Yahudiler ve Britanya İmparatorluğu

Dünyanın gözünde Britanya’nın itibarının neredeyse tamamen kaybolmasına yol açan Habeşistan meselesindeki talihsiz başarısızlık, Rusya ve İspanya’da Bolşevizmi tanıması ve Hindistan, Filistin, Mısır ve başka yerlerde izlenen hatalı politikalar gibi olaylar silsilesi, her Britanyalının Britanya İmparatorluğu’nun yükseliş ve çöküşünün nedenlerini araştırmasını zorunlu kılmaktadır.

Britanya İmparatorluğu” tanımı pek çok Britanyalının yüreğini vatanseverlik, sadakat ve adanmışlıkla kabartmıştır. Vatansever idealistler, bu terimin büyük bir halkın edindiği medeniyetin yüceliğini dünyanın en ücra köşelerine yayma özlemini somutlaştırdığına inanıyorlardı. Onlar için mülkler, koloniler, egemenlik alanları, o lütufkâr gücün genişlemesi anlamına geliyordu.

Kutsal olduğuna inandıkları bayrağı uzak yerlere dikmek veya korumak uğruna, neşeyle ve asilce kanlarını döktüler ve hayatlarını feda ettiler… Ve Britanya İmparatorluğu, küçük, Büyük Britanya Krallığı’ndan doğarak gelişti ve serpildi. Sonunda, İngiliz bayrağı dünyanın her yerindeki adalar ve kıtalar üzerinde gururla dalgalandı; denizleri ve okyanusları aştı, saygı ve hatta korku uyandırdı.

Merkantilizm

Britanya dalgalara hükmediyordu ve Britanya güçlü bir İmparatorluğun merkeziydi. Okul çocukları onun adını sevmeyi ve saygı duymayı öğrendi; İngiliz gençleri onun gelişimi için çalıştı, onu; büyüme ve savunma kavramlarıyla özdeşleştirerek hayal etti, tüm halk ise Britanya İmparatorluğu’nun kalplerinde taşıdıkları tüm ifade edilmemiş ulusal idealleri temsil ettiğine inandı.

Bir zamanlar kudretli olan ülkelerinin hızla çöküşüne tanık olmak zorunda kalan bu erkek ve kadınların kederi ne kadar derin, utancı ne kadar acı olmalı.

İdealist yaklaşımın yanı sıra Britanya İmparatorluğu’nun bir başka yönünün merkantilizm olduğunu, bilenlerin sayısı çok azdı.

Bu yön, belki de vatanseverlerin ulusal olarak anladıkları şeyin kapsamına girmediği için, kaçınılmaz olarak ulusal gurur uyandırmayabilir. Günümüz Britanya merkantilizmi uluslar arası düzeydedir. Britanya’nın kanı, emeği, kaynakları ve becerisiyle yaşamış ve gelişmiştir, fakat özünde Britanyalı değildir.

Hansa (Baltık Denizi ve Ren Bölgeleri Alman Tüccarları Birliği) Tekelcileri

Britanyalıların anladığı anlamda ticaret ve ticari faaliyetler güven, dürüst oyun ve namuslu alışveriş ilkelerine dayanıyordu. Bir İngiliz’in sözü senetti. Bu doğuştan gelen açık sözlülük, Orta Çağ’da ve sonraki yüzyıllarda İngiliz tüccarların Yahudilerin ve Hansa Birliği’nin kurnaz yabancı tüccarlarının kurbanı olmasına yol açtı. Aynı özellik, Yahudilerin dünya egemenliği yönündeki Mesihçi ideallerini gerçekleştirmek için onlara karşı uyguladıkları daha ileri sömürülerin de temelinde yer alır.

Britanya İmparatorluğu’nun yükselişi, bugün Siyonizm adını taşıyan ve her ulusta siyasal iktidarla sonuçlanacak evrensel ekonomik ve mali denetimi hedefleyen bu Yahudi Mesihçi idealiyle açıkça bağlantılıdır.

Kısa bir geriye bakış bu iddiayı açıklığa kavuşturacaktır.

