İran’ın Siber Alanda Asimetrik Zarar Çarpanı Kapasitesi

ABD ile İran arasında olası bir çatışma senaryosu genellikle hava gücü ve füze kapasitesi üzerinden değerlendirilir. Ancak modern savaşın gerçek doğası, yalnızca kinetik platformların karşı karşıya gelmesinden ibaret değildir. İran’ın son on yılda gösterdiği siber operasyon kapasitesi, doğrudan askeri üstünlük kuramasa bile, daha güçlü bir aktörün operasyonel etkinliğini sınırlayabilecek asimetrik bir zarar çarpanı yaratma potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir.
Şubat 20, 2026
image_print

ABD ile İran arasında olası bir askeri çatışma senaryosu gündeme geldiğinde, analizlerin büyük çoğunluğu hızla tanıdık bir çerçeveye oturur. ABD’nin beşinci nesil savaş uçakları, özellikle F-35 platformunun sağladığı hava üstünlüğü, sensör füzyonu ve ağ merkezli operasyon kapasitesi; buna karşılık İran’ın balistik füze envanteri üzerinden oluşturduğu karşılık verme potansiyeli, bu tartışmaların merkezini oluşturur. Bu yaklaşım ilk bakışta son derece anlaşılırdır. Çünkü savaş, tarihsel olarak uzun süre boyunca fiziksel platformların karşı karşıya geldiği bir güç mücadelesi olarak yaşanmıştır. Daha gelişmiş uçaklara, daha hassas mühimmata ve daha geniş operasyonel erişime sahip olan tarafın üstünlük kurması, askeri düşüncenin en temel varsayımı olmuştur.

Ancak modern askeri gücün doğası, bu klasik çerçevenin artık tek başına yeterli olmadığını göstermektedir. Günümüzde bir savaş uçağı, bir füze sistemi veya bir hava savunma platformu, tek başına bir güç oluşturmaz. Bu sistemler ancak daha geniş bir dijital altyapının parçası olduklarında gerçek etkinliklerini kazanırlar. Modern askeri operasyonlar, yalnızca fiziksel platformların performansına değil, aynı zamanda bu platformların sürekli veri alışverişi yapabildiği, komuta merkezleriyle kesintisiz iletişim kurabildiği ve operasyonel koordinasyonun anlık olarak sağlanabildiği karmaşık bir dijital ağın sürekliliğine dayanır. Bu nedenle modern askeri üstünlük, yalnızca platformların teknik özelliklerinden değil, bu platformları mümkün kılan dijital sinir sisteminin kesintisiz işleyişinden kaynaklanır.

Bu dijital sürekliliğin önemi, aynı zamanda modern askeri gücün en önemli kırılganlıklarından birini de ortaya çıkarır. Çünkü modern askeri sistemlerin etkinliği, yalnızca fiziksel dayanıklılığa değil, aynı zamanda veri akışının sürekliliğine, iletişim altyapısının kesintisizliğine ve komuta-kontrol süreçlerinin hızına bağlıdır. Bu süreçlerin herhangi bir noktasında ortaya çıkacak bir aksama, en gelişmiş askeri platformların bile operasyonel etkinliğini doğrudan etkileyebilir. Modern savaşta çoğu zaman belirleyici olan unsur, hangi tarafın daha güçlü platformlara sahip olduğu değil, hangi tarafın bu platformları kesintisiz ve koordineli şekilde kullanabildiğidir.

Tam da bu noktada, İran’ın siber kapasitesi, çoğu zaman göz ardı edilen ancak stratejik açıdan son derece önemli bir unsur olarak ortaya çıkar. İran’ın siber kapasitesi, ABD’nin askeri üstünlüğünü doğrudan ortadan kaldırabilecek bir güç değildir. Ancak İran’ın bu alanda son on yılda sergilediği faaliyetler, daha güçlü bir aktörün sistem sürekliliğine müdahale edebilecek teknik kapasiteye ulaştığını açıkça göstermektedir. ABD finans sistemine yönelik gerçekleştirilen geniş çaplı hizmet engelleme saldırıları, dünyanın en büyük bankalarının bile geçici olarak hizmet dışı kalmasına neden olmuş ve modern finans altyapısının kesintisizliğinin garanti olmadığını göstermiştir. Bu saldırılar, doğrudan fiziksel bir yıkım yaratmamış olsa da, yarattıkları etki, modern sistemlerin ne kadar hassas bir süreklilik dengesi üzerine kurulu olduğunu ortaya koymuştur.

Benzer şekilde, bölgesel enerji altyapısına yönelik gerçekleştirilen yıkıcı siber operasyonlar, modern endüstriyel sistemlerin dijital katmanının ne kadar kritik olduğunu göstermiştir. Bu tür saldırılar, fiziksel tesisleri doğrudan yok etmese bile, bu tesislerin operasyonel sürekliliğini ciddi şekilde etkileyebilmiştir. Bu durum, modern güç altyapısının yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda dijital bir varlık olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

İran’ın siber kapasitesinin ulaştığı seviyeyi gösteren bir diğer önemli unsur, kritik altyapı sistemlerine erişim sağlayabilecek teknik yetkinliğe ulaşmış olmasıdır. Modern baraj sistemleri, enerji şebekeleri, iletişim altyapısı ve lojistik koordinasyon ağları, fiziksel tesislerden çok, bu tesisleri yöneten dijital kontrol sistemlerine dayanır. Bu sistemlere erişim sağlanabilmesi, doğrudan fiziksel yıkım yaratmasa bile, operasyonel sürekliliğe müdahale edebilme potansiyeli anlamına gelir.

