Somali’de Berbera Limanı Ve Osmanlı Devleti (1839-1894)

Somali’de Berbera Limanı Ve Osmanlı Devleti’nin Bölge Üzerindeki İddiaları (1839-1894)

Yazan: Durmuş Akalın

Yrd. Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Denizli

Kaynak: Tarih İncelemeleri Dergisi –XXIX / 1, 2014, 1-35

 

Özet

Berbera şehri ve limanı, Aden Körfezi’nde ve Kızıldeniz’in Afrika sahillerinde yer alır.

Bulunduğu konum itibariyle oldukça stratejik bir noktadadır. Liman Batılı bir güç olarak ilk defa

Portekizlilerin eline geçmiş, Memlük Devleti ise bu süreçte Portekizlileri durduramamıştır.

Ardından liman Osmanlıların idaresine girmiştir. XIX. yüzyıla kadar Osmanlı’nın kontrölünde

kalan bölge daha sonra Mısır’a verilmiş ve ardından İngilizler kontrolü ellerine almışlardır. Tüm

bu el değiştirmeler yaşanırken hem Berbera’nın hem Aden Körfezi’nin hem de Kızıldeniz’in

önemi ve değeri artmıştır. Sonuçta bölgede yaşanan nüfuz mücadelesi sırasında Osmanlı Devleti

bölge üzerindeki hukukunu korumaya çalışmış ancak bu hiç de kolay olmamıştır. Sömürgeciliğin

en yoğun olarak yaşandığı XIX. yüzyılda bu çekişmeden en fazla zarar görenler ise Somali ve

Somali’nin Berbera gibi liman şehirlerinde yaşayanlar olmuştur.

Giriş

Aden körfezinde bulunan Berbera şehri, önemli bir liman ve eski bir

yerleşim yeri olup, Batlamyus ve Cosmas şehirle ilgili bazı bilgiler vermişlerdir.

Eski Arap coğrafyacılarının da bölgede en iyi bildikleri yer Berbera’dır. O

yüzden Aden Körfezi’ne Bahr Berbera veya El Halic el Berberi adını

vermişlerdir. Memleketin ismi yerlilerden Berbera veyahut Berabir’den

gelmektedir. Tarihte Berbera şehrinden ilk bahseden İbn Said olsa gerektir.

Ancak tarihi hakkında pek az malumat vardır. Berbera XIV. yüzyılda bölgede

kurulan Adal-Zeyla krallığının bir parçasıdır.1 Adal Sultanlığı’nın başkenti

Zeyla’ydı ve bütün önemli merkezleri Aden Körfezi kıyılarında bulunuyordu.2

1517’de Portekizli Lopo Suares, Adal Sultanlığı’nın başkenti Zeyla’yı ateşe

vermiştir. Şehir kalesi ele geçirilerek yağmalanmıştır. Eski Zeyla şehri hakkında

bilgi veren Evliya Çelebi, Zeyla’nın 1531-32’de Özdemir Paşa tarafından

fethedildiğini belirtir. Zeyla’nın yine Portekizlilere komşu olduğunu anlatır.3

1518’de Adal’ın en önemli limanlarından olan Berbera da barbarca bir tahribata

uğramıştır.4 Berbera’ya saldıran Portekizli denizci Antonio de Saldanha’dır.

Emrinde dördü büyük altısı muhtelif hacimdeki gemilerden mürekkep bir filo

vardır ve bu gemiler Berbera’yı yakıp yıkmışlardır.5

 

XVI. asırda seyahat eden Varthema, Berbera adasında bir Müslüman

hükümdardan bahseder. Muhtemelen o dönem burası Harar hükümdarı Ahmed

Gran’ın himayesine girmiş olmalıdır. Ahmed Gran, Yavuz Sultan Selim’den

itibaren Yemen’e sahip olan Türklerin6 yardımı ile Portekizlilere karşı

koymuştur. Türkler bu dönemde Güney Arabistan’ın sahibi olarak Somali

sahilinde de söz sahibi olmuşlardır.7 Osmanlı Devleti’nden önce ise Kızıldeniz

kıyıları, Mısır Memlüklerinin hâkimiyeti altındaydı. Memlükler 1506’da

Portekiz tehlikesinin güçlenmesine bağlı olarak Sevakin’i işgal ettiler ve buraya

bölgedeki en büyük Memlük garnizonunu yerleştirdiler.8 Ne var ki Portekizlileri

durdurmayı başaramadılar. Ancak Osmanlı Devleti, Kızıldeniz’e gelince

Portekiz tehdidi de azalmaya başlamıştır. Aslında 1517’de Kuzeydoğu

Afrika’nın bütün Müslüman ülkeleri hukuki olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun

hâkimiyeti altına geçmişti.9 Osmanlılar Mısır’ı ve Kızıldeniz sahillerini elde

ettikten sonra Süveyş Kanalı’nın henüz açık olmaması nedeniyle bu deniz

sahillerini bilhassa Hint ve Umman denizlerinde faaliyette bulunan

Portekizlilerin taarruzlarından muhafaza için Memlük Devleti zamanında

faaliyette olan Süveyş tersanesinden istifadeyi düşündüler. Burada ayrı bir

donanma vücuda getirerek Süveyş veya Mısır Kaptanlığı ismiyle müstakil bir

kaptanlık ihdas ettiler.10 İlk Süveyş Kaptanı da Selman Reis olmuştur. Selman

Reis’in verdiği bilgilere göre Berbera, Habeşistan’dan ve başka yerlerden gelen

birçok malın bulunduğu bir yerdir. Buradaki halklara karşı koyacak kimse

olmadığından da 1.000 kişi ile fethedilebileceğinden bahsetmektedir.11 Daha

1521’de bir rivayete göre Muskat, Hadramut, Aden, Mukalla ve Berbera’yla

birlikte Kızıldeniz boyunca bütün Afrika sahilleri tamamen Osmanlı idaresine

geçmiştir.12

 

Osmanlılar, Hindistan ve diğer istikametlerden gelen Doğu ticaretinin

önemini ve sağladığı menfaatlerin farkına varmışlardı. Bu nedenle Mısır,

Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra bu ticareti canlandırmaya karar vererek,

altın ve baharat ticaretini organize etmeye başlamışlardır. Bunun için yapılması

lazım gelen en önemli hareket Kızıldeniz’i kontrol altına aldıktan sonra,

Hindistan ile Akdeniz arasındaki emniyeti tesis etmekti.13 Çünkü Yemen’in

alınmasından sonra, körfezin Afrika sahillerindeki Portekiz güçlerinin bu

ticarete zarar vermesi mümkündü.14 Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı alınca

Kızıldeniz hâkimiyeti ve Hindistan yolu ilk defa Osmanlıların eline geçmiş

oldu. Böylece Berbera da dâhil olmak üzere Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti

Kuzey Somali’ye kadar ulaştı. Ancak yol üzerinde uğraşılması gereken bir rakip

olarak Portekizliler bulunuyordu. Portekizliler, Osmanlı Devleti bölgede

hâkimiyet kurmadan önce nüfuzlarını arttırmışlardı. Ancak 1517’den 1523’e

kadar Portekizliler Kızıldeniz’deki birçok önemli noktadan çıkmak zorunda

kaldılar.15 Yine de Portekiz güçleri, 1517’den 1531’e kadar Berbera gibi şehirler

dâhil olmak üzere Kızıldeniz ve Aden Körfezi taraflarına dokuz sefer

düzenlemişlerdi.16 Ancak bütün bu çabalarına rağmen, Portekizliler, önceleri

Memlüklerin daha sonra da Osmanlıların karşı koymasıyla, hiçbir zaman

Kızıldeniz’de tam manasıyla bir hâkimiyet kuramadılar.17 Bu savaş ortamında

üzerinde en fazla durulan yerlerden biri de Berbera olmuştu.

