Küresel Ekonomi’de Darboğaz Tuzağı
Ekonomik Güvenlik Arayışının Jeopolitik Bir Felaketle Sonuçlanacak Olmasının Nedenleri
Politika yapıcılar eskiden darboğazları görmezden gelirlerdi. Şimdi ise başka bir şey görmekte zorlanıyorlar. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, müttefiklerini Çin’e bağımlı olmamaları konusunda uyarırken, bir yandan da bu müttefiklerin ABD’ye yani ABD pazarına, teknolojilerine, finansal sistemine ve güvenlik şemsiyesine olan bağımlılıklarından yararlanmanın yollarını arıyor. Bu arada Pekin, Washington’ı ekonomik baskı uygulamakla suçlarken kritik tedarik zincirleri üzerindeki hâkimiyetinden yararlanarak ABD ve Avrupa üzerinde baskı kuruyor. Avrupa, doların demir pençesinden kurtulmak için avroyu alternatif bir küresel para birimi hâline getirmeyi umuyor. İran’ın, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kullanarak küresel petrol ticaretini boğmaya çalışmasında görüldüğü üzere daha küçük aktörler de bu sürece dâhil oldu.
Darboğaz üzerindeki kontrol gücünü kullanma ve bu güce karşı koyma konusundaki bu saplantı ani bir gelişme gibi görünebilir ancak aslında bu sorun son çeyrek yüzyıl içinde bizzat küreselleşmenin bir yan ürünü olarak ortaya çıkıp gelişmiştir. Ekonomiler bütünleştikçe darboğazlar çoğaldı: üreticiler tedarik zincirlerini sınırların ötesine uzattı, bankalar maliyetleri ve gecikmeleri en aza indirmek için işlemleri ABD doları sistemi üzerinden yönlendirdi, dijital hizmetler ölçek ekonomilerinden yararlandı ve bunun sonucunda piyasaya bir avuç platform hâkim oldu. 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Amerika Birleşik Devletleri, küresel iletişimleri izlemeye alarak ve dünya genelindeki bankalar üzerindeki nüfuzunu kullanarak rakiplerine yönelik finansal akışları kesmek üzere, serbest piyasaları destekleme politikasını, bu ağlardaki baskın konumundan yararlanmaya yönelik giderek daha da iddialı bir çabayla birleştirdi. Ancak ABD bunu yaparken bile siyasetçilerin ve iş dünyası liderlerinin çoğu, küreselleşmenin sağladığı ekonomik verimliliğe odaklanmayı sürdürdü.
Bununla birlikte, Trump’ın ilk başkanlık dönemindeki hamleleri, dünya liderlerinin darboğazlara daha fazla dikkat etmesine neden oldu. COVID-19 pandemisi, ülkelerin dışa bağımlılığa ilişkin korkularını artırdı. Ardından, Trump’ın ikinci yönetimi sırasında Çin, onu durdurmanın en iyi yolunun bir darboğazı sıkıştırmak olduğunu öğrendi. ABD’nin kendini kısıtlamaya ilişkin temel normları kibirli bir biçimde aşındırması, İran gibi diğer ülkeleri daha önce kullanmaya cesaret edemedikleri seçenekleri araştırmaya yöneltti.
Küreselleşmeye dair, karşılıklı bağımlılığın getirdiği verimlilikleri öne çıkaran aşırı iyimser bir bakış açısıyla kıyaslandığında; dünya ekonomisini, ülkelerin ya kendi lehlerine kullanabilecekleri ya da aleyhlerine dönüşebilecek bir darboğazlar sistemi olarak değerlendirmek artık daha akıllıca görünmektedir. Ancak darboğaz bakışının da kendine özgü ölümcül bir kör noktası vardır. Bu bakış, politika yapıcıları stratejiden ziyade yeteneklere odaklanmaya, birçok ülkenin aynı anda darboğazlardaki güçlerini artırmasının sonuçlarını değerlendirmek yerine, kendi sahip oldukları ve başkalarının onlar üzerindeki nüfuzuna takılıp kalmaya yöneltiyor.
Sonuç, tanıdık ama tehlikeli bir dinamiktir: bir ülkenin kendini güvence altına alma çabalarının diğerlerinin tehdit altında hissetmesine ve buna benzer şekilde karşılık vermesine yol açtığı, sonuçta herkesi daha güvensiz kılan güvenlik ikilemi. Ülkeler darboğazlar üzerindeki kontrollerini ne kadar güçlendirir veya kendilerini zorlamaya karşı ne kadar korursa, rakiplerinin kendi ekonomik güvenliklerinin zayıflatıldığını düşünmelerine ve misillemede bulunmalarına o kadar fazla neden olabilirler. David Bulman ve Matt Ferchen gibi ekonomi araştırmacılarının belirttiği üzere, her ülkenin bireysel eylemleri kolektif bir tuzağın kurulmasına katkıda bulunuyor. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin teknoloji firmalarını engelleme çabaları, Amerikan halkının Çin’in egemenliğine dair korkularını körükleyip kendi kendini besleyen bir sarmal oluşturarak Çin’in teknolojik gelişimini hızlandırmasına yol açtı. Her iki tarafın da daha güvenli hale gelme çabası, diğerlerinin kendilerini daha az güvende hissetmelerine ve dolayısıyla daha fazla gerilime yol açıyor.
