Gönüllüler Koalisyonu, Washington olmadan Kiev’i nasıl yeniden silahlandırabilir?
Ocak ayında, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları sürerken ve ABD Başkanı Donald Trump bir barış anlaşmasına ulaşmak için acele ederken, aralarında yirmiden fazla Avrupa ülkesinin ve Kanada’nın liderlerinin de bulunduğu isimler, Kiev için güvenlik garantilerini görüşmek üzere Paris’te bir araya geldi. Avrupa liderleri bu “gönüllüler koalisyonu” zirvesini bir dönüm noktası olarak övse de, kamuoyuna yansıyan sonuç, önceki taahhütlerin biraz daha ayrıntılı ama hayal kırıklığı yaratacak kadar tanıdık bir tekrarından ibaretti.
Koalisyonun en önemli fikri, ateşkes sağlanması halinde Ukrayna’ya Avrupa liderliğindeki konuşlandırılacak çok uluslu bir güçtür. Hâlihazırda; kara, deniz ve hava unsurlarını içerecek bu güç için gerekli olan planlama, Avrupa orduları ve savunma bakanlıkları arasında Paris yakınlarında bir karargâhın kurulmasıyla yürütülmektedir. Kurulacak bu gücün görevi iki yönlüdür: “Ukrayna silahlı kuvvetlerinin yeniden inşasını desteklemek ve caydırıcılığı desteklemek.” Ukrayna’nın Avrupalı ortakları ayrıca, ateşkes sonrasında ülke yeniden saldırıya uğrarsa savunmasına gelmeyi taahhüt eden, NATO’nun 5. Maddesi güvencelerini model alan bağlayıcı yükümlülükler setini de tartışmaktadır.
Bu görüşmeler, Rusya’yı caydırmak ve savaş yorgunu Ukraynalıları bir ateşkesin kalıcı olacağına ikna etmek için nelerin gerekeceğine dair ayakları yere basan bir değerlendirmeyi tetikledi. Ancak Ukrayna için tartışılan garantiler, Avrupa’nın kontrol edemediği iki olasılığa bağlı: ABD’nin sürdürülebilir desteği ve Rusya’nın rızası.
Kiev ve ortaklarının, ateşkes olsun ya da olmasın, Ukrayna’nın askerî gücünü inşa etmek ve sürdürülebilir kılmak için somut bir plana ihtiyaçları var. Bir başka işgal durumunda harekete geçmeye yönelik asker konuşlandırma ve savaş sonrası taahhütler bu planın faydalı bileşenleri olacaktır ancak bunlar, uzun vadeli caydırıcılığın özünü oluşturan, Ukrayna’nın kendi muharebe kabiliyetlerini ve savunma teknolojisindeki yetkinliğini desteklemelidir. Kiev’in, en az beş yıl sürecek ve silahlı kuvvetleriyle sanayisini güçlendirmek için daha geniş bir planın parçası olarak, büyük yardım paketlerini, yatırımları, edinimleri, istihbarat işbirliğini ve eğitim programlarını birleştiren bir ortak destek programına ihtiyacı var.
Ukrayna’nın yeniden silahlanmasının maliyeti yüksek olacaktır; Avrupalılar uzun vadeli planlama için gereken fonları sağlamakta şimdiye kadar zorlandılar. Ancak bu zorlukların alternatifi olarak sürekli can çekişen (hayatta kalma modunda olan) bir Ukrayna ordusu, çok daha maliyetli olurdu. Eğer Avrupa, Ukrayna’nın yenilgisini önleme konusunda şu an göründüğü kadar ciddiyse, Kiev’e yardımcı olmak ve Batı’nın kararlılığını göstermek açısından koordineli ve uzun vadeli bir strateji, şu an uygulanan bir yardım paketinden diğerine savrulma uygulamasından daha etkili olacaktır.
