Tolstoy’un Son Romanı
İNCELEME: Lev Tolstoy’un “Diriliş”i
Lev Tolstoy, Batı dünyasının en büyük yazarıdır — evet, Shakespeare, Dante, Dickens, Dostoyevski ve Proust’tan bile büyüktür. Bunun kanıtı olarak, iki başyapıt romanı Savaş ve Barış (1867) ve Anna Karenina (1878) ile birlikte, aralarında İvan İlyiç’in Ölümü, Kreutzer Sonatı, Peder Sergiy, Hacı Murat ve Efendi ile Uşak’ın da bulunduğu yirmi kadar etkileyici novella ve kısa öyküsünü sunabilirim.
Diriliş (1899), bugün Everyman Library’nin şık bir baskısıyla yeniden yayımlandı; bu, Tolstoy’un son romanıdır. Görünüşte bir aşk hikâyesidir. “Görünüşte” diyorum, çünkü hikâyedeki aşk tam anlamıyla hissedilemez. Romanın kadın kahramanı Katerina Maslova, neredeyse 500 sayfalık anlatı boyunca gölgede kalır; erkek kahraman Prens Dmitri İvanoviç Nehlüdov’un yaşadığı iniş çıkışlar ise her zaman ikna edici değildir. En yüce niyetlerle yazılmış bir roman olan Diriliş, ne yazık ki, ancak büyük bir yazarın yazabileceği türden bir başarısızlıktır.
“Diriliş”te adları verilmiş en az 93 karakter vardır ve muhtemelen bir o kadar da isimsiz karakter — aristokrat aile üyeleri, köylü mahkûmlar, çeşitli bürokratlar — bulunmaktadır. Hikâye oldukça sade bir şekilde başlar. Katerina Maslova, Nehlüdov’un iki teyzesi için hizmetçi olarak çalışmaktadır. Genç ve alımlı bir kadındır; Nehlüdov da ona en az onun kendisine olduğu kadar tutulmuştur. Aralarındaki flörtleşme, ancak birkaç yıl sonra, Nehlüdov askerliğini tamamlayıp döndüğünde bir karşılık bulur. Nehlüdov onu baştan çıkarır; Katerina ise onun farkında olmadığı şekilde hamile kalır. Bebeğini kaybeder ve hamileliği nedeniyle Nehlüdov’un teyzelerinin yanındaki işini de kaybeder. Katerina kısa süre sonra bir “kuruluşa” — yani bir geneleve — düşer ve burada fahişe olarak çalışmaya başlar.
Birkaç yıl ileri saralım (neden hiç geri sarmayız?), ve Katerina Maslova, baş belası bir müşterinin şarabına uyku verici bir iksir katması için görevlendirilir. Ancak bilmediği şey, bu iksirin zehirli olduğudur; iksiri ona veren çift, söz konusu adamı soymuştur. Katerina cinayetle suçlanır, tutuklanır ve yargılanır. Suçlu bulunur ve Sibirya’ya sürgün edilerek ağır iş cezasına çarptırılır. Jüri üyeleri arasında yer alan Nehlüdov, genç Katerina’yı baştan çıkararak nelere sebep olduğunu fark eder. Tolstoy şöyle yazar:
“Hayır, bu olamaz,” dedi Nehlüdov kendi kendine; ama artık emindi — bu oydu, o aynı kızdı; bir zamanlar gerçekten âşık olduğu, hem himayesinde olan hem de hizmetçiliğini yapan, coşkulu bir tutku anında baştan çıkardığı ve ardından terk edip bir daha hiç hatırlamadığı o kız… çünkü bu anı çok acı verici olurdu, onu açıkça suçlu kılardı; dürüstlüğüyle övünen bu adamın bu kadına iğrenç, skandal bir şekilde davrandığını kanıtlayacak kadar.
Nehlüdov, onun masumiyetini kanıtlayarak ve nihayetinde onunla evlenerek her şeyi telafi etmeye kendi kendine yemin eder.
