Soykırımın Gölgesinde Filistin’de Yerel Seçimler
25 Nisan 2026’da yaklaşık yarım milyon Filistinli, Batı Şeria’daki belediye ve köy meclisleri ile Gazze Şeridi’nin sınırlı bir bölümünde (Deyr el-Belah) sandık başına gitmiştir. Oy verme merkezleri yerel saatle 07.00’de açılmış, akşam 19.00’a kadar faaliyette kalmıştır. 491 merkezde kurulan 1.922 sandıkta toplam 1 milyon civarında seçmen oy kullanmış, 90 belediye meclisi için 321 listeye bağlı 3.773, 93 köy meclisi için ise 1.358 aday yarışmıştır. Bu seçimler, Filistin siyaseti açısından büyük önem arz etmektedir. Nitekim Nisan 2026 seçimleri, 2006’dan bu yana herhangi bir yasama ya da cumhurbaşkanlığı (devlet başkanı) seçimi yapılamamış bir siyasi sistemde, yıllarca ertelemenin ardından hayata geçirilebilmiştir. Gazze özelinde ise Deyr el-Belah, yirmi yıl aradan sonra ilk kez belediye seçimiyle tanışmıştır. Buna rağmen Filistin’deki mezkûr seçimlerin yapılmış olması seçimlerin demokratik bir anlam taşıdığını doğrudan ispat etmemektedir. Nitekim Nisan 2026 seçimleri demokratik bir yenilenmenin değil, işgal ve bölünme koşullarında yönetişimin yeniden üretimi şeklinde tezahür etmiştir.
Yasal Çerçeve ve Seçim Mimarisi
Nisan 2026 seçimleri, 19 Kasım 2025’te yürürlüğe giren yeni seçim yasası kapsamında düzenlenmiştir. Söz konusu yasa iki farklı seçim sistemi öngörmektedir: belediye meclislerinde açık listeli nispi temsil, köy meclislerinde ise bireysel adaylığa dayalı çoğunluk sistemi. Bu ikili yapı, salt teknik bir tercih olmanın ötesine geçmekte; Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin Yönetimi’nin kentsel ve kırsal seçmen tabanına dönük farklılaşmış bir siyasi hesabının ürünü olarak değerlendirilebilir.
Seçime katılabilmek için getirilen ön koşullar da en az sistem tasarımı kadar belirleyici bir nitelik taşımaktadır. Adayların Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) programını, dolayısıyla İsrail’in tanınmasını ve silahlı mücadeleden vazgeçilmesini kabul etmesi zorunlu kılınmıştır. Bu düzenleme İsrail’i tanımayı reddeden ve işgale karşı silahlı direnişi benimsemiş olan Hamas’ı, çeşitli sol grupları ve bazı bağımsız adayları sistematik biçimde süreç dışında bırakmıştır. FKÖ’nün ve aslında dolayısıyla İsrail ve ABD’nin de seçim mimarisindeki hesabı rekabet öncesinde statükoyu değiştirebilecek rakiplerin (Hamas ve mezkur aktörler) sahadan çıkarılması, seçim yarışını seçim olmadan önce kazanmak üzerine inşa edilmiştir. Nitekim 403 yerel yönetim biriminin 197’sinde —Ramallah ve Nablus dahil— herhangi bir oy kullanılmamış; listeler oylama yapılmadan doğrudan kabul edilmiştir.
Seçimlerin Filistin Yönetimi Açısından Anlamı
Filistin Yönetimi bu seçimleri birden fazla işlevi karşılayacak biçimde kurgulamıştır. İçeride, 2007’den bu yana siyasi ve coğrafi bölünmüşlüğün derinleştirdiği meşruiyet krizini en azından simgesel düzeyde yönetme çabası taşımaktadır. Dışarıda ise uluslararası topluma iki mesaj iletilmektedir. Birincisi, Filistin Yönetimi kurumsal varlığını sürdürmekte ve demokratik prosedürlere bağlılığını korumaktadır. İkincisi ve daha belirleyici olanı, Gazze’nin İsrail soykırımı sonrası yönetimine ilişkin uluslararası tartışmalardan giderek dışlanan Filistin Yönetimi’nin Gazze üzerindeki idari talebini diri tutma gereksinimidir.