Darboğaz tuzağından kurtulmak, tam da kolektif bir sorun olması nedeniyle zor olacaktır. Kendini kısıtlayan herhangi bir hükümet, mağdur olma riskiyle karşı karşıyadır. Darboğaz tuzağı, güvenlik ikilemine benzerlik gösterse de, Soğuk Savaş döneminde askeri provokasyonlardan oluşan ve kontrolden çıkma eğilimindeki bir sarmalı nihayetinde dizginleyen önlemler ancak Küba füze krizinin yarattığı ölümcül tehdit liderlerin dikkatini bu noktaya odakladıktan sonra hayata geçirilebildi. Darboğazlara saplantılı bir şekilde odaklanmak kolektif bir felakete yol açabilir ancak devletlerin bu gerilim sarmalından çıkıp inandırıcı tehditler savurmak ile güven verici taahhütlerde bulunmak ve ortak anlayışlar aramak arasında bir denge kurması son derece güç olacaktır. En muhtemel sonuç; hükümetlerin ve özel aktörlerin artan istikrarsızlıkla ve çok daha kötü bir şeye, yani ekonomik şoklara, zincirleme aksamalara ve hatta savaşa dönüşme riskiyle karşı karşıya kalacağı parçalanmış bir dünya olacaktır.
Tek Yönlü Mandal
Geleneksel güvenlik ikileminde, bir ülkenin savunma amaçlı hamlesi başka bir ülkeye saldırgan bir hareket gibi görünebilir. Bir devlet komşusuyla barışçıl ilişkiler kurmak isteyebilir ancak bir gün yanı başında savaşçı bir liderin iktidara gelebileceğinden endişe duyabilir. Bu küçük ama gerçek riske karşı önlem almak amacıyla yeni bir silah sistemine yatırım yapabilir veya ordusunun büyüklüğünü bir miktar artırabilir. Komşusu haklı olarak alarma geçebilir. Ya bu yığınak bir işgal hazırlığıysa? İlk ülkenin daha da şüphelenmesine ve askeri gücünü daha fazla artırmasına yol açarak gerilim arttıran bir sarmalı tetikleyecek şekilde karşı taraf buna kendi savunma harcamalarını artırarak yanıt verebilir.
Elbette bazen hükümetlerin gerçekten saldırgan niyetleri olabilir. Ancak tüm ülkeler içtenlikle barış istese bile, sonuçta birbirlerine karşı derin bir güvensizlik besleyebilir ve devasa, maliyetli ordular kurma arayışına girebilirler. Böyle bir güvensizlik ortamında masum hatalar kolaylıkla yanlış yorumlanabilir. Güvenlik ikilemi üzerine 1978 tarihli klasik bir makalesinde siyaset bilimci Robert Jervis, örneğin, birlikleri ileri üslere konuşlandırmak yerine kendi topraklarının derinliklerinde tahkimata yatırım yaparak ülkelerin güvenliklerini artırmak için üstlendikleri eylemlerin saldırgan değil açıkça savunma amaçlı olduğundan emin olarak yanlış yorumlanma riskini azaltabileceklerini savunmuştur. Ancak pasif savunma önlemleri bile gerilimi artırabilir: bir ülke misillemelere karşı daha iyi korunduğunu hissederse rakipleri, saldırgan davranmanın artık daha az riskli olacağından korkabilir.
Jervis, daha sonraki yazılarında benzer belirsizliklerin ekonomik ve teknolojik güvenliği de zayıflatabileceğini öne sürdü. Ancak ekonomik savaşın, geleneksel güvenlik ikileminden daha fazla istenmeyen gerilime yol açması muhtemeldir. Askerî yatırımlardan farklı olarak ekonomik politikaları saldırı amaçlı mı yoksa savunma amaçlı mı diye sınıflandırmak zor olabilir. Çin yarı iletken sektörünü büyüttüğünde, yalnızca kendi iç ekonomisini mi koruyor, yoksa başkalarına baskı uygulama kapasitesini mi artırıyor? Sanayi politikası, jeopolitik şoklara karşı dayanıklılık oluşturmak gibi tamamen savunma amaçlı bir gerekçeyle uygulanabilir. Ancak böyle bir politika ölçek ekonomileri oluşturmada başarılı olursa diğer devletler, sanayi alanındaki hâkimiyetin baskı araçlarına dönüştürülebileceğinden haklı olarak endişe duyabilir.
Ekonomik güvenlik yetkilileri genellikle itidalli davranmaktan çok kapasite oluşturmaya ilgi duyarken geleneksel ekonomi politikası yapıcıları, hasımlarını bir kenara bırakın rakiplerinin bile kaygılarını gidermektense kendi piyasalarını yatıştırmaya daha fazla alışkındır. Savunma bürokrasilerinde güçlü komuta ve kontrol yapılarının bulunmasının bir nedeni vardır: disiplinsiz iletişim ve birbiriyle uyumsuz kararlar felaketle sonuçlanabilir. Buna karşılık merkez bankaları ve ticaret bakanlıkları da dâhil olmak üzere ekonomi politikasını oluşturan kurumlar genellikle tek bir sesle konuşacak şekilde örgütlenmemiştir. Bu kurumların çoğu arasında eşgüdüm zayıftır ve yatırım ile ticaret alanındaki önemli yetkiler yerel düzeydeki kurumlara devredilmiştir. Merkez bankalarında olduğu gibi, bazı durumlarda bu kurumların özerkliği bilinçli olarak korunuyor. Belirli görevler için konuşlandırılan askerî birlikler açık yetkilendirme olmadan hareket edemezken çoğu ekonomi kurumu, kontrolden çıkmakla suçlanmadan geniş bir hareket özgürlüğüne sahiptir. ABD Hazine Bakanlığı ile Federal Rezerv arasında bu yıl tahvil getirileri konusunda yaşanan anlaşmazlıkların gösterdiği gibi, sıradan bürokratik çekişmeler görünür bir çatışmaya dönüşebilir.
