Trump’ın Çin Ziyareti, Gerçekleşse Bile Bir Şeyi Düzeltmeyecek
Başkan Donald Trump’ın, İran’la savaşa odaklanmak amacıyla Pekin’e yapmayı planladığı devlet ziyaretini “bir ay kadar” erteleyebileceğini öne sürmesi, Ekim ayından bu yana süren ABD-Çin ateşkesinin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koymaktadır. Her iki tarafın da bir zirveye doğru ilerlediği, gümrük vergilerini düşürdüğü ve ihracat kontrollerinin uygulanmasını ertelemek gibi iyi niyet göstergesi bir dizi adım attığı son aylarda, ABD-Çin ilişkilerinde bir yumuşama beklentisi yeniden gündeme gelmişti. Ancak Trump’ın 15 Mart’ta, devlet ziyaretinden önce Çin’den Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yardımcı olmasını istemesi, dışsal gelişmelerin ikili gündemi ne kadar hızlı yeniden şekillendirebildiğini göstermiştir.
Beyaz Saray ve Çin Dışişleri Bakanlığı daha sonra ziyaret ile Trump’ın talebi arasında herhangi bir resmî bağlantı olduğunu reddetti. Ancak Orta Doğu’daki bir krizin, özenle hazırlanmış bir zirveyi dahi sekteye uğratabilmesi, daha derin bir gerçeği ortaya koymaktadır: Mevcut ateşkes yapısal olarak kırılgandır ve ABD-Çin ilişkileri dışsal şoklara son derece açıktır. Son yıllarda ilişkilerdeki bozulmayı tetikleyen siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarındaki temel güvensizlik kaynaklarının hiçbiri anlamlı biçimde ele alınmamıştır. Her iki tarafın da şimdilik topyekûn bir ekonomik savaştan kaçınmak için güçlü nedenleri bulunmaktadır; ancak mevcut taktiksel istikrar, gelecekteki tırmanışı sınırlayan kırılgan bir fren niteliğindedir. Trump’ın görev süresi sona ermeden önce yeni bir kopuş yaşanması muhtemeldir ve bu kopuş, her iki tarafın da stratejik zafiyet olarak gördüğü yarı iletkenlerden kritik minerallere kadar uzanan tedarik zincirlerinin silah olarak kullanılmasını da kapsayacak şekilde, gümrük vergilerinin ötesine geçerek tırmanacaktır.
Pekin ve Washington, geçtiğimiz yıl boyunca defalarca büyük bir tırmanışın eşiğine gelmiştir. 2025 yılında karşılıklı misillemelere dayalı gümrük vergisi savaşı, tarifeleri neredeyse bir ticaret ambargosu seviyesine yükseltmiş ve bu durum ihracat kontrollerine ile vize reddi tehditlerine sıçramıştır. Liderler düzeyindeki müdahalelerin ardından geçici istikrar sağlanmış olsa da, Nisan ve Ekim aylarında tekrar eden tırmanış döngüleri, ilişkinin ne denli kırılgan hale geldiğini gözler önüne sermektedir.
En son ateşkes Ekim ayından bu yana sürmektedir ve her iki taraf da aceleyle planlanan Trump’ın Çin’e yapacağı devlet ziyareti aracılığıyla ilişkileri ilerletmeye çalışmaktadır. Beyaz Saray daha önce ziyaretin 31 Mart’ta başlayacağını ve üç gün süreceğini açıklamış, ayrıca ziyaret öncesinde, yakın zamanda iki düzineden fazla ülkeyle müzakere edilenlere benzer potansiyel bir ticaret çerçevesi de dâhil olmak üzere ticari anlaşmalar üzerinde müzakereleri sürdürmüştür.
Yeni bir “büyük anlaşma”ya ilişkin spekülasyonlar, COVID-19’un küresel yayılımının uluslararası ticareti ve tedarik zincirlerini altüst etmesinden kısa bir süre önce imzalanan Ocak 2020 tarihli Birinci Aşama Ticaret Anlaşması’nı hatırlatmaktadır. Söz konusu anlaşma, tarımsal alım taahhütleri ve fikri mülkiyet haklarının güçlendirilmesi gibi nispeten kolay elde edilebilecek sınırlı bir dizi konuya bilinçli olarak odaklanması ve Çin’in sanayi politikalarına ilişkin daha derin yapısal sorunları ele alacak daha geniş kapsamlı bir “ikinci aşama” müzakere sürecine hızla geçileceği vaadini içermesi nedeniyle bir ilk adım olarak sunulmuştur. Ancak bu dar kapsamlı anlaşmanın dahi uygulanmasının son derece zor olduğu ortaya çıkmışken – Çin’in alım taahhütleri gibi temel hükümler hâlâ yerine getirilmemiştir – bu zirveden çıkacak daha geniş kapsamlı bir çerçevenin daha kalıcı olacağını beklemek için pek az neden bulunmaktadır.
