Sudan’ı Neden Filistin’in Yakınında Yazıyoruz

“Umarım insanlar neler olduğunu anlamak için bir açıklamaya değil, bir insana bakarlar… Biz, işkence görenler, öldürülenler, yerinden edilenler ve aç bırakılanlar, acımızı insani ve anlaşılır kılma ödevini yapamayacak kadar bitkiniz.” Genç bir Sudanlı aktivist, Buradayız.

15 Nisan 2023 sabahı, ramazan ayında, Elaf Hartum’da bir amfideydi; annesi onu arayıp eve gelmesini söyledi. Elaf bunu geçiştirdi; silah sesleri sıradanlaşmıştı. Yirmi dakika sonra yüksek bir patlama binayı sarstı ve öğrenciler açık bir avluya çıktığında hava makineli tüfek ateşiyle doldu. Şehrin öbür ucunda Aya, dumandan kapkara olmuş bir gökyüzüne uyandı. Diyabet hastası olan Mina, ülkede insülin kalmadığı için on iki gün sonra ayrılacaktı. Her biri bunun bir hafta içinde biteceğine inanıyordu.

Üç buçuk yıl sonra Sudan, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi. Uluslararası Göç Örgütü, Nisan 2026 itibarıyla yaklaşık 9 milyon ülke içinde yerinden edilmiş kişi, yaklaşık 4 milyon geri dönen ve sınırları aşarak kaçan 4,5 milyon kişi daha saydı. Bu rakamları bilmek gerekli. Ancak hikâyeleri Buradayız: Sudanlı Kızlar ve Gençler Direniş ve Hatırlayış İçinde Yerlerini Koruyor kitabını dolduran sekiz genç örgütçünün ısrarla vurguladığı gibi, rakamlar insanları kolayca kaydırılıp geçilen bir ölçeğe indirgeyerek düzleştiriyor da.

Bu bülten, söz konusu derlemeden ve ona eşlik eden “Sudan’ı Neden Filistin’in Yakınında Yazıyoruz” başlıklı denemeden yararlanarak Filistin’in neden kuşağımızın ahlaki mihenk taşı olduğunu ve Sudan’ın neden olmadığını, bu sorunun cevabının bize nasıl örgütlendiğimize dair ne öğrettiğini soruyor.

Mihenk Taşı ve Gölge

Her kuşak, vicdanını sınayan bir mücadeleyle karşılaşır: 1960’lar ve 1970’lerde Vietnam, 2000’lerde Irak ve Ekim 2023’ten bu yana Filistin. Bu ne bir tesadüf ne de bir hata. Gazze’deki soykırım, kendi gazetecileri ve gençleri tarafından canlı olarak yayımlandı ve onu mümkün kılan güçler, yani İsrail, ABD, Batı’nın büyük bölümü ve birkaç Arap hükûmeti, adlarıyla anılabiliyor. Bu netliğin arkasında onlarca yıllık örgütlenme var. 2005’te sendikalar, mülteci ağları, kadın grupları ve halk komitelerinden oluşan 170 Filistin sivil toplum kuruluşu Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar (BDS) çağrısını yaptı. Dünyanın dört bir yanındaki insanlar ekranlarında bir soykırımı izlerken felç olmuş hissettiklerinde BDS bu duyguya gidecek bir yer verdi: Bir strateji, şirketlerin suç ortaklığına dair doğrulanmış araştırmalar, somut hedefler. Öfke ekonomik baskıya dönüştü.