Hükümetler darboğaz savaşı yürüttüğünde, kurumsal belirsizliklerin yarattığı sorunlar çok daha ciddi hâle gelir. Eylül 2025’te, üst düzey ABD ve Çinli yetkililer arasında ikili ilişkileri istikrara kavuşturmayı amaçlayan bir dizi üst düzey ekonomik müzakereyi müteakiben ABD Ticaret Bakanlığı Sanayi ve Güvenlik Bürosu (BIS), ihracat kontrollerini iki ABD hükümeti izleme listesinde yer alan kuruluşlara ait daha fazla bağlı şirketi kapsayacak şekilde genişleterek sözde iştirak kuralını yürürlüğe koydu. Büro, önlemi kamuoyu önünde bir açığı kapatma ve idari yükleri hafifletme girişimi olarak tanımladı ancak kural daha sonra askıya alındı. Ancak zamanlaması, dışarıdan gözlem yapanların bunun daha geniş stratejik anlamını kavramasını zorlaştırdı. Ticaret Bakanlığı, süregelen bürokratik bir sürecin parçası olarak mevcut ihracat kontrollerinin uygulanmasını sadece daha sıkı hale mi getiriyordu yoksa Amerika Birleşik Devletleri, Çinli yetkililerin öne sürdüğü üzere, ikili görüşme turları arasında kasıtlı olarak “azami bir baskı” taktiği mi uyguluyordu?
Otokrasilerin niyetlerini yorumlamak daha da zor olabilir çünkü bu tür rejimlerde politika yapıcılar kamu denetiminden daha fazla yalıtılmıştır. Örneğin Çin, Temmuz 2025’te nadir toprak minerallerinin ve mıknatısların ihracatına yönelik kısıtlamalarını gevşetme sözü verdikten sonra bile ihracat lisansına başvuran şirketler açıklanamayan gecikmelerle karşılaştı. Çin’in kasıtlı olarak kritik tedarik zincirlerini kontrol etme yeteneğini mi gösterdiği yoksa yeni oluşturulan ihracat kontrol bürokrasisi aracılığıyla talepleri verimli bir şekilde iletmekte mi zorlandığı belirsizdi.
Ekonomik savaş yürüten hükümetler, özel aktörleri kurallara gereğinden fazla uymaya yöneltmek için düzenlemeleri çoğu zaman kasıtlı olarak muğlâk biçimde kaleme alır veya uygular. Bu davranış, başkalarının beceriksiz bürokratik hataları, gecikmeleri ve kasıtsız yetki aşımını bile kötü niyetli ve bilinçli bir planın parçası olarak yorumlama olasılığını büyük ölçüde artırır. Bu tür hatalar, kasıtlı tehditlerin gerçekleşme olasılığını zaten doğaları gereği abartmaya yatkın olan büyük güçler arasındaki güvensizliği derinleştirir.
Buna karşılık liderler, hedef ülkelerde ekonomik zararı nokta atışıyla yaratma becerileri konusunda çoğu zaman aşırı iyimserdir. Ticaret akışları, silah fabrikalarını bombalamak üzere yönlendirilen insansız hava araçları kadar dikkatli biçimde yönlendirilemez. Belirli şirketleri ihracat kontrolü listelerine almak gibi hassas önlemler bile etkisiz kalabilir. Kontrol altındaki mallar, bağlı şirketlerin veya gizli aracılık yapan kuruluşların eline geçebilir. Açıkları kapatmaya yönelik geniş kapsamlı girişimler ise aşırıya kaçabilir ve karmaşık mülkiyet ilişkilerine sahip binlerce şirketi ekonomik güvenlik devletinin hedefi hâline getirebilir.
Ekim 2025’te Çin, iştirakler kuralına ve Washington’ın Çinli şirketlerin ABD teknolojilerine erişimini kısıtlamaya yönelik ilave girişimlerine misilleme olarak nadir toprak elementlerine ilişkin ihracat kontrollerinin kapsamını bir kez daha genişletti. Eğer bu önlemler ertesi ay askıya alınmasaydı, Amerika Birleşik Devletleri’nin yanı sıra Avrupa ve Asya genelindeki üretim zincirlerini de etkileyeceklerdi. Ekonomik bir keskin nişancı tüfeğiyle özenle seçilmiş hedeflere ateş edebilecekleri şekilde optimize edilmiş bir darboğaz savaşı biçimi hayal eden yetkililer, genellikle saçmaları her yöne saçılan bir karabina tüfeği kullandıklarını ve bu ikincil hasarın misilleme sarmalının riskini artırdığını keşfederler.
Boğulma Noktasına Gelmek
Bazı ülkeler önemli darboğazları kontrol altına almak için ne kadar çok adım atarsa, diğerleri de bu darboğazların nasıl silah olarak kullanılabileceği konusunda o kadar çok endişelenecek ve kendi darboğazlarından yararlanmaya çalışacaktır. Sonuç, her gücün hâlâ kendisini tamamen güvensiz hissettiği, darboğazlarla ve savunma önlemleriyle dolu bir dünya olacaktır. Karşılıklı bağımlılığın en sıradan biçimleri bile varoluşsal güvenlik riskleri gibi görünmeye başlayabilir. Başka bir deyişle, her şeyin birbirine bağlı olduğu bir dünyada neredeyse her şey bir darboğaz olarak değerlendirilebilir. Örneğin, 2025’te ABD Senatosuna ve 2026’da Temsilciler Meclisine sunulan bir yasa tasarısı, akıllı fırınları ve çamaşır kurutma makinelerini bile potansiyel güvenlik tehditleri olarak tanımlıyor.