XIX. yüzyılda önem kazanması ile birlikte Berbera’da yılın altı-yedi ayı

hatta bazen daha uzun süre devam bir pazar bulunurdu. Gemilerle veya

kervanlar halinde buraya gelen satıcılar ürünlerini satar ve yerli kabilelerden

değişik mallar alırlardı. Berbera, bölgenin gerisi ile irtibat kurmak için de en

uygun yerlerden biri olarak dikkat çekiyordu. Zaten Somali’nin dışarıyla

bağlantısı önemli sahil kenarlarındaydı. Bu yerler içinde Berbera’dan başka,

Zeyla, Bulhar, Meit ve Heis gibi küçük sahil kasabaları bulunurdu.18

 

Şehrin nüfus dokusu hakkında bilgi veren Douglas Jardine, Somali

nüfusunun köklerinin tam olarak bilinmemekle birlikte Güney Arabistan’dan ve

yerlilerden müteşekkil olduğunu belirtiyor.19 1904’te bölgeye giden Sadık El

Müeyyed ise Somalilerin aslında Afrikalı olmadığını, Miladi XI. yüzyılda

Hindistan racalarından birinin büyük bir orduyla Babü’l Mendeb Boğazı’na

gelerek önce Ceziretü’l Arap sahilini sonra karşısındaki Afrika sahilini aldığını

belirtir. Bu gelenlerin de Assab’dan Zangibar’a kadar olan alanı yurt

edindiklerini söyler. Bölge kabilelerinin kendi dilleri olmasına rağmen Arapça

da anlaşılmaktadır.20

1839’dan sonra (İngilizler Aden’i ele geçirdi) Aden giderek İngiliz

ticareti açısından önemli hale geldi. Berbera da Aden şehrinin karşısında en

önemli liman konumundaydı. Çünkü Aden’e yerleşen İngilizler açısından, hem

Aden şehrinin hem körfezin hem de Hint yolunun güvenliği son derece hayati

bir önem taşıyordu. Bu yüzden İngilizler her ne kadar Aden’e yerleşmiş olsalar

da Aden Körfezi’nin Afrika sahillerindeki gelişmeleri yakından takip etmek

durumundaydılar. Berbera XIX. yüzyıl boyunca önemini korudu. Hatta bu önem

sürekli artış gösterdi. Çünkü bölge üzerinde siyasi ve ekonomik bir canlanma

gözleniyordu. Yüzyılın sonuna doğru Berbera, Arap ve Hint tüccarların

toplandığı bir merkez haline gelmeye başladı.21

 

  1. İngilizlerin Berbera’yla İlgilenmesi

 

XIX. yüzyıl boyunca Kızıldeniz’in güneyi, Aden Körfezi ve Afrika

boynuzu ticari açıdan canlanma yaşadı. Bölgeye gelen tüccarlar daha çok tekstil

ürünleri ve baharat satarken, bölgeden altın ve fildişi gibi önemli kaynakları

alıyorlardı.22 XIX. yüzyılın başında bölgenin ticari açıdan önemini belirten ilk

isimlerden biri Lord Valentia oldu. Bu sıralarda bölgede en fazla görülen

tüccarlar ise Hint tüccarlarıydı. Bunlar adeta Aden, Cidde, Musavva ve Berbera

Fransızların bölgede kendileri dışında başka güçlerin nüfuz alanları oluşturmasından

endişeye kapıldılar. Bu aşamada da Fransa en fazla dikkat çeken aktörlerden

biriydi ve Fransızların başta Mısır olmak üzere bölge üzerinde kendilerine göre

bazı politikaları vardı.

XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Fransa, Mısır ve bölgeyle

ilgileniyordu. Fransızlara göre: “Mısır, Fransa ile İngiltere arasında yeni bir

mücadele sahası olmak istidadındadır. Eğer Fransa’nın eline geçerse,

Kanada’daki son müstemleke kayıpları telafi edilmiş olacak ve Hint yolu elde

tutulacaktır. Bundan başka, Rusya’nın önüne geçilmez ilerlemesine mukabil,

Türkiye arazisinden çok kıymetli bir parçaya sahip olunacaktır. Mısır ticareti

de çok önemlidir” şeklinde bir düşünce hâkimdi ve zaten çok önceleri

Napoleon: “Mısır’a hâkim olan Avrupa kuvveti Hindistan’a da hâkim olur”29

diyordu. Napoleon’un işaret ettiği üzere Mısır’ın işgali son derece faydalıydı.

Esasen Mısır, İngiltere’nin o zamandan beri Kızıldeniz ile Hindistan arasında

kurmuş olduğu köprünün anahtar taşı yani merkezi sayılırdı.30 Fransa Mısır’a

yerleşememişti. Ancak hem Mısır hem de Kızıldeniz üzerindeki siyasetinden de

vazgeçmemişti ve nüfuzu da bölgede her geçen gün artmaktaydı. Bu ise

İngiltere’yi fazlasıyla rahatsız ediyordu.

Fransızlar Cezayir’i alınca ve Mısır’da Mehmed Ali Paşa ile iyi ilişkiler

kurunca bu durum İngilizleri rahatsız etti. Üstelik Kızıldeniz’de her geçen gün

daha fazla yer almaya başlamışlardı. Bunun üzerine East India Company,

Kaptan Haines’i bölge şeflerini kazanmak için 2 Temmuz 1840’ta Tacura ve

Zeyla’ya gönderdi. Haines buradaki kabileleri ister para ister diğer araçlarla

kazanacaktı. Görüşmeler yapmak üzere gidenler arasında Kaptan Robert

Moresby (Aden Deniz Gücünde Kıdemli Yetkili), W.C. Barker (Teğmen) ve

C.J.Cruttenden, Hacı Abdullah Resul (East India Company’nin Moha

Temsilcisi) ve Hacı Ali Şarmaki (Tacura’nın Önde Gelenlerinden) yer aldı.

Görüşmeler başarılı bir şekilde Ağustos ve Eylül başında devam etti. Sonunda

da İngilizler bölgede daha etkin bir konuma geldiler.31 İngilizler böylece bölge

üzerinde ticari faaliyetlerini daha iyi yapabilmek için önemli bir fırsat elde

ettiler.

