Türkiye’yi Müzik Üzerinden Okuyan Aydın: Mustafa Kutlu

Mustafa Kutlu’yu bütün bir Türk edebiyatı ve hatta Türk düşünce hayatı içerisinde farklı kılan bir mesele var. O da popüler müzik üzerine kafa yorması ve Türkiye’nin geçirdiği toplumsal dönüşüm ile yaşama biçimimiz arasındaki ilişki ağında bu estetik üretimin nerede konumlandığına dair tezlere sahip olmasıdır diyebiliriz. Modern Batı düşüncesinde Weber’den Adorno’ya, Roland Barthes’tan Zizek’e kadar hayatın bütün kompartımanlarına yönelik geniş bir zihinsel performans ortaya koyan bu isimlerin sadece siyaset felsefesi ve sosyoloji gibi disiplinlerde değil bizatihi dışarda o an akıp gitmekte olan hayat ile güncel müziğin irtibatı konusunda zihinsel performans ortaya koyduklarını görmek mümkün. Dolayısı ile bir kıyas yapmak gerektiğinde Batı’daki bu hatta benzer ve modern meselelerle müzik ilişkisini çözümlemeye mesai ayıran aynı volümde isimleri bizde bulmak pek ihtimal dâhilinde değil.

İşi zaten müzik olup dergiler çıkartan ve dernekler kuranlardan konuşabiliriz ama felsefeden sosyolojiye, edebiyattan sinemaya kadar genişleyen disiplin ağında günümüz müziğine yönelik tezler üreten isim saymakta güçlük çekeceğimizi düşünüyorum. Vaktiyle mesela arabesk için Türkiye’de hem sağcı, hem solcu entelijansiyanın ve edebî çevrelerin bir fikri olduğu malum. Ama bunun, o müziği anlamaktan ziyade bir tehdit şeklinde kodladıklarını biliyoruz. Kısaca çizmeye çalıştığım bu fotoğraf içerisinde Mustafa Kutlu’nun çok özel bir yerde durduğu kesin. Hatta Hareket dergisi çevresinden, Dergâh Yayınları ve dergisine belli bir mahfilden bahsedeceksek eğer, Kutlu’nun daha da dikkate değer olduğu görülecektir (Kuşkusuz popüler müzik meselesine ilgi bağlamında burada Beşir Ayvazoğlu’nu da anmak gerekli).  Dergâh dergisini uzun yıllar yöneten isim olarak ilk sayılarından itibaren müzik yazılarına yer vermesi ve “Popüler Müzik İçin 5 Yol” (Kasım 1990, 5.sayı), “Türk Pop Müziği Hakkında” (Kasım 1991, 21.sayı), “Arabesk-Pop İlişkisi” (Kasım 1991, 21. sayı) gibi metinleri ele alırsak Kutlu’nun popüler kültür meselesine dair ilgisinin ilk sayılardan itibaren dergiye yansıdığını görürüz.

“yerleşik muhafazakâr akıl”ın dışında bir isim

Kutlu’nun o yıllardan günümüze, rap’i de içine alan müzik ilgisinin ise “yerleşik muhafazakâr akıl” gibi salt “Klasik Türk Musıkisi”, geleneksel ses birikimiyle sınırlı olmadığını, sokakta akıp giden güncel sosyolojinin müzik üretimini de kapsadığı fark edilecektir. Hususen Yeni Şafak gazetesinde köşe yazısı olarak kaleme aldığı müzik metinlerinin çok önemli sosyolojik analizler içerdiği tartışma götürmez. Türkiye’nin toplumsal hareketliliği ile beraber müzik türlerinin nasıl dönüştüğünü, özellikle 1950’lerden itibaren büyük kentlerin çevrelerine kümelenen kitlenin, sermaye ve siyasetle bağı mertebesinde imkânlarının genişlemesine paralel, yaşama biçimlerinin nasıl farklılaştığını anlattığı bu metinler “müzik sosyolojisi” açısından kısa dersler gibi âdeta.

Gelenekten modern zamanlara, Meragi’den Türk rap müziğine uzanan hattın özet fotoğrafını gösteren “Müzikte Nereden Nereye” (4 yazı) ve Mevlid törenlerindeki musıki formundan da bahsettiği “Mevlid” yazılarının ilki 2020, ikincisi ise 2021 tarihlerinde gazetede yer aldı.  Kutlu’nun bahsi geçen bu yazılarında kanaatimce asıl önemsenmesi gereken mesele Türk toplumunun Orta Asya’dan Anadolu’ya ve oradan modern zamanlara, yaşama biçimi ile müzik üretimi arasındaki münasebeti esas olarak sosyolojik okuma yapması ve bunu yaparken üretilen müziği yargılamak, eleştirmekten ziyade onu anlamaya, neden ortaya çıktığına dair çözümleyici bir akıl ortaya koymasıdır. Arabesk ve rap müzik üzerine düşünceleri bütünüyle böyle.

Temelde bir “tarım toplumu” kimliği taşımamız, geleneksel zamanlarda tabiatın “ahengi” ile kurduğumuz rabıta ve “mevsimlerin ritmine” göre şekil alan bir hayat örgüsüne dâhil oluşumuz Kutlu’ya göre bugün adına “Türk Sanat Müziği” ve “Türk Halk Müziği” dediğimiz iki ana formun “feyz aldığı”, üretimini belirleyen ana öykü. Gencebay da mesela, bir tür olarak yapılandırılmaya çalışılan bu iki kanalın birbirinden ayrı olmadığını belirtir. Haddizatında bilgiyi bu şekilde kompartımanlara ayırmak neticede modernite ile şekillenen bir eylem. Kutlu’nun bu yazılarında tespit ettiği gibi, gelenekle ilişkisi kopmayan “tarım toplumu”nda, -dolayısıyla- müzik üretimi aynı kaynaktan beslenmektedir.

Gazinolar üzerinden Türkiye fotoğrafı

Osmanlı’nın son yıllarında ilk örneğini gördüğümüz “gazino”nun da Kutlu’nun özellikle hikayelerinde mekân olarak kullandığını biliyoruz. Gazino ile sermayenin dönüşümü ve bu dönüşüme koşut, eğlence anlayışlarının ve hatta sahne repertuarlarının, sanatçı profillerinin değiştiğini tahmin etmek güç değil. Ki, 1950’ye kadar ağırlıklı Tek Parti bürokratları yanı sıra askeri elitlerin mekânı olan gazinolar, Demokrat Parti’nin “liberal” politikaları ile beraber hızla değişim göstermiştir. DP’nin taşra eşrafıyla kurduğu ekonomi-politik bağ neticesinde ortaya çıkan yeni zengin toplumsal katman büyük kentlerle ilişkisini artırmış ve bu kentlerin eğlence hayatına dâhil olmuşlardır. Bir anlamda 50 sonrası hem müşteri profili değişmiş hem de bu profilin estetik algısına hitap eden repertuarlarla gazinolar yenileşmiştir diyebiliriz.  Müziğimizin çok önemli ismi Sadun Aksüt bu değişimi “İstanbul’da Eğlence Hayatı” kitabında şöyle anlatır: “Siyasal yönden çok partili yaşama geçiş İstanbul’da yaşamanın değerini artırdı. Yurdun diğer şehirlerinden İstanbul’a büyük göç başladı. Anadolu’nun tüccarı, çiftlik çubuk sahibi zenginleri İstanbul’un eğlence hayatında büyük ölçüde etkili oldular. Barlar, gece kulüpleri, gazinolar vb. yerlerin sayıca arttığı bu dönemde dansözlerin sahneye çıktığı, müzik türlerinin tango-foxtrot yerine ça-ça, rock’n roll, kalipso gibi çok hareketli müziklerine ve danslarına dönüştüğü görülür” (2017: 47). Toplumsal dönüşümün ana mekânlarından olan gazinolar, Kutlu’nun göstermek istediği Türkiye fotoğrafını alabileceği en iyi mekânlardan birisidir ve “Trende Bir Keman”ın kitabının kahramanı Kenan gazinolarda keman çalarak geçinen bir müzisyen olarak karşımıza çıkar bu yüzden. Bu tür mekânların temsiliyet gücünü ve toplumun dip sularında gezinip durmakta olan sosyo-politik öyküyü çok iyi okuyabildiği için Kutlu’nun çağdaşlarına göre Türkiye’deki değişimi daha derin şekilde anlattığını söyleyebilirim.

2000 yılında rap üzerinden Türkiye’nin dönüşümünü okuyor

Gazino gibi şehri de böyle çözümlüyor aslında. Bunu İstanbul üzerine yazdığı kitapları merkez alarak kendisiyle yapılmış 2022 tarihli bir söyleşiden açık bir şekilde anlıyoruz. O söyleşide Türkiye’de toplumsal değişimi sürekli takip ettiğini, İstanbul’un bu değişimin “vücut bulmuş hali” olduğunu belirterek “dünden bugüne baktığım zaman doğru yolda olduğumu söyleyebilirim. Hep aynı meseleler üzerinde durmuşum” cevabını verir. Suriçi gezisi sırasında yine mekân-insan ilişkisi kurarken ilgili mekânın müziğinin arabesk olduğu, şimdilerde ise toplumsal değişimle Suriçi’nin müziğinin rap’e evrildiği yorumunu yapar (Yeni Şafak Pazar Eki, 20.02.2022). Burada da “yaşama biçiminin”, dinlenen müziği belirlediği tezine yaslanır ki, yine Yeni Şafak’taki “Hayat Tarzı ve Müzik” (29.08.2019) yazısında da aynı tez üzerine yürür.

Kutlu’nun -kuşağının öykücüleri ve düşünce adamları dikkate alındığında- Türkiye’nin dönüşümünü rap müzik üzerinden fark etmesi çok özel bir okuma biçimi. Yeni Şafak’taki iki yazısı rap müziğini konu edinir mesela. “Müzik Nereden Nereye” başlıklı üçüncü ve dördüncü yazılar sektördeki dijitalleşmeye vurgu yaptıktan, buna bağlı olarak “enstrümanların tonlarının değişmesi”nden, “suni sesler”in üretiminden sonra “Z Kuşağının müziği” dediği Türk rapçilerden bazılarını tanıtır, şarkı sözlerinden alıntılara yer verir (04.11.2002 ve 11.11.2020 tarihli yazıları). Kutlu’nın rap müzik şarkı sözleri üzerinden “sözün dönüşümü”nü çok iyi okuduğu açık. Gerçi arabeskin bitişine atıf yaptığı “Söz Bitti Mi?” başlıklı yazısında (Yeni Şafak. 11.10.2000) şöyle bir çözümleme yapar: “Şimdi bulunduğumuz noktada durup geriye baktığımızda, aradan geçen otuz yıldan sonra ülkede neredeyse ‘sözün bittiği’ni gözlemliyoruz. Sözün büyüsü tükendi mi?”. Sözün, aslında arabeski besleyen öykünün bittiğini belirttiği yazıyı (ki, ben de arabeskin öyküsünü tamamladığını düşünüyorum) rap müzik ile ilgili makalesinden 20 yıl evvel kaleme almış. Ki, 2000 yılında henüz Türkiye’de bir rap piyasasından bahsetmek güçtür. Bütün bunlar bize Mustafa Kutlu’nun popüler kültür ilgisi sayesinde toplumsal dönüşümü çok daha hızlı ve adeta kılcal damarlarına girerek çözümlediğini göstermekte.