Pislik Gettoları: Güney Asya’nın Gözden Çıkarılabilir Hıristiyanları

Güney Asya’daki Hıristiyan gecekondu mahalleleri yalnızca bir insani kriz değildir. Bunlar, bizim derin ikiyüzlülüğümüzün ve ahlaki iflasımızın bir aynasıdır. Batı, bu toplulukların acı çekmesine izin vererek insan haklarına bağlılığının keyfi olduğunu ve siyasi çıkar hesaplarına bağlı şekilde işlediğini göstermektedir.
Mayıs 28, 2026
image_print

Güney Asya’daki Hıristiyan toplulukların sistematik olarak çökertilmesi bir tesadüf değil, bir politikadır. Lahor, Karaçi ve Dakka’nın gecekondu mahallelerinde sıkışıp kalan milyonlarca Hıristiyan, bilinçli bir dışlamanın kurbanıdır. Bunlar yalnızca yoksul mahalleler değildir. Bunlar, kalıcı bir alt sınıfın gettolarıdır. Pakistan’ın derme çatma yerleşimlerinde ve Bangladeş’in gecekondu mahallelerinde temiz su, elektrik, temel hijyen hizmetleri ve güvenlik, çoğunluk dinine mensup olanlara ayrılmış ayrıcalıklardır. Orada yaşayanlar kelimenin tam anlamıyla lağıma mahkûm edilmiştir.

Pakistan’da bu dışlanma, modern çağın kast sistemi aracılığıyla kurumsallaştırılmıştır. Ülkedeki temizlik işçilerinin yaklaşık yüzde 80’i Hıristiyandır; bu, toplumun vatandaşlarını dini inançlarına göre ayrıştırdığını ortaya koyan sarsıcı bir istatistiktir. Bu bir tesadüf değildir. Bu, Hıristiyanları en tehlikeli ve en aşağılanmış işlere iten, onları çoğu zaman başkaları için “pis” kabul edilen işlere zorlayan bir devletin yapısal bir özelliğidir. Bütün bir topluluk kanalizasyonlara ve gecekondu mahallelerine hapsedilmiştir. Bu topluluk, şehrin sürdürülebilmesi için vazgeçilmezdir; ancak o şehre ait olmasına izin verilmez.

Bangladeş’te de aynı patoloji görülmektedir; burada durum sessiz marjinalleştirmeden aktif kuşatmaya dönüşmüştür. Son iki yıldaki siyasi çalkantıların ardından, Hıristiyan azınlığın güvenliği sürekli tehdit altındadır. Dakka’nın gecekondu mahallelerinden kırsal yerleşimlere kadar, koordineli bir toprak gaspı ve sindirme kampanyası görüyoruz. Geçiş sürecinin kaosu içinde, radikalleştirilmiş kalabalıklar Hıristiyan okullarını ve evlerini hedef almış, topluluğu kovulması gereken yabancı bir unsur olarak görmüştür.

Belki de bu krizin en rahatsız edici unsuru, uluslararası toplumun mutlak kayıtsızlığıdır. Brüksel’den insan hakları ve küresel dayanışma hakkında bitmek bilmeyen nutuklar duyuyoruz; ancak mesele bu sistematik çökertme olduğunda, sessizlik bütünüyle hâkimdir. Batı diplomasisinde, yurtdışındaki Hıristiyanların mücadelelerini ele almaktan kaçınan tuhaf, kendi kendine dayatılmış bir felç hali vardır — oysa ilk olarak onların yardımına koşması gereken Hıristiyan Batı’dır.

Bu ihmalin ölümcül sonuçları vardır. İslamabad’da, H-9 Rimsha Kolonisi gibi yerleşimlerde yaşayan binlerce Hıristiyan şu anda, kendilerine herhangi bir alternatif konut sağlanmaksızın toplu tahliye emirleriyle karşı karşıyadır. Lahor’da ise Hıristiyan çoğunluklu bölgelerdeki altyapı çürümeye terk edilmiş durumdadır; kanalizasyon suları sokakları basmakta ve yollar yıllardır kullanılamaz halde kalmaktadır. Bürokratların gözünde bu insanlar görünmezdir. Radikallerin gözünde ise gözden çıkarılabilirdirler.

Dış politika, bu rahatsız edici kurbanlara sırtını dönmeyi bırakmalıdır. Avrupa evrensel değerleri savunduğunu iddia ediyorsa, o halde bu değerler Lahor’daki bir gecekondu mahallesinde yaşayan bir anne ya da Dakka’daki derme çatma bir yerleşimde çalışan bir işçi için de geçerli olmalıdır. Ticaret anlaşmaları ve kalkınma yardımları, kendi halkının bazı kesimlerine atılabilir çöp muamelesi yapan rejimlere koşulsuz biçimde sunulmamalıdır. Liberal toplumların özüne yerleşmiş dayanışma, seçici bir erdem değildir. Bu, insanların nasıl dua ettiklerinden bağımsız olarak onların onuruna bağlılıktır.

Güney Asya’daki Hıristiyan gecekondu mahalleleri yalnızca bir insani kriz değildir. Bunlar, bizim derin ikiyüzlülüğümüzün ve ahlaki iflasımızın bir aynasıdır. Batı, bu toplulukların acı çekmesine izin vererek insan haklarına bağlılığının keyfi olduğunu ve siyasi çıkar hesaplarına bağlı şekilde işlediğini göstermektedir. Devlet destekli azınlık marjinalleştirmesi gerçek diplomatik bedellerle karşılanmalı, İslam ülkelerindeki Hıristiyan hakları ise korunmalıdır. Bunun daha azı, kültürümüzün ve kimliğimizin en temel dayanaklarına ihanettir.

Kaynak: https://brusselssignal.eu/2026/05/sanitary-ghettos-south-asias-disposable-christians/