1840’larda bölgeyi ziyaret eden Rochet d’Hericourt, Berbera’da Hint,

İngiliz ve Arap tüccarlarının olduğunu bildirmektedir. Ayrıca Berbera’yı

yabancı tüccarların ikamet ettiği bir yer olarak tarif etmektedir. Bunun yanında

Berbera’da 10-12 büyük gemi ile 30-40 civarında küçük botun ve Bombay’la

irtibat halinde gemilerin olduğunu bildirmektedir.32 Zaten XIX. yüzyılın

ortasında birçok mal Aden ve Moha’ya getirilirdi. Buraya gelen mallar ise

genellikle Berbera ve Musavva limanları aracılığı ile bölgeye tekrar ihraç

edilirdi.33 Ancak İngilizlerin 1843’te ve hemen sonrasında Berbera ve Zeyla gibi

yerlerdeki etkinliklerinde bir düşüş yaşandı. Bunun nedeni ise Osmanlı

Devleti’nin bölgedeki ağırlığını yerel güçler vasıtasıyla arttırmasıydı.34

Somali kıyıları ve Berbera, sadece Aden ve Bombay arasında

kalmıyordu. Londra ile ulaşımda da önemliydi. Bu yüzden East India Company

bölgeye dair incelemeleri ve gezileri destekleme kararı aldı. Bu sayede

1850’lilerde önemli incelemeler yapıldı.35 1854 yazında Richard F. Burton

Somali’ye doğru bir geziye çıktı. Bu gezi sırasında Berbera’ya gelen Burton,

Berbera’nın büyük bir çarşısı ve limanı olduğunu söylemektedir. Gezisi

sırasında ihtiyaç duyduğu insan ve malzemelerin bir kısmı Berbera’dan temin

etmiştir.36 Burton’un Berbera ile ilgili önemli saptamaları vardır. Ona göre

Harar ve Somali ülkesinin içinden getirilen köleler Berbera yoluyla ihraç

edilmektedir. Harar da önemli bir ticari merkezdir. Galla ülkesinden (bugünkü

Etiyopya’da) temin edilen mallar yılda üç defa kervanlarla Berbera’ya

getirilmektedir. Yine nisanda yağmurlar yağmaya başladığında bedeviler ve

seyahat eden birçok kimse Berbera’dan ayrılmaktadır. Burton yine iddialı bir

ifade olarak Berbera’nın en az Bombay kadar güvenli olduğunu

söylemektedir.37 Burton, 1854-1855 tarihleri arasında Bombay hükümetine

izlenimlerini ve yaptığı gezinin raporlarını sundu. Bu gezi birtakım zorluklarla

yapılmıştı. Mesela gezisi sırasında Berbera yakınlarında kabilelerin saldırısına

uğradı ve ciddi biçimde yaralandı.38 Ama yine de bu gezinin önemli yankıları

olmuştu. Genel itibariyle de XIX. yüzyılın ortaları İngilizlerin Berbera ve

Kuzey Somali’ye ilgilerinin arttığı bir dönemdi.

1868’den önce İngiltere, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde önemli bir

nüfuza sahipti ancak bölgede kendi denetiminde topraklar bulunmuyordu. Bölge

üzerindeki politikası da Hindistan merkezli şekilleniyordu. Hindistan yolunun

güvenliği politikası, Palmerston’un temellerini attığı bir politikaydı. Bu

doğrultuda İngiltere yolun Afrika sınırları içerisinde kalan insanları, Osmanlı

Devleti ve Fransa’ya karşı destekliyordu. İngiltere bölgedeki nüfuzunu

arttırabilmek için 1868’de Somali, Abissinia ve Danakil’deki kabileler ile

anlaşmalar imzaladı. Zaten 16 Kasım 1841 anlaşması, İngiltere’ye sahilden

içerilere doğru nüfuzunu yayma fırsatı sunmuştu. Benzer şekilde Abissinia

(Etiyopya Harar bölgesi de dâhil) ile 2 Kasım 1849 tarihli anlaşma, kuzey

yolunu İngiliz nüfuzuna ve ticaretine açmıştı.39

 

İngiltere, Hindistan yolunun güvenliği üzerine kurulu Palmerston’a ait

eski politikayı Gladstone ile terketmeye başladı. Gladstone ilk defa yönetime

geldiği 1868’de eski politikadan ayrılma yönünde işaretler verdi. Asıl kırılma

ise 1877’den sonra oldu. 1870’lerde bir gelişme de İtalya’nın, Fransa’nın yerini

almaya başlamasıydı. Bu sırada da Padişah Abdülaziz, Hidiv’e Mayıs 1866’da

Sevakin ve Musavva’yı yönetme hakkını tanıdı. Hidiv İsmail bundan sonra

Berbera’ya kadar olan alanı kendi kontrolü altına aldı. Kahire’deki İngiliz elçi

Albay Stanton bu durumu protesto etti. Alınan yerleri yönetmek üzere İsmail

Paşa, Werner Munzinger’i Süveyş’ten Cape Guardafui’ye (bugün Somali’de)

kadar Ağustos 1870’de vali olarak atadı. İngiltere, Mısır’ın Kızıldeniz ve Afrika

sahillerine yerleşmesine çok fazla tepki göstermedi. Hatta bu durum bir

anlamda İngiltere’nin işine geldi. Böylece İngiltere Mısır’ın yönetimi altındaki

alanda kendi çıkarlarını muhafaza etmek üzerine kurulu bir politika izlemeye

başladı.40

1860’larda İngilizler bölgede nüfuzlarını genişletirken bir yandan da

Aden çevresinde rekabet artmaya başladı. 1862’de Fransa, Somali sahilinde bir

limanı satın aldı. Böylece ekonomik ve diplomatik rekabet arttı. Bir süre sonra

bölgeye Mısır kuvvetleri geldi. Mısır birlikleri 1869’da Musavva’yı aldılar ve

ardından güneye doğru ilerlemeye başladılar. Mısır birlikleri Berbera’ya kadar

ulaştılar. Bu karışıklıklar Berbera ve Aden’de ticaretin bir süre düşmesine neden

oldu. Öne çıkan yerler ise Bulhar gibi limanlardı. Kızıldeniz’de Fransız etkisi

1851’den 1880’e kadar devam etti. Bundan sonra bölgede İtalyanlar giderek

Fransızların yerini aldılar.

41 1880’lerin başında İtalyan kâşif Cecchi, Berbera’da

çok az miktarda yabancı tüccarın olduğunu buna karşılık var olan tüccarların

büyük bir kısmının Hint tüccarı olduğunu söylemektedir. İtalyan araştırmacı

Alamanni de 1890’da yine Hint tüccarının büyük oranda Berbera’daki ticareti

ellerinde tuttuklarını buna karşılık, İngiliz, Yunan, Mısır ve İtalyan tüccarların

da olduklarını söyler.42

 

  1. Mısır’ın Berbera ve Kuzey Somali Hâkimiyeti

 

Osmanlı Devleti’nin Kuzey Somali’de çok etkin olmasa da Yemen

üzerinden bağlantılı bir hâkimiyeti mevcuttu. Portekizlilerin bölgeden

çekilmesinden sonra bu alan bir anlamda Osmanlı kontrolünde kabul ediliyordu.

Musavva ve çevresine kadar uzanan bu arazi, daha 1749’da D’Anville’nin

hazırladığı bir haritada Osmanlı sınırları içerisinde gösteriliyordu.43 Ancak XIX.

yüzyılın başında Mehmed Ali Paşa ile Mısır kuvvetleri Kuzey Somali’ye kadar

yaklaşma imkânı buldular. Mısır kuvvetlerinin bu dönemde asıl ilgilendikleri

yer ise Sudan’dı. 1822’de Sudan, Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İsmail Paşa

tarafından Osmanlı Sultanı adına ele geçirildi. Sudan seferi sırasında Lazoğlu

Mehmed Bey de İsmail Paşa’ya yardım için görevlendirilmişti. Sefer sonunda

Sudan’daki ümera Mısır’a gelerek Mehmed Ali Paşa’dan aman dilemek

zorunda kalmıştı. Sudan’ın en önemli özelliği köle sağlama konusundaki

avantajlarıydı. Ancak Mehmed Ali Paşa ile Mısır kuvvetlerinin Sudan’a doğru

yayılması pek kalıcı olmadı. Sık sık bölgede sorunlar yaşanıyordu. Abissinia

üzerine Mısır hücumları Temmuz 1862’de Said Paşa tarafından tekrar başlatıldı

ve Musa Hamdi Paşa komutasındaki Mısır birlikleri ülkenin içine doğru

yayıldılar. Ancak istenilen neticeler elde edilemeyince geri çekildiler.44 Said

Paşa’nın kısa süre sonra ölümü (1863) de bu seferlerin devam ettirilememesinde

etkili oldu.

Aden Körfezi’nin batısındaki Zeyla iskelesi ise XIX. yüzyılın ikinci

yarısında önce Yemen Eyaleti ardından da Mısır Hidivliği tarafından idare

edildi.45 Ancak daha sonra Mısır kuvvetleri yavaş yavaş güneye doğru

yayılmaya başladı. Bu sıralarda Süveyş Kanalı’nın yapımı son derece önemli bir

hadise olarak devam etmekteydi. Bu yüzden kanalın yapımını durduramayan

İngilizlerin farklı şekillerde bu duruma karşı tedbir alacakları bekleniyordu.