Ticari anlaşmazlıkları sınırlamak için tarihsel olarak etkili olmuş yöntemler, darboğaz savaşlarında başarısız olabilir. Geleneksel gümrük vergisi savaşlarında hükümetler tereyağına uygulanan bir gümrük vergisine yumurtaya karşılık gelen bir gümrük vergisiyle yanıt vererek çoğu zaman benzerine benzerle karşılık vermeye çalışırlar. Ekonomik güvenlik risklerinin çeşitlilik gösterdiği, farklı darboğazların farklı türlerde nüfuz sağladığı ve bir ağı silah olarak kullanmaya karşılık vermek isteyen ülkelerin yanıt vermek için başka ağlara yönelmek zorunda kaldığı durumlarda orantılılığı korumak çok daha zordur.
Nisan 2025’te Amerika Birleşik Devletleri Çin’i kapsamlı gümrük vergileriyle tehdit edip yarı iletkenlere yönelik ihracat kontrollerini artırdığında Çin, aynı darboğazı kontrol etmediği için Amerikan yarı iletkenlerine eşdeğer bir kısıtlama getirerek misilleme yapamadı. Bunun yerine, farklı bir darboğaz olan nadir toprak elementleri üzerindeki avantajını kullandı. Ancak ülkeler, karmaşık ve küresel tedarik zincirlerinin merkezinde yer alan bütünüyle farklı darboğazları silah olarak kullandıklarında, verilecek bir karşılığın ilk eylemin ekonomik büyüklüğüyle örtüşüp örtüşmeyeceğini değerlendirmenin kolay bir yolu yoktur. Rakiplerin üzerinde yukarı ve aşağı hareket edebileceği basit bir tırmanma merdiveni düşüncesi bir hayalden ibaret hâle gelir.
Hızlı ve öngörülemez teknolojik değişim bu dinamiği daha da tehlikeli kılıyor. Jervis’in uyardığı gibi ülkeler, teknolojik yeniliklerin rakiplerine kalıcı avantajlar sağlayacağından sürekli endişe ederler. Bu tür kaygılar ülkeleri rakiplerinin ilerlemesini engellemeye çalışmaya ve kendi özerkliklerini güçlendirmek için yarışmaya yönelterek darboğaz tuzağını daha da ağırlaştırabilir. Yapay zekânın çeşitli askerî ve sivil alanlardaki ilerlemeleri hızla ivmelendirebileceğini öngören Biden yönetimi, ülkenin özel amaçlı yarı iletkenlere erişimini kısıtlayarak Çin’in yapay zekâ alanındaki gelişimini engellemeye çalıştı. Yönetim yetkilileri hedeflerinin sınırlı olduğunu vurguladı ve Çin’e yönelik yaklaşımlarını “küçük bir bahçe, yüksek bir çit” olarak tanımladı. Pekin’in bu iyi niyetli çerçeveyi reddetmesi ve söz konusu adımları uzun vadeli geleceğine yönelik bir tehdit olarak görmesi şaşırtıcı değildi. Çin, kendi yarı iletken geliştirme çalışmalarını hızlandırdı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin’in teknolojik gelişimi üzerindeki etkisini azaltırken, ABD’nin gelecekteki olası bir Çin saldırganlığına dair endişelerini de artıracak şekilde şirketlerini ABD menşeli ürünlere olan bağımlılıklarını sona erdirmeye teşvik ediyor.
İlk Hamleyi Yapan
11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Amerika Birleşik Devletleri, ekonomik ve teknolojik darboğazları çok daha sistematik biçimde kullanmaya başladı: hem rakiplerini hem de müttefiklerinin işlerine burnunu soktu; yabancı bankaları ve şirketleri soruşturmak ve onlara yaptırım uygulamak için doların hâkimiyetinden yararlandı. Amerikalı yetkililer, küresel ekonominin birbirine bağlı yapısını, ABD’nin rakiplerini caydırmak ya da müttefiklerini baskı yoluyla uyumlu olmaya zorlamak için kullanılabilecek bir araç olarak görmeye başladılar. George W. Bush ve Obama yönetimleri, İran ekonomisini sıkıştırmak ve Tahran’ı müzakere masasına oturmaya zorlamak için yaptırımları genişletti. İlk Trump yönetimi, Çinli şirketlerin ileri düzey yarı iletkenlere erişimini sınırlamak üzere yeni teknolojik kontroller getirdi ve böylece Biden yönetiminin Çin’in yapay zekâ alanındaki gelişimini daha geniş kapsamlı biçimde engelleme çabalarına emsal oluşturdu.
Ancak bu dönem boyunca Amerikalı yetkililer, biriken olumsuz sonuçlara genellikle çok az dikkat etti. Örneğin mali yaptırımlar cazipti çünkü maliyetlerin çoğu, hedef alınan yabancılara ve bu hedeflerle iş yapmak isteyen yabancılara yükleniyordu. Darboğazlardan yararlanmak, kendisini sürdürmek dışında pek bir amacı olmayan, kendi kendini devam ettiren bir girişime dönüştü. Washington Post’un 2024 tarihli bir analizine göre ABD, ülkelerin üçte birinde insanlara, mülklere veya kuruluşlara yaptırım uyguluyordu. Eski bir Ticaret Bakanlığı yetkilisi olan Bill Reinsch gazeteye, bu tür yaptırımların “ABD’nin dış politika cephaneliğindeki en önemli aracı” hâline geldiğini, ancak “hükümette hiç kimsenin bu stratejinin gerçekten işe yarayıp yaramadığından emin olmadığını” söyledi.