Sudan’ın ise bunun bir muadili olmadı. Bunun nedeni Sudanlıların acısının daha az olması değil (bu, kimin acısının daha derin olduğuna dair bir yarışma değil), savaşın olmadığı bir şey gibi anlatılmış olması. “İç savaş” ya da “insani kriz” denerek paralı askerler, vekil finansman ve etnik temizlikle biçimlenen bir karşıdevrim, iki general arasındaki bir kavgaya indirgendi. Bu çerçeveleme yabancı elleri gizliyor. ABD liderliğindeki yeni sömürgeci düzen içindeki komprador yapı olan Birleşik Arap Emirlikleri, belgelenmiş tedarik hatları, yeniden ihraç edilen silahlar ve ticari bağlar temelinde Hızlı Destek Kuvvetlerini (HDK) silahlandırmak ve finanse etmekle suçlanıyor; Abu Dabi bu suçlamayı reddediyor. Mısır, Suudi Arabistan, İsrail, ABD, İngiltere, Rusya ve Çin’in Sudan’ın altınında, petrolünde, Nil suyunda ve Kızıldeniz kıyısında, bazıları daha jeopolitik, bazıları daha ticari çıkarları var. Batı’nın oradaki çıkarları daha az keskin olduğu için ve Sudan, Batı’nın kendi imajını özgür bir Filistin’in tehdit edeceği şekilde tehdit etmediği için, denemenin ifadesiyle eş merkezli siyasi boşluk halkaları içinde yanmaya terk ediliyor.

Bunun sonuçları somut. Ekim 2021 darbesinin ürünü olan ve birçok Sudanlının gözünde meşru olmayan Port Sudan’daki ordu liderliğindeki yönetim, Mart 2025’te BAE’yi Uluslararası Adalet Divanına taşıdığında dava iki ay sonra reddedildi; çünkü BAE, Soykırım Sözleşmesi’nin uyuşmazlık maddesine çekince koymuştu. Diasporanın öncülük ettiği protestolar silah ambargosu ve BAE bağlantılı işletmelerin boykot edilmesi çağrısında bulundu, ancak denemenin gözlemlediği gibi, bu çağrıları sürekli bir küresel baskıya dönüştürecek güvenilir bir çatı yok. Elaf, “Gerçekten de şu anda Sudan’da olanlardan söz eden tek insanlar Sudanlılarmış gibi geliyor.” diyor.

Bir Devrime Karşı Savaş

Sudan’ı açıkça görebilmek için onu tarihinin içine yerleştirmemiz gerekiyor:

İngiltere’nin, Mısır’ı göstermelik bir ortak olarak yanına alıp Kuzey ile Güney’i ayrı birimler olarak yönettiği ve bağımsızlıktan sonra da süren bir bölünmeye yol açan İngiliz-Mısır ortak yönetimi (1899-1956);

Hartum devleti ile güneyli hareketler arasındaki iki iç savaş (1955-1972 ve 1983-2005); bunlardan ikincisi, 2011’de Güney Sudan’ın kurulmasıyla parçalanmaya yol açan anlaşmayla sona erdi;

El-Beşir hükûmetinin bölgedeki bir isyanı ezmek için Cancavid milislerini silahlandırdığı 2003’ten itibaren Darfur’da yaşanan soykırım (HDK daha sonra bu milislerden kuruldu);

Ve her biri silahlı adamlar tarafından tersine çevrilen uzun bir halk ayaklanmaları dizisi: 1964, 1985, 2019. Nisan 2019’da otuz yıllık iktidarın ardından Ömer el-Beşir’i deviren devrime, HDK liderliğindeki güçlerin Hartum’daki ordu karargâhı önünde yüzden fazla protestocuyu öldürdüğü haziran ayındaki oturma eylemi katliamıyla karşılık verildi. Ekim 2021’de ordu ve HDK birlikte iktidarı ele geçirerek sivil-asker geçiş hükûmetini feshetti.

Ocak 2023’te mahalle Direniş Komiteleri, yatay istişareyle oluşturulmuş ve yerel konseyler, güvenlik güçleri üzerinde sivil denetim ve Sudan’ın kaynaklarını halkına geri veren bir ekonomi öneren bir yol haritası olan Halk İktidarını Kurmaya Yönelik Devrimci Şart’ı imzaladı. Üç ay sonra darbenin iki ortağı silahlarını birbirine ve halka çevirdi. Birçok Sudanlının buna Karşıdevrim Savaşı demesinin nedeni bu. Bir “iç savaş” dünyadan yardım ister; bir karşıdevrim ise ondan siyasi bir projeyle dayanışma ister.

