Ukrayna Kışı Atlatabilecek mi?
Kayıplar artarken ve enerji krizi derinleşirken Washington’un Ukrayna konusundaki tutumu belirsizliğini koruyor.
Kış yaklaşırken Rusya, dizel ihracatına yönelik yasağını kaldırdı ve ABD ile diğer ülkelere yüz binlerce ton dizel satmaya hazırlanıyor. Bu hamle, ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında müzakere edilen ve ABD Hazine Bakanlığının Rus yakıtına yönelik yaptırım muafiyeti tanımasıyla sonuçlanan anlaşmanın bir parçası.
Anlaşma, enerji arzı ve fiyatları konusunda giderek derinleşen küresel bir krizin ortasında yapıldı. Trump açısından daha da önemlisi, anlaşmayı Cumhuriyetçi Partinin Kongrenin her iki kanadındaki çoğunluğunu kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu ABD ara seçimlerinden yalnızca birkaç hafta önce duyurmuş olmasıydı.
Anlaşmanın asıl önemi siyasi. Trump’ın, Amerikalı seçmenlerin gözünde kendilerini önemseyen bir lider olarak görünmeye acilen ihtiyacı var. Trump’ın Putin’e başvurması ve Putin’in de ona yardımcı olabilecek konumda bulunması, Rusya’nın küresel enerji piyasasındaki hayati rolünü gösteriyor. Ancak bu durum, Beyaz Saray’ın iç siyasi çıkarlarına hizmet etmek için zor durumdaki bir bağımlı ortağını, bu örnekte Ukrayna’yı, gözden çıkarmaya hazır olduğunu da ortaya koydu.
Anlaşmanın ABD’nin Ukrayna savaşına yaklaşımında bir dönüm noktası olup olmadığı henüz belli değil. Geçen yıl varılan Anchorage mutabakatının akıbeti, bu konuda ihtiyatlı olunması gerektiğini gösteriyor. Anlaşmanın ardından Trump’ın Rusya açısından kabul edilemez olan bir “enerji ateşkesi”nden aniden söz etmesi, ABD başkanının Moskova’ya yönelik bir adımı, Kiev’i ve Avrupalıları rahatlatacak başka bir adımla dengelemeye çalıştığı izlenimini veriyor.
Her hâlükârda ABD’nin ikircikli tutumu, enerji kriziyle ve devam eden kayıplarla boğuşan Ukrayna’ya ve Avrupalı müttefiklerine yardımcı olmuyor.
Çatışma, başlangıcından bu yana savaş alanında yaşananlardan çok daha fazlasını içeriyor. ABD öncülüğündeki Batı, 2022 ilkbaharında “Rusya’nın stratejik yenilgiye uğratılmasını” başlıca hedefi olarak ilan ettiğinde, dönemin ABD Başkanı Joe Biden’ın meşhur ifadesiyle Batı yaptırımlarının “rubleyi enkaza çevirmesini” ve Rus ekonomisini perişan etmesini, bütün bunların da Rusya’nın askerî çöküşüne yol açmasını umuyordu. Bildiğimiz gibi bu plan işe yaramadı.
Şimdi Ukrayna ve Avrupalı müttefikleri, yıpratma savaşını sürdürme dayanıklılıklarını sınayacak bir başka zorlu kışla karşı karşıya.
Rusya topraklarının derinliklerindeki hedeflere yönelik yoğun bir hava harekâtıyla çatışmayı tırmandırma stratejileri de işe yaramadı. Beklenti, savaştan doğrudan etkilenen sıradan Rus vatandaşlarının ayaklanarak Kremlin’i, Ukrayna’ya çok ihtiyaç duyduğu bir soluklanma fırsatı sağlayacak ateşkesi kabul etmeye zorlamasıydı. Ancak sonuç tam tersi oldu: Kremlin’in politikalarına verilen destek azalmak bir yana, arttı.
Putin’in Rusya’nın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1’ine mal olduğunu kabul ettiği bu harekâta misilleme olarak Rus ordusu da kendi harekâtını başlattı. Daha önce kendi koyduğu bazı kısıtlamaları kaldırarak şimdiye kadar vurmaktan kaçındığı hedefleri vurmaya başladı. Ukrayna’ya ve Ukrayna’dan mal taşıyan gemiler, Dinyeper Nehri üzerindeki köprüler ve veri merkezleri bunlar arasında yer alıyor.
Bazı gözlemciler, bunun Rusya açısından “gerilimi düşürmek için tırmandırma” stratejisinin bir parçası olup olmadığını sorguluyor. Karada sağlanacak ilerlemelerle birlikte altı ila dokuz ay sürecek yoğun bir hava savaşı, çatışmanın sona ermesini sağlayabilir.
Nitekim Ukrayna ekonomisi ağır hasar görüyor. Karadeniz limanları artık ülkenin buğday ihracatını gerçekleştiremiyor; çelik sanayisi üretimi durdurmuş durumda; çalışır durumdaki lokomotiflerin yetersizliği nedeniyle demiryolu lojistiği aksıyor.
Bu arada Kiev, yalnızca her gün değil, neredeyse günün 24 saati süren insansız hava aracı ve füze saldırılarına maruz kalıyor. Ukrayna’nın başkentinin önümüzdeki kışa ilişkin görünümü son derece karamsar. Yerel yetkililer, yedek ısıtma sistemleri ile gıda ve su stokları gibi kış hazırlıklarının soğuk ayları atlatmak için yeterli olmayabileceğini belirterek halka bölgeden ayrılma çağrısında bulunmaya başladı.
Buna rağmen Ukrayna lideri Volodymir Zelenskyy, her zamanki gibi meydan okumayı sürdürüyor. Onun için geri dönüş yok. Putin’in talep ettiği gibi Ukrayna güçlerini Donetsk’in geriye kalan bölümünden çekmeyi kabul ederse hayatından endişe etmesi gerekecek. Ukrayna’da yeni bir cumhurbaşkanlığı seçimi yapılırsa kaybedeceği açık. Kaybettiğinde ise kendisini destekleyenler onu gözden çıkaracak. Tıpkı bugün Tiflis’teki bir hapishanede cezasını çeken Gürcistan’ın eski Cumhurbaşkanı Mikheil Saakashvili’ye yaptıkları gibi.
Ukraynalı siyasetçiler son dönemde daha huzursuz hâle geldi, ancak savaş ve barış konusunda Zelenskyy ile aralarındaki birlikteliği bozmuyorlar. Ülkedeki milliyetçiler ve Batı’daki mali destekçiler, mücadelenin devam etmesinde kararlı.
Özellikle Avrupa açısından bu savaş Ukrayna’yla ilgili değil. Rusya’yla ilgili. Bir zamanlar Sovyetler Birliği’nin ikinci büyük cumhuriyeti olan Ukrayna’yı, Avrupa’nın tarihsel hasmı Rusya’yı zayıflatmak için kullanma fırsatı kaçırılmayacak kadar cazip. Kiev’in bütçesinin yarısını karşılayan Avrupa, daha fazla Rus’u öldürüp böylece Rusya’yı felce uğratabileceği umuduyla “son Ukraynalıya kadar” savaşmayı sürdürecek gücü bulunduğunu düşünüyor gibi görünüyor.
Buradaki amaç, yakın olduğu öne sürülen Rus tehdidini bertaraf etmek değil. Bu tehdit iddiası, dikkatleri asıl meseleden saptırıyor. Rusya, AB’nin kendi bütünlüğünü koruyabilmek için ihtiyaç duyduğu, tam da kapısındaki düşman. Askerî Keynesçilik ekonomiyi yeniden canlandırmanın bir yolu; siyasi rakipleri “Putin’in ajanları” olarak damgalamak ise son derece kullanışlı.
Üstelik bazı AB ve NATO üyeleri gizliden gizliye tarihsel rövanş peşinde: Almanya, Hitler’in 1945’te yenilgiye uğratılmasının; Polonya, defalarca bölünmesinin; İsveç, Rusya’nın kendi büyük güç statüsüne son vermesinin; İngiltere ise imparatorluğunu kaybetmesinin rövanşını almak istiyor. Bunlara benzer başka örnekler de var.
Son olarak Avrupa, Kiev’e yüz milyarlarca yatırım yapmışken, mali ve siyasi kayıpları Ukrayna’daki vekilinin sağladığı faydayı aşmaya başlayana kadar Ukrayna’dan çekilmeyecek. Ya da 1962 Küba nükleer füze krizinin bir benzeri, Avrupalıların aklını başına getirene kadar.
Rusya’nın bu savaşta sınanmış dayanıklılığı, maddi açıdan Ukrayna’nın, maddi olmayan unsurlar bakımından ise Avrupa’nın dayanıklılığından üstün. Gelecekte neler olacağını muhtemelen bu üstünlük belirleyecek.
Bütün kayıplara, yoksunluklara ve acılara rağmen hem Ukrayna’nın hem de Avrupa’nın önümüzdeki kışı atlatması muhtemel. Ayakta kalıp bir ya da iki yıl daha, belki de Putin’in yakın zamanda ima ettiği gibi daha kısa bir süre, savaşmaya devam edebilecekler. Ancak sonunda Kiev’in yenilmesi kaçınılmaz. Avrupa ise Ukrayna’nın toprak kaybı sonrasında küçülmüş bir devlet olarak varlığını sürdürmesini bir tür zafer gibi göstermeye çalışırken, kendisine bağımlı ortağının yenilgisini istemeye istemeye kabul etmek zorunda kalacak.
*Dmitri Trenin, Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) Başkanı ve Moskova Yüksek Ekonomi Okulunda profesördür.
Kaynak: https://www.aljazeera.com/opinions/2026/10/12/will-ukraine-survive-the-winter