Bu, güçlü bir olay örgüsünün verisi olarak gayet yerindedir; ancak Diriliş’te Tolstoy esasen olay örgüsüyle ilgilenmez. Bu son romanında büyük romancı bir toplum eleştirmenine, sanatçı bir peygambere dönüşür. Hayatının sonlarına doğru Tolstoy, İnsanlar Neden Kendilerini Sersemletir? gibi kitaplarda Rus kurumlarını eleştirmeye kendini adamıştır. Ne yazık ki Diriliş’te baskın olan da tam olarak bu Tolstoy’dur.
Örneğin, Nehlüdov’un ihmalkâr davranışları, askerlik yıllarına bağlanır. Tolstoy’un kendisi Kırım Savaşı’nda (1853–1856) savaşmış olsa da, Diriliş boyunca orduya derin bir küçümsemeyle yaklaşır. Mesela öğreniriz ki, Nehlüdov askerlik öncesinde “dürüst, özverili, iyi bir amaç uğruna kendini feda etmeye hazır bir delikanlı” iken; şimdi artık “sadece kendi zevkini düşünen, yozlaşmış, rafine bir egoist”tir. Tolstoy şöyle yazar:
“Askerlik hayatı genel olarak insanları ahlaksızlaştırır. Onları tamamen tembellik içinde, yani her türlü akılcı ve faydalı işten uzak bir duruma sokar; onları ortak, yararlı yükümlülüklerinden muaf tutar ve bunun yerine sadece alayın, üniformanın ve bayrağın onuruna yönelik geleneksel görevleri koyar; bir yandan onlara başkaları üzerinde mutlak bir güç verirken, öte yandan da onları kendilerinden yüksek rütbedekilere kölece bir itaat konumuna yerleştirir.”
Tolstoy, Rus mahkeme sistemine karşı da en az orduya olduğu kadar serttir; bu sistemi “kimsenin ihtiyaç duymadığı bu komedi” olarak nitelendirir. Hâkimlerin kendi davalarından sıkıldıklarını, akıllarının önlerindeki işte değil, günün ilerleyen saatlerinde metresleriyle buluşmakta olduğunu anlatır. Özellikle bir savcı yardımcısını hedef alır — “doğası gereği çok aptal olan, ama bunun yanı sıra okulu altın madalya ile bitirmiş ve üniversitede Roma Hukuku okurken Kölelik üzerine yazdığı makaleyle ödül almış; bu nedenle de son derece kendine güvenen ve kendini beğenmiş (kadınlar nezdindeki başarısı da buna katkı sağlıyor) ve aptallığı artık olağanüstü hale gelmiş” biridir. Katerina için temyiz hazırlaması amacıyla Nehlüdov’un tuttuğu bir avukat, dönemin Rus mahkemeleri hakkında şunları söyler: “Bunlar sadece maaş derdindeki memurlar. Maaşlarını alırlar, daha fazlasını isterler; ilkeleri de burada biter. Kimi isterseniz suçlayabilir, yargılayabilir ve mahkûm edebilirler.”
Ancak Tolstoy’un en ağır hakaretlerini Rus cezaevi sistemine sakladığı açıktır. Nehlüdov, Katerina ile iletişim kurabilmek için neredeyse sonu gelmeyen bir dizi cezaevi ziyaretine çıkar ve her seferinde daha da karanlık bir bakışla geri döner. Mahkûmlar hakkında şöyle yazar:
“Sadece kâğıt üzerinde olması gerektiği gibi yazılmamış bir şey yüzünden, onlarca masum insana yüklenen utanç ve acı korkunçtu. Kardeşlerini eziyet etmekle görevli olan, bunu yaparken önemli ve faydalı bir iş gördüklerine inanan o acımasız gardiyanlar korkunçtu.”
Hapishaneleri yönetenler hakkında Nehlüdov şöyle düşünür:
“Belki bu müdürler, müfettişler, polisler gereklidir; ama insanların en temel insani özelliği olan birbirlerine karşı sevgi ve sempati duygusundan mahrum bırakıldıklarını görmek korkunç.”