Osmanlı Devleti de bu duruma karşı Mısır’ın güneye doğru yayılmasına bir

anlamda göz yummaya hazırdı. Bu kapsamda Musavva ve Sevakin Hidiv

İsmail’e bırakılacaktı. Bu iki yer Kızıldeniz boyunca Mısır’ın genişlemesini ve

Cape Guardafui’ye kadar yayılmalarını sağlayacaktı.46

 

12 Muharrem 1283 (27 Mayıs 1866) tarihli Abdülaziz’in fermanıyla

Sevakin ve Musavva kaymakamlıkları Mısır’a bağlandı. Bu iki önemli iskele

için İsmail Paşa, yılda 70.000 kese yani 350.000 Osmanlı altını vergi vermeyi

kabul etti. Hatta 1841’de Mehmed Ali Paşa’ya tanınan 18.000 kişilik ordu

mevcudu da 30.000 kişiye çıkarıldı. Yemen Eyaleti’ne bağlı bu yerlerin

idaresinin Mısır’a devrinin bir anda uygulamaya konulması imkânsızdı. Bu

yüzden sahillerdeki iskeleler 1865’ten itibaren idari bakımdan padişahın

fermanıyla Mısır Hidivliği’ne bırakılmışken, güneydeki diğer iskelelerin devri

yaklaşık on sene gecikti. Zeyla’nın Mısır tarafından idaresi ise padişahın ihsanı

olarak bir imtiyaz teşkil ettiğinden Hidivlik fermanına dâhil edilmedi. Hatta

üzerinden dört yıl geçmesine rağmen bu konuda yeni bir irade zuhur etmediği

gibi fermanda bahsi geçen vergi miktarı da kesinleşmedi. Bu yüzden Mısır

askerleri 1867 yılında Berbera’ya çıkmalarına rağmen Zeyla’ya ancak 1875

yılında ayakbastılar47

. Hidiv İsmail Paşa’ya Zeyla’nın verilmesi Halil Paşa’nın

Mısır’a götürdüğü hattı hümayun ile olmuştur. Bu hattı hümayun Mısır’da

büyük bir törenle gerçekleşmiştir. Ahmed Lütfi Efendi’ye göre Zeyla’nın

Mısır’a verilmesi Kızıldeniz’deki Mısır varlığını kuvvetlendirmesi ve buranın

ticari açıdan kıymetli olmasından ileri gelmektedir.48

 

Hidiv İsmail Paşa kendisine devredilen Somali sınırları içindeki Berbera

Limanı’nı epeyce akçe harcayarak imar ettiği gibi, Harar nehri kaynağına kadar

olan kısımlara da Osmanlı bayraklarını diktirdi. Her sene belli miktarda vergi

alınan Zeyla’nın Mısır’a devrine bölgenin eski idarecisi Ebubekir Şuheymi rıza

göstermedi. Zira buranın Yemen vilayeti’nin bir parçası olarak kalması

taraftarıydı. Sultan Abdülaziz’den gelen emir üzerine Yemen’den hususi

zabitler ve memurlar gönderilerek Ebubekir Şuheymi, devir konusunda ikna

edildi. Mısır tarafından kendisine paşa unvanı verilerek buranın mutasarrıfı

tayin edildi; Harar, Berber ve Bulhar kendisine bağlandı.49

Hidiv İsmail Paşa’nın Somali ile ilgili iddiaları, Sultan Abdülaziz’in

Musavva ve Sevakin limanlarını bir fermanla vermesiyle başladı. İsmail Paşa bu

doğrultuda yavaş yavaş gücünü genişletti. Bir yıl sonra Babıali, Kızıldeniz’deki

bu iki limanla ilgili başka bir ferman daha gönderdi. Bu iki ferman İsmail

Paşa’nın yayılmasının esasını teşkil etti. Bu fermanlarla Osmanlı yönetimi

altında olan Zeyla’nın da Mısır’a verildiği belirtiliyordu. Mısır ise bunu

Zeyla’da Somalililer yaşıyor, dolayısıyla bütün Somali Osmanlılara aittir

şeklinde yorumladı ve böylece İsmail Paşa bütün Somali üzerinde bir hâkimiyet

tesis etmek istedi. Ancak öncelikli olan Somali sahilleriydi. Bu doğrultuda

Ağustos 1870’de Mümtaz Paşa, yakın zamanlarda alınan Berbera ve Bulhar

dâhil olmak üzere Süveyş ve Cape Guardafui arasındaki bölgeye vali olarak

atandı. Mısır’ın bu şekilde Somali sahillerini eline geçirmesi Kahire’deki İngiliz

elçi General Stanton tarafından protesto edildi. Mısır’ın genişlemesi İngiltere’de

bir süre tartışılıp tereddüt edildikten sonra Lord Salisbury tarafından Ağustos

1875’te kabul edildi. Buna göre Cape Guardafui’ye kadar olan Afrika’nın doğu

sahillerine Mısır’ın yerleşmesine İngiltere tarafından itiraz edilmeyecekti.50

 

Osmanlı Devleti, Galla taraflarından Zeyla ve Berbera’ya saldırılar

olmaya başlayınca İsmail Paşa’dan yardım istedi. Mehmed Rauf Paşa

komutasındaki Mısır ordusu önce Zeyla ve Berbera’yı ele geçirdi. Ardından

Somali kıyılarını takip ederek Ras Hafun’a kadar geldi ve buraya Osmanlı

bayrağını dikti. Ras Hafun’a Osmanlı bayrağını diken Cafer Mazhar Paşa’ydı51

.

Mısır’ın Kuzey Somali’ye tam olarak ne zaman yerleşmeye başladığı zaman

içinde tartışmalı bir hal alınca, ilk defa 1867 yılında Hidivlik memurlarından

Cafer Mazhar Paşa’nın, Zeyla’dan daha güneydeki Ras Hafun’a Osmanlı

sancağını diktiği52 haber verilecekti. Gerçekten de 1870’lerin başında Mısır,

Somali’ye doğru yayılmak için önemli hamleler yaptı. 1871’de İsmail Paşa,

Doğu Afrika’daki faaliyetler için Albay Purdy’i Mombasa’dan Viktorya

Gölü’ne kadar bir seferle görevlendirdi ve aynı yıl Mümtaz Paşa, Musavva’dan

Berbera’ya kadar olan hattı ziyaret etti.53 Aynı gelişmeler doğrultusunda İsmail

Paşa, Doğu Afrika’daki hedeflerine ulaşmak için McKillop Paşa’yı Juba

nehrinin döküldüğü yere kadar gönderdi. Amacı burada otoritesini tesis etmekti.

Bir yandan da aynı doğrultuda Gordon Paşa çalışmalar yürütüyordu. Mısır

birliklerinin Somali’nin güneyine doğru yaptıkları askeri faaliyetler neticesinde

Kismayu’nun 17 Ekim 1875’te alındığı ve Berbera’dan ekvatora kadar olan

bütün hattın McKillop’un komutası altına girdiği belirtiliyordu.54

1875’ten sonra İsmail Paşa, nüfuzunu bütün Kuzey Somali sahillerine ve

ardından Etiyopya ve Somali’nin içlerine doğru yaymaya başladı. 1875 yazında

İsmail Paşa askeri hazırlıklara başladı ve 19 Eylül 1875’te Rauf Paşa 100.000

kişilik bir birlikle Zeyla’dan ayrıldı. Ayrılan bu kuvvetler 11 Ekim 1875’te de

Harar’ı ele geçirdi. İsmail Paşa bundan sonra iki hedefe yöneldi. Birisi

Etiyopya’nın ele geçirilmesi diğeri de Güney Somali’deki Juba nehrinin

etrafının alınması üzerineydi. Bu doğrultuda İsmail Paşa, McKillop ve Chaillé

Long gibi Amerikalı subayların komutasında faaliyetleri yürütse de bunlar çok

da etkin sonuçlar getirmedi. Ancak Kismayu sorunsuz bir şekilde 16 Ekim’de

alındı. Mısır birlikleri Kismayu’ya kadar uzanan seferleri sırasında McKillop

Paşa’nın komutası altındayken Berbera bir anlamda tarafsızdı. Ancak sahildeki

diğer yerler hatta Kismayu bile Mısır birliklerinin eline geçmişti. Mısır birlikleri

buralarda Türk bayrağını asmışlardı. Ancak Zangibar Sultanı’nın İngiltere’ye

olan şikâyeti neticesinde Kismayu’dan ve Cape Guardafui’nin güneyindeki tüm

yerlerden çekilmek zorunda kaldı.55

Mısır’ın Zangibar bölgesinden çekilmesi ise bir anlamda mecburiyet

gereği oldu. Zangibar’a doğru genişlemesi üzerine durum, 22 Kasım 1875’te

İngiliz Dışilerine iletildi. Ardından Aden’deki İngiliz temsilci Schneider’in

endişeleri İngiliz Dışişlerine aktarıldı. Devam eden süreçte Zangibar Sultanı’nın