Bununla birlikte, ABD darboğazları bu şekilde ne kadar çok kullandıysa karşı önlemleri ve taklit girişimlerini de o kadar fazla kışkırttı. Diğer güçler kendi darboğaz kapasitelerini geliştirmeye başladıkça, onların da daha ihtiyatlı davranmadıkları görülüyor. Çin, istediğini elde etmek için ekonomik baskı uygulamaktan hiçbir zaman çekinmedi. Ancak eskiden, küresel darboğazları kontrol etmek yerine, ülkelerin kendi iç pazarına erişimini kısıtlama tehdidinde bulunuyordu. İki önemli olay bu stratejiyi değiştirdi. 2013’te, eski ABD Ulusal Güvenlik Ajansı yüklenicisi Edward Snowden’ın sızdırdığı belgeler, ABD’nin küresel bilgi ağları üzerindeki olağanüstü erişimini ortaya çıkardı. Ardından ilk Trump yönetiminin Çinli telekomünikasyon şirketleri ZTE ve Huawei’ye karşı yürüttüğü cezalandırıcı kampanyalar, Washington’ın baskı uygulama konusundaki istekliliğini gösterdi.
Bu şokların ardından Çin’deki teknolojik tartışmalar; “bilgi güvenliği” ve “bağların koparılması” gibi temaları öne çıkarmaya başladı. Bir dönem konuşmalarında doğrudan sanayileşmeye odaklanan Çin lideri Şi Cinping, ekonomik kalkınmanın ulusal güvenlikten ayrı tutulamayacağını giderek daha fazla vurgular hale geldi. Şi’nin “çifte dolaşım” stratejisi, hem denizaşırı pazarlara bağımlılığı azaltmayı hem de Çin’in yabancı ekonomik baskılara maruz kalmasını sınırlamayı amaçlıyordu. Pekin, ABD teknolojisi ve finansına karşı savunmasızlığının daha fazla farkına vardıkça, yalnızca teknolojik olarak kendine yeterlilik çabalarını hızlandırmakla kalmadı aynı zamanda Washington’ın ihracat kontrol rejimi ile ülkeye giren ve ülkeden çıkan yatırımlara yönelik güvenlik taraması gibi uygulamalarla başka ülkeleri hedef almak için kullandığı yapılara benzer yeni hükümet mekanizmaları da oluşturdu.
Çin bu önlemleri kendini savunmakla gerekçelendiriyor. Ancak orantılı karşılıklardan hızla dramatik bir karşı gerilimi tırmandırmaya geçti. Trump Nisan 2025’te “Kurtuluş Günü” gümrük vergilerini açıkladığında Çin, nadir toprak elementleri ihracatına lisans kısıtlamaları getirmekle kalmadı, birkaç ay sonra, nadir toprak elementlerinin işlenmesindeki hâkimiyetinin kendisine tüm yarı iletken tedarik zinciri üzerinde düzenleyici yetki verdiğini de ileri sürdü. Çin ayrıca, ABD’li savunma yüklenicilerine ve sivil teknoloji şirketlerine yönelik bazı çift kullanımlı mal ihracatlarını yasakladı; Tayvan ordusuyla silah satışı veya teknoloji iş birliği içinde olduğunu iddia ettiği ABD’li firmalara yaptırım uyguladı; Google, Nvidia ve DuPont hakkında ise anti tröst soruşturmaları başlattı. Bu önlemlerin bazıları daha sonra ABD ile yürütülen müzakereler sonucunda askıya alınmış veya sona erdirilmiş olsa da Çin, yabancı ekonomik baskı olarak algıladığı girişimlere karşılık verme kapasitesini o zamandan beri defalarca gösterdi.
Pekin, bir başka karşı hamle olarak diğer ülkelerin ekonomik güvenlik kısıtlamalarına uyan şirketleri cezalandırmak amacıyla bir “engelleme” rejimi oluşturmaya başladı. ABD yasalarına uyarak yaptırım uygulanan Çinli bir rafineriyle iş yapmayı bırakan yabancı bankalar gelecekte Çin mahkemelerinde dava edilebilir. Bu yılın Ağustos ayında yayımlanan kurallar, Çinli firmaların tedarik zincirleri üzerine durum tespiti ve risk değerlendirmesi yapan ve işçi haklarını destekleyen altı kuruluşla bilgi paylaşılmasını veya iş yapılmasını yasa dışı hale getirerek, dünya genelindeki şirketlerin Amerikan yasalarına uymasına yardımcı olan adli delilleri üretmelerini zorlaştırıyor.
Lideri Takip Etmek
Çin, günümüzde ekonomik politikasını, ulusal güvenlik kaygılarına göre dar bir bakış açısı etrafında yeniden şekillendirmiş durumdadır. Tıpkı Amerika Birleşik Devletleri’nin darboğazları kendi lehine kullanmasının tetiklediği gibi, Çin’in de ekonomisinin giderek daha büyük bölümlerini dış dünyaya kapatmaya yönelik hamleleri, istikrar bozucu karşı tepkileri ve benzer uygulamaları beraberinde getirecektir. Uluslararası ticaret akışlarını etkileyen hükümet politikalarındaki değişiklikleri izleyen bağımsız bir kuruluş olan Global Trade Alert’in verileri incelendiğinde, hükümetlerin ticareti kesme konusundaki heveslerinin giderek arttığı açıkça görülecektir. 2020 yılından bu yana ülkeler, 2010-2019 dönemindekine kıyasla yıllık ortalama yedi kat daha fazla ihracat kısıtlaması yürürlüğe koydu. Hükümetler kendilerini giderek daha fazla karmaşık bir ekonomik ve teknolojik çatışmalar ağına dolanmış buldukça darboğaz tuzağı üzerlerine kapanıyor.