Yavaş Ölüm: Evde ve Sınırların Ötesinde

Buradayız kitabındaki tanıklıklar yalnızca bombalarla ilgili değil. Filistinli akademisyen Nadira Şelhub-Kevorkyan’ın “ne yaşam ne varoluş hâli” dediği şeyi anlatıyorlar: Duvarları en kalın orası olduğu için oturma odası zemininde uyuyan aileler; tecavüz bir savaş silahı hâline geldiği için evden çıkmayı bırakan genç kadınlar; bankalar çöktüğünde birikimleri bir gecede buharlaşan ebeveynler. Sınır Tanımayan Doktorlar, Ocak 2024 ile Mart 2025 arasında Güney Darfur’da, neredeyse üçte biri çocuk olmak üzere cinsel şiddetten kurtulan 659 kişiyi tedavi etti. Nisan 2026’da BM Kadın Birimi, cinsel şiddet desteğine ihtiyaç duyan insan sayısının dört katına çıktığını bildirdi.

Bir sınırı geçmek bunu sona erdirmiyor. Mısır’da anlatıcılar sınır dışı etme kampanyalarını, uyarı yapılmadan değiştirilen ikamet kurallarını, birikimlerini yutan kiraları ve sokakta onlara köle anlamına gelen “abid” diye seslenen genç erkekleri anlatıyor. Uganda’daki Kiryandongo yerleşiminde Wini Omer, binlerce mülteci için tek bir sağlık tesisi bulunduğunu anlatıyor. Metne göre mülteci rejimi, Afrika’nın sınırlarını çizen güçler tarafından tasarlandı: Silahlara açık, insanlara kapalı. Anlatıcılar, AB’nin Hartum Süreci’ne işaret ediyor; onlara göre HDK, bu süreç aracılığıyla Avrupa’nın sınır muhafızı olarak koruma ve kapasite kazandı. Metin, savaş çığırtkanları bizim sınırlarımızdan uzak dursaydı, onların sınırlarını geçmemize hiç gerek kalmazdı, diyor.

İmparatorluğun Yılı

Sudan, 2026’nın daha geniş saldırısı içinde okunmalı. 3 Ocak’ta ABD güçleri uyuşturucuyla mücadele adına Karakas’ı bombaladı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu yakaladı; Washington ise açıkça Venezuela’yı ve petrolünü yönetmekten söz etti. Üç hafta sonra Davos’ta Donald Trump, Barış Kurulunu başlattı: Başkanlığını kendisinin yaptığı, Gazze’nin “yeniden inşasını” denetlemek üzere BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan, daimi koltuklarının fiyatı 1 milyar dolar olarak belirlenen ve tanıtımında hâlâ enkaz altındaki topraklar üzerinde sahil tatil köylerini gösteren bir slayt gösterisi yapılan bir yapı. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail, İran’a savaş açtı; ilk gün Minab’daki bir kız ilkokuluna düzenlenen saldırı, çoğu çocuk olmak üzere 165’ten fazla kişiyi öldürdü. Bu arada ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı, mahallelere baskın yapmak ve aileleri parçalamak için tarihî bir finansman artışı aldı.

Ancak baskının olduğu yerde direniş de vardır. ABD’deki insanlar buna kamplarla, karşılıklı yardımlaşmayla ve okulların önünde hızlı müdahale ağlarıyla, Filistin, Sudan, Venezuela ve Küba için birlikte yürüyerek cevap verdi. Bilinçlerini oya da dönüştürdüler: Zohran Mamdani New York’u yönetiyor ve Abdul El-Sayed, konut, sağlık ve eğitimi piyasa değil hak olarak gören programlarla ağustosta Michigan’daki Demokrat Parti Senato ön seçimini kazandı. Bunlar devrim değil. Ama imparatorluğun ağının merkezinin içinden görülebildiğini ve onunla mücadele edilebildiğini gösteriyorlar.