Mısır’ın Zangibar’ın kuzeyini ele geçirdiği ve Sultan’ın İngiltere’den yardım

istediği şeklindeki telgrafı, İngiliz Dışişlerine gitti ve 1 Aralık 1875’te Times’ta

yayınlandı. Tüm bu durumlar ise İngiltere’yi mesele konusunda daha hassas

davranmaya itti. İlerleyen süreçte İngiltere, duruma daha fazla tepki gösterince

Mısır da kuvvetlerini ve gemilerini Afrika’nın doğusundan 5 Aralık 1875’te

çekmek zorunda kaldı. Bununla ilgili Nubar Paşa da iki gün sonra İngiliz

Dışişlerine bir yazı gönderdi.56 Ardından McKillop Paşa, Somali’deki Mısır

askeri faaliyetlerini bitirip, 6 Şubat 1876’da yine Berbera üzerinden Süveyş’e ve

oradan Kahire’ye geri dönmüştür.57 Mısır, Zangibar ile bu şekilde karşı karşıya

gelse de Osmanlı Devleti’nin bölge ile bağları devam etmiştir. Hatta bu

meseleden birkaç yıl sonra Zangibar Sultanı’na (Seyyid Bargaş) bir kıta Mecidi

Nişan gönderilmiştir.58

Askeri faaliyetler sırasında görev alan Albay Chaillé’nin Berbera ile ilgili

verdiği bilgiler mühimdir. Hidiv İsmail Paşa’ya yakın olan Albay Chaillé,

verdiği bilgilerde dönemin coğrafyacılarından biri olan Keith Johnston’un

Afrika” isimli kitabında Berbera kasabasının ve Somali’nin Aden Körfezi’ne

bakan sahillerinin 1874’te Mısır birlikleri tarafından ele geçirildiğini

söylemektedir. Böylece Musavva’dan başlayarak körfezin büyük bir kısmının

ele geçirildiği Temmuz 1875’te de Mısır’ın İstanbul’la vardığı anlaşma

doğrultusunda Zeyla’nın da Mısır birliklerinin eline geçtiğini belirtmektedir. Bu

genişlemeden sonra Mısır birliklerinin Harar’a doğru ilerlediklerini

söylemektedir. Chaillé, verdiği bilgilerde yine Berbera’nın Aden’in tam

karşısında yer aldığını ve derin bir koyu olduğunu ifade eder. Buraya 25 Eylül

1875’te geldiğini ve çok iyi bir limanı olduğunu ifade etmektedir.59 Mısır,

Kuzey Somali’de otoritesini kurduktan sonra buranın yönetimi ile ilgili bir dizi

hamle yaptı. 1875 yılından sonra sonra Berbera ile birlikte Kuzey Somali, Mısır

Sudan’ına bağlı iki muhafaza yapıldı. Önce Hatt-ı Üstüva valisi Rauf Paşa

buraya vali olarak tayin edildiyse de buranın emiri olan Ebubekir Şuheymi önce

vekâleten daha sonra asaleten muhafız tayin edildi.60

İngiltere, Somali’de kabilelerin yer aldığı sahillere ve Berbera’ya 1827 ve

1855’teki iki anlaşmayla girmişti.61 Kuzey Somali Mısır’ın eline geçince bu

durum İngiltere tarafından endişeyle karşılandı. Çünkü Süveyş Kanalı

açıldığından itibaren Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nin kıymeti daha da artmıştı.

Başlangıçta Cape Guardafui’ye kadar uzanan Mısır hâkimiyeti (bir bakıma

Osmanlı) İngiltere açısından rahatsız edici olsa da bu duruma çok büyük tepki

gösterilmedi. Nisan 1876’da da İngiltere, Mısır’ın Somali sahillerindeki Cape

Guardafui’ye kadar olan iddialarını kabul etti.62 Bu durum İngiltere açısından en

kabul edilebilir durumdu. Çünkü bir başka Avrupa devletinin buralara

yerleşmesi İngiltere’yi daha fazla rahatsız ederdi.

Mısır’ın Kuzey Somali’yi ele geçirmesi ile birlikte başlıca limanları olan

Bulhar, Berbera ve Zeyla’daönemli bir ticari gelişme başladı. Bu gelişme 1870

ile 1884’te belirgin şekilde kendini gösterdi. Bu tarihlerde ticaret %58 oranında

arttı.63 Ekonomik gelişme bu kasabaları aynı zamanda dinamik şehirler haline

getirdi. Buralara her yerden insanlar gelmeye başladı. 1877’de Sudan Genel

valiliğine Gordon (Charles George Gordon, bilinen ismiyle Gordon Paşa) tayin

edildi.64 Zeyla ve Berbera ile Tacura gibi Somali sahilleri 1877-1880 arasında

Hartum’dan yönetildi. Ancak Hartum’daki vali-generalin otoritesi tüm bölge

üzerinde etkili değildi. Hatta Hartum’daki vali, köle ticaretini engellemeye

çalışsa da yerel idareciler bu duruma pek önem vermiyordu. Hakikaten XIX.

yüzyılın sonunda (1877-1880) Hartum’daki vali Etiyopya ve Berbera arasındaki

köle ticaretini tam olarak önleyebilmiş değildi.65 Esir ticareti özellikle Sudan ve

Habeşistan’a mahsus olup, bu ticareti yapanlar tarafından esirler, Hindistan,

Mısır ve Arabistan istikametlerine sevkedilmekteydi. Bu ticaret ile ilgili liman

ve iskeleler ise Sevakin, Badı, Dahlak, Zeyla, Beylül, Berbera, Mogadişu,

Merke Brava, Mombasa ve Zangibar’dı.66 Hidiv İsmail Paşa her ne kadar Kuzey

Somali ve Sudan bölgelerinde denetimi eline alsa da tam olarak bölgeye hâkim

değildi. Örneğin Hidiv İsmail’in yaklaşık 4.000 kişilik birliği Kasım 1875’te

imha edildi. Bu durum İsmail Paşa’nın bölgedeki planlarının aleyhindeydi.