GÜVENME, AMA ONAYLA
Ukraynalılar, Batılı liderleri sık sık, Ukrayna’nın Sovyetler Birliği’nden miras kalan nükleer cephaneliği teslim etmesi karşılığında Rusya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Ukrayna’nın sınırlarına saygı göstermeyi taahhüt ettiği 1994 anlaşması olan Budapeşte Memorandumu’nun hatalarını tekrarlamamaları konusunda uyarıyorlar. Bu memoranduma güvenen Ukraynalı liderler sonraki on yıllarda ülkenin silahlı kuvvetlerinin bakımsız kalmasına izin verdiler ve bu muğlak, uygulanamaz memorandum, Ukrayna’da Rusya’nın 2022’deki tam ölçekli işgalini mümkün kılan boş vaatlerin kısa bir özeti haline geldi.
Ancak günümüzde Avrupalılar, Amerikalılar ve Ukraynalılar arasında yapılan tartışmalar, 1990’ların başlarındaki tartışmalardan çok farklıdır. Batılı hükümetlerin, Ukrayna’ya yüz milyarlarca dolar değerinde gelişmiş askerî teçhizat göndermesinin bir zamanlar akla hayale sığmayan bir fikir olması, bugün Kiev ve ortakları için temel varsayım hâline gelmiştir.
Trump yönetimi, Avrupa öncülüğünde bir askerî konuşlanmayı ve 5. Madde tarzı garantileri içeren bir Ukrayna güvenlik çerçevesine katılmaya açık olduğuna ilişkin olumlu işaretler vermiştir. Avrupa liderleri, Avrupa ülkelerinin kendi başlarına konuşlandırmakta zorlanacağı bu çok uluslu gücü desteklemek ve Ukrayna’ya yönelik bir saldırı durumunda yedek güç sağlamak için ABD istihbarat, lojistik ve komuta yeteneklerinin kullanılması konusunda Trump’ın onayını almaya çalışıyorlar. Avrupa ve Ukrayna haklı gerekçelerle, ABD desteğinden yoksun herhangi bir garantinin Moskova tarafından ciddiye alınma şansının çok az olduğuna inanmaktadır. Avrupa, Washington’ın tek başına güvence verme ve verdiği güvenceyi uygulama konusundaki siciline sahip değil: İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana, Avrupalı liderler savunma politikalarını büyük ölçüde en nihayetinde Washington’un gerilim ve çatışmayı yönettiği NATO gibi ABD liderliğindeki çerçeveler içinde yürüttüler.
Ne var ki ABD’nin sürece dâhil olması hâlinde bile, Avrupa garantilerinin inandırıcılığı belirsiz kalacaktır. Başarılı caydırıcılığın iki modeli olan NATO ve ABD’nin Asya’daki savunma garantileri; ince ayarlanmış antlaşma dilinden ziyade, onlarca yıl süren entegre planlama, ortak tatbikatlar, üst düzey istişareler ve muharebe yeteneğine sahip ABD birliklerinin ısrarlı varlığının bir sonucudur. Basitçe söylemek gerekirse, potansiyel bir saldırgan, ABD ile anlaşmalı bir müttefike yapılacak bir saldırının ABD askerî karşılığını davet edeceğini bilir. Ancak Ukrayna örneğinde, ne Avrupa ne de Amerika Birleşik Devletleri Ukrayna adına savaşma isteği ortaya koymamıştır. Aksine, 2022’den bu yana her ikisi de Rusya ile doğrudan savaştan kaçınmanın politikalarının merkezi bir hedefi olduğunu defalarca ve açık bir biçimde açıklamıştır.
Trump’ın öngörülemez mizacı, Rusya’ya yönelik uzlaşmacı görüşleri ve Grönland’ı ele geçirme tehdidiyle transatlantik ilişkilerdeki gerilimi artırması, belirsizliği daha da artırıyor. Trump kâğıt üzerinde bir ABD desteğini kabul etse bile, Rusya’nın saldırısı durumunda sözünden dönmesini engelleyecek pek bir şey yoktur. Ukrayna’nın Rus saldırganlığını kışkırtmaktan sorumlu olduğu yönünde çok sık dile getirdiği iddiasını tekrarlayarak anlaşmayı kolaylıkla geçersiz ilan edebilir. Bu riskin farkında olan Avrupa ve Ukrayna, ABD’nin bir ateşkes izleme ve doğrulama mekanizmasına liderlik etmesini önermiş; Kiev ayrıca, Trump’ın da olumlu yaklaştığı şekliyle, üzerinde mutabık kalınan garantilerin ABD Kongresi tarafından yasalaştırılmasını talep etmiştir. Washington hangi yasal aracı kullanacağını veya garantilerin içeriğinin ne olacağını açıklamamasına karşın Aralık ayında ABD yetkilileri, yönetimin Ukrayna için “platin standart” olarak adlandırdıkları bir garanti paketini Kongre’ye sunacağının sinyalini vermişti.
Ancak Kongre’nin onayına rağmen, herhangi bir garantinin uygulanması, Avrupa’ya, Avrupa’nın güvenlik ve ekonomik çıkarlarına yönelik düşmanlığı dış politikasının belirleyici bir özelliği olan ve bu özelliği giderek artıyor gibi görünen bir başkanın keyfine bağlı olacaktır. Avrupalıların Trump hakkında pek fazla yanılsaması yok. Aynı zamanda, ABD’nin Avrupa’daki askeri tutumu bugüne kadar neredeyse hiç değişmedi ve Trump yönetimindeki askeri liderler ve diplomatlar NATO içinde yapıcı bir şekilde etkileşimde bulunmaya devam ediyor. Avrupalı liderler, Ukrayna’nın uzun vadeli güvenlik projeksiyonunda belirsiz bir rolü olan ve büyük ölçüde Trump’ın kaprislerine bağlı olan ABD rolünün hesabını yapmaya çalışmaktan başka seçenek bulamıyor. Kiev ve ortakları, ortaya çıkan güvenlik garantisi çerçevesini, Ukrayna’nın savunma varlığını güçlendirmek için kendilerini örgütlemenin ve kaynakları seferber etmenin bir yolu olarak kullanmaktan daha fazla fayda göreceklerdir.
VETOYU AŞMA
Gönüllüler Koalisyonu’nun güvenlik garantisi çerçevesinin bir diğer sorunlu yönü ise, ancak çatışmaların sona ermesinden sonra yürürlüğe girecek olmasıdır; bu da Moskova’ya çerçeveyi rehin tutma veya sulandırma olanağı vermektedir. Şaşırtıcı biçimde, Trump yönetiminin elçisi Steve Witkoff dâhil olmak üzere üst düzey ABD’li yetkililer, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ateşkes anlaşmasının parçası olarak Avrupa’nın Ukrayna’ya askerî konuşlanmasını ve 5. Madde benzeri garantileri kabul edeceğine ikna olmuş görünmektedir. Böylesi bir garanti, Kiev için NATO üyeliğinin gerisinde kalsa bile Putin’in, Ukrayna’nın uzun vadeli güvenliğini Batı’ya devreden böylesi bir belgeyi imzalaması pek olası değildir. Yine de eğer böylesi bir anlaşmanın uzun vadeli hedeflerine engel olmayacağını düşünürse veya başka seçeneği kalmazsa Putin, beklenmedik bir şekilde koalisyonun önerilerine onay verebilir.
Örneğin, Putin garantilerin bir blöf olduğunu düşünürse, Rusya’nın askeri tehditler kullanarak Batı’nın Ukrayna lehine müdahale etme taahhütlerini ve asker konuşlandırmalarını etkisiz hale getirebileceğine inanarak, Avrupa’nın çatışmaları sona erdirme koşullarını kabul edebilir. Eğer Putin ateşkesi ihlal ederek Ukrayna’ya tekrar saldırmayı planlıyorsa, baskıcı taktikler ve nükleer tehditlerle Ukrayna’nın güvenlik garantörlerinin Rusya ile doğrudan bir savaştan korkarak geri adım atacaklarına inanıyor olabilir. Böyle bir Rus meydan okuması, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi verdikleri garantileri uygulamaya istekli olmadığını ortaya koyarsa, NATO müttefikleri 5. Maddenin inandırıcılığına olan güvenlerini yitirebilir.
Putin, Batılı güvenlik garantilerinin Kiev’i boyunduruk altına alma hususundaki uzun vadeli hedefini engellemeyecek derin tavizler içerdiğini hissedeceği bir ateşkes anlaşmasına makul bir şekilde razı da olabilir. Trump yönetimi, Ukrayna’nın Donbas bölgesinin geri kalanından çekilmeye ikna edilmesinin Putin’i savaşı bitirmeye razı etmek için yeterli olacağına inanıyor gibi görünmektedir. Ancak Rusya, Ukrayna’nın silahlı kuvvetlerine ve Batılı ülkelerle güvenlik ortaklıklarına ciddi kısıtlamalar getirilmesi dâhil olmak üzere, çok daha kapsamlı talepleri sürekli olarak dile getirmektedir; bu talepler fiilen Ukrayna’yı kalıcı olarak Rus zorlamasına açık hâle getirecektir. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa açısından, bu tür hükümleri kabul ederken aynı zamanda bir güvenlik garantisi sunmak kendi kendilerini boşa düşürmek olur; Ukrayna’nın caydırıcılık gücünü zayıflatır ve Kiev’in gelecekteki güvenliğini, yeniden saldırıya uğraması hâlinde savunmasına gelme sözü veren, içeriği belirsiz bir Batı taahhüdüne daha da bağımlı kılar.
Bu senaryoların hiçbiri Ukrayna’yı ya da Avrupa’yı daha iyi bir konuma getirmez. Kiev ve ortakları için en iyi durum, Putin’in; Avrupa konuşlanması ve 5. Madde benzeri garantilerle desteklenen güçlü bir Ukrayna ordusunun kaçınılmaz olduğu sonucuna varması olurdu. Böylesi bir değerlendirme, Moskova’nın Rusya’nın zorlu bir mücadeleyle zafer elde edebileceği yönündeki mevcut görüşünü değiştirmesini gerektirirdi. Putin’in, Ukrayna ve destekçilerinin Rusya’nın askeri hedeflerini süresiz olarak boşa çıkaracak kadar kaynağa ve iradeye sahip olduğunu ve bu nedenle Rusya’nın kazanılamayacak bir savaşta insan ve kaynak feda etmeye devam etmektense, Batı’nın tercih ettiği şartlarda bir ateşkesi kabul etmesinin kendi yararına olacağını kabullenmesi anlamına gelirdi.
Ancak savaş alanındaki gerçeklik hâlâ bu senaryodan çok uzaktır. Rus güçleri sahada yavaş ta olsa ilerlerken Ukrayna nüfusunu havadan örselemeye devam ettiği sürece, Putin zaferin hâlâ ulaşılabilir olduğuna inanmaktadır. Hiçbir politik kestirim veya müzakere edilmiş metin, onu aksine ikna edemez. Bu hesabı değiştirebilecek tek şey, Ukrayna’nın kendi askerî gücü; buna eşlik eden, kaynaklara dair inandırıcı Batı garantileri ve Rus ekonomisi üzerindeki sürdürülebilir baskıdır. Avrupa’nın masada bir konsepti var. Şimdi bu konsepti hayata geçirmek için paraya ve özgüvene ihtiyacı vardır.
KİRPİYİ ÇELİKLEMEK
Mart 2025’te Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ukrayna’yı savunma kabiliyetlerini ciddi biçimde güçlendirerek Rusya için “sindirilemez” hâle getirecek bir “çelik kirpiye” dönüştürmeye ilişkin vizyonunu ortaya koydu. Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü, Avrupalı liderleri Ukrayna’ya yönelik maddi desteklerini artırmaya zorladı; kıtanın genişleyen savunma üretim kapasitesinden yararlanarak Kiev’in tedarikini sürdürmeye yöneldiler. Avrupa’nın üretemediği Patriot hava savunma önleme füzeleri gibi kabiliyetler için ise NATO müttefikleri ve ortakları, ABD’den yapılan alımları finanse etti. Ayrıca Ukrayna için eğitim ve yardımın koordinasyonunda daha fazla sorumluluk üstlendiler; bu görev Biden yönetimi döneminde ABD’nin liderliğindeydi.
