Avrupa, siyasi sonuçlarını hesaplamadan yeniden silahlanıyor

Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya yönelik başlattığı topyekûn işgal hedefiyle tetiklenen alarmı daha da artıran bir diğer unsur, ikinci Trump yönetiminin istikrarsız ve öngörülemez yapısıdır; bu durum Avrupa’nın güvenlik hususunda kendi kendine yetme kapasitesine olan ihtiyacını açıkça ortaya koymuştur. Donald Trump, NATO savunma ittifakından ayrılabileceğini keskin olmayan bir şekilde ima etti.
Mayıs 28, 2026
Soldier with machine gun with flag of European Union
image_print

Washington yönetiminin kısa süre önce Almanya’dan 5.000 askeri çekme kararı alması ve ABD’nin İran’daki faaliyetlerine ilişkin artan rahatsızlık, Avrupa’nın stratejik bağımsızlık ihtiyacını daha da arttırdı. ABD yönetimi bu çekilme planını, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in Trump’ın Orta Doğu’daki maceracı politikalarını eleştirmesinin ardından açıkladı.

 

Avrupa’nın yeniden silahlanma süreci hâlihazırda işliyor. Hükümetlerin, savunma bütçelerini NATO’nun yeni GSYİH’nin %5’i hedefi doğrultusunda artırma vaatlerini yerine getirmeleri gerekiyor. 2025 yılında Avrupa’nın NATO üyesi ülkeleri ve Kanada savunmaya 574 milyar ABD doları (422 milyar sterlin) harcadı; bu, bir önceki yıla göre yaklaşık %20’lik bir artış anlamına geliyor. Son 70 yılın en keskin yıllık artışıydı.

 

Güvenlik tartışması artık Avrupa hükümetlerinin yeniden silahlanmanın karmaşık siyasi sonuçlarını kavramalarını gerektiren yeni bir aşamaya geçmelidir. Bu sonuçlar giderek görünür hâle geliyor. Örnekler arasında savunma ve sosyal programlara yapılan harcamalar arasında daha keskin bir denge kurulması ve Almanya’nın hem askeri üstünlük hem de ekonomik egemenlik kazanma olasılığı yer almaktadır.

 

Ayrıca, aşırı derecede artırılmış askeri cephaneliklerle sağcı popülist partilerin iktidara gelme tehlikesi de mevcuttur. Bu partiler hâlihazırda Fransa, Almanya, Birleşik Krallık ve başka birçok ülkede anketlerde önde gidiyor; üstelik bu partilerin gündemleri, Avrupa’nın uzun süredir devam eden güvenlik işbirliği anlayışıyla tam uyumlu değil.

 

Avrupa’nın askerîleştirilmesi, dünya çapındaki baş döndürücü silahlanma yarışını daha da büyütüyor ve büyük çaplı çatışma riskini artırıyor. Yeniden silahlanmanın çevreye zararlı etkileri de söz konusu ve aşırı militarizasyon tehdidi, Avrupa’nın askeri olmayan güvenlik yaklaşımına-yani sosyal kalkınma ve çatışma önlemeye dayalı yaklaşıma-odaklanmasını engelleyebilir.

 

Bu zorluklar, yeniden silahlanmanın Avrupa düzeni açısından temel bir dönüşüm anlamına geldiğini gösteriyor. Bu savunma yığınağını, reforme edilmemiş AB ve NATO yapılarına basitçe eklemlemek yeni dengesizlikler yaratabilir.

 

AB, daha dengeli ve kapsamlı bir siyasi uzlaşma olmadan bir güvenlik birliğine dönüşürse, barış projesi olma değerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

 

Sonuçların muhasebesi

 

Avrupa’daki bazı ülkelerde, muhtemel Alman askerî gücünün daha derin biçimde bütünleşmiş bir AB yapısı içinde sınırlandırılması ve denetlenmesi gerektiğine dair kaygılar artıyor. “Avrupa ordusu” çağrıları yeniden gündeme geliyor, en son olarak da İspanyol hükümeti tarafından dile getirildi ancak bu fikir hâlâ siyasi bir kesinlikten yoksun.

 

Savunma harcamaları sadece ulusal hükümetler düzeyinde değil, daha derin bir kolektif güvenlik anlayışını gerektiren AB düzeyindeki araçlar aracılığıyla da artıyor. Birçok Avrupa hükümeti, askeri ve sivil kaynakların birlikte seferber edildiği, İskandinav tarzı, tüm toplumu kapsayan bir güvenlik modeline doğru ilerliyor. AB’nin 2025’te yürürlüğe giren Hazırlık Birliği Stratejisi de bunu hedefliyor.