Bu bağlamda Deyr el-Belah’ın seçime dahil edilmesi stratejik bir tercih olarak okunabilir. Bölge, Gazze genelinde yüzde seksen ile doksan sekiz arasında seyreden yıkım oranına kıyasla yüzde on beş düzeyinde bir tahribatla görece korunmuş olup, seçim altyapısının fiziksel olarak kurulabilmesine elverişlidir. Ne var ki, bu göreli korunmuşluk bölgenin savaştan azade olduğu anlamına gelmemektedir. Aralık 2024’te İsrail işgal güçleri, İsrail’in bizzat güvenli bölge ilan ettiği bu alanda Deyr el-Belah belediye binasını yerle bir etmiş; Belediye Başkanı Diyab el-Carru ile on personeli Siyonist rejim tarafından öldürülmüştür. Bu koşullar altında bir seçim düzenleyebilmek —Filistin Yönetimi açısından— başlı başına bir siyasi kanıt niteliği taşımaktadır. Seçimleri Deyr el-Belah’ta icra ederek FKÖ yönetimi Gazze’nin Batı Şeria’dan ayrı düşünülemez olduğunu; Filistin devletinin tek bir siyasi çatı altında bütünlüğünü koruduğunu iddia etmektedir.
Hamas’ın Seçimlere Yaklaşımı
Hamas’ın bu seçimlere dair tutumu çok katmanlı bir yapı sergilemekte ve tek bir kavramla tanımlanamamaktadır. Kendi içerisinde de Halil el-Hayya ile Halid Meşal arasında lider seçimi yapan hareket, resmî düzlemde seçimleri Batı Şeria’da boykot etmiştir. FKÖ’nün programının adaylık için zorunlu koşul olarak dayatılması bu karara gerekçe olarak sunulmuştur. İsrail’i tanıma ve silahlı direnişi bırakma şartları Hamas’ı pragramatik bir vazgeçişe zorlamakta; bu da hareket açısından seçimlere katılımı meşruiyet değil, teslimiyet olarak kodlamaya itmektedir.
Buna karşın saha pratiği daha nüanslı bir görünüm arz etmektedir. Deyr el-Belah’ta Hamas, harekete yakın bağımsız adayların yarışmasına olanak tanımıştır. Öte yandan daha kritik bir tercih, seçim sürecini engelleme yoluna gitmek yerine lojistik ve güvenlik desteği sağlamak olmuştur. Bu tutumun iki yönlü bir anlamı bulunmaktadır. Birincisi, Hamas, resmen tanımadığı bir seçim sürecinde bile Gazze’de kamu düzenini yönetme kapasitesine sahip olduğunu fiilen kanıtlamaktadır. İkinci olarak harket aynı zamanda gelecekteki siyasi düzenlemelerde dışlanamaz bir aktör olarak konumlanmaktadır.
Seçim sonuçları ise bu denklemi karmaşıklaştırmaktadır. Harekete yakın ‘Deyr el-Belah Bizi Birleştiriyor’ listesi on beş sandalyenin yalnızca ikisini alabilmiş; Fetih destekli ‘Nahdat Deyr el-Belah’ listesi altı sandalyeyle öne çıkmıştır. Geri kalan sandalyeler ise herhangi bir fraksiyonla bağlantısı bulunmayan yerel listelere gitmiştir. Bu sonuç iki farklı biçimde yorumlanabilir. İlk olarak, Gazze halkı iki yıllık savaş ve yıkımın ardından ideolojik programlar yerine somut hizmet vaadi taşıyan listelere yönelmiştir; bu da Hamas’ın kitlesel tabanını değil, Gazze halkının önceliklerini yansıtmaktadır. İkinci olarak ise bu sonuç, Hamas’ın müzakere pozisyonunu —sınırlı da olsa— zayıflatma potansiyeli taşımaktadır.
Katılım Rakamları ve Analitik Sınırlılıkları
Batı Şeria’da nihai katılım oranı yüzde 53,44 olarak açıklanmıştır; 512.510 seçmen sandığa gitmiştir. Gazze’nin Deyr el-Belah ilçesinde ise 19.962 kişi oy kullanmış ve katılım yüzde 25 düzeyinde kalmıştır. Bu rakamlar tarihsel perspektifle değerlendirildiğinde önemli bir tablo ortaya çıkmaktadır. 2021-2022 yılında Batı Şeria ile sınırlı icra edilen yerel seçimlerde katılım yüzde elli ile altmış arasında gerçekleşmişti; dolayısıyla bu yılki oran göreli bir istikrara işaret etmektedir. Bununla birlikte, 2006 yasama seçimlerindeki yüzde yetmiş dört katılımla kıyaslandığında, Filistin siyasetindeki kitlesel mobilizasyon kapasitesinin belirgin biçimde gerilediği görülmektedir. Bu gerilemede salt bir ilgisizlik ya da siyasi yorgunluktan ziyade yapısal etkenlerin belirleyici rol oynadığı ifade edilebilir.
