Yeniden Kolonizasyon Yaşanıyor

Latin Amerika ve Karayip ülkeleri yeniden kolonize ediliyor. Bu kez bunu yapan Britanya, Hollanda, İspanya, Fransa ve Portekiz değil, Amerika Birleşik Devletleri.

Bir dönem Amerika Birleşik Devletleri kolonizasyon karşıtı bir tutum benimsemiş ve sömürgeciliğin sona ermesini savunmuştu. Bu, Monroe Doktrini’nin özelliklerinden biriydi; ancak ABD bu denli saldırgan bir hâl aldığından beri bu özellik bir ölçüde gölgede kaldı.

Bugün ABD fiilen süper bir kolonyal güç hâline gelmiş durumda. İradesini bölgelere ve ülkelere dayatıyor. Haklarını savunanlar yaptırımlara maruz bırakılıyor, istikrarsızlaştırılıyor ve kimi zaman fiziksel olarak ortadan kaldırılıyor.

Askerî gücünü kullanarak görevdeki bir devlet başkanını, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırmış olması, Amerika Birleşik Devletleri’nin uluslararası hukuku hiçe saymaya ve istediğini yaptırmaya karar verdiğinin açık bir göstergesidir.

Dikkat çekici olan, yalnızca Brezilya Devlet Başkanı’nın güçlü bir şekilde itiraz etmesidir. Karayip liderlerimiz ise genellikle sessiz kaldı.

Amerika Birleşik Devletleri daha da ileri gitti. Uyuşturucuyla mücadele kisvesi altında bölgede güçlü bir askerî varlık oluşturdu. Karayipler’de küçük teknelerle seyahat eden yüzlerce insanı öldürmeye devam ediyorlar. En ufak bir kanıt bile ortaya koymadan, teknelere çıkıp kanıt toplamaya dahi çalışmadan ABD teknelerdeki insanları öldürdü. Bunlardan herhangi birinin gerçekten uyuşturucu kaçakçılığına karışıp karışmadığını belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.

Latin Amerika ve Karayip liderleri bu vahşetler karşısında sağır edici bir sessizliğe büründü.

Sanki bütün bunlar yetmiyormuş gibi, bölgedeki birçok hükümet ABD’nin talebi/emri üzerine kendi ülkelerinin yüksek çıkarlarına aykırı hareket ediyor. Küba’yla elli yılı aşkın süredir devam eden ve bölgedeki milyonlarca insana fayda sağlayan sağlık alanındaki işbirliğinin sona erdirilmesi bunun bir örneği.

Bu, bölgenin sağlık sektöründe bir boşluk bıraktı.

ABD, Kübalıların uzaklaştırılması konusundaki ısrarının yol açtığı aksama ve teknik personel sıkıntısını gidermeye yardımcı olacak hiçbir destek sağlamadı.

Bunun yerine, kendi ülkelerinden göndermek istedikleri kişileri bize yolladılar ve bölge hükümetleri de bu istenmeyenleri kabul ediyor.

Aslında, bu utanç verici eylemi iyi göstermek için bize bunun bizim için iyi olacağı söyleniyor. ABD’nin bu istenmeyenlerini kabul ederek beceri kazanacağımız bile öne sürülüyor.

Ancak ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio bu kişilerin kim olduğu konusunda son derece açık. Bir röportajda açıkça şöyle dedi: “Üçüncü ülkelerden insanları kabul edecek başka ülkeler aktif olarak arıyoruz… Başka ülkelerle çalışıyor ve onlara, ‘Size en aşağılık insanlardan bazılarını göndermek istiyoruz; bize bir iyilik yapıp onları kabul eder misiniz?’ diyoruz. Amerika’dan ne kadar uzakta olurlarsa o kadar iyi, böylece sınırı geçip geri gelemezler. Bunun için özür dileyecek değilim. Başkan (Trump), Amerika’yı güvende tutmak ve bir sürü sapığı, pedofiliyi ve çocuk tecavüzcüsünü ülkemizden defetmek için seçildi…”

Öyleyse, lütfen ABD’nin dayattığı bu programın bize beceri kazandıracağı lafını bize etmeyin.

Bu projenin ahlaksızlıklarından biri de ABD’nin dönüp, suç gerekçesiyle turistlere ülkelerimizi ziyaret etmemeleri yönünde uyarılar yayımlayacak olmasıdır!

ABD şimdi bölge hükümetlerine Çin’le iş yapmayı bırakmaları için baskı yapıyor. Büyük sözleşmelerin giderek daha fazlasının ABD şirketlerine gittiğini görürken, birçok hükümet de bu emirlere uymaya başlıyor; bu şirketlerden bazılarının performans sicili kötü.

Bazı gazete haberlerine inanılacak olursa (ve bu haberler yalanlanmadı), kimi durumlarda Çinli yükleniciler belirli projelerin ihalelerini kazandıkları hâlde işler onlara verilmedi, ABD şirketlerine verildi.

ABD ve diğer Batılı ülkeler bağımsızlıktan bu yana bizi görmezden geldi ve azgelişmişlik içinde tuttu. Şimdi sosyoekonomik ilerlemeyi kolaylaştıracak önemli ve çok ihtiyaç duyulan altyapıyı inşa etmek için Çin’den yardım alırken ABD’nin direnciyle karşılaşıyoruz.

Görünüşe göre bizi sürekli bir azgelişmişlik ve yoksulluk içinde tutmak istiyorlar.

Doğal kaynaklarımızı ve emeğimizi ABD büyük sermayesinin çıkarına aşırı sömürme niyetlerini açıkça görüyoruz. Esas olarak doğal kaynaklarımızla ilgileniyorlar. Bölgede katma değer yaratmıyor, herhangi bir imalat faaliyeti de kurmuyorlar. Bunlar zengin, gelişmiş ülkelere ayrılmış durumda.

Venezuela’yla yakın zamanda yapılan “anlaşma” yol kesip soygun yapmaktan da beter. Venezuela yüz yıl boyunca ABD şirketlerine maliyet fiyatına petrol ve gaz sağlamak zorunda. Bu utanmazca bir soygundur ve Venezuela’nın artık fiilen ABD’nin bir kolonisi olduğunu göstermiştir. Bunun ABD’deki yoksullara bir faydası olmayacak. Bu, dev şirketleri zenginleştirmek için tasarlandı.

Venezuela, Filistin’in ezilen halkıyla dayanışma içinde olma yönündeki uzun süredir benimsediği ve iyi bilinen ilkesinden vazgeçmeye zorlandı. Şimdi de Gazze’de, Batı Şeria’da (etnik temizliğin yaşandığı yerde) ve Doğu Kudüs’te derme çatma kamplardaki savunmasız sivilleri bombalamaya devam eden Faşist, Apartheid İsrail rejimini tanımaya zorlanıyor.

Bugün ülkelerimizin egemenliği zaten ciddi biçimde zedelenmiş durumda. Şimdi ayağa kalkmazsak egemenliğimizi tamamen kaybederiz.

*Bu makale Globetrotter tarafından hazırlanmıştır.

**Donald Ramotar, Guyana Kooperatif Cumhuriyeti’nin eski Devlet Başkanıdır (2011-2015).

Kaynak: https://znetwork.org/znetarticle/recolonisation-is-taking-place/