Çağlar boyunca, birçok açgözlü hırsları arasında iki özel hırsları olmuştur: ticaret ve alışverişin kontrolü ile kıymetli metallerin kontrolü; günümüz terminolojisinde bu, ulusal hammaddelerin, ithalat ve ihracatın, fiyat belirlemenin ve kıymetli metallerin yanı sıra tüm dağıtım kanallarının kontrolü anlamına gelir.

Hollanda İspanya’nın Yerini Alıyor

Bu tür büyük hedeflerin gerçekleştirilmesi; tedarik sağlayan tüm ülkelere nüfuz etmeyi, kara ve deniz ulaşım araçlarının kontrolünü gerektiriyordu. Nüfuz etme, fetih faaliyeti sürecinin içinde gerçekleştirilecekti; bu nedenle uluslar, uzak ülkelere maceracı seferler düzenlemeye, şan-şöhret ve refah vaatlerine kapılmaya teşvik edildi.

İspanyol ve Portekiz Dünya İmparatorluklarının tarihi böyledir. İspanyol ve Portekizli denizciler ve askerler, Yahudilerin daha sonra ticaret düzenlerini kurdukları toprakların ele geçirilmesi için savaştılar.

Bu şekilde Portekiz, 1500’den 1600’e kadar Doğu ticaretinin tekelini elinde bulundurdu.

İber Yarımadası’nda, servetle birlikte siyasal güç de kazanmış olan Yahudilerin kibri katlanılmaz hâle geldiğinde ve bu iki ülkenin (İspanya ve Portekiz) Hıristiyan inancı ile geleneklerinin altını oymaları Engizisyon’a ve ardından sürgün edilmelerine yol açtığında, güçlü bir donanmaya sahip olan Hollanda, Portekizlilerin yerine geçmek üzere seçildi. Hollandalılar, büyük bir Hollanda İmparatorluğu kurma fikriyle kolayca coşturuldu.

İspanyollar ve Portekizlilerin yaptıkları gibi, 1603 ile 1640 yılları arasında askerler, denizciler ve gemiler sağladılar; Goa’daki, Doğu Hint Adaları’ndaki, Seylan ve Cava’daki tüm mevzilerden Portekizlileri çıkardılar — Yeni sembolik sahipleri döneminde de Yahudi ticareti Amsterdam ve Anvers’e yönlendirilerek engellenmeden devam etti.

Cromwell Yahudileri Yeniden Kabul Ediyor

İspanyolların ve Portekizlilerin daha önce yaptıkları gibi, Hollandalılar da 17. yüzyılda bir deniz gücü olarak üstünlüklerinin bedelini; emekleri, becerileri ve kanlarıyla ödediler.

Kraliçe Elizabeth döneminde İngiltere’nin deniz gücünün ve girişim ruhunun gelişmesi, 1600 yılında “Doğu Hint Adaları ile ticaret yapan Londralı Yetkili ve Tüccarları” (Doğu Hindistan Kumpanyası) Şirketi”nin kurulması, Hollanda’nın yayılmasıyla aynı zamana denk geldi ve Britanya’yı olası güçlü bir rakip olarak öne çıkardı. O dönemde Yahudiler İngiltere’ye açıkça kabul edilmediğinden, bağımsız Britanya ticaretinin engellenmeden gelişmesine izin verilmesi, Yahudi tekelinin sarsabileceği anlamına geliyordu.

Bu nedenle, Britanya’nın uyguladığı sürgün yasalarının yürürlükten kaldırılması için aralıksız çabalar sarf edildi ve bilindiği üzere, 1655’te Manasseh ben Israel tarafından kendisine sunulan geri dönüş dilekçesinin Cromwell tarafından kabul edilmesiyle bu çabalar başarıyla sonuçlandı. Yahudilerin bu yeni “Koruyucusu”, “geri dönen” yabancılara verdiği tavizleri öğrenen İngiliz tüccarların gösterdiği öfkeye karşı da duyarsız kaldı.

Orange’lı William

Dünya İmparatorluğu kurmayı planlayanlar için Britanya’nın önemi, Londra’dan Ferdinand Carvajal ve Amsterdam’dan Isaac Suasso adlı iki Yahudinin, Orange Prensi William’ın İngiltere’yi işgalini finanse etmesinden, Suasso’nun tek başına bu girişim için 2.000.000 florinlik bir meblağ katkıda bulunmasından (1689) anlaşılabilir. 

