Öyküsü Anlatılmayan Müzisyenlerin Kısa Tarihi: “Öteki Sazlar”

Birbirini takip ederek âdeta bir pazılın parçaları gibi müzik kitapları yayınlayan Serdar Aydın’ın yeni çıkan “Öteki Sazlar” çalışması, bahsettiğim bu katmanı aralamaya çabalayan bir metin. Hatta şunu da söylemek gerekli ki, katman içinde bir ikinci katman açarak görünür sanatçı temsillerinin adeta arka sokaklarına sızıp Erol Budan, Biricik, Hakan Gürses, Ali İbicek gibi isimleri de incelediği kitabı, arabeskin yeraltına inen bir cesareti ortaya koyuyor.
Nisan 15, 2026
image_print

“Müzik piyasası” dediğimiz sektörel yapı birbirine eklemlenerek ilerleyen çok katmanlı bir evren aslında. Biz bu katmanlı yapının nihai hâlini temsil eden sanatçının kendisi, albümü ya da video klibi ile sınırlanan bir eşikte durarak var olan teşekkülün sadece bir yüzünü görüyoruz. Söz yazarı ve besteci, yapımcı şirket ve prodüksiyon, yönetmen ve aranjör, stüdyo ve sesleri kaydedip sonra mixleyen tonmaister, stüdyo enstrümanistleri, vokalistler, kimi zaman albüme hangi eserlerin alınacağını belirleyen süpervizörler, eserleri seslendiren sanatçının albümde kullanılacak görsellerini çeken fotoğrafçı, grafiker ve en son reklam, tanıtım çalışmalarını yürütecek birime kadar uzayan çok geniş bir hizmet ağının neticesinde bir ürün ortaya çıkıyor. Dijital dünyaya geçmeden evvel ise buna plak, kaset ya da CD fabrikasındaki çoğaltım ve devamında albümleri ülkenin farklı şehirlerindeki depolara ulaştıran dağıtımcı şirketi de katmak gerekli. Ve tabi ki şimdi olmayan müzik marketleri.

Ülkemizdeki müzik yazımının neredeyse tamamı, öne çıkan sanatçıları merkez alan kitaplar ve müstakil makalelerden oluşmakta. Dolayısı ile bir şarkının albüm bütünlüğü ya da single hâlinde bize ulaşmasında büyük emekleri geçen bestecileri, söz yazarlarını, o şarkıya ruh veren ve hatta o şarkıyı yeniden kuran aranjörleri, stüdyoda önüne konan notalara duygularını katarak eserleri ete kemiğe büründüren enstrümanistleri, netice itibarıyla bütün bu ses evrenini doğru tonlamalarla kayda alıp onların uyumunu sağlayan tonmaisterlerin tarihi henüz yazılmadı. Biz, bahsettiğim bu çok katmanlı yapının sadece en nihai fotoğrafındayız maalesef.

Yeri gelmişken bir hakkı teslim etmek açısından belirtmek gerekli ki stüdyo enstrümanlığı ve partisyonlarla bütünlenen altyapı mantığının yerleşmesinde -piyasa müziği açısından- Orhan Gencebay’ın büyük katkısının olduğu hatta bizatihi bu tarihi onun biçimlendirdiği malum. Yani yaylılar olarak bilinen keman gruplarının ilk kez bir araya gelerek salt kendileri için yazılmış nota partilerini uyum içerisinde icra etmeleri, ritmin ön plana çıkarılması, beraberinde bas gitarın eklemlenmesi vs. ile şekillenen ilerleyişten bahsediyoruz. Kendisi ile ilerleyen bu tarihsel gelişimi Gencebay, Meral Özbek’in kitabında detayları ile anlatıyor (Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski, 1991).

Önceden mesela arabesk müzik açısından Mısır’a gidilip Arap müzisyenlerden meydana gelen keman grupları ile çalışmak arzu edilen bir deneyim iken (ki, böyle kayıtlar vardır müzik tarihimizde. Hatta bazı albümlerin kapaklarında “Kahire konseri” diye yazılıdır), bugün Türk stüdyo müzisyenleri dünya çapında tercih edilen icracılardır. Gerek Arap, gerekse Türk dünyasından birçok sanatçı bu amaçla İstanbul’a gelerek stüdyo kayıtlarını artık burada yapıyor.

İsmet Topçu, elektro bağlama tarihi açısından önemli bir yerde durmakta. Gencebay’ın icrası ile şekillenen bu enstrümanı dört tele indirerek yeni deneysel arayışlara kapı aralayan Topçu, bugün genç kuşak elektro bağlamacılar için ilham veren bir isim.

 

Birbirini takip ederek âdeta bir pazılın parçaları gibi müzik kitapları yayınlayan Serdar Aydın’ın yeni çıkan “Öteki Sazlar” (Pikap Yayınları, 2026) çalışması, bahsettiğim bu katmanı aralamaya çabalayan bir metin. Hatta şunu da söylemek gerekli ki, katman içinde bir ikinci katman açarak görünür sanatçı temsillerinin adeta arka sokaklarına sızıp Erol Budan, Biricik, Hakan Gürses, Ali İbicek gibi isimleri de incelediği kitabı, arabeskin yeraltına inen bir cesareti ortaya koyuyor. Ancak kitabın giriş yazısının ve onu tamamlayan ikinci metnin elektro bağlamanın kısa tarihi üzerine olması kuşkusuz önemli. Çünkü elektro bağlama bence sadece bir enstrüman değil, fiziki yapısını aşan bir temsile sahip. O da Türk modernleşmesini temsil etme vasfının bulunması. Bu meseleyi farklı yerlerde de yazdım ama Serdar Aydın’ın kitabı bağlamında tekrar etmek isterim. Erkin Koray, Orhan Gencebay, bağlama yapım ustaları Ragıp Akdeniz, Şemsi Yastıman gibi isimlerin arayışları ile ortaya çıkan elektro bağlama Türklerin modern zamanlara, dünyaya hediye ettikleri ilk popüler patent. Elektro gitarla biçimlenen Batı modernleşmesi karşısında ve resmî ideoloji açısından bizatihi devlet kurumları ile programlı olarak topluma sunulan Batılılaşma maceramıza Türk toplumunun müzikal itirazıdır elektro bağlama. Tabi bu itirazın kendi içerisinde arızalar taşıdığı vs. tartışılabilir. Ama netice itibarıyla tıpkı bizim modernleşme öykümüz gibi: gövdesine bakınca Türk, içindeki mekaniğine bakınca Batılı!

İsmet Topçu, Orhan Gencebay’ın ileri icralar kazandırdığı bu sazı 1990’larda çok daha başka boyutlara taşıyarak (tel sayısını dörde indirerek yeni bir icra mantığı kazandırır) -Aydın’ın tespiti ile- “deneysel virtüozü” haline gelir (sayfa 29). Topçu, Orhan Gencebay ve ardından Özer Şenay’ın açtığı elektro bağlama tarihinin tam ortasında konumlanan bir isim aslında. Yani bugün Motor Ali (Yılmaz), Kemal Alaçayır, İsmail Tunçbilek, Hasan Genç, Mustafa İpekçioğlu, Kemal Meras gibi daha yeni kuşak icracılara, Gencebay’dan aldığı ilhamla yeni ufuklar gösteren ve kıymeti ne yazık ki yeterince anlaşılmamış kıymetli bir isim. Serdar Aydın işte kitabında bu ikinci katmanın kapılarını Topçu metni ile açıyor. Birçok önemli sanatçının albümlerinde aşina olduğumuz ama kimin çaldığını bilmediğimiz o efsane icraların sahibi olan İsmet Topçu’nun müzik tarihimizdeki yerini anlamaya, yaptığı yenilikleri kavramaya imkân veren bu metindeki çözümlemelerin önemli cümlelerinden birisi onun Jimi Hendrix ve Ravi Shankar ile kıyaslanması. Birisi elektro gitarın büyük icracısı ve âdeta bir popüler ikon olan, diğeri ise geleneksel Hint çalgısı sitarı dünyaya tanıtan bu iki sanatçı kadar dünya çapında önemi bulunduğunu söylediği Topçu’nun. Sadece “kendini gösterebileceği fırsatların karşısına çıkmadığı”nı belirten Aydın’ın bu yazısı konu ile ilgili ileride kaleme alınacak başka metinlere temel teşkil edecek bir özellik taşımakta.

Kitaptaki öncü metinler sadece bu yazı değil. Oğuz Yılmaz üzerine kaleme alınan çözümlemeler de keza öyle. Elektro bağlama icrasının ön planda olduğu Yılmaz’ın 1980’li yıllardan itibaren Ankara’da inşa ettiği özgün öyküye ilişkin “hiçbir statükoya sırtını yaslamadan kendi emeği ile bugünlere geldi” tespitine katıldığımı not düşmek isterim. Hatta İbrahim Tatlıses’in bir tv programında Oğuz Yılmaz’a “çalmayın dersem kimse seni çalmaz” cümlesi üzerinden kurmak istediği iktidara karşı Yılmaz’ın biat etmeyerek direnmesi Aydın’ın bu bahsettiği bağımsız inşanın neticesi (-ilgililer için- Youtube’ta bu programın kaydı mevcut).

 

Biricik, henüz üzerine yeterince yazının kaleme alınmadığı çok özel bir ses.