Altı yıl sonra, ABD-Çin dinamikleri de elbette oldukça farklıdır. Çin, birçok kritik tedarik zinciri üzerindeki hâkim kontrolünü kullanarak Washington’a maliyet yükleme ve onu müzakere masasına çekme konusunda daha özgüvenli hâle gelmiştir– 2025 yılında, ABD’nin gümrük vergilerine anlamlı biçimde karşılık verebilen tek ülke olmuştur. ABD ise benzer şekilde, Çin’e karşı ekonomik araçlar cephaneliğini – özellikle teknoloji kontrolleri ve yatırım kısıtlamaları alanında – büyük ölçüde genişletmiştir.
Her iki taraf da diğerinin ekonomisinde kritik dar boğaz noktalarını kontrol etmektedir. ABD açısından bunlar; yarı iletkenler ve ilgili üretim ekipmanları, yazılım, yüksek performanslı özel kimyasallar, uçak parçaları, diğer ileri teknolojiler ve küresel finansal altyapıdır; Çin açısından ise kritik mineraller, aktif farmasötik bileşenler ve çok çeşitli tedarik zincirlerine yönelik girdilerdir. Her iki ülke de bu zafiyetleri çeşitli ayrışma ve dost ülkelerle tedarik (friendshoring) girişimleri yoluyla azaltmaya çalışmaktadır; ancak şu an için taraflar hâlâ birbirlerine ciddi zarar verebilme kapasitesine sahiptir.
Dolayısıyla, 2026 yılında başarısız olan ABD-Çin ticaret müzakerelerinin sonuçları, gümrük vergilerinin yol açtığı maliyet artışlarının çok ötesine uzanmaktadır. Her iki ülke de, işleyiş için gerekli kritik girdileri karşı tarafa vermeyi reddederek, birbirlerinin çeşitli stratejik sektörlerinde potansiyel olarak felç edici darbeler uygulama niyetine ve kapasitesine sahiptir. Pekin ve Washington bunun farkındadır ve derinlere kök salmış güvensizlik kaynaklarını ele alma çabasından ziyade, karşılıklı zarar korkusu, sürdürülen ateşkesi ve aceleyle yürütülen müzakereleri yönlendirmektedir. Tıpkı ABD ile Sovyetler Birliği’nin karşılıklı riski azaltmak amacıyla dönemsel olarak yumuşama (détente) arayışına girmesi gibi, bugün ABD ile Çin de benzer bir yaklaşım sergilemektedir. Ancak namlusu kendisine doğrultulmuş bir silahın gölgesinde müzakere etmek, güven inşa etmeye ya da ilişkileri olumlu bir yöne taşımaya pek katkı sağlamamaktadır.
Çin’in artan özgüveni, ticaret müzakerelerinin sonuçlarında da kendini gösterecektir. Trump’ın ziyareti sırasında ya da hemen sonrasında açıklanacak herhangi bir anlaşma, 2020 anlaşmasına kıyasla çok daha dengeli olacak ve ABD’den, Çin’in ABD’deki stratejik sektörlere yönelik yatırımlarına getirilen kısıtlamaların azaltılması gibi tavizler gerektirecektir. ABD, Çin’in ABD telekomünikasyon sektörüne katılımını kısıtlamaya yönelik bazı son geri adımlar, gelişmiş yapay zekâ yarı iletkenlerine yönelik bazı ihracat kontrollerinin gevşetilmesi ve TikTok’un ABD’de faaliyet göstermeye devam etmesine izin veren bir anlaşma ile bu tür tavizlere açık olduğunu zaten göstermiştir.