Yahudiler açısından Hollandalıların beklendiği kadar uysal olmadığı anlaşılınca, akıbetleri belirlenmiş oldu; o günlerin Siyon İhtiyarları’nın gizli konseylerinde Britanya, Hollanda’nın yerine seçildi.

O dönemin Britanyalıları yalnızca “sömürgeler” kavramı üzerinden düşünüyor ve fethe çıkıyordu. Zamanla, Hollandalılar, Portekizlilere nasıl davrandıysa, Britanyalılar da Hollandalılara aynı şekilde davrandılar; iki taraf arasında sürekli savaşlar yaşandı ve Hollanda üstünlüğü, 1758’de Chinsura Savaşı’nda son darbeyi aldı. 1781’den 1811’e kadar İngiltere, Hollanda’nın tüm sömürgelerini elinden aldı.

Bu sırada Hollandalı ve İngiliz kanı bolca akarken, Yahudi ticareti sarsılmaz bir şekilde devam etti; arttı ve gelişti.

Fransa Dışlanıyor

William III (Orange’lı) döneminde Yahudilerin mali gücü Amsterdam’dan Londra’ya taşınmıştı ve oradaki başlıca finansörler Sefarad Yahudileri, Mendez da Costalar, Abudienteler, Salvadorlar, Lopezler, Fonsecalar ve Seixalar -hepsi de Marrano (kovulmamak veya öldürülmemek için Hıristiyan olduklarını söyleyen İber Yarımadası Yahudileri) kökenliydi.

Fransa’nın bir imparatorluk kurmasına ve bağımsız bir rakip haline gelmesine hiçbir şekilde izin verilmeyecekti; bu nedenle İngiltere, Fransa’nın Hindistan, Amerika, Batı Hint Adaları ve Kanada’daki kolonilerini ele geçirmek için kullanıldı.

Britanya’nın genişlediği oranda, ekonomik ve mali alandaki Yahudi gücü ve denetimi de arttı.

17.yüzyılın başlarından itibaren Britanya tarihinin ana olaylarına çok yönlü bir bakış, Britanya’nın hızlı genişlemesini ve siyasi kontrolünün kendi ellerinden; inancına, ırkına ve ulusuna yabancı kişilerin ellerine geçtiğini gösterecektir.

Ülkede yaşanan iç karışıklıklar, I. Edward’ın geleneklerine uygun olan monarşinin devrilmesine ve yerine Yahudilerin kuklası olan Cromwell Himayesi’nin gelmesine yol açtı.

Siyonizmin Bedeli

Sömürge imparatorluğunun büyümesiyle birlikte İngiliz etkisini genişletmek için fetihler ​​ve göçler, paralel olarak çoğaldı. Fetihler, deniz ve karada aralıksız savaşlarla gerçekleştirildi: 1656’dan itibaren İspanya’ya karşı, 1757’ye kadar Hollanda’ya karşı ve Fransızlara karşı.

Hindistan, bir dizi savaşla elde edildi: Üç Burma Savaşı (1823, 1882, 1885); Sind’in Müslüman yöneticilerine karşı savaş; iki Sih Savaşı (1845, 1848); iki Afgan Savaşı (1838, 1878); 1856’daki Çin Savaşı.

İngilizler, Doğu Hindistan Şirketi’ni savunmak için Kalküta Kara Deliği’nin (Kalküta’nın Fort William bölgesinde İngiliz esirlerin tutulduğu 14 x 18 fit ölçülerinde bir zindan) ve 1857 Hindistan İsyanı’nın dehşetini yaşadılar.

Yeni Dünya’da Amerika’yı kolonileştirdiler ve arkalarından Yahudi ticareti ile köle ticareti geldi.

Kanada’yı Fransızlardan, kılıç ve süngü zoruyla kopardılar.

Avrupa’da ise farklı uluslara karşı ardı ardına savaşlar yaptılar ve Napolyon Savaşları, Kırım ve Rus-Türk Savaşları’ndan sonra Akdeniz’de giderek daha fazla güç elde ettiler.

