Türkiye Avrupa’nın Yeni Enerji Geçişinin Kilit Ülkesi Hâline Nasıl Gelebilir?

*Azeem Ibrahim, – Dania Arayssi

Türkiye’nin coğrafi konumu, altyapısı ve bölgesel etkisi, dört büyük enerji havzasını birbirine bağlayan yeni bir kara koridoru aracılığıyla Avrupa’nın enerji güvenliğini yeniden şekillendirebilecek bir konuma sahip olmasını sağlamaktadır.

Türkiye, onlarca yıldır kendisini Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney arasında bir enerji köprüsü olarak tanıtmaktadır. Türkiye, Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı aşmaya yönelik bir çözümü nihayet dünyaya sunabilirse, bunun ekonomik ve stratejik getirisi muazzam olacaktır.

Dört Deniz Girişimi Küresel Enerji Güzergâhlarını Yeniden Şekillendirebilir

Dört Deniz Girişimi, Hürmüz Boğazı krizine yönelik altyapısal çözümün kilit taşı olarak Türkiye’yi tanımlamaktadır. Fikir basittir. Basra Körfezi, Hazar Denizi, Akdeniz ve Karadeniz’den oluşan dört deniz, dünyanın en önemli enerji coğrafyaları arasında yer almaktadır. Buna rağmen bu denizler, büyük ölçüde eski siyasi ayrışmaların şekillendirdiği ikili anlaşmalar ve altyapılar aracılığıyla birbirine bağlı kalmış; ayrıca savaş ve abluka karşısında da kırılganlığını sürdürmektedir. Dört Deniz Girişimi, bu dört havzayı Suriye ve Türkiye üzerinden birbirine bağlayan, Körfez, Irak, Hazar ve Doğu Akdeniz kaynaklı enerjiyi kârlı Avrupa pazarlarına taşıyacak bir kara enerji ve altyapı koridoru önermektedir.

Türkiye açısından bu, Ankara’nın uzun süredir hedeflediği rolün hayata geçmesi anlamına gelmektedir: yalnızca enerjinin geçtiği bir ülke olmak değil, aynı zamanda kıtasal bir yeniden dağıtım sisteminin işletmecisi, kuralları belirleyen aktörü ve ticari merkezi hâline gelmek.

Bu gündem belirleyici rol, projenin mutlak ölçeğinden kaynaklanmaktadır. Tam işletme kapasitesine ulaştığında, Dört Deniz Koridoru’nun Akdeniz ve Avrupa pazarlarına günde yaklaşık 3 ila 4 milyon varil petrol ile yılda 40 ila 50 milyar metreküp doğal gaz taşıması öngörülmektedir. Bir ağ olarak ölçeği bakımından Nord Stream ile rekabet edecektir. Körfez petrolünü, Irak ihracatını, Hazar gazını ve Doğu Akdeniz arzını tek bir kara sistemi altında birleştirerek, Suriye–Türkiye koridorunu küresel enerji güzergâhlarının ilk sırasına taşıyacaktır.

Türkiye Açısından Zamanlama Neden Değişti?

Bu artık; Suriye’de Esad sonrası dönemde ortaya çıkan yeni ortam, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Avrupa’nın Rus enerjisine alternatif arayışı ve Hürmüz Boğazı, Bab el-Mendeb ve Süveyş’teki deniz darboğazları çevresinde artan güvensizlik sayesinde mümkün hâle gelmiştir. Bu su yollarında yaşanan her kriz, enerji ithalatçılarına deniz yoluyla yapılan enerji tedarikinin kara boru hatlarına kıyasla daha az güvenilir olduğunu hatırlatmaktadır. Sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) fiyatlarında yaşanan her dalgalanma ise Avrupa’ya esnekliğin pahalıya mal olabileceğini hatırlatırken, bunun getirileri Rusya gibi hasmane üreticilere yönelmektedir.

Türkiye hâlihazırda Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) ve Trans Adriyatik Boru Hattı’na (TAP) sahiptir; bu da Türkiye’yi batıya taşınan Hazar enerjisi açısından vazgeçilmez kılmaktadır. Ceyhan, hâlihazırda küresel öneme sahip bir Akdeniz enerji merkezidir. Bir sonraki adım ise Gaziantep, Kilis ve Suriye’nin kuzeyiyle olan sınır bölgelerinin geleceğin altyapı geçitleri hâline gelmesidir. Dört Deniz ağı’nın merkezinde İstanbul, enerji lojistiği, finans, dijital bağlantısallık ve eğitim alanlarında birincil bölgesel düğüm noktası hâline gelecektir.

Türkiye’nin Stratejik ve Ekonomik Fırsatı

Dört Deniz Girişimi’nin Suriye’deki altyapısı, yeniden işler hâle getirildiğinde, kuzey sınırında Türkiye’nin altyapı sistemleriyle bağlantı kuracak ve ardından enerjiyi Ceyhan’a, TANAP’a, TAP’a ve Avrupalı tüketicilere ulaştıracaktır. Körfez–Akdeniz koridoru, Körfez üreticilerine Suriye’deki Banias Akdeniz Limanı’na ulaşan bir kara güzergâhı sağlayacaktır. Yine Banias’a uzanacak Irak–Suriye koridoru ise Irak enerji kaynaklarının yalnızca Basra’ya ve Hürmüz Boğazı’na bağımlı kalmaksızın batıya taşınması anlayışını yeniden canlandıracaktır. Hazar–Anadolu koridoru, Azerbaycan gazını ve potansiyel olarak Türkmenistan gazını daha geniş bir ağa daha derin biçimde entegre ederek, Orta Asya’nın iç kesimlerinden gelen enerjiyi istikrarsız ve hasmane coğrafyalardan kaçınarak küresel pazarlara ulaştıracaktır. Arap Gaz Boru Hattı da bu yapıya Mısır ve Doğu Akdeniz gazını dâhil edecektir.