Bu önlemler Ukrayna’yı mücadele içinde tuttu. Ancak Ukrayna ve Avrupa’nın, savaşın dördüncü yılında Kiev’in temel savunma ihtiyaçlarını karşılamak için birleşik üretim kapasitelerini seferber edememesi, plansız ve gelişigüzel bir stratejinin sınırlarını yansıtıyor. Avrupa, Ukrayna’nın hayatta kalma aşamasından uzun vadeli güç yenilenmesine geçişine yardımcı olmak için, Rus tehdidine karşı savunma yapabilmesi amacıyla, kuvvet yapısı için net bir vizyon ve tedarik, idame ve savunma sanayi üretimi için bütçeleme içeren koordineli, çok yıllık bir yeniden silahlanma stratejisi oluşturmalıdır. Bu kolay bir görev olmayacaktır. Önceki çabalar, Ukrayna’nın ciddi bütçe kısıtları ve destek için ortaklarla pazarlık yapma zorunluluğu nedeniyle sekteye uğramış; bu durum Kiev’in dikkatini acil ihtiyaçlara yöneltmiş ve savaşın ötesine dair planlama yapmasını engellemiştir.
Uzun vadeli bir yeniden silahlanma stratejisinin işe yaraması için Ukrayna’nın önce, özellikle personel eksikliği ve kuvvet kalitesi hususunda kendi sorunlarını ele alması gerekir. Savaşın yıpratıcı doğası, Ukrayna’nın asker toplama, eğitme, rotasyon ve elde tutma kapasitesini zorlamış; ateş altındayken dayanıklı ve sürdürülebilir bir savunma duruşu oluşturmanın ne kadar güç olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Ukrayna’nın, gelecekteki askeri duruşuna ilişkin vizyonunu gerçekçi finansman kaynaklarıyla açıkça ilişkilendiren uzun vadeli bir planlama çerçevesi, ülkenin yedek asker yetiştirme altyapısını oluşturmaya başlamasına yardımcı olacaktır.
Böyle bir planda Ukrayna kuvvetleri, ilk ve belirleyici savunma hattı olarak kalmaya devam etmelidir. Ukrayna’nın personel planlama kapasitesini, işe alım ve eğitim süreçlerini, lojistiğini ve durumsal farkındalığını güçlendirmeye odaklanan çok uluslu bir birlik konuşlandırması, “güvence verme” gibi belirsiz bir görevden ziyade, Ukrayna güçlerinin yerini almak değil onları desteklemek üzere tasarlanmış daha geniş bir güvenlik mimarisinin bir katmanı olarak işlev görmelidir.
Uzun vadeli planlama çerçevesinin bazı unsurları hâlihazırda mevcuttur. NATO, AB, Ukrayna Savunma Temas Grubu ve ABD Avrupa Komutanlığı, Ukrayna’nın acil muharebe sahasının ötesindeki askerî ihtiyaçlarını öngörmeye odaklanan, karmakarışık bir dizi girişim başlatmıştır. Ancak bu iyi niyetli çabalar gevşek biçimde birbirine bağlıdır, yetersiz kaynaklara sahiptir ve günlük savaş yürütmenin siyasi önceliklerinin gerisinde kalmaktadır. Dahası, bu planlama grupları uzun vadeli finansman ve savaş sonrası güvenlik garantilerine yönelik daha geniş bir Avrupa stratejisine bağlı değildir. İdeal olarak, tüm bu girişimler; tek bir kurumsal çatı altında toplanmalı, Ukrayna ve önemli ortak ülkelerden üst düzey askerî ve sivil yetkililerin yer aldığı bir yönlendirme grubunun denetiminde, özel bir kadro tarafından yürütülmelidir. Bu grup, Ukrayna silahlı kuvvetleri için tutarlı bir uzun vadeli vizyon geliştirmeli; bu vizyon finansman, tedarik, eğitim ve reformlara ilişkin kararlara yön vermelidir. Ayrıca Kiev’in çok sayıdaki ortağının rekabet hâlindeki ulusal sanayi çıkarları arasında hakemlik yapmalı; örneğin Ukrayna hava kuvvetlerinin, ortaklardan gelen pahalı ve verimsiz, birbirinden farklı uçaklardan oluşan bir uçak koleksiyonu yerine tek bir ana Batılı savaş uçağını seçmesine yardımcı olmalıdır.