Prestijini kurtarmak için İsmail Paşa 15.000 kişilik bir birliği Abissinia’ya

göndermek istedi.67

Yine benzer şekilde Berbera’da da bazı sorunlar yaşandı. 1875’te Berbera

Limanı Hidiv tarafından kapatıldı fakat bir sonraki yıl tüm milletlere açık bir

liman olarak tekrar faaliyete geçti. Ancak 24 Eylül 1884’te Mısır birlikleri

Berbera’yı tamamen boşalttı ve onların yerini İngiliz birlikleri aldı. Osmanlı

Devleti İngilizlerin yerleşmesini engellemek için bir süre çabaladı. Babıâli,

Lord Granville’in 3 Ekim 1884 tarihli takriri üzerine Berbera Limanı’nın

Osmanlı Devleti’ne ait olduğunu bildiren bir yazıyı Hariciye Nezareti aracılığı

ile İngiltere’ye bildirmek durumunda kaldı. Ancak yaşanan zorluklardan dolayı

Mısır Harar, Berbera ve Zeyla’yı 13 Mayıs 1885 tarihinde tamamen boşalttı.68

Berbera, uzun süre Aden’e koyun, keçi ve sığır gibi temel ihtiyaç

malzemelerinin sağlandığı en önemli limanlardan biri oldu. 1881-1882’de

60.385 koyun ve keçi ile 2.477 büyük baş hayvan bu limandan Aden’e

gönderildi. Ticaret ekim ayından mart ayına dek canlı olurdu. Yerliler ürettikleri

ve getirdikleri mallarını değişik yerlerden bu limana taşırlardı ve sayıları 10.000

ile 15.000 arasında olurdu. Bu canlılıkta Aden’e yakınlık da önemliydi. Berbera,

Aden’den 140 mil (225 km.) Zeyla’dan ise 120 mil (193 km.) uzaklıkta

bulunuyordu. Berbera aynı zamanda Harar’ın en önemli dışa açılan limanıydı.

Liman, Harar’dan 286 mil (460 km.) uzaklıktaydı.69

Fransızlar bu dönemde Kızıldeniz etrafında nüfuz sahibi olmak istediler.

İlk olarak Musavva yakınlarında bir liman ahalisini kendi yanlarına çektiler ve

burada bayraklarını diktirdiler. Ancak Musavva Mutasarrıfı Pertev Paşa bu

durumun üstesinden geldi. Yine 1859 yılında Zeyla’nın kuzeyindeki Obuk

(Obock) isimli yerdeki boş araziye yerleştiler. 50.500 franka tekabül eden

10.000 riyal karşılığında buradaki araziyi aldılar. İngiltere ile rekabetten dolayı

Aden Limanı’na istedikleri gibi giremeyince Mısır birliklerinin çekilmesinden

istifade ederek Cibuti’ye önem verdiler. 1880 yılında da bugünkü Cibuti’yi

kurarak bölgeyi tamamen işgal ettiler.70 İtalyanlar da 7 Temmuz 1880’de

Zeyla’nın kuzeyindeki Assab’ı ele geçirdiler. Yine 25 Aralık 1884 tarihinde

İngiltere’ye bölgede başka yerler ele geçirmek konusunda görüşlerini ilettiler.

Bu şekilde Afrika sahillerinin silahlarla dolması ileride Yemen İsyanları

sırasında Osmanlı Devleti’ne güçlük çıkardı. Sonuçta da 1887 yılında İngilizler,

Harar’ı Habeşistan Krallığı’nın bir parçası olarak gösterdikleri gibi Zeyla ve

Berbera da İngiliz himayesi altında gösterilmeye başlandı.71

 

  1. Berbera’nın Osmanlı’dan Kopması

 

XVI. yüzyıldan önce Kuzey Somali bölgesinin önde gelen merkezi

Zeyla’ydı. Ancak daha sonra merkez bölgenin içine, Harar’a kaydı. İlerleyen

süreçte Zeyla, Yemen’e bağlandı ve böylece Osmanlı Devleti’ne bağlı bir yer

haline geldi. XIX. yüzyılın başında da ilk önce East India Company ardından da

Hindistan Hükümeti bölgede nüfuz kazanmaya başladılar. 1874-1875’te ise

Mısır Osmanlı Devleti’nden aldığı bir fermanla Tacura, Bulhar, Berbera ve

Harar’ı ele geçirdi. Ancak 1884-1885’te tüm Mısır birlikleri bölgeden çekildi.

İngiltere Zeyla, Bulhar ve Berbera’yı Kızıldeniz’de geçen yolların güvenliği ve

Aden’e et temini gibi gerekçelerle ele geçirdi. Buna rağmen Zeyla ve bölgedeki

Osmanlı Devleti’nin sembolik varlığına bir süre İngilizler tarafından göz

yumuldu.72

Mısır’ın Zeyla, Berbera gibi Somali sahilleri ve Harar’dan çekilmek

zorunda kalmasında üç neden etkin oldu. Birincisi Sudan’da Mehdi’nin

ayaklanma çıkartması ve 1881’de Sudan’daki Mısır yönetimini sona erdirmesi.

İkincisi Etiyopya’nın her geçen gün askeri bir güç olması ve komşularına doğru

yayılması, üçüncü olarak da İngiltere’nin Mısır’ın yayılmasına gösterdiği tepki

ve onları Kismayu’dan çıkmaya zorlaması ile General Gordon’un Uganda’yı

Mısır kontrolü altına alma girişimindeki başarısızlık gösterilebilir.73 Mısır

bölgeyi boşalttıktan sonra buranın İngiltere tarafından alınmasının en önemli

sebebi ise Aden’in konumuydu. Bölge İngiliz koruması altına girince Berbera

bölgenin merkezi haline getirildi. Burası Aden Körfezi’nin karşısındaydı ve

Londra’dan 20, Bombay’dan 6 günlük bir mesafede bulunuyordu. Zeyla, Bulhar

ve Berbera Hint birlikleri tarafından denetim altına alındı ve İngiliz memurlar

bölgede görev yapmaya başladılar.74

İngilizler bölgeyi ele geçirdiğinde herhangi bir zenginlik yoktu ancak bir

süre sonra Berbera yakınlarında petrol ve kömür bulundu. Kalite olarak bunlar

yeterli olmasa da Berbera’nın bir limanı olması ve buharlı gemilerin limana

gelebilme avantajları nedeniyle önemli bir konumda bulunuyordu.75 Ancak

İngiltere’nin bölgeye yerleşmesi bir takım endişelerle birlikte gelişti.

ngiltere’yi XIX. yüzyılın sonuna doğru endişelendiren gelişmelerden biri

de Fransa’nın Abissinia’da her geçen gün etkinliğini arttırmasıydı. Eğer

Fransızlar tarafından Cibuti ve Harar’a doğru bir demiryolu yapılırsa bu, Zeyla

ve Berbera ile Somali limanlarının hinterlandının kesilmesi anlamına gelirdi.

Böylece Harar ve Abissinia Fransız nüfuzu altına girerdi.76 Yine 1881’de

Fransa’nın Tunus’u almasından sonra İtalya, Almanya’ya yakınlaşmaya başladı.

Aynı zamanda kendisi Afrika’nın başka yerlerinde sömürge aramaya yöneldi.77

Bu yüzden Mısır’ın Kuzey Somali ve Kızıldeniz çevresindeki gücü azalmaya

başlayınca İngiltere bölgeye ilgisini arttırdı. Bunun üzerine yaşanan rekabetten

dolayı Osmanlı Devleti, bölgedeki hâkimiyetini Mısır’ın gerilemesiyle birlikte

tekrar tesis edebilmek için hamlelerde bulundu. Bu doğrultuda bölgeden

Osmanlı Devleti’ne yazılar dahi geliyordu.

12 Ocak 1884’te Fazıl Paşa, İstanbul’a gönderdiği bir muhtıra ile gerek

Süveyş’ten Babu’l Mendeb’e ve gerek Babu’l Mendeb haricinden Asir’e kadar

olan sahiller ve kara içlerine kadar olan ahalinin hepsinin müslüman olduğunu

ve Mısır idaresi altında olduklarını bildirmektedir. Ancak Mısır’ın deniz kuvveti

olmadığı için küçük karakol vapurlarından başka Sevakin, Musavva ve Berbera

çevresinde ikamet etmek üzere Kızıldeniz’e üç adet vapur gönderilmesinin

uygun olacağını belirtmektedir. Ayrıca bu vapurların orada ikametini zorunlu

görmektedir. Bu vapurlar orada kalırsa hem halkın bundan memnun olacağını

hem de Habeşlilerin Musavva’ya saldırılarının önlenmiş olacağını ve

yabancıların da vapurlar orada olursa müdahale edemeyeceklerini

söylemektedir. Yine Londra elçisi Muzurus Bey’in gönderdiği haberlerden

İngiltere’nin sadece Mısır’ın muhafazası ile ilgilendiği onun dışındaki alanlarda

Osmanlı Devleti’nin faaliyet göstermesine bir şey demeyeceği anlaşılmıştır.