Seferberlikten Örgütlenmeye

Bunların hiçbiri daha az Filistin için bir argüman değil. Bu, istisnacılığa karşı bir argüman: Ne kadar bilinçsiz olursa olsun, bir mücadelenin hepsinin yerine geçmesine izin verme alışkanlığına, ki böl ve yönet buna dayanır. Deneme daha sert bir ders de çıkarıyor. Milyonlar Gazze için yürüdü, boykot yaptı ve kampüsleri işgal etti, ama soykırım durmadı. Birçoğu tükenmiş hâlde kaldı. Kwame Ture, seferberliğin geçici, örgütlenmenin kalıcı olduğu ve “mücadelenin asla bir olay olmadığı” konusunda uyarmıştı. Vijay Prashad da aynı noktaya değiniyor: Halkın enerjisi, bir sınıfın örgütlü harekete geçme kapasitesi olan toplumsal güç değildir. Devletin onayladığı protesto soğurulabilir; kendi kurumlarını inşa etmiş ve ne için mücadele ettiğini bilen örgütlü bir halk ise soğurulamaz.

Sudanlı örgütçüler bunu iyi biliyor. Reem bize 2019’dan sonra kendiliğinden bir feminist hareketin büyüdüğünü ve savaş boyunca ülkenin dört bir yanında toplum mutfaklarını işletenin bu hareket olduğunu anlatıyor. Bu altyapı da kutuplaşma, bağışçı koşulları ve onun siyasi para ve sömürücü gündemler dediği şeyler yüzünden baskı altında. Güven hızıyla değil de anlaşılabilirlik hızıyla hareket eden dayanışma, onu aç bırakıyor.

Peki, ne yapmalı? Buradayız, bizden cephe hattındaki örgütçüleri merkeze almamızı, kaynakları onurlu bir şekilde aktarmamızı, silah ambargosu çağrısında bulunmamızı ve kendi devletlerimizin suç ortaklığıyla yüzleşmemizi istiyor. Biz buna Pan-Afrikan sol için bir görev ekliyoruz: Sudan için BDS’nin Filistin için olduğu türden bir çatı inşa etmek; şirketleri, altın güzergâhlarını ve silah akışlarını haritalandırmak; Sudanlı diasporayı kıtadaki sendikalar, öğrenciler ve hareketlerle buluşturmak ve kendi yayınlarımızda “iç savaş” dilini reddetmek. BAE ve Körfez, Afrika genelinde büyük yatırımcılar ve ticaret ortakları; bu da Afrikalı hareketlere çok az kişinin sahip olduğu bir kaldıraç sağlıyor.

Anlatıcılar hikâyelerini, hiçbir zaman sorgulanmamış olan insanlıklarını kanıtlamak için anlatmıyor. Onları devrim ateşini yakmak, yoldaşlarını bulmak ve arşivi kendi sesleriyle doldurmak için anlatıyorlar. Sudan ve Filistin, aynı savaş alanının farklı arazileri. Onlar hakkında birlikte yazıyoruz, onları sıralamak için değil, ancak birlikte özgür olacağımız için.

Sıcak selamlarla,

Sandie

Buradayız: Sudanlı Kızlar ve Gençler Direniş ve Hatırlayış İçinde Yerlerini Koruyor, 15 Nisan 2023’te başlayan savaşla yerinden edilen sekiz Sudanlı kız ve genç örgütçünün tanıklıklarını bir araya getiriyor. Feminist bir dostluk içindeki Sudanlı ve Filistinli iki örgütçünün tohumunu attığı bu çalışma, Sudan’ı insani yardım merceğinin ötesinde okuyor ve bugünün sömürgeci köklerinin izini sürüyor.

*Sandie Hanna, Filistinli bir örgütçü ve hikâye anlatıcısıdır. Dünya genelinde kızların aktivizmine kaynak sağlayan, Afrika merkezli feminist bir merkez olan Purposeful’da siyasi eğitimi yönetmektedir.

Kaynak: https://thetricontinental.org/pan-africa/newsletter-we-are-here/