Trump’ın Ablukası İran Rejimini Nasıl Çökertebilir?

Trump’ın İran stratejisi artık yalnızca yaptırımlardan ibaret değil; rejimi çökertmek üzere tasarlanmış, deniz ablukası, mal varlıklarına el koyma ve askerî güçle desteklenen bir ekonomik boğma stratejisidir.

Kablolu haber kanallarındaki yorumcular, Başkan Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü ekonomik boğma harekâtının işe yaramayacağında ısrar ediyor. Yaptırımların hiçbir zaman bir rejimi devirmediğini söylüyorlar. İran’ın, yaptırımlara uyumun zayıf olması ve çoğunlukla Çin’e, gölge bir filo aracılığıyla indirimli petrol satması sayesinde onlarca yıldır ekonomik yaptırımlara dayanabildiğine dikkat çekiyorlar.

Bu argüman, şu anda olanları gözden kaçırıyor. İran rejimi, Başkan Trump’ın diplomatik tekliflerini —cömert bir Mutabakat Zaptı ve buna eşlik eden önemli mali teşvikler de dâhil olmak üzere— reddettikten sonra Trump farklı bir stratejiye yöneldi. Bu, kâğıt üzerinde kalan yeni bir yaptırım turu değil. Mal varlıklarına el koyma ve hedefli saldırılarla desteklenen bir deniz ablukası. Hükümetlerden ve bankalardan yalnızca yaptırımlara uymalarını istemekle kalmıyor. Tankerleri durduruyor. Bu nedenle harekâtın, Tahran’da yaptırımların tek başına yaratamayacağı siyasi bir kırılmayı zorlayarak meydana getirme konusunda gerçekçi bir şansı var.

Baskının temelinde İran’ın petrol gelirini engellemek yatıyor. Ablukanın son aşamasından önce İran günde bir milyon varilin üzerinde petrol ihraç ediyordu. Bu sevkiyatlar durduruldu. İran’ın son büyük alıcısı Çin’e kayda değer miktarda yeni ham petrol ulaşmıyor. Petrol, petrol ürünleri ve bunlarla bağlantılı deniz ticaretinden kaynaklanan toplam kaybın günde 300 milyon–500 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Bu, rejimin ekonomik can damarına yıkıcı bir darbe.

Çin, elde edebildiği kadar İran petrolünü yine de satın alacak. Ancak ABD Donanması’nın engellediği miktarın yerini dolduramayacak ve Tahran’ın gelir kaybını bütünüyle telafi edemeyecek. Pekin, Asya’daki yüzer depolarda bekleyen İran petrolünü satın alabilir; ancak Amerikan kuvvetleri Hürmüz Boğazı’nı ve İran limanlarını abluka altında tutarken bu stoku İran petrol terminallerinden yeniden dolduramaz.

Hazine Bakanlığı, İran’ın kalan ekonomik can damarlarını kesmek için iddialı bir harekât başlattı. Hazine Bakanı Scott Bessent hedefi ekonomik boğulma olarak tanımladı: Britanya Virjin Adaları gibi yerlerdeki İran Devrim Muhafızları Ordusu ve diğer İranlı elitlere ait hesapları dondurmak, yurt dışındaki 100 milyon dolarlık gayrimenkulleri hedef almak, kripto cüzdanlara el koymak ve rejimle hâlâ iş yapan herkesi ikincil yaptırımlarla tehdit etmek. Verilen mesaj, çalınan petrol parasıyla finanse edilen lüks konutların ve offshore hesapların artık güvende olmadığıdır. Bessent, bu varlıkların İran halkına veya terör mağdurlarına iade edilmesi gerektiğini söyledi.

Bu adımlar İran’ın içinde şimdiden etkisini gösteriyor. Bazı yetkililer, ekonomik çöküşü ve sıradan İranlıların aç kaldığına ilişkin haberleri gerekçe göstererek bir anlaşmaya ilgi duyduklarının sinyalini verdi. Yüksek enflasyon, maaşları ödenmeyen güvenlik güçleri ve gıda kuponu siyaseti uyarı işaretleri — özellikle de İran merkez bankasının petrol ihracatı gelirlerinin sıfıra doğru düştüğünü kabul etmesinin ardından. Patronaj ve baskıyla ayakta duran bir rejimin nakde ihtiyacı vardır. Nakit kesildiğinde, hizipler bir çıkış yolu aramaya başlar.

Askerî harekât da aynı stratejinin bir parçası. ABD saldırıları, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini tehdit etmek için kullandığı radarları, füze mevzilerini ve deniz unsurlarını defalarca hedef aldı. Son saldırılar, Tahran’ın petrol tankerlerinden vergi almak veya onları batırmak için ihtiyaç duyduğu sensörleri ve fırlatıcıları yeniden inşa etmesini önleyecek şekilde ayarlandı. İran’ın son misilleme saldırıları da sonuçsuz bir başka direniş gösterisiydi. Çok az hasara yol açtılar ve büyük ölçüde önlendiler.

Ülke içinde rejim, çökmekte olan otoriter hükümetlerin tipik olarak yaptığını yapıyor: kıskacı sıkıyor. İdamlar hızla arttı; idam edilenler arasında Ocak ayındaki kitlesel protestolar sırasında güvenlik suçlarıyla itham edilen kişiler de var. Parlamento, Batı medyasıyla teması suç saymak için harekete geçti. Bu, güç göstergesi değil. Dükkânlar boşken ve petrol ABD ablukası nedeniyle satılmadan beklerken kendi halkının dış dünyayla konuşmasından korkan bir hükümet bu.

Bunların hiçbiri hızlı veya düzenli bir geçişi garanti etmiyor. Otoriter rejimler, güvenlik birimlerinin maaşları ödenmeye devam eder ve bu birimler bütünlüklerini korursa sefalete uzun süre dayanabilir. Ancak Tahran’ın karşı karşıya olduğu hesap acımasız. Günde birkaç yüz milyon dolar kaybeden, tek büyük müşterisine petrol satamayan, elitlerinin yurt dışındaki mülklerine el konulduğunu gören ve kendisini savunmak ya da komşularını ve deniz trafiğini tehdit etmek için ihtiyaç duyduğu silahları yeniden inşa edemeyen bir devlet sürdürülebilir bir durumda değildir.

Bu baskının altmış ila doksan günü, tarihsel açıdan kısa bir süre, nakit sıkıntısı çeken bir güvenlik devleti içinse uzun bir süredir. Abluka sürer, mali kanallar kapalı kalır ve İran boğaza yönelik inandırıcı bir tehdidi yeniden tesis edemezse, Tahran’da geriye kalan karar alıcıların önündeki seçenek basitleşir: baskı altında müzakere etmek ya da ülkenin çöküşünü izlemek. Başkan Trump’ın ekonomik boğma stratejisi bu şekilde işe yarayabilir — Amerika Birleşik Devletleri önümüzdeki aylarda bu stratejiyi sürdürürse.

* Fred Fleitz daha önce Trump Ulusal Güvenlik Konseyi’nde kurmay başkanı olarak görev yaptı. Texas A&M Press tarafından kısa süre önce yayımlanan North Korea, Nuclear Brinkmanship, and the Oval Office adlı kitabın yazarıdır.

Kaynak: https://amgreatness.com/2026/09/04/how-trumps-blockade-could-break-the-iranian-regime/