Ancak en çok üzerinde durulan Musavva ve Sevakin’e Osmanlı Devleti’nin de

doğrudan asker göndermesi uygun olmayacağından bir deniz gücünün buralara

gönderilmesi yerinde görülmüştür. Yine bunun az sayıda bir deniz kuvveti ile

yapılacağı üstelik Habeşlilerin yabancılar tarafından Kızıldeniz’de bir liman

sahibi olmaları için desteklendiği ayrıca Habeş Kralı’nın da İngiltere tarafından

himaye gördüğü bildirilmektedir.78 Bu gelişmeler yaşanırken Mısır, iyice

zayıflamış ve bir de Mısır Meselesi ortaya çıkmıştır. İngilizlerin 1882’deki

işgalleri meseleyi daha da karmaşıklaştırmıştır.

Fazıl Paşa Mısır Meselesi’nin çözümüne dair görüşlerini de aktarır. Ona

göre bu işte dört yol tutulabilir. Birincisi Lord Granville’in notasına cevap

vermek ve onun teklifi çerçevesinde işi diğer devletlere birlikte çözmeye

çalışmaktır. Ancak bunun zamanı geçmiştir. İkincisi İngiltere’den bu konuda

hususi bir girişim olmaz ise Osmanlı Devleti’nin meseleyi yabancı devletlere

açması ve böylece orta yollu bir çözümün aranmasıdır. Ancak bunun kabul

görmesi halinde en iyi yol olmasına rağmen İngiltere’nin diğer devletler ile

uyuşması ve durumun Osmanlı Devleti’nin aleyhine dönmesi ihtimali vardır ve

bu yüzden sakıncalıdır. Üçüncüsü eğer Osmanlı Devleti’nin Mısır’ı elinde

tutması mümkün olmaz ve Mısır dışındaki yerlerde Osmanlı Devleti’nin

himayesi kabul görürse Hicaz ve Yemen’in muhfazası ve Kızıldeniz sahillerinin

elde tutulabilmesi için Sevakin ve Musavva gibi mahallere Osmanlı Devleti’nin

asker çıkarmasıdır. Dördüncüsü ise meseleyi burada yabancı elçilere açmaktan

ziyade Osmanlı Devleti’nin İngiltere’deki elçisi Muzurus Bey’in halletmesidir.

Bunun için de Muzurus Bey her ne kadar becerikli bir elçi olsa da bu meselenin

ehemmiyetinden dolayı onun yerine konuya vakıf birisinin elçi olarak atanması

veya Londra’ya sadece bu işle ilgili geçici uzman birisinin gönderilmesi teklif

olunmuştur.79

Bölgeden Osmanlı Devleti’ne bildirilen haberlerde yine Afrika

sahillerinde bulunan ahalinin Mısır hükümetine karşı olduğu ve Habeş ileri

gelenlerinden Menelik ile diğerlerinin Musavva taraflarına doğru birlikte

hareket etmekte oldukları ve halkın Musavva adasına doğru kaçtıkları haber

verilmiştir. Habeşistan’da farklı milletlerden insanlar olduğu ve bunlar arasında

Yohanna isminde birisine yabancılar tarafından kral ünvanı verildiği

bildirilmektedir. Habeşistan’ın da hiçbir tarafta iskelesi olmadığı için ve

Süveyş’ten Babü’l Mendeb’e ve oradan Asir’e kadar ahali hep Müslüman

olduğundan ve buralar Mısır elinde olduğundan Habeşliler sahillere

çıkamamışlardır. Ancak şimdi Mısır buralar ile ilgilenemediğinden bu yerlerin

boş bırakılmaması tavsiye olunmaktadır. Ayrıca Mısır’ın deniz gücü

olmadığından da eğer Habeşliler sahile çıkmayı başarırlar ise bunun Hicaz,

Yemen ve Mısır topraklarının elden çıkması anlamına geleceği bildirilmektedir.

Eğer daha önce de belirtildiği gibi Kızıldeniz’de Osmanlı Devleti üç adet vapur

bulundurursa bu durumun önüne geçilebilir. Ayrıca Habeşliler Musavva’ya

gelseler bile vapurlar onları püskürteceğinden sahilde de barınamazlar şeklinde

bilgi verilmektedir.80

İngiltere, Berbera’ya kesin olarak yerleşmek isteyince bu durum Osmanlı

Devleti ile İngiltere arasında sıkıntıya sebep oldu. İngiltere’nin bu girişimine

karşı Londra’daki Osmanlı elçisine gönderilecek telgraf şu şekilde

oluşturulmuştu: “İngiltere hükümeti ile Hidivlik arasında imzalanan 7 Eylül

1877 tarihli mukavele ile İngiltere, padişahın Somali üzerindeki hukuk-ı

hükümranisini tasdik etmiştir. Bu hukuk-ı hükümrani içine Berbera isimli yer de

dâhildir. Diğer taraftan sabık Hidiv İsmail Paşa, ülkesini dolaşırken

Berbera’ya da gelmiş ve burada padişahın hukukunu ve Berbera’nın Osmanlı

livası olduğunu belirten bir açıklama yapmıştır. Zaten Babıali de İngiltere

elçiliğinin bu meseleye dair tebligatına cevaben, Ağustos 1879’da Hidivlik

makamına Berbera’ya herhangi bir ecnebi devletin yerleşmesini men etmesini

istemiştir. Bu noktadan hareketle Somali arazisinde bulunan Berbera Osmanlı

Devleti’nin mülküdür. Bu durumun aynen Lord Granville’e bildirilmesi

istenmektedir”81 Meselenin ehemmiyeti konunun ciddiyetle ele alınmasını

mecbur kılmıştır. Hatta Meclis-i Vükela, Berbera’nın Osmanlı Devleti’nin

tasarrufunda olduğuna dair malumat bulunmadığından bu durumun Hidivliğe ve

Yemen Vilayeti’ne sorulmasına karar vermiştir. Berbera hakkındaki iddiayı

ispata dair Londra Elçiliği’ne yazılması düşünülen telgraf için iki müsveddeden

birinin tercih edilmesi veya başka bir müsvedde tertip olunmasına dair karar

alınmıştır.82

Osmanlı Devleti’nin bölgede güç kazanmasını istemeyen İngiltere, buna

mukabil Mısır’ı alttan alttan destekledi ve güçlenmesini sağladı. Mısır, 1877

yılında İngiltere ile bir anlaşma yapmış olsa da bu anlaşma Osmanlı Devleti

tarafından tanınmadı. Çünkü Afrika kıtasının güney sahillerinde ticaret yapmak

için Mısır Hidivliği tarafından İngiltere Hükümeti ile yapılan bu mukavele

İngiltere’ye Berbera’dan Ras Hafun’a kadar olan bölgede ticaret yapma izni

veriyordu.83

İngiltere’nin Berbera üzerindeki iddiaları devam ettikçe Osmanlı Devleti

Londra elçiliği vasıtasıyla İngiliz devlet adamlarına haklılığını ispat etmeye

çalışmıştır. Bu kapsamda 3 Ekim 1884’te gönderilecek bir telgraf hazırlığında

şu hususlar üzerinde durulmuştur. “Osmanlı Devleti, Berbera Limanı üzerine

Lord Granville’in gönderdiği cevaptan memnun olmamıştır. Bunun Osmanlı

Devleti ve İngiltere arasındaki dostluğa da uygun düşmediği kanaatindedir.