Söz konusu yapısal etkenler birçok başlık altında sıralanabilir. Filistinlilerin yarısından fazlası diasporada ve zorla sürgünde yaşamakta olup seçimlere katılamamaktadır. Kudüs kimlik kartı taşıyanlar ile İsrail vatandaşı Filistinliler kapsam dışında tutulmuştur. Batı Şeria’da BM verilerine göre 925 kontrol noktası, barikat veya engel Filistinlilerin hareketini kısıtlamaktadır; bu rakam önceki yirmi yılın yıllık ortalamasının yüzde kırk üç üzerindedir. 197 seçim biriminde rakipsiz liste bulunması oy kullanma güdüsünü işlevsizleştirmiştir. Gazze’de seçmen kütükleri, toplu yerinden edilmeyi yansıtmayan güncel olmayan verilerden oluşmaktadır.
Tüm bu etkenler göz önüne alındığında, katılım rakamlarının doğrudan bir demokrasi göstergesi olarak okunması metodolojik açıdan sorun teşkil etmektedir. Bu veriler, halkın siyasi tercihleri hakkında değil; seçim koşullarının yapısal sınırlılıkları hakkında bilgi vermektedir.
Deyr el-Belah ve Yapısal Gerilim
Deyr el-Belah’taki seçimin analitik önemi, ürettiği sonuçların ötesine geçmektedir. Seçime katılan tüm listelerin siyasi bağlılıklarını arka plana çekerek platformlarını temiz su, elektrik ve kanalizasyon gibi temel hizmetler üzerine kurması, Gazze halkının sandıktan beklentisinin siyasi değil, işlevsel bir nitelik taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu tabloyu Gazze halkının sloganlara değil, gerçek çözümlere odaklandığını göstermektedir.
Bu tespit, önemli bir analitik çıkarımı beraberinde getirmektedir. Bu anlamda meşruiyetin kaynağı prosedürel değil, performatiftir. Filistin bağlamında seçmenler, sandığın somut bir karşılık üreteceğine inandıklarında katılım göstermekte; salt ritüel bir nitelik taşıdığını düşündüklerinde ise geri çekilmektedir. Deyr el-Belah’taki düşük katılım bu çerçevede okunduğunda, bir siyasi ilgisizliğin değil, rasyonel bir hesabın sonucu olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak Nisan 2026 seçimleri, Filistin siyasi sisteminin içinde sıkıştığı yapısal gerilimi üç boyutuyla somutlaştırmaktadır. Birincisi, egemenlik yokluğunda seçim yapılmaktadır. Seçim bölgelerinin sınırları fiilen İsrail’in yönettiği kara hareketleri, yerleşimci terörünün artarak genişlemesi ve hareket kısıtlamaları tarafından belirlenmektedir. Seçilenler üzerinde gerçek bir bütçe ya da güvenlik yetkisi bulunmamaktadır. İkincisi, sistematik dışlanmanın gölgesinde katılım gerçekleşmektedir. FKÖ programını kabul zorunluluğu, Hamas’ı süreçte ekarte etmekte ve rekabeti başlamadan kısıtlamaktadır. Bu durum seçimi bir tercih mekanizması olmaktan çıkarmakta ve bir onay törenine dönüştürmektedir. Üçüncüsü, gerçek bir halk yetkisi olmaksızın mevcut yapı yeniden üretilmektedir. Seçimler, mevcut durumu yansıtmakta; onu dönüştürmemektedir. Bu bağlamda Deyr el-Belah’taki deneyim bir test vakası olma niteliği taşımaktadır. Bu seçim ya kademeli bir kurumsal yeniden yapılanmanın başlangıcına dönüşecek ya da sandıkların tek başına çözemeyeceği kadar karmaşık bir gerçekliğe sıkışmış, sembolik ve yalıtılmış bir pratik olarak tarihe geçebilir. Bu sorunun yanıtı, yeni seçilen konseylerin Trump Barış Kurulu bünyesindeki teknik komiteyle kuracağı ilişkinin niteliğine, Hamas’ın müzakere süreçlerindeki konumunun nasıl şekilleneceğine ve Mısır, Türkiye ile Katar’ın bölgesel girişimlerinin Filistin iç uzlaşısına ne ölçüde zemin hazırlayacağına bağlıdır. Şimdilik kesin olan Gazze’nin Deyr el-Belah noktasında sandık başına giden seçmen bir siyasi tercih yapmamış; temel bir hizmet talebini kayıt altına almıştır.