Bu dinamik içinde, ekonomisi nominal olarak Çin’inkinden daha büyük olan Avrupa kendisini sürekli olarak koşullara uyum sağlamak zorunda buluyor. Avrupa’nın tutarlı ekonomik güvenlik stratejileri oluşturma ve politika araçları tasarlama kapasitesi, Pekin ve Washington’ınkinden daha gelişmiş durumdadır. Son birkaç yılda Avrupa, ekonomik baskılara kapsamlı biçimde karşılık vermesini sağlayabilecek güçlü bir icbar karşıtı araç, darboğaz savaşının risklerini belirleyen ekonomik bir güvenlik stratejisi ve Avrupa’nın tedarik zincirlerinde “vazgeçilmez bir oyuncu” konumunu korumasını öngören bir Çip Yasası 2.0 ortaya koydu. Ancak söylemleri nüfuza dönüştürmekte zorlandı. ABD teknolojisine ve güvenlik garantilerine derinden bağımlı olmaya devam ediyor; kendi darboğazlarını kontrol etme hayalleri, Washington’ın NATO taahhütlerini bir kenara atabileceği riski karşısında dağılıp gidiyor. Şimdiye kadar Avrupa, Trump yönetiminin tekrar tekrar uyguladığı baskılara rağmen ABD’ye karşı icbar karşıtı aracını kullanmayı denemiş bile değil.
Avrupa, Çin’e olan bağımlılığı nedeniyle de giderek daha fazla kısıtlanıyor. AB, haksız yere sübvanse edildiğini tespit ettiği Çin menşeli elektrikli araçlara telafi edici vergiler uyguladığında, Çin vakit kaybetmeden, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, Berlin ve Madrid’i ortak bir AB politikası çizgisinde tutabilmek için değerli siyasi sermayesini harcamak zorunda bırakacak şekilde AB üyesi ülkelerdeki kritik sektörleri hedef aldı. Eylül 2025’te Hollanda hükümeti, Çinli bir şirket tarafından satın alınmış Hollandalı çip üreticisi Nexperia üzerinde egemenlik yetkisini kullanmaya çalıştığında Pekin, şirketin çipleri Çin’de tamamlamasını engelledi ve Avrupa otomotiv sektörünün tamamında bir tedarik zinciri krizine yol açtı. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nde kıdemli politika analisti olan Tobias Gehrke’nin 2026 ortalarında yayımladığı bir rapora göre Çin’in tehditleri, Avrupalı üye ülkelerin bağımlılıklarını azaltmak için ihtiyaç duyacakları kapsamlı adımları düşünmelerini bile engelliyor.
Avrupalıların stratejik özerklik sağlama yönündeki her arzusu, Amerika Birleşik Devletleri veya Çin’in Avrupa içi dayanışmayı parçalayacaklarına ilişkin duyulan endişe tarafından sınırlandırılmaktadır. Ulusal güvenlik kararları üye devletlerin yetki alanında kalmaya devam ediyor ve bu durum AB’nin potansiyel darboğazlardan yararlanmasını engelliyor. Avrupa, Rusya’ya karşı yaptırımları ortaklaşa uygulama konusunda büyük ilerleme kaydetti ancak yaptırımların uygulanması hâlâ büyük ölçüde ulusal hükümetlere bağlı. Sonuçta ortaya, gerilim artışının tehlikelerini ABD veya Çin’den daha iyi anlayan ancak bunlardan kaçınmak için pek bir şey yapamayan bir blok çıkıyor.
Diğer taraftan Japonya, stratejik özerklik ile olası dış baskılara karşı dayanıklılığı, kritik teknolojik darboğazlar üzerindeki kontrolüyle dengelemeyi başararak Çin’in uyguladığı baskının oluşturduğu tehdit üzerine erkenden kafa yormaya başlamış ve yaklaşımını daha iyi bir şekilde biçimlendirmiştir. Çin’in ekonomisi üzerindeki baskı kurma çabalarını hafifletmek amacıyla nadir toprak elementlerinden oluşan ulusal bir stok oluştururken, aynı zamanda kendisini ABD askeri tedarik zincirleri için vazgeçilmez bir konuma getirdi. Ancak Japonya bile, darboğazlar üzerindeki hâkimiyeti bir koz olarak kullanma cazibesine boyun eğebileceğini gösterdi: 2019 yılında, Güney Kore’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki zararlar için tazminat arayışına yanıt olarak, bu ülkenin yarı iletken üretiminde kullanılan temel kimyasallara erişimini kısıtladı.
Artık daha küçük ve daha yoksul ülkeler bile bu sarmalın içine çekilmiş durumdadır. Bazıları kısa vadede darboğaz savaşının yayılmasından yarar sağladı. Örneğin Filipinler, Washington’ın müttefiklerine Huawei’yi telekomünikasyon altyapılarından çıkarmaları için baskı yapmaya çalıştığı dönemde ABD’den milyonlarca dolarlık hibe aldı. Diğerleri ise yalnızca baskı altında kalıyor. Myanmar’daki Kaçin Bağımsızlık Ordusu, endüstriyel mıknatıslarda kullanılan disprosyum ve terbiyumu askerî cuntaya karşı yürüttüğü iç savaşı finanse etmek için satıyor; bu da başlıca alıcı olan Çin’e çatışma üzerinde daha fazla nüfuz sağlıyor. Muazzam doğal kaynaklara sahip Grönland, Trump’ın tekrarlanan askerî tehditleriyle karşı karşıya kaldı. Zaman geçtikçe, bazı yan ödemeler alan ülkeler için bile maliyetlerin faydaları büyük ölçüde aşması muhtemeldir. Daha küçük ve daha yoksul ülkelerin hükümetleri, vatandaşları için daha fazla refaha giden yolu belirleme özerkliğine sahip olmak istiyor. Ekonomik güvenliğe yönelik küresel saplantı, bu yolu bulmayı daha da zorlaştırıyor.