Ancak bu önlemler sınırlıdır ve büyük ölçüde ABD stratejisinde daha geniş çaplı bir değişimden ziyade müzakereler öncesindeki taktiksel konumlanmayı yansıtmaktadır. Ekim ayındaki ateşkesten bu yana ABD, Çin üzerindeki baskıyı diğer kanallar üzerinden artırmaya devam etmiştir: Kanada ve Meksika’yı Çin’e karşı gümrük vergilerini artırmaya teşvik etmiş; özellikle kritik mineraller alanında Çin’e olan tedarik zinciri bağımlılığını azaltmak amacıyla diğer ülkelerle yürüttüğü çabaları hızlandırmış; ve Tayvan Boğazı ile Doğu ve Güney Çin Denizleri’nden rutin geçişler gerçekleştiren savaş gemileri göndermeyi sürdürmüştür. Pekin tüm bu önlemlere güçlü biçimde itiraz etmiştir; ancak bunlar, herhangi bir ticaret çerçevesinin parçası olarak değişmesi beklenmeyen, kalıcı ABD ekonomik ve ulusal güvenlik önceliklerini temsil etmektedir. Bu nedenle, bir zirve bağlamında sunulan herhangi bir ABD tavizi, daha geniş bir stratejik yeniden hizalanmanın göstergesi olmaktan ziyade, sınırlı ve geri alınabilir nitelikte olacaktır.
Ertelenen ziyaret, gerçekleşse bile, yine de planlandığı gibi ilerlemeyebilir. Ateşkese yönelik en son tehdit, tırmanan İran çatışması ve buna bağlı enerji kesintileridir – Çin, ham petrolünün yarısından fazlasını Orta Doğu’dan ithal etmektedir – ancak Çin, aynı şekilde ABD’nin Venezuela, Grönland ve Panama’daki, Çin’in çıkarlarını tehdit eden ve Pekin’den sert söylemsel tepkiler doğuran hamlelerine de itiraz etmiştir. ABD Kongresi de benzer biçimde, ateşkese rağmen, Pekin’in şiddetle karşı çıktığı çeşitli yasaları kabul etmeyi sürdürmüştür; bunlar arasında, ABD kamu ve özel sektörünün Çinli biyoteknoloji firmalarıyla iş birliğini kısıtlamayı amaçlayarak Pekin’in öncelikli sanayi sektörlerinden birine doğrudan meydan okuyan BIOSECURE Yasası da bulunmaktadır. Çin ise ayrıca hassas bir siyasi durumu yönetmek zorundadır; zira Trump, 2017’deki ziyareti sırasında olduğu gibi ihtişamla ağırlanmayı muhtemelen beklemektedir, ancak bu durum, Çin hükümetinin son on yıldır kamuoyuna sunduğu ABD’nin düşmanca imajıyla çelişmektedir.
En iyi senaryoda, Çin ziyareti asgari düzeyde aksaklıkla gerçekleşir ve her iki taraf da kısa vadede daha fazla istikrar kazanır. Bu durum, belirli tarihlerde alım taahhütleri gibi düzenli temas noktalarına imkân tanıyan bir ticaret ve yatırım çerçevesiyle yapılandırılabilir ve böylece ateşkesin gelecekte sürdürülmesi sağlanabilir. Ancak bu, son on yılda biriken derin karşılıklı güvensizliği anlamlı biçimde gidermeyecektir. Taraflardan hiçbiri farklılaşan jeopolitik stratejilerini değiştirmeyecek, ne Pekin ne de Washington, işler kötüye gittiğinde başvurmak üzere oluşturdukları zorlayıcı araçların hiçbirini ortadan kaldıracaktır.
Bu durum, ilişkileri istikrarsız bir zeminde bırakacak ve ani tırmanışlara açık hâle getirecektir. Ziyaret, ilişkileri geçici olarak istikrara kavuşturabilir. Ancak stratejik rekabetin ve tedarik zincirinin silah olarak kullanılmasının yapısal mantığı değişmeden kalacaktır. Asıl soru, yeni bir tırmanışın olup olmayacağı değil, ne zaman gerçekleşeceğidir.
* Daniel Rechtschaffen, Control Risks’te Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’dan sorumlu müdür yardımcısıdır ve burada çok uluslu şirketlere ABD-Çin ilişkileri, Hint-Pasifik jeopolitiği, ekonomik güvenlik ve teknoloji politikası konularında danışmanlık yapmaktadır. Daha önce Şanghay’daki Amerikan Ticaret Odası’nda hükümet ilişkileri müdürü olarak görev yapmıştır. Daniel, Çin, ekonomik güvenlik ve jeopolitik üzerine kapsamlı biçimde yazmış olup bu alandaki diğer isimler tarafından düzenli olarak atıf yapılmaktadır. Washington Üniversitesi’nden Çin çalışmaları alanında yüksek lisans derecesine ve Concordia Üniversitesi’nden tarih alanında lisans derecesine sahiptir. İngilizce ve Çinceyi akıcı şekilde konuşmaktadır.
Kaynak: https://warontherocks.com/2026/03/trumps-visit-to-china-wont-fix-much-if-it-even-happens/