Her durumda Türkiye, coğrafi bakımdan belirleyici konumdadır. Bununla birlikte, Avrupa Birliği ile Beyaz Saray’ı da kapsayan girişimin yönetişim yapısı, ticari faaliyetlerin önemli bir bölümünü üstlenecek özel ve kamu şirketleriyle birlikte Ankara’ya kalıcı bir karar alma etkisi de kazandıracaktır. Bu etki; BOTAŞ aracılığıyla, İstanbul merkezli bakanlık diplomasisi yoluyla, NATO üyeliği sayesinde, Türk mühendislik ve inşaat şirketleri aracılığıyla, Türk limanları ve terminalleri üzerinden ve Türkiye’nin finansman mimarisine katılımı yoluyla sağlanacaktır. Bu nedenle Dört Deniz Bakanlar Forumu, bölgenin en kritik enerji koridorunun fiilî merkezi olacak İstanbul’da gerçekleştirilecektir.

Türkiye transit gelirleri elde edecek, altyapı yatırımlarını artıracak, Avrupa karşısındaki müzakere gücünü güçlendirecek ve Ankara’nın enerji ithalatına yönelik kırılganlığını azaltacaktır. Ayrıca bu girişim, Türk şirketlerine Suriye’nin yeniden yapılanmasında ön saflarda yer alma fırsatı sunacaktır: boru hatları, enerji santralleri, yollar, ölçüm istasyonları, limanlar, sanayi bölgeleri ve nihayetinde dijital ile elektrik koridorları. Türkiye, Suriye’nin çöküşü nedeniyle ağır bir bedel ödemiştir: güvenlik ve terör tehditleri, mülteci baskısı, aksayan ticaret ve güney sınırındaki istikrarsızlık. Türkiye’nin yeniden yapılanma sürecinden fayda sağlaması yerinde olacaktır. Nitekim enerji üretimi ve enerji transitinden gelir elde edebilen bir Suriye’nin elektrik hizmetlerini, kamu hizmetlerini ve istihdamı yeniden tesis etme olasılığı daha yüksektir. Bu, Türkiye’nin doğrudan ulusal ve ticari çıkarınadır.

İlk Gelişmeler ve Önemli Zorluklar

İlk işaretler şimdiden görülmektedir. Türkiye, Kilis üzerinden Suriye’ye Azerbaycan gazı tedarik etmeye başlamıştır. Bu, modelin pratik bir göstergesidir: Hazar enerjisi, Türk altyapısı, Suriye’nin yeniden toparlanması ve Katar’ın desteği aynı hedef doğrultusunda birlikte işlemektedir. Bugün sınırlı bir düzenleme olarak varlığını sürdüren bu yapı, gelecekte çok daha büyük bir bölgesel mimarinin ilk kavram kanıtı hâline gelecektir.

Bununla birlikte riskler de bulunmaktadır. Boru hatları saldırıya uğrayabilir. Suriye’deki kurumlar hâlen kırılgandır. Finansman, hukuki açıklık gerektirecektir. Avrupa’nın desteği yönetişim standartlarına bağlı olacaktır. Körfez yatırımcıları güvenlik güvenceleri talep edecektir. Türk politika yapıcıları ise bu girişimin Ankara’nın stratejik özerkliğini zayıflatmak yerine güçlendirmesini sağlamaya çalışacaktır.

 

*Dr. Azeem Ibrahim, OBE, New Lines Institute’ta Baş Strateji Sorumlusu olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda ABD Kara Harp Akademisi Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde yardımcı araştırma profesörü ve Foreign Policy dergisinde köşe yazarıdır. Doktora derecesini Cambridge Üniversitesi’nden almış; Harvard Üniversitesi Kennedy School of Government’ta Uluslararası Güvenlik Araştırmacısı ve Yale Üniversitesi’nde World Fellow olarak görev yapmıştır. Yıllar boyunca çok sayıda dünya lideriyle görüşmüş ve politika geliştirme konularında danışmanlık yapmıştır. 2010 yılında Avrupa Sosyal Düşünce Kuruluşu tarafından Dünyanın En İyi 100 Küresel Düşünürü arasında gösterilmiş, Dünya Ekonomik Forumu tarafından ise Genç Küresel Lider seçilmiştir.

 

*Dania Arayssi, New Lines Strateji ve Politika Enstitüsü Orta Asya Merkezi’nde kıdemli analisttir. Dr. Arayssi ayrıca Georgetown Üniversitesi Edmund A. Walsh Dış Hizmet Okulu’nda yardımcı yardımcı doçent olarak görev yapmakta ve George Washington Üniversitesi’nde Karşılaştırmalı Politik Ekonomi dersleri vermektedir. New Lines’a katılmadan önce Dünya Bankası, USAID, Oxfam America ve ABD Kara Harp Akademisi’nde analiz ve araştırma görevlerinde bulunmuştur. Çalışmaları Foreign Policy ile Digest of Middle East Studies dergisinin yanı sıra bölgesel ve uluslararası medya kuruluşlarında yayımlanmıştır.

Kaynak: https://nationalinterest.org/blog/energy-world/how-turkey-could-become-europes-new-energy-gatekeeper