Tüccarların Kârları

İngiliz cesareti ve yiğitliğiyle kazanılan zafer çelenkleri ulusun yüreğini coşturuyordu. İngiliz kanı sel gibi aktı, sayısız İngilizin hayatı feda edildi, ancak bu arada Yahudi hazineleri gittikçe doluyor, taşmaya başlıyor; İngiltere Bankası onların muhasebe merkezi ve İngilizler, Yahudiler tarafından edinilen ve depolanan değerli külçelerin taşıyıcıları oluyordu… Napolyon Savaşları’ndan sonra İngiltere, tüm varlıklarını Nathan Mayer Rothschild’in ayaklarına sermiştir.

Bu olaydan sonra Britanya gerçek efendilerinin emirlerini yerine getirerek inancına, vatanseverliğine, geleneklerine ve medeniyetine karşı olan entrikacıların aleti haline geldi.  Britanya, “geri dönen” yabancılara eşit medeni haklar tanıdı; bu yabancılar Hıristiyan nüfusun bulunduğu bölgelerde belediye başkanı olabildiler ve kısa süre içinde Britanya, öncelikle bir Yahudi ve güçlü Rothschild finansörlerinin uşağı olan Yahudi bir Başbakan Disraeli tarafından yönetildi.

Bu felaket niteliğindeki bu siyasi hatanın sonuçlarından biri de Büyük Britanya ve kolonilerinin ulusal tutumunun Britanya İmparatorluğu’nun tutumuna dönüşmesidir. Bu girişime ilham veren Disraeli neyin peşinde olduğunu biliyordu, İngiliz halkı ise bilmiyordu. Ancak onun sayesinde Siyonizm, İngiliz tahtının en yüksek noktalarına kadar taşındı ve Siyonist bir Dünya İmparatorluğu gerçekleşme yolunda hızla ilerledi.

Disraeli’nin Rolü

Disraeli’nin önderliğinde ve eserlerinde de ortaya çıktığı üzere ondan ilham alınarak, Filistin’in Yahudilere iadesi için yüksek sesle bir mücadele başlatıldı. Doğu ile Batı arasındaki bu geçit güvence altına alınmalı ve Akdeniz, Yahudi ticaretinin güvenliğini sağlamak için İngiliz mülkiyeti haline getirilmelidir. Yavaş yavaş Siyonizm, Britanya yönetiminin ana ekseni olur.

Mısır bir engeldir; Mısır’a boyun eğdirilmelidir. 1882’de Tel-el-Kebir’de, 1885’te Suakin ve Hartum’da, 1888’de Handub’da, 1889’da Toski’de, 1891’de Afafit’te; 1896–1900 Hint harekâtlarında ve Omdurman Muharebesi’nde daha fazla İngiliz kanı dökülür.

“Kahire’den Cape Town’a uzanan yol” İngiliz kanıyla açılmalı, Güney Afrika Savaşı hedeflediği altın ve elmas yataklarını sadece Yahudiler için güvence altına almalı! Böylelikle bir kez daha İngiliz ve Hollandalı kanı savaş alanlarını sulamalıdır.

Britanya’nın ilerlediği her yerde İngilizlerin hemen ardından, Yahudi ticareti yeni alanlar buldu ve güvenlik kazandı, üretimi kaynağında ele geçirerek tröstler ve tekeller çağını başlattı.

Siyonist Bir İmparatorluk

Bu arada, ülke içinde Yahudi gücü giderek artıyor, ancak kudretli Britanya İmparatorluğu fikrine kapılmış olan İngilizler sadece yüzeysel olanı görüyor; hala kendi hükümdarları ve seçilmiş adamları tarafından yönetildiklerine inanıyorlar ve korkunç gerçeği kavrayamıyorlardı… Büyük Dünya Savaşı bile gözlerini açamadı. Fransa ile yapılan savaş alanlarında ve daha sonra İrlanda’da, Britanya’nın en iyi ve en güçlü unsurları, uğruna öldükleri Britanya İmparatorluğu’nun yerine Siyonist İmparatorluğun kurulması için yok oldular. Bundan sonra Büyük Britanya’nın tarihi, Siyonizm’in tarihi hâline gelir.

Britanyalıların Britanya İmparatorluğu sandıkları yapının kurulması çok fazla kana mal olmuştur. Ulusal Hesap Defteri’ni açıp Siyonizm’in gerçek bedellerini ve Britanya’nın kazançlarını hesaplama zamanı gelmiştir.

