Trump Erdoğan’a F-35 Sözü Verdi, Ama Yasa Hayır Diyor

Türk lider Recep Tayyip Erdoğan, Donald Trump’ı Ankara Havalimanı’nda karşıladı; devlet başkanlarının genellikle yapmadığı bir şey. Toplar vardı. Atlı askerler vardı. Kırmızı, beyaz ve mavi duman izleri bırakan jetler tepelerinde uçtu. Ardından iki lider Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bir araya geldi ve Trump, kendi yönetiminin Türkiye’ye uyguladığı yaptırımlar sorulduğunda şunları söyledi: “Dostlara yaptırım uygulamak istemiyoruz.”

Yaptırımlar, Aralık 2020’de, Trump’ın kendi Beyaz Sarayı tarafından ve görev süresi sırasında, Türkiye’nin Ankara’nın satın almak istediği Amerikan hayalet savaş uçağını avlamak üzere geliştirilmiş bir Rus hava savunma sistemi satın almasının ardından yürürlüğe girdi. O günden bu yana S-400 konusunda hiçbir şey değişmedi. Değişen tek şey, Erdoğan’ın havalimanına atlar göndermesiydi.

Trump daha da ileri gitti. Türkiye’nin, diğer ABD müttefiklerinden daha sadık olduğunu söyledi. Bunu, İran’a karşı yürüttüğü savaşa yeterince istekli destek vermedikleri gerekçesiyle Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve İtalya’yı eleştirdiği, ittifakın kendisine iyi davranmadığından yakındığı ve Avrupa’dan daha fazla Amerikan askerini çekme ihtimalini dışlamadığı bir gezi sırasında söyledi.

Bu anlayışta sadakatin antlaşmalarla, demokrasiyle ya da ortak çıkarlarla hiçbir ilgisi yoktur. Bunun anlamı, Erdoğan’ın ona iyi davranmış olmasıdır.

F-35’in kendisi konusunda ise Trump daha kaypaktı. Bir satışın “kesinlikle değerlendireceğimiz bir şey” olduğunu söyledi. Ankara NATO Zirvesi’nin sonunda ise daha da geri adım atarak henüz kararını vermediğini, ancak Erdoğan’ın pek çok şekilde yardımcı olması nedeniyle evet deme eğiliminde olduğunu söyledi (Çin’in de öyle olduğunu ekledi).

Erdoğan ise farklı bir hikâye anlatıyor. Trump’ın kendisine şahsen söz verdiğini ve altı jetin vaat edildiğini söylüyor. Bu iki adamdan yalnızca biri gerçek bir şeyi anlatıyor olabilir ve yalnızca biri Amerikan yasasıyla bağlıdır.

Beyaz Saray’ın sürekli olarak bahsetmeyi unuttuğu husus şudur. Türkiye’nin S-400’leri teslim almasının ardından Kongre, 2019 yılında Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasını yasaya bağladı. 2020 mali yılı Ulusal Savunma Yetki Yasası’nın 1245. Bölümü, Ankara S-400’e —veya onunla bağlantılı herhangi bir ekipmana, malzemeye ya da personele— “artık sahip olmayana” kadar herhangi bir F-35’in Türkiye’ye transferini yasaklıyor. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, tek bir uçak hareket etmeden 90 gün önce bunu Kongre’ye yazılı olarak bizzat tasdik etmeleri gerekiyor.

Kongre herhangi bir başkanlık muafiyeti eklemedi. Ulusal güvenlik istisnası yok, acil durum yetkisi yok, yorumlama konusunda takdir yetkisi yok. Üstelik Trump bunu imzaladı. Yaptırım yasasını da imzaladı; daha doğrusu, yasa karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. Trump, 2017’de CAATSA’ya karşı çıktı; Kongre ise yasayı, vetoyu anlamsız kılacak kadar büyük çoğunluklarla kabul etti. Ardından, kendi ilk dönem yetkilileri onu bu yasayı uygulamaya ikna etmek zorunda kaldı. Senatör John Cornyn’in (R-TX) Ankara açıklamasına verdiği tüm kamuoyu tepkisi, 1245. Bölüm’ün metnini yayımlamak ve ayrıca haberlerin yanlış olmasını umduğunu söylemekten ibaretti.

