Cakarta’daki Merdeka Sarayı’nın bunaltıcı koridorlarında korkunç bir ironi yaşanıyor. Başbakan Lawrence Wong ve Devlet Başkanı Prabowo Subianto 6 Temmuz’da el sıkışıp enerji, savunma ve dijital altyapı alanlarında 26 anlaşmayı imzalarken, aslında ASEAN’ın güçlendirilmesini değil, onun sessiz ve bürokratik ölüm fermanını imzalamış olabilirler.
Çünkü bu sıradan bir ikili liderler zirvesi değildi. Bu, medeniyet ölçeğinde bir dönüm noktasıydı; tarihsel olarak birbirine güvenmeyen iki komşunun kaderlerini öylesine sıkı biçimde birbirine bağlamaya karar verdiği bir andı ki, Güneydoğu Asya’nın geri kalanının artık, karşı koyacak şekilde tasarlanmamış olduğu bir çekim gücüyle hesaplaşması gerekecek.
Ortaya çıkan yapıya bir bakalım. 2035 yılına kadar Orta Sulawesi’nin Morowali bölgesindeki 200 megavatlık bir tesis de dâhil olmak üzere Endonezya’daki güneş enerjisi projelerinden 3,4 gigavat düşük karbonlu elektriği Singapurlu tüketicilere ulaştıracak sınır ötesi bir elektrik koridoru. Endonezya’nın yeni kurulan ulusal varlık fonu Danantara ile Singapur’un köklü Temasek’i (Singapur devletine ait dev bir küresel yatırım fonudur) arasında kurumsal benzeşim. Changi Havalimanı’nın lojistik akışını kesintisiz korurken hava sahası egemenliğini yeniden Cakarta’ya devreden bir Uçuş Bilgi Bölgesi (Flight Information Region) düzenlemesi.
On yıllardır süren hukuki çıkmazı çözen suçluların iadesi anlaşması ile Savunma İşbirliği Anlaşması. Ve küresel ticaretin dörtte birinin geçtiği Malakka Boğazı’nın, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) çerçevesinde açık ve serbest tutulmasına yönelik ortak bir taahhüt.
Bütün bunlar, Prabowo’nun ifadesiyle “kalpten kalbe, açık ve ileriye dönük” bir diplomasi anlayışıyla paketlenmiş durumda.
Bu, hangi ölçüte vurulursa vurulsun, müthiş bir başarıdır. Singapur uzun zamandır Endonezya’nın en büyük doğrudan yabancı yatırım kaynağıdır ve yalnızca 2025 yılında Singapur, Endonezya’ya 17,4 milyar ABD doları yatırım yapmıştır. İki ülke arasındaki ilişki tarihsel olarak milliyetçi söylemler, hava sahası anlaşmazlıkları ve Singapur’u Endonezya’nın zenginliğinden orantısız biçimde yararlanan “küçük kırmızı nokta” olarak resmeden anlatılarla gölgelenmişti. Şimdi ise tek bir zirvede bu yaralar dağlanmış görünüyor.
Fakat Canberra’dan Kuala Lumpur’a kadar bütün strateji uzmanlarını rahatsız etmesi gereken soru şudur: geri kalanımız ne olacak?
Singapur-Endonezya ekseni, ASEAN’ın bünyesinde barındırması asla öngörülmemiş bir yapıya; yani bölgesel enerji fiyatlarını belirleme, denizcilik açısından kritik geçiş noktalarını kontrol etme ve yeşil finansın şartlarını dikte etme gücüne sahip, çift çekirdekli bir yönlendirici merkeze dönüşüyor. Bu entegrasyon değildir; iş birliği diliyle süslenmiş bir hiyerarşidir.
Bir zamanlar on egemen devlet arasında adil enerji paylaşımına dayalı bir ağ olarak tasavvur edilen ASEAN Elektrik Şebekesi, bugün pratikte Cakarta ile Singapur arasında ikili bir hat olarak inşa ediliyor. Wong da elektrik anlaşmasını daha geniş kapsamlı bu şebekenin “önemli bir yapı taşı” olarak nitelendirdi. Bununla birlikte, Danantara ve Temasek’in kapı bekçisi rolünü üstlendiği o ağın yönetimi, kaçınılmaz olarak mimarlarının kurumsal kapasitelerini ve çıkarlarını yansıtacaktır. Vietnam’dan Filipinler’e kadar daha küçük ASEAN üyeleri, enerji dönüşümlerinin tasarımında hiçbir rol oynamadıkları bir sisteme bağımlı hâle geldiklerini göreceklerdir.