Britanya’nın Ödediği Bedel

Üç yüz yılı aşkın bir süre boyunca Britanyalılar, cesaret ve kararlılıkta parlak bir sicil ve benzersiz bir sömürgeleştirme örneği ortaya koymuşlardır. Bu muhteşem sicilin karşılığı, İngiliz ulusal onuruna verilen zararlardır; Güney Afrika’da izlenen Yahudi güdümlü politika, Balfour Deklarasyonu’nun bir ihanet örneği olduğu Araplarla olan ilişkiler, sadık müttefiki Rusya’nın Yahudilerin eline teslim edilmesi, Yahudi Barış Konferansı’nda tüm İngiliz ideallerinin bastırılması ve Siyonist Süper Dünya Hükümeti’nin merkezi olan Milletler Cemiyeti’ne katılım bu zararlar arasında sayılabilir. Bütün bunların doğal bir sonucu olarak da hükümetin, Rusya ve İspanya’da Bolşevizmi utanç verici biçimde resmen tanıması gelmiştir.

Tüm bu kazanılmış ve dünya tarafından tanınmış görkemli ve prestijli kayıtlara karşın, güçlü Britanya’nın Milletler Cemiyeti’nin Siyonist satranç tahtasındaki birçok piyondan sadece biri olarak, Habeşistan seferi sırasında ve sonrasında İtalya’nın kendisine dayattığı ahlaki yenilgileri uysalca kabullenmesi gerçeği ortaya konmalıdır.

Maddi Kayıplar

Manasseh ben Israel’in Cromwell’e yazdığı mektupta cilaladığı maddi kazançlara ne oldu? Maddi bakımdan İngiltere hiçbir yarar sağlamamıştır; Britanya’nın milyonlarca işsizi bu acı gerçeği ilan etmektedir. Siyonist yöneticiler; ekonomik olarak İngiliz halkının girişimciliğini kısıtlamış ve Rothschild’ler, Chaim Weizmann ve Israel Moses Sieff ve diğerlerinin önderliğindeki Manchester Siyonist Okulu’nun Siyonist Siyasi Ekonomik Planlama (PEP) programı aracılığıyla, İngilizler sürekli olarak özgürlüklerinden, mülkiyetlerinden, girişim özgürlüklerinden mahrum bırakılmış ve sırtlarına dayanılmaz vergiler yüklenmiştir. Britanya endüstri alanları ve tarımı, Siyonizm’in yavruları olan Sosyalizm, Komünizm ve Bolşevizm tarafından sistemli biçimde tahrip edilmiş ve edilmeye devam etmektedir.

Ancak bu arada, Yahudi ticareti ve refahı hiçbir gerileme yaşamadı; uluslararası krediler ve büyük tekellerin kontrolü sayesinde gelişmeye devam ediyor.

Manevi Kayıplar

Manevi açıdan, Yahudi etkisinin ana kanalı olan ve İngiliz Büyük Locası’nın, Kıta Büyük Oryantal ve İskoç Riti Masonluğu kadar bir kolu olduğu Uluslararası Masonluk, Hıristiyan Kilisesi’ni yerle bir etmiş ve Kabalistik Teosofi’ye geniş bir alan açarak, Britanyalıların manevi Hıristiyan-Aryan mirasını yavaş yavaş yok etmiştir. Ulusal Hesap Defteri’nde bu büyük kaybı telafi edecek hiçbir varlık görünmemektedir.

Ortaya çıkan tablo kasvetlidir. Sömürgeci Britanya’nın; medenileştirici etkisinin faydalarını kendilerine getirdiği, yaşam, ahlaki ve fiziksel standartlarını yükselttiği, kendileri için hastaneler inşa ettiği, eğitim ve sanayi merkezleri kurduğu, pahalı sulama ve ulaşım projeleri yürüttüğü halklar arasında yaptığı fedakârlıklar ve verdiği emekler sonrasında elde etmeyi umduğu ödüller ve kazanımlar, acımasızca elinden alınacaktır. Tıpkı İspanya, Portekiz ve Hollanda’ya verilmediği gibi, onun da yaptığı fedakârlıkların meyvelerinden yararlanmasına izin verilmeyecektir.