Bu noktada İran’ın siber kapasitesinin gerçek stratejik değeri daha net anlaşılır hale gelir. İran’ın amacı, ABD’nin askeri gücünü doğrudan ortadan kaldırmak değildir. Böyle bir hedef, teknik ve stratejik gerçekliklerle uyumlu değildir. Bunun yerine İran’ın siber kapasitesi, ABD’nin sahip olduğu askeri gücün kesintisiz ve sorunsuz şekilde kullanılabilmesini zorlaştırabilecek bir asimetrik müdahale alanı yaratır. Modern askeri sistemler, yüksek düzeyde koordinasyon ve kesintisiz veri akışına dayandığı için, bu sürekliliğin hedef alınması, doğrudan fiziksel yıkımdan bağımsız olarak stratejik sonuçlar doğurabilir.

Bu durum, özellikle olası bir çatışmanın ilk saatlerinde daha da kritik hale gelir. Modern askeri operasyonların ilk 24 saati, yalnızca kinetik kapasitenin değil, aynı zamanda sistem sürekliliğinin de test edildiği bir dönemdir. Bu süreçte İran’ın siber kapasitesini kullanabileceği en kritik alanlardan biri, ABD’nin operasyonel koordinasyonunu sağlayan iletişim ve veri aktarım altyapısı olacaktır. Modern hava operasyonları, sürekli güncellenen bir operasyonel resim üzerinden yürütülür. Bu resmin sürekliliğinde ortaya çıkabilecek sınırlı aksaklıklar bile, karar alma sürecinin hızını etkileyebilir ve operasyonel tempo üzerinde doğrudan sonuçlar doğurabilir.

Bununla bağlantılı olarak, lojistik ve askeri destek altyapısı da potansiyel siber hedefler arasında yer alır. Modern askeri güç, yalnızca savaş platformlarının teknik kapasitesine değil, bu platformların kesintisiz şekilde desteklenmesini sağlayan lojistik sistemlerin sürekliliğine bağlıdır. Yakıt tedariki, bakım planlaması, ulaşım koordinasyonu ve operasyonel destek sistemleri, modern askeri organizasyonun görünmeyen ancak kritik bileşenleridir. Bu sistemlerin işleyişinde ortaya çıkabilecek sınırlı aksaklıklar bile, operasyonel etkinlik üzerinde doğrudan etkili olabilir.

Enerji ve iletişim altyapısı da bu bağlamda kritik bir rol oynar. Modern askeri operasyonların tamamı, kesintisiz enerji ve iletişim altyapısına dayanır. Veri merkezleri, radar sistemleri, komuta merkezleri ve lojistik ağların tamamı bu altyapının sürekliliğine bağımlıdır. Bu sürekliliğin hedef alınması, doğrudan askeri platformları yok etmese bile, bu platformların etkinliğini dolaylı olarak sınırlayabilir.

Finansal sistemler ve sivil altyapı da dolaylı baskı araçları olarak önem taşır. Modern savaş, yalnızca askeri platformların değil, aynı zamanda ekonomik ve kurumsal sistemlerin dayanıklılığını da test eden bir süreçtir. Bu sistemlerin sürekliliğinde ortaya çıkabilecek aksaklıklar, doğrudan askeri operasyonları durdurmasa bile, daha geniş stratejik sonuçlar doğurabilir.

Bu hedef alanlarının tamamı birlikte değerlendirildiğinde, İran’ın siber kapasitesinin doğrudan yıkıcı bir güç olmaktan ziyade, daha güçlü bir aktörün operasyonel etkinliğini sınırlayabilecek bir asimetrik zarar çarpanı işlevi gördüğü anlaşılmaktadır. İran, ABD’nin askeri üstünlüğünü ortadan kaldıramaz. Ancak bu üstünlüğün kesintisiz ve sorunsuz şekilde kullanılmasını zorlaştırabilecek araçlara sahiptir.

Sonuç olarak, ABD-İran çatışmasını yalnızca F-35’ler ve balistik füzeler üzerinden değerlendirmek, modern savaşın gerçek doğasını eksik okumak anlamına gelir. Modern savaşın sonucu, yalnızca hangi tarafın daha güçlü platformlara sahip olduğu ile değil, aynı zamanda hangi tarafın karşı tarafın sistem sürekliliğini etkileyebildiği ile belirlenir. İran’ın siber kapasitesi, bu bağlamda, modern askeri gücün görünmeyen ancak stratejik açıdan son derece önemli bir boyutunu temsil etmektedir. Gelecekteki bir çatışmanın kaderi, yalnızca gökyüzünde değil, aynı zamanda bu platformları mümkün kılan görünmeyen dijital altyapının sürekliliğinde şekillenecektir. Hülasa, mevzubahis İran olduğunda siber sahanın arka plana itilmemesi, tartışmalarda ağırlığı olan bir konu olarak ele alınması son derece önem arz etmektedir.

 

Dr. Muhammed Ali Acar

Muhammed Ali Acar: Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Arap Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 2013-2014 akademik yılında Erasmus programı kapsamında Westfalische Wilhelms Universtaet Münster, Arabistik und İslamwissenschaft bölümü bünyesinde lisans seviyesinde dersler aldı. Meb bursiyeri olarak 2022 yılında Ürdün Üniversitesi Siyaset Bilimi alanın yüksek lisansını ve aynı üniversitede doktora eğitmini tamamladı . İyi derecede Arapça, orta derecede İngilizce ve Almanca biliyor.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA