Washington, Türk Devletleri ile İş Birliği Yapmalı
Bu ayın başlarında, Washington’dan binlerce kilometre uzakta, Kazakistan’ın güneyindeki tarihi İpek Yolu kenti Türkistan’da, ABD’li politika yapıcıların çok azının dikkatini çeken önemli bir toplantı gerçekleştirildi. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) liderleri, çok çeşitli jeopolitik, teknoloji ve ekonomik konuları görüşmek üzere bir araya geldi. Washington bu gelişmeye dikkat etmelidir.
TDT, Avrasya’daki etnik olarak Türk olan ülkeleri birbirine bağlayan hükümetler arası bir teşkilattır. Türk devletleri arasında daha yakın iş birliği fikri, dönemin Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev tarafından 2006 yılında savunuldu. Bu fikir, 2009 yılında Türk Konseyi adı altında kurumsallaştırıldı ve 2021 yılında Türk Devletleri Teşkilatı olarak yeniden adlandırıldı. Günümüzde tam üyeleri Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dır. Türkmenistan, Macaristan ve fiilî Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise gözlemci üye statüsündedir.
TDT’nin önemi ilk bakışta açık olmayabilir. Ancak daha yakından bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. TDT üyeleri, Avrasya kara kütlesinin kalbinde, dünyanın en önemli ticaret ve transit güzergâhlarından bazılarının üzerinde yer almaktadır. Ayrıca önemli petrol, doğal gaz ve kritik mineral rezervlerine de sahiptirler. TDT ülkeleri ve gözlemci üyeleri birlikte yaklaşık 175 milyonluk bir nüfusu ve 2,4 trilyon doları aşan toplam GSYİH’yi temsil etmekte olup, Türk Dünyası’nı birçok G20 ekonomisiyle aynı ekonomik ağırlık sınıfına yerleştirmektedir.
Ancak bu bile TDT’nin potansiyel etkisinin tam kapsamını yansıtmamaktadır. TDT üyeleri ve gözlemci üyelerinin ötesinde, Balkanlar’dan Çin’in batısına ve Rusya’nın Arktik bölgesine kadar uzanan ilave on milyonlarca Türk halkı, kültürel ilham ve siyasi etki için bu devletlere bakmaktadır.
Türk devletleri arasında daha yakın iş birliği arzusu şaşırtıcı değildir. Türk Dünyası’nın büyük bir bölümü, onlarca yıl boyunca, bazı durumlarda ise yüzyıllar boyunca, dilinin, kültürünün ve kimliğinin Rus İmparatorluğu ve daha sonra Sovyetler Birliği tarafından kısıtlandığına tanıklık etti. Ruslaştırma, Türk Dünyası’nın geniş kesimlerinde siyasi kontrol aracı olarak kullanıldı; Türk kimliğinin yüzyıllardır varlığını sürdürdüğü bölgelerde yerel dilleri, tarihleri ve kültürleri baskı altına aldı.
Etnik olarak Türk olan eski Sovyet devletleri, 1991 yılında bağımsızlıklarını yeniden kazanmalarından bu yana, Türkiye’nin desteğiyle Türk kimliklerini yeniden keşfetmiş ve yüceltmiştir. Bu süreç, bazı ülkelerde Kiril alfabesinden Latin esaslı alfabeye geçişe yönelik devam eden çalışmaları ve 34 harften oluşan ortak Türk alfabesi üzerinde varılan mutabakatı kapsamaktadır. Ayrıca devlet yönetiminde ve iş dünyasında yerli Türk dillerinin yeniden baskın konuma getirilmesini ve diğer Türk devletleriyle iş birliğinin derinleştirilmesini de içermektedir.
Yakın zamana kadar Türk devletleri arasındaki iş birliği nispeten sınırlıydı ve esas olarak kültürel ve ekonomik bağlara odaklanıyordu. Ancak gündem giderek daha iddialı hâle gelmektedir. TDT bugün yapay zekâ, gümrük ve ticaret süreçlerinin kolaylaştırılması, bölgesel bağlantısallık ve ulaştırma bağlantıları gibi konuları ele almaktadır. Güvenlik alanında da Azerbaycan, bu yılın ilerleyen dönemlerinde TDT üye devletleri için ortak askerî tatbikatlara ev sahipliği yapmayı önermiştir.
Bu durum, büyük güç rekabetinin yaşandığı bir dönemde Amerika Birleşik Devletleri açısından önem taşımaktadır. Trump yönetiminin kritik mineraller için çeşitli ve güvenilir kaynaklara öncelik vermesiyle birlikte, Türk Dünyası ABD’nin çıkarları bakımından daha önemli hâle gelmektedir. Avrasya kara kütlesi genelinde Rusya, Çin, İran ve Hindistan nüfuzlarını en üst düzeye çıkarmaktadır. Buna karşılık, Avrasya’nın merkezinde yer alan Türk devletleri, egemenliklerini korurken bu daha büyük güçlerle ilişkilerini dengelemeye çalışmaktadır. Washington, TDT’yi Pekin ve Moskova’nın etkisini azaltmaya yardımcı olabilecek, giderek daha önemli hâle gelen bir güç merkezi olarak görmelidir.
Neyse ki Trump yönetimi bu fırsatı değerlendirmek için uygun bir konumdadır. Başkan Trump, Kasım 2025’te Beyaz Saray’da, beş Orta Asya devletinin (bunların dördü Türk devletidir) liderleriyle birlikte ilk C5+1 Devlet Başkanları Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Kazakistan ve Özbekistan gibi ülkelerle ekonomik ilişkileri genişletti ve her iki ülkeyi de yaklaşan G20 Zirvesi’ne davet etti. Yönetimi, Azerbaycan ile Ermenistan arasında bir barış anlaşmasına aracılık etti; bu anlaşma, Orta Koridor üzerinden ve Türk Dünyası’nın daha iç kesimlerine uzanan yeni ticaret yollarının açılmasını sağlayabilir. Ayrıca Trump’ın, ülkesi Türk devletleri arasındaki daha derin iş birliğinin mevcut itici gücü olmaya devam eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir ilişkisi bulunmaktadır.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD-TDT Zirvesi düzenleyerek bu ivmeyi sürdürmelidir. En azından, TDT Genel Sekreteri Kubanychbek Omuraliev’i ABD’li yetkililerle üst düzey görüşmeler gerçekleştirmek üzere Washington’a davet etmelidir.
Amerika, büyük güç rekabetinin yaşandığı yeni bir dönemde rekabet ederken güvenilir ortaklara, enerjiye ve kritik minerallere güvenilir erişime ve Avrasya genelinde güvenli ticaret yollarına ihtiyaç duymaktadır. Türk Devletleri Teşkilatı bu üç ihtiyacın da karşılanmasına yardımcı olabilir. Washington artık bunu görmezden gelmeyi göze alamaz.
*Luke Coffey, Hudson Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacıdır. Hudson Enstitüsü’ndeki çalışmaları, Avrupa, Avrasya, NATO ve transatlantik ilişkiler odağında ulusal güvenlik ve dış politika analizlerine yoğunlaşmaktadır.