İtalya Akdeniz’de Britanya’nın Yerini Alıyor

Bilmeden hizmet ettiği göz önünde olmayan Yahudi güçleri, sosyalist ve komünist propagandalarını kullanarak Mısır ve Hindistan halklarını ona karşı isyana kışkırttılar ve Akdeniz’de onun yerini İtalya’nın alması gerektiğine karar verdiler.

Donanması ve insan gücü, dünyanın uluslararası tüccarları ve sömürücüleri tarafından sonuna kadar kullanıldı; diğer donanmalar bu ve diğer yarımkürede güçlendi; hizmete giriyorlar ve yavaş yavaş birinci sırayı almak için öne çıkarılacaklar, Britanya ise giderek gerileyecek…

Avrupa’da gücün bir kısmı Londra’dan Roma’ya kaydırılacaktır. Britanya İmparatorluğu’nun yerini Roma ya da İtalyan İmparatorluğu alacaktır. Gücün kalan kısmı Moskova, Tokyo ve New York’a gidecektir.

Dürüst Tüccarların Uyarısı

Britanya, Milletler Cemiyeti’nin yöneticisinin kendisi değil, Disraeli döneminden beri kendi hükümeti sandığı hükümet olduğunu çok geç de olsa öğreniyor. Yüzyılları birbirine bağlayan bir ses gibi, 1684’te, Cromwell önderliğindeki Yahudilerin İngiltere’yi işgalinden kısa bir süre sonra, Doğu Hindistan Şirketi ile ilgili bir davada, “Bu Yahudiler yabancıdır, kâfirdir ve İngiliz Krallığı’nın ebedi düşmanlarıdır” diyen o gerçek Britanyalı tüccarların şikâyeti yankılanıyor.

 

Kaynaklar:

THE JEWISH WAR OF SURVIVAL, Arnold S. Leese. Yahudilerin II. Dünya Savaşı’ndan sorumlu olduğunu kanıtlayan belgelenmiş deliller.

OUT OF STEP, Arnold S. Leese.  Yahudi karşıtı bir deve doktorunun iki farklı hayatından olaylar. Bir otobiyografi.

THE MYTH OF THE SIX MILLION. II. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından altı milyon Yahudi’nin öldürüldüğü iddiası mı, yoksa İsrail devletini kurmak için uydurulmuş devasa bir aldatmaca mı? Yanıt bu kitaptadır.

YOU GENTILES, Maurice Samuel. Hristiyanlar ve Yahudiler arasındaki zihinsel ve ahlaki farklılıklar.

BEHIND COMMUNISM, Frank L Britton. Komünizmin Yahudi kökenine dair belgelenmiş kanıtlar. 100 adet resim içermektedir.PROTOCOLS OF THE LEARNED ELDERS OF ZION,  Victor Marsden tarafından Rusçadan çevrilen versiyon.

MULLINS’ NEW HISTORY OF THE JEWS

CHRISTIAN SHEEP AND SATAN’S WOLVES, James Combs. Yahudi TEK DÜNYA komplosunu en güncel ve BELGELENDİRİLMİŞ haliyle anlatan kitap. Yıkıcı Hıristiyan karşıtı ve beyaz karşıtı örgütlerde yer alan Yahudilerin isimlerini ve komplonun adım adım nasıl işlediğini açıklıyor.

THE INTERNATIONAL JEW, Henry Ford Sr.

THIS TIME THE CROWN, Barbbas.  Yahudilerin “sevgi” ve “nefret” kelimelerini Hıristiyanları korkutmak için nasıl kullandıklarını ve beyaz olmayanların neden gerçek Hıristiyan olamayacaklarını anlatıyor.

 

*Leslie Fry (Paquita Louise de Shishmareff), Waters Flowing Eastward: The War Against the Kingship of Christ adlı eserin yazarıdır.

İlk baskı 1935- Yeniden basım 1976

Kaynak:

https://ia801503.us.archive.org/18/items/FryLeslieTheJewsAndTheBritishEmpire_201610/Fry_Leslie_-_The_jews_and_the_British_Empire.pdf

Tercüme: Ali Karakuş