Trump’un Orta Asya hamlesi geri tepebilir

Yeni altyapıların, ticaret koridorlarının ve yeraltı kaynakları anlaşmalarının bölgenin jeopolitik dengesini yeniden şekillendirdiği bir dönemde ABD’nin Orta Asya’daki konumunu yeniden değerlendirmesi uygun bir tutumdur. Trump için asıl zorluk yalnızca Orta Asya’ya dönmek değil kalabalık ve karmaşık bir jeopolitik ortamda bölgeye ilgisini sürdürebilmek ve güvenilir kalmaktır.
Ağustos 30, 2025
image_print

Waşington, kısa vadeli tekliflerin ötesine geçmek için kalıcı olduğunu göstermelidir.

ABD dış politikasının uzun süre periferisinde yer alan Orta Asya, dünya çok kutupluluğa doğru giderken jeopolitik rekabetin merkezi bir arenası haline geliyor.

Denize kıyısı olmayan, kaynak açısından zengin ve Rusya, Çin, İran ve Güney Asya arasında sıkışmış olan bölge; enerji akışlarının, nadir toprak elementleri ihracatının ve yeni ticaret koridorlarının kavşağıdır.

Çin, Rusya, Türkiye ve Avrupa Birliği’nin yeniden artan ilgisinin ortasında, Başkan Donald Trump giderek kalabalıklaşan bu coğrafyada Vaşington’un payını yeniden konumlandırmaya kararlı görünüyor. İkinci dönemi, ABD’nin tutumunda dikkat çekici bir değişime işaret ediyor: yeraltı kaynakları diplomasisine ve seçici bir güvenlik iş birliğine dayanan al-verci bir nüfuz arayışı.

Trump’ın al-verci altyapı diplomasisinin çarpıcı bir örneği; ülkenin sanayi bölgesini Hazar liman tesislerine bağlayan 1,9 milyar dolarlık bir proje olan “Trump Köprüsü”nün inşaatına başlandığı Ermenistan’da ortaya çıkıyor.

2028 yılı sonuna kadar tamamlanması planlanan köprü, Vaşington ve Ermeni yetkililer tarafından bölgesel bağlantıya ve özellikle de Rus ve İran güzergâhlarını baypas eden ticaret koridorlarına dönüştürücü bir katkı olarak değerlendiriliyor. Bu girişim, Ermenistan’ı, stratejik açıdan Çin’in Kuşak ve Yol demiryolu ağları ve Rusya’nın Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru ile doğrudan rekabet eden bir kuzey-güney ulaşım zincirinde kritik bir halka konumuna yerleştiriyor.

Ancak proje şimdiden hem ülke içinde hem de uluslararası alanda siyasi tartışmaları tetikledi. Eleştirmenler, anlaşmanın Trump’ın özel temsilcileri ile Ermenistan Cumhurbaşkanlığı arasında doğrudan müzakere edilmesinin şeffaflık standartlarını göz ardı ettiğini ve ülkenin jeopolitik dalgalanmalara daha fazla maruz kalmasına yol açabileceğini savunuyor.

Trump’ın Orta Asya planı için söz konusu köprü, hem ABD’nin bölgeye yeniden angaje olmaya çalışmasının görünür bir sembolü hem de büyük bütçeli projelerin kalabalık ve çekişmeli bir bölgede kalıcı etki sağlayıp sağlayamayacağının anlaşılması için bir turnusol kâğıdı işlevi görüyor.

Orta Asya: Jeopolitik bir dayanak noktası

Büyük güçler ve çatışma bölgeleriyle çevrili olan beş Orta Asya cumhuriyeti –Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan– konumları itibariyle stratejik bir konumdalar ancak kurumsallaşma anlamında kırılganlar. Aşırılıkçılık, etnik huzursuzluk ve idari yetersizlikler konusundaki süregelen endişeler, komşu güçler açısından daha geniş kapsamlı sonuçlarla birlikte bölgeyi iç istikrarsızlıkların merkezi haline getirmektedir.