Dolayısıyla Kongre’nin bu satışı durduracağını okuduğunuzda, bunun gerçekte ne anlama geldiğini anlayın; çünkü insanların düşündüğü anlama gelmiyor.

Temsilci Dina Titus (D-NV), Temsilciler Meclisi liderlerinden bir onaylamama ortak kararı sunmalarını istedi. Ortak karar bir yasa tasarısıdır. Trump bunu veto eder. Vetonun aşılması, her iki mecliste de üçte iki çoğunluk gerektirir ve böyle bir üçte iki çoğunluk yoktur; çünkü muhalefet şimdiden fire vermeye başlamıştır. Kongre heyetiyle birlikte Ankara’da bulunan Senatör Mike Rounds (R-SD), S-400 meselesinin çözülmesinin NATO açısından iyi haber olacağını söyledi. Temsilci Mike Turner (R-OH) ise konuyla ilgili brifingleri umut verici olarak nitelendirdi.

Kongre’nin gerçek kozu bir oylama değildir. İki imza taşıyan bir kâğıt parçasıdır. Pete Hegseth ile Marco Rubio’nun bu tasdik belgesini imzalaması gerekiyor. Kendi adlarıyla ve fiilî durumu tasdik ederek, Türkiye’nin şu anda sahip olduğu bir silah sistemine artık sahip olmadığını beyan etmeleri gerekiyor. Haberler, Türkiye’nin tam da bu hukuki engeli aşmak amacıyla S-400 sistemlerini Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri gibi bir Körfez ülkesine devretmek için Rusya’nın onayını aktif olarak aradığını gösteriyor; ancak henüz herhangi bir anlaşmaya varılmış değil ve Rusya sattığı sistemlere çeşitli şartlar bağlıyor. Senatör Chris Coons (D-DE), sistemlerin başka bir yere taşınmasını baştan uygulanabilir olmayan bir fikir olarak nitelendiriyor. Sistemin depolanması, yasanın açık hükmüne aykırıdır. Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi üyesi Temsilci Brad Sherman (D-CA) ise bunu dolambaçsız bir şekilde ifade etti: Türkiye S-400’lere sahip olduğu sürece satış yasa dışıdır.

Hegseth ile Rubio’nun bu başkana “hayır” dediğini düşünün. Üstelik bunun bir emsali de var. Geçen ay, yaptırımlar hâlâ yürürlükteyken yönetim, Türkiye’nin yerli KAAN savaş uçağı için F110 motorlarının satışına devam edeceğini Kongre’ye bildirdi. Kimse bunu durdurmadı. Neredeyse hiç kimse de fark etmedi.

Türkiye bir NATO müttefikidir. Kendisine ait altı F-35, Arizona’daki bir hangarda duruyor ve yaklaşık 1,7 milyar doları Amerikan makamlarının elinde bulunuyor. S-400’ler hiçbir zaman Türk hava savunma sistemine entegre edilmedi; donanımın büyük bölümü hâlâ nakliye konteynerlerinde bulunuyor. Ankara bunlardan gerçekten ve doğrulanabilir şekilde vazgeçer ve müfettişler de bunu teyit ederse, yasa tam da tasarlandığı şekilde işler ve Türkiye savaş uçaklarını alır.

Ancak olan bu değildir. Olan şey, bir başkanın, yalnızca karşılamanın sıcaklığına dayanarak, Amerika Birleşik Devletleri yasalarının yasakladığı bir sonucu yabancı bir lidere vaat etmesidir. Bu arada Washington’da Türkiye’deki insan haklarından hiç söz edilmemektedir.

Eğer Hegseth ile Rubio, fiilî bir durumu değil de verilen bir sözü esas alacak şekilde bir tasdik belgesini imzalarlarsa, bunun vereceği zarar F-35 programına olmayacaktır. Hayalet teknolojisi varlığını sürdürecektir. Varlığını sürdüremeyecek olan ise Kongre’nin bir cümle yazıp başkanın imzasını aldıktan sonra o cümlenin artık bir anlam ifade etmesini bekleyebileceği düşüncesidir.

Kaynak: https://fpif.org/trump-promised-erdogan-the-f-35-but-the-law-says-no/