Bu yeni grup aynı zamanda Ukrayna’nın sanayi tabanını güçlendirmeli ve üretim ile tedarik zincirlerini Avrupa’nınkilerle entegre etmelidir. 2024’te Danimarka’nın öncülük ettiği ve o tarihten bu yana başkalarının da benimsediği, ekipman bağışından farklı olarak üretimi finanse etmeye geçiş, Avrupa kaynaklarını Ukrayna’nın muharebe gücüne dönüştürmenin en etkili yollarından biri olduğunu kanıtlamıştır. Yurt dışından teslimatlar yerine Ukraynalı üreticileri finanse ederek, Avrupalı ülkeler Kiev’e acil ihtiyaçları önceliklendirme, tedarik zincirlerini kısaltma ve muharebe koşulları değişse bile üretimi sürdürme esnekliği tanımaktadır. Savunma sanayi tabanı sınırlı olan ya da stokları tükenmiş Avrupa ülkeleri için ise doğrudan finansman desteği sağlamak, yerli üretimin artmasını beklemeden katkı sunmanın başka bir yoludur. Böyle bir politika, Ukraynalı üreticilerin üretimi sürdürülebilir biçimde ölçeklendirmesine imkân tanıyan, öngörülebilir ve uzun vadeli fonlamaya dayalı daha geniş bir kapasite inşa stratejisinin parçası olmalıdır.
Avrupa’nın NATO üyesi olan topraklarında ortak savunma üretimi ve ortak girişimler de Kiev ve ortakları için faydalı olacaktır. Ukraynalı firmalar, savaş koşullarında sürdürülmesi zor olan daha güvenli çalışma ortamlarına ve sermaye, iş gücü ile altyapıya erişim sağlayacak; Avrupa savunma bakanlıkları ise Ukraynalı savunma üreticilerinin zorlu muharebe sahasında kazanılmış iç görülerinden yararlanacaktır. Örneğin Danimarka’nın “Ukrayna ile Birlikte İnşa Et” girişimi, bir Ukraynalı roket ve drone yakıtı üreticisinin Danimarka topraklarında faaliyet göstermesine olanak tanımıştır. Birleşik Krallık da benzer şekilde, Ukrayna tasarımı önleme dronlarının üretimi için Kiev ile bir anlaşma imzalamış; bu, bir NATO ülkesinde üretim lisansı verilen ilk Ukrayna muharebe sistemi olmuştur. Avrupa’nın savunma üretimine büyük ölçekli yatırımı harekete geçirmek ve Ukraynalı firmaların katılımını teşvik etmek amacıyla tasarlanan AB’nin yeni Avrupa için Güvenlik Eylemi (SAFE) savunma kredileri mekanizması, Kiev’in kıtadaki müttefikleriyle savunma-sanayi entegrasyonunu daha da derinleştirebilir.
Kiev ve Avrupalı ortakları savunma sanayi iş birliğinin önündeki bazı bürokratik ve hukuki engelleri şimdiden aşmış olsa da, yapılması gereken daha çok iş vardır. Avrupa’nın savunma tedarik ortamı hâlâ parçalıdır; askerî alımlar için farklı ulusal öncelikler ve ihracat kontrol kuralları, fikrî mülkiyet hakları üzerindeki sürtüşmeler ve riskten kaçınan, çoğu zaman korumacı sözleşme uygulamaları hızlı ortak üretimi engellemektedir. Bu engeller aşılmadığı sürece, Avrupa–Ukrayna savunma sanayi iş birliği sınırlı kalmaya devam edecektir.
390 MİLYAR DOLARLIK SORU
Tüm bu çabalar nihayetinde Avrupa’nın bunları finanse edebilme kapasitesine bağlıdır. Amerika Birleşik Devletleri geleneksel liderlik rolünden geri çekilirken, Avrupalılar Ukrayna’ya ilişkin ilan ettikleri hedefleri gerçekleştirmek için gereken mali kaynakları henüz oluşturabilmiş değiller. Aralık ayındaki Avrupa Konseyi toplantısında liderler, Ukrayna’ya 100 milyar dolardan fazla destek sağlamak için ortaklaşa borçlanma konusunda anlaştılar ve Rusya’nın dondurulmuş devlet varlıklarını kullanmaya yönelik daha iddialı olan planı süresiz olarak askıya aldılar. Bu tutar, Ukrayna’yı önümüzdeki bir ya da iki yıl ayakta tutmaya yetecek olsa da, sürdürülebilir bir çözüm olmaktan uzaktır. Ukrayna ve ortaklarının, askerî yardımı, sanayi yatırımlarını ve eğitimi zaman içinde güvence altına alan; ulusal bütçelere ve Avrupa finansman araçlarına gömülü, öngörülebilir ve hukuken bağlayıcı uzun vadeli taahhütlere ihtiyacı vardır.
The Economist’in tahminlerine göre Ukrayna, 2026 ile 2029 arasında, Kiev’in bütçe açığını kapatmak için yılda yaklaşık 50 milyar dolar da dâhil olmak üzere, toplamda 390 milyar dolara yakın bütçe desteği ve askerî yardıma ihtiyaç duyacaktır. Bu seviyeye ulaşmak, Avrupalı NATO üyelerinin Ukrayna’ya yönelik mevcut desteklerini, GSYH’nin yaklaşık yüzde 0,2’sinden yüzde 0,4’üne çıkararak kabaca iki katına çıkarmalarını gerektirecektir. Bu, sıkı bütçelerin hâkim olduğu bir dönemde kabul edilmesi zor bir politika olabilir; ancak bu zorluğun alternatifi, Ukrayna’nın muharebe gücünün zayıflaması ve Avrupa’nın geri kalanının çok daha savunmasız hâle gelmesidir.
Bu ay Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalılara “kendiniz için ayağa kalkın” çağrısında bulunarak, kıtanın Washington’un liderliğine olan bağımlılığını kırması gerektiğini söyledi. Pek çok lider bu uyarıyı haksız buldu. Zira gönüllüler koalisyonu şimdiden daha güçlü bir güvenlik aygıtının alışkanlıklarını edinmeye başlamıştır: Avrupalılar arasında düzenli ve ayrıntılı askerî istişareler, NATO dışında yeni bir komuta-kontrol çerçevesinin inşası ve gönüllü devletlerden oluşan çekirdek bir grup arasında kuvvet oluşturma ve idameyi koordine etmeye yönelik ilk girişimler. Ancak Avrupa’nın daha geniş yeniden silahlanma hamlesi hâlâ büyük ölçüde NATO çerçeveleri içinde ilerlemektedir. Gerçek anlamda stratejik olarak kendi kendine yeterli olabilmek için kıtanın, geniş ölçekte operasyonları planlama, komuta etme ve sürdürme kapasitesini geliştirmesi ve Ukrayna’nın güvenliğini, Washington’un değişken tercihlerine dayanmayan uzun vadeli bir yeniden silahlanma stratejisine oturtması gerekecektir. Avrupa yeni bir dönem için kendini örgütlemeye başlamıştır. Bu çabanın başarılı olup olmayacağı, Ukrayna’nın savunmasını sürdürme kapasitesine bağlı olacaktır.
*Eric Ciaramella, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda Rusya ve Avrasya Programı Kıdemli Uzmanıdır ve daha önce Ulusal İstihbarat Konseyi’nde Rusya ve Avrasya’dan sorumlu Ulusal İstihbarat Yetkilisi Yardımcısı olarak görev yapmıştır.
*Sophia Besch, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Avrupa Programı Kıdemli Uzmanıdır ve Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu’nda yarı zamanlı öğretim görevlisidir.
Kaynak: https://www.foreignaffairs.com/ukraine/fortress-ukraine
Tercüme: Ali Karakuş