Uluslararası Kriz Grubu’na göre bu ülkeler, dünyada kanıtlanmış doğal gaz rezervlerinin %7’sinden fazlasına ve önemli uranyum, lityum ve nadir toprak elementleri yataklarına sahip. Sadece Kazakistan, 2023 itibarıyla küresel uranyum üretiminin %43’ünü gerçekleştirdi.

Orta Asya’nın önemi yalnızca coğrafyası ve kaynaklarında değil, aynı zamanda büyük güçler arasında bir denge alanı işlevi görmesinde yatıyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, geleneksel doğu-batı rotalarını bozduğundan beri, Orta Asya üzerinden ticaret akışı arttı. Kazakistan’ın AB ile olan ticareti 2022’de %61 artarken, Özbekistan’ın GSYİH’sı kısmen ticari ortaklarını çeşitlendirilmesi sayesinde %5,6 büyüdü. Bölge, Çin ile Rusya arasındaki ticaretin ana güzergâhı, Kuşak ve Yol Girişimi altyapısının merkezi ve Rusya’nın Toplu Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün varlığı (CSTO) ile  ABD’nin zaman zaman bölgeye yeniden angaje olmaya yönelik müdahaleleri nedeniyle bir askeri nüfuz zemini haline geldi.

Denize erişimi olmasa da Orta Asya, sahip olduğu geniş petrol, doğal gaz, uranyum ve nadir toprak elementleri rezervleri sayesinde küresel enerji güzergâhları ve kaynak diplomasisinde giderek merkezi bir konuma yerleşiyor. Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan en büyük rezervlere sahip ülkeler, ancak ihracatları komşu devletlerden geçmek zorunda. Bu nedenle bölgesel diplomasi ekonomik refahın ayrılmaz bir parçası durumunda.

Sonuç olarak Kazakistan ve Özbekistan gibi devletler, büyük güçlere aşırı bağımlılığı önlemek ve özerkliklerini azami derecelere çıkarmak amacıyla “çok yönlü” dış politika izliyor. Moskova, alternatif ticaret koridorları ararken ve Çin, Kuşak ve Yol etkisini genişletirken, bölge büyük güç rekabeti için daha da çekişmeli bir alana dönüşüyor.

Çin ve Rusya: Büyüyen ayak izleri, farklılaşan çıkarlar

Çin, beş Orta Asya devletinden dördünün en büyük ticaret ortağıdır ve bölgeyi hem bir tampon bölge hem de dışa dönük altyapı yatırımları için bir koridor olarak görmektedir. Çin’in nüfuzu daha çok ekonomik alanda görünmektedir.

Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolu ve çeşitli sınır ötesi boru hatları da dahil olmak üzere büyük Kuşak ve Yol projeleri sayesinde Çin ile Orta Asya arasındaki ticaret 2023 yılında 70 milyar doları aşarak 2013’ten bu yana beş kat arttı.

Ancak bu artan hakimiyet; vatandaşların arazi kullanımı, üretime yönelik su kullanım hakları ve Çin’in işgücü uygulamaları konusunda endişelerini dile getirdiği Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkelerde milliyetçi tepkilere de yol açtı.

Çin’in güvenlik angajmanı; Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) aracılığıyla terörizm, ayrılıkçılık ve aşırılıkçılığa odaklanmış, özellikle de Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki istikrarı gözetecek bir şekilde çerçevelenmiştir. Ayrıca Çin, doğrudan askerî müdahalelerden kaçınmaktadır.

Geleneksel hegemon Rusya ise, Tacikistan ve Kırgızistan’da askeri üsleri bulundurarak, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) ve Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) aracılığıyla bölgenin başlıca güvenlik sağlayıcısı olmaya devam ediyor. Ancak Ukrayna’daki savaş, Rusya’nın ekonomik ve askerî kapasitesini zayıflattı. Ticaretteki payı azalıyor ve Rusya’daki Orta Asya işçilerinden gelen para transferleri 2023’te %30’dan fazla düştü. Bu durum, Orta Asya hükümetlerini alternatif ortaklar aramaya yöneltiyor; ancak Moskova’yı kızdırmamak için de dikkatli davranıyorlar.

Amerika Birleşik Devletleri yeni bir stratejiyle geri dönüyor

Trump’ın yenilenen başkanlığı döneminde ABD, çok taraflılık ve terörle mücadele yerine al-verci, yeraltı kaynakları odaklı bir diplomasiye yöneliyor. Stratejisinin üç ayağı var: ikili angajman, kritik minerallere erişim ve altyapı ortaklıkları.

