Türkiye Husi-Suudi Arabistan Çatışmasına Müdahil Olur mu?

Yemen’e ilk kez 28 yıl önce gittim. Osmanlı Yemen savaşlarını konu alan bir belgesel çekiyordum. Hudeydiye limanından başlayıp, Sana’ya kadar bütün yol boyunca çekimler yapmış, gördüklerim karşısında hayrete düşmüştüm. İklim ve doğa şartlarının değişmesine şaşırıyorduk.

YEMEN’İN COĞRAFYASI DA İNSANI DA ZORDUR

Deniz kıyısındaki Hudeydiye’de nemden dolayı evlerin demir çerçevelerinin erdiğini görmüştük. Sana’ya doğru giderken çölde sıcaktan kavrulmuş, sonra yalçın dik kayaların arasından tırmanırken üşümüştük. 2 bin 500 metre yüksekte bulunan San’a’da ise bambaşka bir iklim ve ortam vardı. Yemen şimdiye kadar gördüğüm ülkeler içinde coğrafyası en sert, en şaşırtıcı ve en zor coğrafyalardan biriydi.

Bir yerin coğrafyası zorsa insanı da zordur. Arap kardeşlerimize Yemenlilerin nasıl insanlar olduğunu anlatmak bana düşmez tabii ki. Ancak Osmanlı valilerinin hatıratlarından ve tarih kitaplarından gördüğümüz şu ki, Yemenliler sert, mücadeleci ve savaşçı insanlar. Osmanlı çok zorluklar yaşamış Yemen’de ve bu nedenle hiçbir devlet görevlisi Yemen’e gitmek istemezdi.

1998 yılında Yemen’e gittiğimde sahildeki teknelerin bordrosunda, eski evlerin duvarlarına çizilmiş hilal ve yıldız gördüm. Bunlar Osmanlı zamanında kullanılan bayrağın şekliydi.

Yaşlı bir amca ile San’a sokaklarında dolaşırken kolumdan tuttu ve “Buralardan gitmeyecektiniz, biz de sizinle savaşmayacaktık, bir daha düzen kuramadık” dedi.

Bir hafta boyunca kaldığım Yemen beni çok etkilemişti, şimdi de tüm dünyayı etkiliyor.

ORTADOĞU’DAKİ KRİZ DERİNLEŞTİ VE YAYILDI

Husilerin Babül Mendep Boğazı’nı ele geçirmesi üzerine, Yemen’de geçirdiğim günler gözümde canlandığından yazıya böyle bir giriş yaptım. Ayrıca Yemen’i görmeyen, Yemenlileri tanımayanların orada savaş ne demek, çatışma hangi şartlarda oluyor, Babül Mendep Boğazı neden önemli sorularına cevap vermesi çok zordur. Buna bir de jeopolitik değişimi ve karmaşık hale gelen dengeleri de eklerseniz süreci analiz etmek ve anlamak daha da zorlaşıyor.

İsrail’in tetiklediği İran-ABD/İsrail savaşının tüm bölgede ve ardından dünyada yarattığı komplikasyonlar maalesef azalacağı yerde daha da yaygınlaşıp, dünyayı etkileyecek hale gelmiş durumda. Hürmüz Boğazı’ndan sonra Babül Mendep ve Kızıldeniz ticaret yollarında artan risk, enerji fiyatlarını ve ekonomiyi doğrudan etkilemeye başladı bile.

Husiler henüz su yolunu kapatmamış olsa bile, bunun her an gerçekleşme riski dahi fiyatları arttırmaya, ticareti etkilemeye yetti.

PAKİSTAN VE TÜRKİYE KRİZE MÜDAHİL OLMAYACAK MI?

Bölgeyi iyi bilenler buradaki farklı ülkelerin etkilerini de iyi görüyordur. İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan Yemen’de karşı karşıya gelirken, ABD ve İsrail örtülü olarak olayların bir şekilde içinde yer alıyor.

Uzun süreden beri devam eden Yemen’deki kriz, İran savaşından sonra büyük kavganın parçası olmuş ve etki alanı daha da artmıştı. Şimdi başka bir etki ve yayılma alanıyla karşı karşıya Yemen krizi. Mekke Anlaşması nedeniyle Türkiye ve Pakistan da bu çatışmanın bir tarafında anılmaya başlandı. Yemen’deki Husilerin bazı sözcüleri açıktan Türkiye ve Pakistan’ı tehdit ederken, hem Türkiye’den hem Pakistan’dan çatışmaya dair açıklamalar geliyor.

Herkesin aklındaki soru şu, Mekke Anlaşması bu çatışmada aktif hale gelecek mi? ABD neden Suudi Arabistan’ın talebine rağmen Husileri vurmadı sorusunu da yabana atmıyorum.

Suudi Arabistan’a füzeler düşmeye başladıktan hemen sonra İsrail, İran, ABD basınında çıkan haberler Mekke Anlaşması’nın doğmadan ölmesini arzu edenlerin olduğunu belli etti hemen. Anlaşmaya açıktan karşı çıkan İsrail ve gizliden karşı çıkan BAE ve İran’ın süreci dikkatlice izlediği ve anlaşmanın itibarının zedelenmesi için umutla çaba gösterdiğini söylemek yanlış olmaz.

HUSİLERİN SALDIRISININ NEDENLERİ:

MEKKE ANLAŞMASI TEST EDİLİYOR

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki Mekke Anlaşması tüm dünyada büyük yankı uyandırmıştı. Bundan mutsuz olan ülkeler de vardı tabii. İsrail, İran, Hindistan, BAE, Yunanistan… Husilerin füzeleri Suudi Arabistan’a düşmesinin hemen ardından bu ülkelerin medyasında Mekke Anlaşması nedeniyle Türkiye ve Pakistan’ın yardım etmesi gerektiğini ama etmediklerini, bu yüzden anlaşmanın daha doğmadan öldüğü diye yorumlar yapmaya başladılar. Anlaşmanın ne boyutta olduğunu, ne kadar etkisinin olabileceğini ölçmek için Hindistan, İran ve İsrail için bundan daha kullanışlı fırsat olamaz sanırım. Daha imzalanalı üç ay bile olmamış bir anlaşmanın sonucunda taraflardan savaşa girmesini bekliyorlar galiba. Fakat hem test etmek hem de anlaşmanın itibarını bozmak için Husilerin saldırısını kaçırmadı bu ülkeler.

ABD, SUUDİ ARABİSTAN’I İBRAHİM ANLAŞMALARINA ZORLUYOR

ABD, İran savaşı esnasında Husiler İsrail’e füze atınca orayı defalarca vurmuştu. Bu sefer Riyad talep etmesine rağmen vurmadı, üstelik bunu bir de basına sızdırdı. Neden? ABD’de birçok analistle görüştüğümde seçimler nedeniyle ABD’nin yeni bir cephe açmak istemediğini söylediler. Fakat ben asıl nedenin bu olduğunu düşünmüyorum. ABD İsrail’in isteği ile Suudi Arabistan’ın İbrahim Anlaşmalarına geri dönmesini istiyor. Bunu birkaç kez Trump dile getirdi. Şimdi Suudi Arabistan’ı zor sokup, sıkıştırıp bu saldırılara karşı yardım etme koşulu olarak İbrahim Anlaşmalarına geri dönüşü şart koşuyor olabilir. Burada ABD, İsrail, BAE ittifakının olduğunu, hepsinin çıkarlarının burada örtüştüğünü söyleyebiliriz. ABD belki bir süre sonra havadan Husi mevzilerini bombalayabilir ama mesajı Riyad’a iletmiş oldu.

HAKAN FİDAN: TÜRKİYE SUUDİ ARABİSTAN’A ASKERİ TECHİZAT GÖNDERBİLİR

Bu ciddi kriz doğal olarak Türkiye gündemini de yoğun şekilde meşgul ediyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan katıldığı bir televizyon programında krizle ilgili önemli açıklamalar yaptı:

“Cumhurbaşkanımız da sözünün eri olan bir lider. Devlet olarak imza attığımız bir konu var. Bu konuda bir dayanışma içerisindeyiz. Özellikle durum analizlerini değerlendiriyoruz. Geldiğimiz noktada Mekke İttifakı üyeleri olarak biz durumu yakından takip ediyoruz. Birtakım görüşmelerimiz var, kamuoyuna yansımayan. Bu noktada askerî ihtiyaçları, özellikle belli teknik konularda, olabilir. Bunu da karşılama yönünde de bir sıkıntımız olmaz… Biz 1952’den beri NATO’nun üyesiyiz. NATO belki tarihinde iki defa beşinci maddeyi işletti. Bunun dışında da bir görev alanı olmadı. Hiç kimse NATO’ya da kâğıttan kaplan, kâğıttan bir şey demedi. Daha 3 ay önce imzalanan bir anlaşmanın bu kadar hızlı adım atıyor olmasına rağmen bu şekilde nitelendirilmesi, bir şeyi başlamadan bitirmeye yönelik… Ciddiye alınacak şeyler değil. Göreceksiniz, Mekke İttifakı, çok oyun değiştirici bir platform olacak.”

Türkiye ilk defa Husilerle yaşanan çatışmalarda talep edilmesi halinde yardım yapabileceğini açıklamış oldu. Peki Türkiye hangi alanlarda Suudi Arabistan’a destek olabilir?

En başta askerî danışmanlık alanlarında Türkiye’nin ciddi tecrübesi buraya aktarılabilir. Husilerin gönderdiği füze ve dronları tespit etmek için Türkiye’nin ürettiği Kalkan ve Alp radar sistemleri Suudi Arabistan’a kurulabilir. Bu radarların tespit ettiği kamikaze dronları vurmak için de Korkut Akıllı Mühimmat sistemi, Hisar füzeleri gönderilebilir. Ayrıca elektronik harp sistemleriyle Husilerin gönderdiği dronlar bozulabilir.

SUUDİ ARABİSTAN’IN ZORLUKLARI

Aslında Suudi Arabistan son 4 yıldır Türkiye’nin savunma sanayii ile yakından ilgileniyor ve birçok ürünü alma niyetinin olduğunu ifade etmişti. Mekke İttifakı anlaşması olmasa da saydığım tüm ürünleri satın alabilir, ülkesine konuşlandırabilir. Fakat son bir yıldır Suudi Arabistan’daki bürokratik yavaşlık ya da başka bir nedenle bu satın almalar yapılamadı ve iletişim zayıfladı.

Suudi Arabistan’ın büyük toprak varlığı nedeniyle çok fazla hava savunma sistemine ihtiyacı var. Bunları tek başına ABD’den alması yetmiyor. Nitekim balistik füzelere karşı kullanılan Patriot füzeleri ABD stoklarında bile bulunamıyor. Ayrıca Yemen’den gelecek dron ve füzelere karşı şehirlerinde çok sayıda hava savunma sistemi kurması gerekiyor. Türkiye hava savunma, insansız hava araçları ve elektronik harp sistemlerini hemen Suudi Arabistan’a göndermeye hazır. Onlardan gelecek cevapları bekliyor. Suudi Arabistan ABD ile yoğun savunma sanayii anlaşmalarının ve güçlü ilişkilerinin zedelenmesinden çekiniyor olabilir mi bilemiyorum. Ancak bu sıcak çatışmada ülkesini korumak için hem çok hızlı hareket etmek hem de her yolu denemek zorundalar.