ayrıca, Rockefeller ailesi vakıflarının iklim girişimlerini teşvik etmedeki tarihsel rolüne de dikkat çekmektedir.

Rockefeller bankacılık hanedanının küresel ısınma gündeminin önde gelen savunucuları hâline nasıl geldiği, The Energy & Environmental Legal Institute tarafından Aralık 2016’da yayımlanan The Rockefeller Way: The Family’s Covert ‘Climate Change’ Plan başlıklı raporda açıklanmaktadır. Enstitü tarafından yayımlanan bir makalede; bkz. Son Not [ii], şu ifadeler yer almaktadır:

“Rockefeller Brothers Fund, Sürdürülebilir Kalkınma Programı İncelemesi’nde, küresel ısınma alanındaki ilk büyük aktivistlerden biri olmakla övünmektedir…Serbest yatırım fonlarını, birbiriyle bağlantılı yönetim kurulu üyeliklerini ve kâr amacı gütmeyen kuruluşları kapsayan son derece karmaşık yapılanmaları, bu konulardaki kamu politikasına yön vermiş ve kendilerine gelişmekte olan piyasalar hakkında önceden bilgi edinme ve gelişmekte olan dünyanın doğal kaynaklarına erişme imkânı sağlamıştır…”

Bu Arada, On Yıllık Alarmcılığa Yol Açan En Yüksek Emisyonlu Yol Haritaları Artık Makul Kabul Edilmiyor.

İklim politikasını etkilemek amacıyla yüz milyonlarca avro harcanıyorsa, akla gelen bariz sorulardan biri, temel bilimsel varsayımların halkın inandırıldığı kadar kesin olup olmadığıdır. Yıllar boyunca RCP 8.5 ve onun halefi SSP5-8.5 gibi yüksek emisyon senaryoları, geleceğin makul temsilleri olarak yaygın biçimde sunulmuştur. Bu senaryolar, binlerce iklim etkisi çalışmasına, hükümet raporuna, medya makalesine ve politika önerisine temel oluşturmuştur. Bu senaryolar, hızlı karbonsuzlaşma ve net sıfır politikalarına yönelik giderek daha acil çağrıları gerekçelendirmek amacıyla sıkça kullanılmıştır.

Oysa yeni nesil iklim senaryolarını geliştirmekten sorumlu bilim insanları bile, bu en yüksek emisyonlu yol haritalarının artık gelecekteki olası gelişmelerin makul temsilleri olarak kabul edilmediğini kendileri kabul etmiştir. Buna rağmen, bu senaryolardan türetilen öngörüler dünya genelinde iklim davalarını, yatırım kararlarını, kamu politikasını ve kamuoyu algısını çoktan etkilemiştir.

Kapsamlı politika değişikliklerini gerekçelendirmeye yardımcı olan senaryoların bir kısmının sonradan gerçekçi olmadığı kabul edilmişse, bu durum neden kamuoyunda bu kadar az dikkat çekmiştir?

Daha geniş kapsamlı bir soru ise, günümüz iklim modellerine yerleştirilen temel varsayımlarla ilgilidir. BM Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) savunduğu gibi, karbondioksit gerçekten iklimin baskın belirleyicisi midir ve mevcut modeller onun etkisini modern atıf çalışmalarının ima ettiği kesinlik derecesiyle izole edebilir mi? Clintel World Climate Declaration (Clintel Dünya İklim Bildirgesi)‘ni imzalayan 2.000’den fazla kişi de dâhil olmak üzere birçok bilim insanı ve araştırmacı, CO₂’nin iklimin baskın belirleyicisi olmadığını ve doğal değişkenliğin yaygın olarak kabul edilenden çok daha büyük bir rol oynadığını savunmaktadır.

Sonuç

Destekçiler, net sıfır girişimlerine sağlanan finansmanın acil bir küresel soruna yönelik eylemi hızlandırdığını savunmaktadır. Eleştirmenler ise, yoğunlaştırılmış hayırsever finansmanının belirli politika bakış açılarını güçlendirirken alternatif görüşleri kamusal tartışmalarda daha az görünür hâle getirdiğini ileri sürmektedir.

İklim bilimine ilişkin görüş ne olursa olsun, kamuoyunu ve kamu politikasını etkilemek amacıyla yüz milyonlarca avro harcayan kuruluşlar daha fazla şeffaflığı ve kamu denetimini hak etmektedir. Vatandaşların, iklim politikasını kimin şekillendirdiğini, bunun nasıl finanse edildiğini ve birbiriyle çelişen bilimsel bakış açılarının adil biçimde dinlenip dinlenmediğini bilme hakkı vardır.

Bu konuların daha ayrıntılı biçimde incelenmesiyle ilgilenen okuyucular, Climate CO₂ Hoax: How Bankers Hijacked the Real Environment Movement adlı kitabımın yeni güncellenmiş 2026 baskısında konuların daha kapsamlı biçimde ele alındığını görecektir. Kitabın amacı, gerçek çevresel kaygılar ile benim görüşüme göre sağlam ampirik kanıtlarla desteklenmeyen iddialar arasında ayrım yapmaktır.

[i] Kaynak:
https://data.parliament.uk/DepositedPapers/Files/DEP2019-0718/Green_Finance_Strategy.pdf

[ii] Kaynak:
https://www.globalresearch.ca/rockefeller-familys-covert-climate-change-plan/5678775

Kaynak:
https://www.lewrockwell.com/2026/07/mark-keenan/who-funds-the-climate-agenda/

SOSYAL MEDYA