Hapishaneler, insanlara doğal olan sevgiyi boğar; ya da Nehlüdov’un da ifade ettiği gibi:
“Eğer bir kez, yalnızca bir saatliğine ya da istisnai bir durumda bile olsa, insanlara duyulan sevgi duygusundan daha önemli bir şey olabileceğini kabul edersek, artık suçluluk duygusundan uzak, rahat bir zihinle işlemeyeceğimiz hiçbir suç kalmaz.”
Tüm bu Rus kurumlarına yönelik ezici eleştiriler, okurun Nehlüdov ile Katerina Maslova arasındaki aşka duyduğu ilgiyi azaltır. Spoiler uyarısı: Sonunda ikisi evlenmez. Tolstoy’un açıklaması şöyledir:
“O, onu seviyordu ve onunla birleşerek hayatını mahvedeceğini düşünüyordu. Simonson’la [romanın sonlarına doğru tanıtılan bir mahkûm] gitmekle Nehlüdov’u özgürleştireceğini düşünüyordu; yapmak istediği şeyi yaptığı için mutluydu, ancak ondan ayrılırken acı çekiyordu.”
Bunun yerine roman, Nehlüdov’un İncil okumaları ve bu okumalar sonucunda yaşamını beş emirden oluşan bir özete göre sürdürme kararı almasıyla sona erer. Tolstoy’a karşı hayranlığı sonsuz olan Anton Çehov bile bu sonucu pek ikna edici bulmamıştır:
“Yazıp yazıp, sonra her şeyi bir kutsal kitap parçası için bir kenara atmak biraz fazla teolojik.”
Ve gerçekten de öyle hissettiriyor.
Romain Rolland ve başka bazıları, Tolstoy’un kendisini Dmitri İvanoviç Nehlüdov karakterinde gördüğünü belirtmişlerdir. Ancak Nehlüdov, romanın geçtiği dönemde 30’larında olması gerekirken, Tolstoy bu sırada 70’li yaşlarındaydı. Tolstoy’un en son biyografi yazarı olan Henri Troyat, Diriliş hakkında şunu söyler:
“Tolstoy hiç bu kadar şiddetli ve hiç bu kadar az ‘sanatsal’ yazmamıştı. Üslubuna her zamankinden bile daha az özen gösteriyor, çünkü bir hikâye anlatmaya çalışmıyor; toplumun içinde bulunduğu kötü durumdan sorumlu olanları damgalamaya çalışıyor.”
Tolstoy, öğrencisi Prens Dmitri Aleksandroviç Hilkov’a şunu söylemiştir:
“Doğa, türün devamı için bazı erkeklere cinsel içgüdü verdiği gibi, bazılarına da sanatsal içgüdü vermiştir — bana bu da en az öteki kadar saçma ve en az onun kadar zorlayıcı görünüyor… Yetmiş yaşında, tamamen aptal olmayan bir adamın kendini roman yazmak gibi boş bir işe adamasına başka bir açıklama bulamıyorum.”
Troyat, burada Tolstoy’un kendini küçümsüyor gibi davrandığını, aslında samimi olmadığını öne sürer. Ancak ben, edebiyatın derin ama yavaş işleyişine sabrı tükenen Tolstoy’un, söylediklerinde tümüyle ciddi olup olmadığını sorguluyorum. Çünkü dünyanın en büyük hikâye anlatıcısı olan Tolstoy’un, Diriliş’te neden gerçekten etkileyici bir hikâye anlatmamayı tercih ettiğini başka türlü açıklayamıyorum.
*Diriliş (Everyman’s Classics Library Serisi)
Lev Tolstoy
Everyman’s Library, 552 sayfa, 34 dolar
*Joseph Epstein, son olarak Roman: Kim Neden İster? (The Novel, Who Needs It?) adlı kitabın yazarıdır.