ABD’nin Afganistan’daki varlığı sırasında kritik lojistik noktaları olan Özbekistan’daki Navoi Hava Üssü’ne yeniden erişim sağlamak ve Kazakistan’ın Hazar limanları üzerinden geçiş haklarını güvence altına almak için görüşmelerin sürdüğü bildiriliyor.

Biden yönetiminin yönetişim ve demokratik reform vurgusunun aksine, Trump’ın ikinci dönem yaklaşımı belirgin biçimde ideolojik değil. Özbekistan lideri Şevket Mirziyoyev gibi otoriter eğilimli isimleri “düzen ve istikrarı korudukları” gerekçesiyle övüyor ve enerji tavizleri karşılığında Türkmenistan’a yaptırımları hafifletmeyi önermeyi düşündüğü bildiriliyor. Bu taktikler, Soğuk Savaş döneminin realpolitik anlayışını hatırlatıyor: reformdan ziyade öngörülebilirlik ve erişim tercih ediliyor.

Yeraltı kaynakları diplomasisi ön planda

Orta Asya’nın kritik mineralleri, ABD’nin Çin’e ait tedarik zincirlerinden ayrışma çabaları için hayati önem taşıyor. Trump, 2018’de Kazakistan ve Ukrayna ile alternatif nadir toprak elementleriyle ilgili iş birlikleri geliştirmek için 1 milyar dolar değerinde bir mutabakat zaptı imzalamıştı. Şimdi bu çerçeve yeniden canlandırılıyor.

Bildirildiğine göre Energy Fuels Inc. gibi ABD’li firmalar uranyum istihracında ortak girişim arayışı sürecinde Kazakistan’ın Kazatomprom ve Özbekistan’ın Navoi Mining & Metallurgy şirketleriyle görüşmelere yeniden başladı.

Kazakistan, tahmini 20 milyon metrik ton nadir toprak rezerviyle küresel sıralamada üçüncü sırada. Özbekistan ise batarya talebini karşılamak için lityum sektörünü genişletiyor. Çin kendi istihraç kapasitesini hızla genişletirken Vaşington, şeffaf olmayan veya otokratik rejimlerle çalışmak anlamına gelse bile  alternatifleri zorluyor.

Çin’in büyük ölçekli altyapı modelinin aksine, Trump yönetimi seçici bir şekilde ABD’nin ekonomik önceliklerine uygun ikili anlaşmaları tercih ediyor. Bunlar arasında; dijital altyapı, enerji işleme ve özellikle Kazakistan ve Azerbaycan gibi hidrokarbon zengini ülkelerden Orta Asya’yı Afganistan üzerinden Güney Asya’ya bağlayan koridorlara yapılan yatırımlar yer alıyor.

Stratejik riskler ve çelişkiler

Kısa vadeli kazanımlara karşın, Trump’ın yaklaşımı uzun vadede çeşitli zafiyetler barındırıyor:

 

  • ABD’nin yumuşak gücünün aşınması: Göç politikaları sıkılaştırılırken otoriter rejimlerle ortaklık kurulması Amerikan güvenilirliğini aşağı çekiyor. ABD’deki Orta Asyalı diaspora topluluklarının, özellikle Kırgızistan ve Özbekistan’dan gelenlerin, fişlenme ve vize reddi konusunda endişelerinin gittikçe arttığı bildiriliyor.
  • Çok taraflı platformlardan uzaklaşma: Trump’ın, ABD ile beş Orta Asya ülkesi arasında ekonomik kalkınma ve güvenlik meselelerini ele alan C5+1 girişimi gibi platformlara ilgisizliği, Vaşington’u kurumsal bir dayanak noktasından yoksun bırakıyor. Bu durum, kendi iç gerilimlerine rağmen süreklilik sunan Çin’in ŞİÖ’sü ve Rusya’nın KGAÖ’sü ile keskin bir tezat oluşturuyor.
  • Bölgesel istikrarsızlık: Çin projelerine karşı milliyetçi tepkiler, Güney Kırgızistan ve Fergana Vadisi’ndeki dini radikalleşme ve sınır ötesi etnik gerilimler bölgesel istikrarı tehdit ediyor. ABD, bu tür krizlere yanıt verecek diplomatik kapasiteye sahip değilmiş gibi görünüyor.
  • Göç ve algı farkı: Müslüman çoğunluklu ülkelere yönelik kısıtlayıcı göç politikaları; Orta Asyalı profesyoneller, öğrenciler ve girişimcilerle köprü kurma çabalarına ters düşüyor.

 

Stratejik Görünüm

Kritik kaynaklar için rekabet yoğunlaşırken, Orta Asya yeni küresel tedarik zincirlerinde hayati bir düğüm noktası hâline geliyor. Ancak bölgenin ABD etkisine açıklığı yalnızca sunulan tekliflere değil, aynı zamanda sürdürülebilir bir varlık projeksiyonuna ve güvenilirlik algısına bağlı olacak. 2021’de gerçekleşen Afganistan’dan ani çekilme hâlâ ibret verici bir örnek olarak hafızalarda duruyor.

Trump’ın pragmatik, lider odaklı ve sonuç hedefli yaklaşımı kısa vadede hızlı kazanımlar sağlayabilir. Ancak kurumsal destek ve stratejik tutarlılık olmadan bu kazanımlar geçici kalabilir. Jeopolitik dalgalanmalara karşı temkinli olan Orta Asya hükümetleri, yalnızca al-verci ve güvenilmez görülen bir aktöre kalıcı nüfuz hakkı tanıma konusunda isteksiz olacaklardır.

Pakistan’ın Japonya ile yaptığı yeni 1 milyar dolarlık kredi anlaşması, bölgeye yönelik dış aktörlerin kendilerini nasıl yeniden konumlandırdıklarını göstermektedir. Çin’in dikkat çeken Kuşak ve Yol projelerinin aksine Tokyo, finansal istikrarı, seçici altyapı desteğiyle harmanlayan daha istikrarlı, daha düşük profilli bir yaklaşım benimsiyor.  Japonya’nın bu tutumu, Pekin veya Vaşington’a aşırı bağımlılıktan çekinen devletler için alternatif bir model sunuyor ve Trump’ın Orta Asya politikasının yön bulmak zorunda olduğu stratejik pazarın kalabalığını gözler önüne seriyor.

Trump’ın ilk döneminde göreceli bir geri çekilme yaşanırken, ikinci dönemi her ne kadar al-verci de olsa daha iddialı bir dönüş görüntüsü sergiliyor. ABD’yi çok taraflı çerçevelere yerleştirmek yerine Trump’ın mevcut yaklaşımı, kurum inşasından ziyade ikili anlaşmalar yapmayı önceleyen bir stratejiye dayanıyor, bu da Vaşington’u, küresel tedarik zincirlerinde giderek merkezîleşen bir bölgede kalıcı etki kanallarından yoksun bırakabilir.

Enerji güvenliği saiki ve Çin karşıtlığıyla hareket eden ABD, ikili diplomasi ve ikili yeraltı kaynakları anlaşmaları yapmayı sürdürüyor. Ancak Vaşington kısa vadeli tekliflerin ötesine geçmek için kalıcı olduğunu göstermelidir.

Yeni altyapıların, ticaret koridorlarının ve yeraltı kaynakları anlaşmalarının bölgenin jeopolitik dengesini yeniden şekillendirdiği bir dönemde ABD’nin Orta Asya’daki konumunu yeniden değerlendirmesi uygun bir tutumdur. Trump için asıl zorluk yalnızca Orta Asya’ya dönmek değil kalabalık ve karmaşık bir jeopolitik ortamda bölgeye ilgisini sürdürebilmek ve güvenilir kalmaktır.

 

Yujing Shentu, dijital siyaset, uluslararası siyasi ekonomi ve ABD-Çin stratejik rekabeti üzerine çalışan, politika analizi ve ekonomik strateji alanında deneyimli bir yazar ve analisttir.

 

Kaynak: https://asiatimes.com/2025/08/trumps-central-asia-gambit-risks-backfiring/

 

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA