Süper Güçlerin Gündemi Ukrayna Değil, Silah Kontrolü Olmalı

Beyaz Saray’da, gelecek ay Şenzen’de yapılacak APEC zirvesinin marjında Vladimir Putin ve Şi Cinping ile bir araya gelip gelmeyeceği sorulan Donald Trump, konuşmayı Ukrayna’dan nükleer başlıklara çevirdi. “Bu görüşmeyi nükleer silahları ve nükleer silahsızlanmayı konuşmak için yapardık” dedi. Rusya’nın “Ukrayna konusunda gayet iyi” olduğunu da ekledi. Aynı konuşmada, Kiev adına müzakere etme sırasının artık Volodimir Zelenskiy’den başka birine gelmiş olabileceğini ima etti.

Şu anda tek bir davetin üzerinde iki ayrı öneri duruyor. The Wall Street Journal’ın haberine göre Putin, görüşmeyi savaşı Moskova lehine şartlarla bitirmenin yolu olarak sundu. Trump ise silah kontrolü olarak sundu. Bunlardan yalnızca biri Şenzen’deki masada yer almayı hak ediyor.

Zirvenin kendisi yapılmaya değer. Dünyanın en büyük iki nükleer cephaneliği, Yeni START 5 Şubat’ta sona erdiğinden bu yana sekiz aydan uzun süredir tek bir bağlayıcı sınırlamaya tabi değil. Trump, Putin’in antlaşmadaki tavanlara bir yıl daha gönüllü olarak uyma teklifini, daha iyi bir antlaşma istediğini söyleyerek geri çevirdi. Elinde daha iyi bir antlaşma yok. Elinde bir mekân var.

Gelecek itiraz şimdiden belli: Çin masaya oturmayı reddedecek. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning geçen hafta, Çin’den üçlü silahsızlanma müzakerelerine “bu aşamada” katılmasını istemenin “ne adil ne makul ne de gerçekçi” olduğunu, ABD’nin ise “özel ve birincil sorumluluk” taşıdığını söyledi. Washington’da bu söz engelleme olarak yorumlanacak.

Niyete bakmadan önce rakamlara bakın. SIPRI’nin son yıllığı, ABD’nin askerî stokunu 3.700, Rusya’nınkini 4.400 nükleer başlık olarak veriyor. Çin’in elinde ise yaklaşık 620 başlık var. SIPRI’nin belirttiğine göre Pekin 2030’a kadar 1.000’i geçse bile, iki cephanelikten herhangi birinin aşağı yukarı dörtte birine sahip olacak. Dünyadaki kullanılabilir nükleer başlıkların kabaca yüzde 83’ü Rusya ile ABD’nin elinde.

Üçünün en küçüğünden ilk önce dondurmasını isteyen bir müzakere silah kontrolü değildir. Bu, Çin’den masaya oturmanın bedeli olarak kalıcı biçimde geride kalmayı kabul etmesini istemektir. Washington ve Moskova 1972’de SALT I’i imzaladığında kimse İngiltere’den, Fransa’dan ya da Çin’den de imza atmasını istememişti.

Yine de Çin’in cephaneliği herkesinkinden hızlı büyüyor. SIPRI’nin tahminine göre Pekin’in operasyonel kuvvetlere konuşlandırılmış başlık sayısı 24’ten 34 civarına çıkmış olabilir; Çin üç yeni silo sahasına da füze yerleştirdi. Washington’ın kaygısı uydurma değil.

O odadan, üç liderden hiçbirinin kendi ülkesinde yenilgi gibi anlatmak zorunda kalmayacağı üç sonuç çıkabilir.

Birincisi, tavanın yeniden kurulması. Washington ve Moskova, Yeni START’ın 1.550 konuşlandırılmış stratejik nükleer başlıklık temel sınırına 12 ay boyunca uyacaklarını ve veri değişimini yeniden başlatacaklarını açıklayabilir. Rusya, ABD de uyarsa bu sınırlara bağlı kalacağını zaten söyledi. Bu taahhüt Trump’a hiçbir şeye mal olmaz; Silah Kontrolü Derneği de üç liderin aynı açıklamada nükleer deneme yasağına ilişkin taahhütlerini yeniden teyit edebileceğini önerdi.

İkincisi, Çin cephaneliğinin büyüklüğüyle orantılı bir katkı sunabilir. Pekin, 1964’teki ilk denemesinden bu yana ilk kullanan taraf olmama taahhüdüne bağlı kalıyor ve yıllardır diğer nükleer güçlerin de böyle bir taahhüt benimsemesi için baskı yapıyor. Beş nükleer gücün Ocak 2022’de yayımladığı, nükleer savaşın kazanılamayacağını ve asla yapılmaması gerektiğini belirten ortak açıklamanın üç taraflı olarak yeniden teyit edilmesi, buna liderler arasında bir sıcak hat ile üç ülke arasında füze fırlatma bildirimlerinin eşlik etmesi, Çin’i cephaneliğine tavan getirmesini istemeden bir risk azaltma sürecine dâhil eder; üstelik söz konusu cephanelik diğer ikisininkinin yalnızca küçük bir kesri kadar. Bu, Pekin’in kabul edebileceği bir yol ve zirvenin ev sahibinin bu yolun işlemesini istemek için her türlü nedeni var.

Üçüncüsü, liderler yazılı bir set üzerinde anlaşabilir. Ortak bildiri, Ukrayna topraklarının Şenzen gündeminde olmadığını açıkça belirtmeli. Burada Pekin’in kendi sicili işe yarıyor. Çin’in savaşa ilişkin Şubat 2023 tarihli tutum belgesi, bütün ülkelerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı ilkesiyle açılıyordu. Mao Ning pazartesi günü, bakanlığın herhangi bir üçlü görüşmeye dair bilgisi olmadığını söyledi. Pekin, üçüncü bir ülkenin bölüşülmesine ev sahipliği yapmaya hiçbir istek göstermedi; Şenzen zirvesinin sınırlarla değil nükleer başlıklarla hatırlanmasında da her türlü çıkarı var.

Bu set önemli, çünkü alternatifi şimdiden görünüyor. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, üç liderin Kiev olmadan bir araya gelmesinin “Putin’i bu savaşı sürdürmeye teşvik edeceği” uyarısında bulundu. Trump’ın Rusya’yı “gayet iyi” diye nitelediği günün ertesinde, Kiev-Odessa karayolu yakınlarında düzenlenen bir Rus İHA saldırısında üç kişi hayatını kaybetti. The Washington Post, yönetimin Kiev’in ihtiyaç duyduğu önleyicileri onaylamadığını yazdı.

Silah kontrolünü Ukrayna toprağıyla takas eden bir zirve, Putin’e ordusunun ele geçiremediği ödülü verir ve nükleer müzakere hattını bir nesil boyunca itibarsızlaştırır.

Karaçi’den bakınca tablo daha az soyut. Sorun yalnızca büyük üçlü değil. SIPRI, Hindistan’ın 190, Pakistan’ın ise yaklaşık 170 başlığa sahip olduğunu hesaplıyor; Mayıs 2025’te iki ülke, nükleer silahlı komşular arasında son on yılların en yoğun çatışmasında karşılıklı füze ve İHA saldırıları düzenledi. Şenzen’de varılacak bir anlaşma, en üst kademenin altındaki hiçbir şeyi dondurmaz. Ama en azından büyük güçlerin hâlâ bir şey imzalayabildiğini gösterir. Güney Asya uzun zamandır böyle bir örnek görmedi.

Trump savaşları bitirdiğini söylemeyi seviyor. Oysa şubattan beri hiçbir kurala bağlı olmadan süren bir silahlanma yarışını bitirme şansı daha yüksek ve bunu, ev sahibinin görüşmenin başarılı olmasını istediği bir şehirde yapabilir.

Sınavın sonucu, APEC 19 Kasım’da kapandığında görülecek. Şenzen açıklamasında 1.550 rakamı yer alırsa zirve, son beş yılda hiçbir silah kontrolü toplantısının başaramadığını başarmış olacak. Eğer odada tek bir Ukraynalı yokken açıklamada Ukrayna kelimesi geçerse, nükleer dipnotlu bir Yalta olarak hatırlanacak.

*İmran Halid, uluslararası ilişkiler üzerine yazan bir jeostratejik analist ve köşe yazarıdır. Yazıları saygın uluslararası haber kuruluşları ve yayın organlarında geniş yer bulmuştur.

Kaynak: https://fpif.org/arms-control-not-ukraine-should-be-on-the-superpower-agenda/