Yakın zamanda bir uzman, ASEAN Elektrik Şebekesi’nin en büyük sorununun “teknik standartlar değil”, egemenlik riski olduğunu belirtti. Önerilen kablo güzergâhının yüzde 80’i Endonezya karasularından geçtiğinde verilen mesaj son derece açıktır: çevredekiler, merkezden izin istemek zorundadır.
Öte yandan, bu yeni hiyerarşinin en tehlikeli olduğu yer Malakka Boğazı’dır. Wong ile Prabowo’nun serbest geçişi garanti altına alan taahhüdü, ilk bakışta deniz diplomasisinin bir zaferi gibi görünmektedir. Ancak hukuki ifadelerin altında jeopolitik bir barut fıçısı yatmaktadır.
Ortadoğu’daki çatışma, dar deniz geçitlerinin ne kadar hızlı biçimde bir silaha dönüştürülebileceğini zaten göstermiştir. Zirveden sadece haftalar önce Endonezya Maliye Bakanlığı’ndan bir yetkili, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki uygulamalarından esinlenerek Malakka Boğazı’ndan geçen gemilerden transit geçiş ücreti alınması fikrini gündeme getirmişti.
Prabowo’nun UNCLOS’a bağlılığını kamuoyu önünde teyit etmesi, şimdilik bu suları yatıştırmış olabilir. Ancak gelecekte; Tayvan çatışması, Güney Çin Denizi’nde gerilimin tırmanması, büyük güçlerin abluka uygulaması gibi bir krizde, bu ikili garanti aşılmaz bir üçlü çıkmazla karşı karşıya kalacaktır. Bunu bir süper güce karşı uygularsanız askerî gerilim riskini göze alırsınız. Boyun eğerseniz bunun içi boş bir vaat olduğunu ortaya koyarsınız. Ya da taraflar ayrışır ve ASEAN tarafsızlığının özenle örülmüş dokusunun gerçek zamanlı olarak söküldüğünü izlersiniz.
Malakka Boğazı, her zaman bölgenin nomosu yani egemenlik, ticaret ve güvenliğin kesiştiği mekânsal düzen olagelmiştir. Bu düzen büyük güçlerin cebrine maruz kaldığında, tarafsızlık yalnızca hedef tahtasının dışında kalanların sahip olabileceği bir lükse dönüşür. Boğazın bekçileri olan Singapur ve Endonezya ise doğrudan hedef tahtasının tam ortasındadır.
Bununla birlikte, en derin yara belki de ASEAN’ın kendi kendine açtığı yaradır. Singapur ile Endonezya arasındaki kurumsal yakınlaşma, Temasek-Danantara ekseni, kamu konutu modellerinin benimsenmesi, birbirine eklemlenen hukukî çerçeveler ASEAN’ın geri kalanının kolayca aşamayacağı bir yönetişim sınırı oluşturmaktadır.
Bu, parçalanma paradoksudur: çekirdeği birbirine bağlayan süreç, aynı zamanda çevreyi dışarı itmektedir. Çekirdeğin kredi güvenilirliği, yolsuzlukla mücadele protokolleri ve piyasa disiplini standartlarını karşılayamayan devletler, onun sermaye akışlarından yapısal olarak dışlanmış olacaklardır. Bu ülkeler Çin’in Kuşak ve Yol kredilerine, ABD’nin dar kapsamlı ve çok taraflı güvenlik anlaşmalarına ya da ASEAN’ı tamamen devre dışı bırakan ikili anlaşmalara yöneleceklerdir. Bu tür her adım, ASEAN’ın merkezîlik iddiasını içini boşaltan merkezkaç bir sarmalı daha da besleyecektir.
Endonezya’nın Singapur modellerini benimsemesinin arkasındaki motivasyon; hantallık ve patronaj ilişkileriyle anılan devlet imajını geride bırakmak ve daha büyük jeopolitik ağırlık kazanmaktı. Ne var ki bunun öngörülmeyen sonucu, küresel sahnede orta ölçekli bir güç statüsü kazanmak için dayanışmasına ihtiyaç duyduğu komşularını kendine yabancılaştıran ikili bir seçkinler yapısı içinde, ikincil bir ortak konumuna düşmesidir.
Bir de dile getirilmeyen o büyük sorun var: nükleer çağ. Hint-Pasifik bölgesi; Çin’in kıtalararası balistik füze (ICBM) denemeleri, ABD’nin caydırıcılık yaklaşımları ve Orta Doğu kaynaklı istikrarsızlık dalgalarının bölgesel düzenin işleyiş mantığını kökten yeniden şekillendirdiği bir döneme giriyor. Böyle bir çağda stratejik davranış, diplomatik ikna çabalarıyla değil, nükleer yıkımın varoluşsal gölgesiyle şekillenir; bu, zaman ufkunu daraltan ve sabırlı müzakereler yerine askeri hazırlığı önceleyen bir gölgedir.
ASEAN, musyawarah dan mufakatın yani müzakere ve fikir birliğinin zamansallığı (geçiciliği) üzerine inşa edilmişti. Nükleer çağ ise milisaniyelerle işlemektedir. Füze uçuş süreleri dakikalarla ölçüldüğünde ASEAN Bölgesel Forumu; üyelerinin gerçek stratejik hesaplarından kopuk, klişe ifadelerin tekrarlandığı törensel bir platforma dönüşmektedir.
Malakka Boğazı’nın iki koruyucusu ve bölgesel elektrik şebekesinin ortak mimarları olan Singapur ile Endonezya’nın, kritik varlıklarını koruma hesaplarına nükleer cebri de dâhil etmeleri gerekmektedir. Bu hesap; kritik altyapıyı elektromanyetik darbelere karşı güçlendirmeyi, hükümetin sürekliliğini planlamayı ve bölge dışı güçlerle hassas istihbarat paylaşımında bulunmayı gerektirir ve doğaları gereği bu konuların hepsi ASEAN’da felce yol açmadan gündeme getirilemeyecek faaliyetlerdir.
O halde tanık olduğumuz şey, birinci dereceden bir Hegelci trajedidir. Çekirdeği birbirine bağlamak üzere tasarlanan o mekanizmalar-enerji koridorları, kurumsal yakınsama ve güvenlik garantileri-bizzat sağladıkları başarıyla bütünün çözülmesine yol açıyor. ASEAN’ın ölmesi için resmen dağılması gerekmez. Sadece bir zombi kurum haline gelmesi yeterlidir; biçimsel olarak canlı ama organik olarak ölü, Güneydoğu Asya’yı büyük güçler arasındaki çatışmadan koruma şeklindeki asıl işlevini yerine getiremeyen bir kurum.
Singapur ve Endonezya’nın kendi mimarilerini entegre etme konusundaki başarılarının onları büyük güçlerin baskı ve cebirleri karşısında başlıca hedefler haline getirmesi ve dolayısıyla ulusal bekaları uğruna bölgeselcilik projesinden vazgeçen ilk ülkeler olmalarına yol açması yaşanan trajediyi daha da derinleştirmektedir. ASEAN’ın taçlandırıcı başarısı olması tasarlanan şey, sonunda onun diplomatik yok oluşunun taşıyıcısına dönüşmektedir.
Singapur, iki ülkenin diplomatik ilişkilerinin 60. yılını kutlayacağı 2027 yılında ASEAN dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, artık mesele ASEAN’ın ayakta kalıp kalamayacağı değildir. Asıl soru, en başarılı üyelerinin, kötü niyetlerinden değil, fakat kendini koruma içgüdüsünün katı ve acımasız mantığı nedeniyle fişi çeken taraf olup olmayacaklarıdır.
Cakarta’daki tokalaşma sıcaktı. Haber verdiği gelecek ise soğuk. Ve Güneydoğu Asya’nın geri kalanı için bu soğuk daha yeni hissedilmeye başlıyor.
*Kurniawan Arif Maspul, İslam diplomasisi ve Güneydoğu Asya siyasal düşüncesi üzerine çalışan bir araştırmacı ve disiplinlerarası yazardır.
Kaynak: https://www.savageminds.co/p/singapore-and-indonesias-new-axis
Tercüme: Ali Karakuş