 

Bu tür değerlendirmeler, güvenlik odaklı bir Avrupa’nın kıta çapında siyasi tartışmalar ve hesap verebilirlik kanallarıyla desteklenmesi gerektiğini göstermektedir. Vatandaşlardan tam kapsamlı savunma için seferber olmaları istenirken, güvenlik politikalarında kendilerine daha fazla belirleyici yetki verilmesi gerekiyor. Savunma harcamalarının gerektireceği fedakârlıklarda ve Almanya’nın giderek belirginleşen askerî üstünlüğü gibi meselelerde halkın sesi daha fazla duyulmalıdır.

 

Ancak, yeniden silahlanma süreci şu anda, toleranssız popülist partileri besleyen AB karar alma mekanizmasının şeffaf olmayan, kriz odaklı özelliklerini güçlendirecek şekilde yürütülüyor. Avrupa, toplumsal katılımı daha güçlü ve etkin kılacak şekilde kolektif siyasi sistemini canlandırmadan güvenlik eksenli dönüşümüne meşruiyet kazandırmada zorlanacaktır.

 

Avrupa güçleri şu anda kısa vadeli jeopolitik çıkarlarını savunmak için daha iddialı bir şekilde hareket etmeye çalışıyor. Bunu yaparken de liberal düzenin kurallara dayalı işbirliği ve açıklık ilkelerinden tamamen vazgeçmiyorlar.

 

Fakat bu yaklaşımı açık ve net bir içerikle doldurmakta zorlanıyorlar. Avrupa hükümetleri, Avrupa’nın yeniden silahlanmasının, Avrupa topraklarına yönelik saldırganlığı caydırmanın yanı sıra, dışarıda daha keskin bir güç projeksiyonu için ne ölçüde kullanılması gerektiği konusunda ortak bir tutum belirlemiş değillerdir.

 

Avrupa’nın dünyanın başka bölgelerindeki güvenlik konuşlandırmaları ve çatışma önleme faaliyetleri son yıllarda geriledi. AB askerî güçlerinin Afrika’daki Sahel bölgesinden çekilmesi bunun en dikkat çekici örneklerinden biri. Mevcut güvenlik yöneliminin bu eğilimi tersine çevirmeyi mi amaçladığı, yoksa aynı yönde ilerlemeyi mi sürdüreceği belirsiz.

 

Yeniden silahlanma, Avrupa düzeninin kurumsal yapısına ilişkin soruları da gündeme getiriyor. Güvenlik dinamikleri güç dengelerini ve bölgesel kurumlar arasındaki ilişkileri değiştiriyor. Örneğin Birleşik Krallık’ı yeniden Avrupa meselelerinin içine çekiyor ve kıta genelinde yeni, esnek ittifak biçimlerinin tartışılmasına yol açıyor.

 

NATO içinde, Avrupa’nın yük paylaşımı ve koordinasyonunun geliştirilmesi hususunda hâlihazırda gecikilmiş bir durumda. Ancak ittifakın, Trump sonrası güvenlik özerkliği için yapısal ve düzenleyici bir ilke olarak yeterli olması pek olası değil. Tematik ve coğrafi açıdan daha esnek başka formatlara ihtiyaç duyulacaktır.

 

4 Mayıs’ta Ermenistan’da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesinde savunma ve güvenlik konuları ele alındı. Zirveye yalnızca AB üyeleri değil, Birleşik Krallık ve AB dışındaki diğer Avrupa güçleri de katıldı. Ukrayna’nın güvenliği ve Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer konusunda oluşturulan son Avrupa koalisyonları, işlevsel ve değişken devlet kümelenmelerine doğru bir eğilimin habercisi olabilir.

 

Güvenlik tartışmaları, AB’nin ekonomik ve düzenleyici alanıyla tam olarak örtüşmüyor; bu da yenilikçi formatlar üzerine düşünmeyi gerekli kılıyor. AB güvenlik planlarının dışında bırakılan Britanya hükümetinin, mevcut AB-BK yeniden başlangıç müzakerelerinin çok ötesine geçen yapısal yeniden düzenlemelere katkı sağlayacak proaktif fikirlerle birlikte hazır olması gerekiyor.

 

AB yeni güvenlik stratejisini kesinleştirirken ve İngiltere stratejik savunma konusunu yeniden gözden geçirmeyi uygulamaya koyarken, Avrupa hükümetlerinin yeniden silahlanmanın siyasi sonuçlarını ele almaları gerekiyor. Bu sonuçlar, savunma bütçelerini artırmaktan çok daha zor ve yapısal meydan okumalar içeriyor; ancak hükümetler şimdilik bu konuları ertelemeyi tercih ediyor.

 

Bu sorunlar çözülmediği sürece Avrupa’nın yeniden silahlanması kırılgan temeller üzerinde yükselecek ve ardından çok sayıda sorun doğuracaktır.

 

*Richard Youngs, Warwick Üniversitesi Uluslararası ve Avrupa Siyaseti Profesörüdür.

 

Kaynak: https://theconversation.com/europe-is-rearming-itself-without-addressing-the-political-consequences-282516

tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.