 

Okuduğumuz birçok kaynakta sadece sanatçılar üzerine yazı yazıldığını, arka planı oluşturan öykülerin (katmanların) neredeyse hiç mesele edinilmediğini söylemiştim. “Öteki Sazlar” işte bu anlatılmayan öyküleri kayda geçiren bir kitap olması bakımından önemli. 1970’lerden itibaren arabeskçi Vedat Yıldırımbora ve cazcı Burhan Tonguç’un kurduğu ve henüz üzerine ciddi incelemenin kaleme alınmadığı Grup Metronom’da Mine Koşan ile şarkı söylemeye başlayan Biricik’in albümlerinin anlatıldığı bölümlerde bu yüzden -elektro bağlamanın, perküsyonların dâhil- enstrümanların kimler tarafından çalındığı, albümleri hangi isimlerin yönettiği ve şarkıların söz/müziklerinin kime ait olduğuna doğru derinleşen çözümlemeler işte bize bu katmanları teker teker açıyor. Dolayısı ile “Dişi Gencebay” olarak bilinen ve çok küçük yaşlardan itibaren önemli işler ortaya koyan Biricik üzerine okuduğumuz metin sadece onun biyografisi ile sınırlanmayarak dönemin müzik ortamı, anlayışı, sektörün o yıllardaki kılcal damarlarını oluşturan isimler hakkında bir fotoğraf sunuyor bize. İlgili yazıda Özer Şenay, Uğur Bayar, Burhan Bayar, Metin Alkanlı, Özcan Ertok, Süleyman Güngör, Metin Özülkü, Ufuk Çınar gibi yönetmen ve aranjörlerin isimlerinin sıralanması aynı zamanda 1970’lerin ortalarından 90’ların başına uzanan bir kronolojiyi de gösteriyor. Müzik yönetmeni ve aranjelerdeki isimlerin kendilerine mahsus ses evrenlerinin farkını takip edebileceğimiz bu sıralama kuşkusuz ülkede değişen, dönüşen orkestrasyon mantığını anlamayı da içeriyor.

Güllü’den, ilk albümlerini Neşecik olarak çıkartan Zara’ya, Erol Budan’dan Hakan Taşıyan’a, İbrahim Erkal’dan Alihan’a ve Selçuk Tekay’a kadar haklarında mevcut ortaya konan yazılardan çok daha detaylı bilgilere ulaşabileceğimiz çözümlemelere ulaşan Serdar Aydın kitabının son bölümünde günümüz pop sanatçılarının yeniden yorumlamaları arabesk albümleri üzerine yoğunlaşarak bu müzik hattının güncel formunun fotoğrafını çekmeye çalışmış ayrıca. Berkay, Cenk Eren, Elif Karlı, Funda Arar, Işın Karaca, Levent Yüksel, Pamela, Fairuz Derin Bulut, İstanbul Arabesque Project gibi sanatçı ve grupların Burhan Bayar, Kamuran Akkor, Müslüm Gürses, Ali Tekintüre, Şakir Askan gibi arabeskin köşe taşı isimlerinin şarkılarını 2000’lerin ses evreni üzerinden yeniden yorumlayarak bir tarihi yinelemeleri ve bu şarkıların hâlâ dinleyicide karşılık bulması, Türkiye’nin 1970’lerden şimdiye uzanan duygu durumunun takibi açısından da dikkate değer.

 

Serdar Aydın, arabesk müziğin kılcal damarlarını gün yüzüne çıkaran çok önemli kitaplar yayımlıyor.

 

Daha evvel Orhan Gencebay üzerine yayınlanmış en güvenilir başvuru kaynaklarından birisi olan “Batsın Bu Dünya” (2020), arabeskin besteci ve yönetmen katmanının en güçlü isimlerden birisi olan Yavuz Taner üzerine çıkardığı kitap (2024), arabesk müziğe her düzlemde katkı sunmuş isimleri içeren “Arabesk Antolojisi Cilt 1-2”, yine Müslüm Gürses ile ilgili kaleme alınmış ciddi metinlerin başında gelen “Müslüm Gürses Üzerine Antibiyografik Bir Kolaj Denemesi” (2025) gibi birçok temel eseri önümüze koyan Serdar Aydın’ın tek başına kurduğu bu kitaplık ülkenin gizli ve hiç görülmeyen ses tarihi hakkında söylenecek ne çok şeyin olduğunu göstermekte.

Selçuk Küpçük

Selçuk Küpçük; Gazi Üniversitesinde PDR eğitimi gördü. Ordu Ün. Güzel Sanatlar Fakültesinde sinema üzerine yüksek lisans yaptı. Birçok dergide şiir, müzik, sinema ve poetika metinleri yayınlayan Küpçük’ün kendi bestelerinden oluşan albümleri ve Selda Bağcan, Hasan Sağındık gibi birçok sanatçı tarafından seslendirilmiş eserleri bulunuyor. 2018 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın Müzik Kitabı Ödülüne layık görülen ve müzik-toplum-siyaset-modernleşme gibi konuları ele alan “Aşk ve Teselli” isimli kitabı yanı sıra “Yüzleşmenin Kişisel Tarihi”, “Modern Türk Şiirinde Bellek Arayışı”, “Edebiyat Dergileri Atlası” isimli kitapları yayınlandı.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA