Trumpçı Jeoekonomi ve Hint-Pasifik Jeopolitiği
Trump, sözde değil — fiilen — Asya’ya yönelmiştir.
İran Savaşı’nın belki de en önemli sonucu — İran rejiminin askeri kapasitesini zayıflatmak ve bu rejimi nükleer silahlardan mahrum bırakmak dışında — Çin’in Hint-Pasifik’teki jeopolitik emelleri üzerinde yaratması muhtemel caydırıcı etkidir. Çünkü Trump, İran’ın nükleer silah altyapısını ve konvansiyonel askeri varlıklarını (savaş gemileri dahil) yok ederek Çinli liderlere sadece Amerika’nın muazzam askeri kapasitesini göstermekle kalmamış, aynı zamanda Çin’in enerji tedarikinin büyük bölümünü sağladığı stratejik su yolları ve darboğazları kontrol ederek ekonomik savaş yürütme kapasitesini de ortaya koymuştur. Trumpçı jeoekonomi, Amerika Birleşik Devletleri’ne Hint-Pasifik jeopolitiğinde üstünlük sağlayabilir.
Tüm bunların önemli bir öncülü, Trump’ın Amerika’nın yerli enerji üretim kapasitesinin tüm gücünü açığa çıkararak ve ABD’nin batı yarımküre üzerindeki jeopolitik hâkimiyetini pekiştirerek ülkeyi enerji bağımsızlığına kavuşturma yönündeki hamleleridir. Venezüella operasyonunun bu kadar önemli olmasının nedenlerinden biri de budur. Trump, Çinli liderlere yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Doğu’dan gelen enerji kaynakları olmadan da idare edebileceğini değil, aynı zamanda bu kaynakları Çin’den de mahrum bırakabileceğini göstermiştir. Küresel Enerji Politikası Merkezi, Çin’in petrol ithalatının yarısının ve sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatının üçte birinin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini belirtmektedir.
Ancak Hürmüz Boğazı, Çin’in karşı karşıya olduğu tek zayıflık değildir. Daha da önemlisi, eski Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun “Malakka İkilemi” olarak adlandırdığı durumdur. Malakka Boğazı, belki de dünyadaki en önemli jeoekonomik darboğazdır. “Çin’in tüm deniz enerji iletişim hatları (SLOC’lar) Malakka Boğazı’nda birleşir.” Ticaretinin üçte ikisi bu boğazdan geçmektedir. Bu, Trump’ın Hint Okyanusu’nun ortasındaki Diego Garcia’ya erişimi sürdürmekte ısrar etmesinin ve ABD’nin deniz ve hava kaynaklarını Filipinler’de yeniden yoğunlaştırması gerektiğinin bir nedenidir. ABD Donanması, İran’a karşı süren mevcut savaşta, Çin ile bir çatışma durumunda bu boğazı da kapatabileceğini göstermektedir.
Bu nedenle, Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alması veya karantinaya alması, İran’ın ateşkesi ihlal etmesi hâlinde İran ekonomisini boğabilecek potansiyel bir baskı aracı olduğu kadar, Çinli liderlere de Tayvan’ı zorla ele geçirmeye veya abluka altına almaya kalkışmaları durumunda enerji tedariklerinin ve küresel ticaretlerinin büyük bölümünü kesebileceğimiz mesajını vermektedir. Bu şekilde, Trump’ın İran Savaşı’ndaki başarısı, Hint-Pasifik’teki jeopolitiği istikrara kavuşturmaya yardımcı olabilir.
Çinli liderler, tüm o gürültü patırtıya rağmen, silahlı kuvvetlerinin savaşta henüz sınanmadığının muhtemelen farkındadır. Çin’in son savaşı 1970’lerin sonunda Vietnam’la olmuştur ve bu çatışmada pek iyi bir performans sergileyememiştir. O zamandan bu yana Çin, askeri gücünü büyük ölçüde artırmış ve Batı Pasifik’te bir savaş çıkması hâlinde kuşkusuz zorlu bir rakip olacaktır. Bu nedenle ABD için en iyi politika, Çin’i böyle bir savaşı başlatmaktan caydıracak önlemler almaktır. Başkan Trump, batı yarımküredeki konumumuzu sağlamlaştırarak, askeri gücümüzü artırarak ve sözde değil — fiilen — Asya’ya yönelerek caydırıcılık duruşumuzu zaten güçlendirmiştir. Yukarıda belirtildiği gibi, İran’daki savaş hem askeri hem de jeoekonomik yönleriyle Hint-Pasifik’teki caydırıcılık duruşumuzu güçlendirmiştir.
Daha fazlası yapılmalıdır. Gemi inşa kapasitemiz katlanarak artırılmalıdır. Çin karşısında mevcut nükleer üstünlüğümüzden vazgeçmemeliyiz. Askerî ve siyasi kaynaklarımızı Avrupa’dan Hint-Pasifik’e daha fazla kaydırmalıyız. İran’a karşı yürütülen savaş, Orta Doğu’da bize yardım etmeyi reddeden NATO müttefiklerinin Hint-Pasifik’te de bize yardım etmesinin muhtemel olmadığını ortaya koymuştur. Esasen bir ittifak yerine bir himaye bölgesine harcadığımız para ve tahsis ettiğimiz kaynaklar, Hint-Pasifik bölgesinde harcanıp bu bölgeye yönlendirilse daha iyi olur.
Bir fiyasko ya da çıkmaz olmaktan uzak olan İran’a karşı savaş, Orta Doğu’da ve ötesinde küresel siyaseti Amerika’nın lehine yeniden şekillendirebilir.
Kaynak: https://spectator.org/trumpian-geoeconomics-and-indo-pacific-geopolitics/