Çıkış Yolu Yok
Şu anda Amerika Birleşik Devletleri ve Çin kısa vadeli bir durgunluk içinde kilitlenmiş durumdadır. Washington, şiddetli bir geri tepme korkusuyla darboğazları kullanma konusunda daha ölçülü davranıyor ve Çin de doğrudan kışkırtmadan pek bir fayda görmüyor. Ancak bu istikrar anının kısa ömürlü olması muhtemeldir. Trump, Beyaz Saray’dan ayrıldıktan sonra bile ABD küresel teknolojik üstünlük için baskı yapmayı kesinlikle sürdürecek ve enerji alanına hâkim olma çabalarını da muhtemelen devam ettirecektir. Çin ise bağımlılıkları sessizce oluşturmayı ve ABD’nin baskı uygulama gücünü zayıflatmayı amaçlayan politikalar izlemeyi sürdürecek. Teşviklerin kaçınılmaz biçimde gerilime işaret ettiği bir dünyada, yenişememe durumu kırılgandır.
Dünyayı şekillendirme konusunda en geniş hareket alanına sahip güçler artık darboğazları birer kapasite olarak görüyor. Bakış açıları, eylemlerinin stratejik sonuçlarını nadiren kapsıyor. Saldırı kapasitelerini geliştirip savunmalarını güçlendirirken, kendi güvenliklerini sağladıklarına dair kendi kendilerini ikna ediyorlar. Aslında hem kendilerini hem de herkesi çok daha güvensiz hâle getirecek bir darboğaz silahlanma yarışının içine sabitliyorlar. Geleneksel ulusal güvenlik ikileminin doğurduğu kıskançlıklar artık küresel ekonomiye taşıyor. Ekonomik darboğazların aynı anda kalelere, garnizonlara ve silahlara dönüştüğü bir dünya, sürekli düşük yoğunluklu ekonomik çatışmalar ve daha büyük yangınların her an çıkabileceği bir riskle karakterize edilecektir.
Daha kapsamlı çözümler arayan bazı akademisyenler ve politika düşünürleri, gerilimi düşürmenin ve karşılıklı itidal göstermenin değerini vurgulayarak, ilham almak için Soğuk Savaş dönemine yöneliyorlar. O dönemde nükleer savaş riski, kırmızıçizgiler konusunda ortak bir anlayış oluşturmak ve kriz anında etkili iletişimi güvence altına alan sistemler kurmak amacıyla düzenli toplantılar yapılmasıyla azaltıldı. Zamanla bu sistemler; silahları ve asker hareketlerini düzenleyen, uydular ve diğer izleme yöntemleriyle denetlenen antlaşmalar gibi daha resmî düzenlemelerin ortaya çıkmasını sağladı. Güvenceye dayalı bir güvenlik anlayışı, bazı durumlarda ekonomik darboğazların silah olarak kullanılmasını önleyebilir. Örneğin Singapur, ülkeleri arasında temel ihtiyaç maddelerinin akışını sürdürmek amacıyla Avustralya ve Yeni Zelanda ile anlaşmalar imzaladı. 2022’de Dünya Ticaret Örgütü üyeleri, Dünya Gıda Programı tarafından insani amaçlarla satın alınan gıdalara ihracat kısıtlamaları getirmemeyi kabul etti.
Bununla birlikte, bu tür taahhütleri etkili iletişim ve karşılıklı itidale dayalı, geniş ölçekli bir sisteme dönüştürmek zor olacaktır. Soğuk Savaş’ın taraflarının, bireysel açıdan akılcı eylemlerin topluca korkunç sonuçlara yol açabileceğini anlamaları için Küba Füze Krizi’nin ve nükleer yok oluş tehdidinin yaşanması gerekti. Günümüzde karşılıklı kuşku döngüsü hız kazandıkça bunu tersine çevirmek giderek zorlaşıyor. Hükümetler, ekonomik darboğazları tespit etmeye ve kontrol altına almaya adanmış bürokrasiler oluşturdukça, darboğaz mantığı da onların sıradan ekonomik politikalar oluştururken dahi kullandıkları temel bakış açısı haline geliyor. Darboğazları fiilen silah olarak kullanma konusunda en çekingen büyük güç olan Avrupa’nın, aynı zamanda bunları kullanma kapasitesi en sınırlı güç olması tesadüf değil.
Darboğaz tuzağının daha da sıkılaşması muhtemeldir. Askeri rekabet, uzun zamandır devletleri, silahlı kuvvetler, savunma bürokrasileri ve yerli silah sanayileri gibi benzer kurumlar oluşturmaya itmiştir. Bu tür bir karşılıklı benzeşme ekonomik güvenlik alanında da şimdiden görülmeye başlıyor. Çin, rakiplerine karşı darboğazlardan yararlanmak için bürokratik araçlar geliştirerek ABD’ye daha fazla benziyor; bu arada ABD de güvenlik kaygıları etrafında yeniden şekillendirmek üzere kendi iç ekonomisine müdahale ederek Çin’i taklit ediyor. Avrupa Birliği, ya önemsizliğe doğru sürüklenişini yönetmeyi ya da ayakta kalabilmek için kendi iç güç dengesini köklü biçimde yeniden düzenlemeyi seçecektir. Daha küçük güçler ise büyük güçlerin korumasına dayanırken onları ellerinden geldiğince taklit edeceklerdir.
Bu durum hükümetler için zor olacak ancak uluslararası şirketler açısından çok daha kötü sonuçlar doğuracaktır. Firmalar; ödeme ve bilgi sistemlerinin parçalanmış olduğu, birbiriyle çatışan güçlerin ise onları ya kendi hizmetlerine zorlamaya ya da tamamen saf dışı bırakmaya çalıştığı, labirent gibi karmaşık ve öngörülemez bir küresel ekonomide yollarını bulmak zorunda kalacaklar. Çok uluslu şirketler, bağlı kuruluşları ev sahibi hükümetlerin karşıt baskılarıyla karşı karşıya kaldıkça, yalnızca isimleri bakımından bütünleşik yapılar hâline geleceklerdir. Uluslararası finansal işlemlerin kesintisiz gerçekleşmesi gibi bugün doğal görünen ekonomik verimlilikler, hükümetlerin küresel altyapıları ulusal güvensizlikle eş tutması sonucunda ortadan kaybolabilir.
Bu bile en kötü senaryo değildir. Darboğaz tuzağının yarattığı en büyük risk, öngörülebilir sıkıntılar değil neden olacağı öngörülemez felaketlerdir. Ekonomik güvenlik alanındaki kuşku, yanlış anlama ve yoğun rekabet, savaş için ideal bir ortam yaratabilir. Tek bir varsayımsal örneği ele alalım. Çin’in nadir toprak elementlerinden üretilen mıknatıslara yönelik ek kısıtlamalar getirerek, diğer sonuçların yanı sıra, bu yılki İran savaşında tükenen ABD füze stoklarının yeniden oluşturulmasını zorlaştırdığı bir senaryoyu hayal etmek hiç de güç değil. Pekin bu sonucu amaçlamış olsun ya da olmasın, ABD’li liderler böyle bir eylemi, ABD, Çin tedarik zincirlerinden tam bağımsızlığını kazanmadan önce Çin’in Tayvan’a karşı askerî bir saldırı başlatmayı planladığının kanıtı olarak kolayca yorumlayabilir ve Washington’da ilk saldırıyı gerçekleştirmek için acil davranılması gerektiği duygusunu tetikleyebilir.
İlk bakışta marjinal ve en kötü durum senaryosu gibi görünen bu ihtimalin tarihsel emsalleri oldukça fazladır. Tarihçi Nicholas Mulder, The Economic Weapon adlı eserinde, 1930’larda Mihver devletlerinin, Milletler Cemiyeti’nin uygulayabileceği yaptırımlardan ve maruz kalabilecekleri olası bir ekonomik tecritten duydukları korkunun, onları çok geç olmadan toprak ve kaynakları saldırgan bir biçimde ele geçirmeye nasıl yönelttiğini gözler önüne seriyor. Darboğaz tuzağı başlı başına yeterince kötüdür. Onun yol açabilecekleri ise daha da kötü olabilir.
İlgilenenler için:
https://kritikbakis.com/tedarik-zinciri-savasinin-yeni-cagi/
https://kritikbakis.com/kuresel-ekonomi-silah-olarak-kullanilmaya-ne-kadar-dayanabilir/
https://kritikbakis.com/gumruk-tarifelerinin-jeopolitigi/
https://kritikbakis.com/tarifelerden-kargasaya/
https://kritikbakis.com/nte-savasi-cok-kutuplu-rekabetin-jeopolitik-ve-ekonomik-boyutlari/
https://kritikbakis.com/kuresel-stratejik-gecis-noktalarinda-buyuk-guc-rekabeti/
https://kritikbakis.com/cagdas-kuresel-ekonomide-denizcilik-darbogazlarini-yeniden-dusunmek/
https://kritikbakis.com/kuresel-ekonomiyi-tehdit-eden-gizli-darbogazlar/
https://kritikbakis.com/dunya-darbogazlari-yeniden-kesfediyor-ve-bunlar-sadece-cografi-degil/
https://kritikbakis.com/panama-kanalina-selam-olsun/
https://kritikbakis.com/panama-kanali-kuresel-bir-deniz-gecidi-uzerindeki-abd-cin-rekabeti/
https://kritikbakis.com/cin-malakka-bogazi-ikilemini-asabilir-mi/
https://kritikbakis.com/jeopolitik-kuresellesmeyi-nasil-alt-etti/
https://kritikbakis.com/cokuluslu-sirketler-abd-cin-catismasina-hazir-degil/
https://kritikbakis.com/mineraller-ve-mikrocipler-tedarik-zinciri-savasi-nasil-durdurulur/
*Henry Farrell, Johns Hopkins Üniversitesi’nde Stavros Niarchos Vakfı Agora Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Profesörüdür ve Santa Fe Enstitüsü’nde misafir profesör olarak görev yapmaktadır.
*Abraham Newman, Georgetown Üniversitesi Dış Hizmetler Fakültesi’nde John Powers Uluslararası İş Diplomasisi Kürsüsü Başkanı ve Kamu Yönetimi Bölümü Profesörüdür.
*Yeling Tan, Oxford Üniversitesi Blavatnik Kamu Yönetimi Okulu’nda Kamu Politikası Profesörüdür ve Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü’nde kıdemli misafir araştırmacı olarak görev yapmaktadır.
Kaynak: https://www.foreignaffairs.com/united-states/chokepoint-trap-economics-farrell-newman-tan
Tercüme: Ali Karakuş