Osmanlı Devleti, Berbera dâhil Somali arazisinin Osmanlı mülkü olduğu

üzerinde ısrar ediyor. Bu arazide ahali, Osmanlı Devleti ve padişah-halifeye

yakındır, buna karşılık Osmanlı Devleti de burayı bir livası olarak görür. Bu

duruma da şimdiye kadar hiç kimse itiraz etmemiştir. Mevcut durum

İngiltere’nin de malumu olup asla itiraz edilmemiştir. Zaten İngiltere kabinesi

de daha evvel Osmanlı Devleti’nin bölgeye asker sevk etmesi üzerine beyanda

bulunmuştur. İngiltere hükümeti meseleyi etraflıca tetkik ettiği takdirde bu

duruma kendisi de hak verecektir”84 Lord Granville’in gönderdiği cevap ise

Osmanlı Devleti’ni memnun etmemiştir. Bunun üzerine Londra elçisinin

vereceği cevap yeniden ele alınmıştır. “Berbera Limanı’na dair Lord

Granville’in gönderdiği cevap iki devlet arasındaki dostluğa uygun değildir.

Filvaki Berbera Limanı’nın içinde bulunduğu Somali arazisi üzerindeki

Hidiv’in yetkileri ve bunun müsaadesi Babıali tarafından verilmiştir. Mısır

buraları aldığında bu yerler Osmanlı toprakları idi. Bu durum 2 Ağustos

1879’da gönderilen evrakta da yer almaktadır. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin bu

topraklar üzerindeki hukuku 7 Eylül 1877 tarihli Hidivlik ile İngiltere arasında

akit olunan mukaveleden daha eskidir. Yine İngiltere hükümeti bundan yedi

sene önce Osmanlı Devleti’nin Somali üzerindeki hak ve hukukunu tasdik

etmişti. Ayrıca hidivlik ile İngiltere arasında akit olunan mukavele Osmanlı

Devleti tarafından tanınmamıştır. Bu yüzden bu mukavelenin tamamlanmamış

olması Osmanlı Devleti’nin hukukuna halel getirmez. Osmanlı Devleti

İngiltere’nin bu meseleyi etraflıca inceleyeceğini ve Osmanlı Devleti’nin bölge

üzerindeki zaman ve hüküm ile sakat olmayan hakkını teslim edeceğini ümit

etmektedir” denilmiştir.85

Londra elçiliğinden gelen tahriratta ise (8 Ekim 1884) elçi Lord Granville

ile görüştüğünü belirtmektedir. Lord Granville’in verdiği cevap ise Osmanlı

Devleti tarafından kabul görmemiştir. Lord Granville verdiği cevapta Somali

sahillerinin hiçbir ecnebi devlete verilemeyeceğine dair beşinci maddeyi de

içeren hükmü İngiltere tarafından ileri sürülmüşken Osmanlı Devleti bu

maddeyi mevki-i icraya koyması gerekirdi. Ancak Osmanlı Devleti bununla

ilgili üzerine düşeni yapmamış olduğundan İngiltere hükümeti kendisi

tarafından tamamlanmamış bir metni kabul ve tasdik edemez demektedir. Bahsi

geçen mukavele ise Mısır Hidivliği ile İngiltere arasında 7 Eylül 1877’de

imzalanmıştır. Mukavelenin beşinci maddesinde Somali sahilinin hiçbir

kısmının ecnebi bir devlete terk olunamayacağının İngiltere tarafından kabul

görmüş olmasıdır. Ancak Lord Granville mukavelenin Osmanlı Devleti

tarafından tasdik edilmesiyle geçerli olacağını ancak Osmanlı Devleti bunu

tasdik etmediği için Mısır ile İngiltere arasındaki 7 Eylül 1877 tarihli

mukavelenin geçerli olamayacağını beyan etmiştir. Yine Osmanlı Devleti bu

mukaveleyi onaylamadığı için Somali sahilleri hakkındaki Osmanlı Devleti’nin

bu mukaveleye dair iddiaları kabul olunamaz demektedir.86Ancak Osmanlı

Devleti’nin tüm gayretlerine rağmen Berbera, 1884’te İngilizlerin eline geçti.

İngilizler Zeyla ve Berbera’yı geçici olarak işgal ettiklerini açıklamışlardı.87

Ancak bu işgalin geçici olmadığı belliydi.

Mısır, 1884-1885’te Kuzey Somali (İngilizlerin tarif edişine göre

Somaliland) topraklarını bırakınca yerini İngiliz koruması aldı. Hindistan

birlikleri Kuzey Somali’nin üç sahil kısmında yerleştiler. Bu dönemde bölge

tam olarak bilinmiyordu. Keşif gezilerinin ve haritaların bu tarihten sonra

üzerinde daha fazla duruldu. Benzer şekilde 1884 yılında da Mısır hükümeti

Sudan’daki haklarını bırakarak bölgeden ayrıldı ve Somali üzerindeki

iddialarından da vazgeçti. Bu tarihten sonra da (1885) sekiz Somalili kabile

İngiliz koruması altına girdi88

.

İngiltere, 1884 ve 1886’da yerli kabileler ile imzaladığı anlaşmalar ile

onları koruması altına aldı. Bunun karşılığında da Berbera Limanı’ndan

yararlanma hakkını elde etti. Somali’deki yerli kabileler ile anlaşmalar

imzaladığında başlangıçta sadece Berbera Limanı’nı göz önünde tutmuşlar,

limanın gerisindeki alanı pek hesaba katmamışlardı. Çünkü bu dönemde

Berbera’da yaklaşık 20.000 kişinin yaşadığı tahmin ediliyordu89

.

İngiltere 1885’te yerli kabilelere imzalattığı anlaşmalarla onları koruma

altına aldı. Ancak 1889’daki anlaşmadan sonra hem otoritesini pekiştirdi hem

de İngiliz koruma alanı olarak bilinen bir sahayı da oluşturmuş oldu.

İngiltere’nin koruma alanı yaklaşık 68.000 milkare idi ve burada tahmini

300.000 insan yaşıyordu. İngilizler Somali üzerinde koruma alanı tesis

ettiklerinde aslında burada herhangi bir endüstri, maden, demiryolu, okul yoktu.

Çok az miktarda bir ticaret vardı.90 Ancak Berbera, Zeyla ve Bulhar limanları

yüzyılın sonuna doğru her geçen gün büyüyordu. Ticari açıdan mal alış verişi de

gelişme gösteriyordu. Bir süre sonra da İngiliz ticareti açısından Aden, Muskat

ve Berbera bölgenin en önemli merkezlerini oluşturdu.91 Bir yandan da XIX.

yüzyılın sonuna doğru giderek gelişen demiryolları Afrika’yı da sarmaya

başladı. Bu kapsamda Afrika’nın birçok yerinde bağlantıların genişletilmesi için

demiryolları yapılmak istendi. Berbera da bu noktada önemli bir merkez olarak

düşünüldü. Yapılması düşünülen yolların birisi Lagos (Batı Afrika’da) ve

Berbera (Doğu Afrika’da) arasındaki hattan oluşuyordu. Yine İskenderiye’den

başlayan bir yolun Fashoda’daki bir durakla Berbera’ya çıkması tasarlandı ve

ayrıca Berbera’dan Harar’a demiryolu yapımı üzerinde duruldu.92 Bölgenin

önem kazanması ve İngilizlerin yerleşmesi ile birlikte Fransa ve İtalya da bölge

üzerinde birtakım girişimlerde bulunmak istediler. İtalyanların girişimlerine dair

de Roma’daki Osmanlı elçisi Babıali’ye zaman zaman bilgilendirmelerde

bulunuyordu.93

30 Mart 1886’da Kahire’den Berbera eski müdürü Ali Vehbi Paşa’nın

Sudan hakkında gönderdiği rapor tercüme ettirilerek sadarete gönderildi.

94 6

Nisanda da Sadrazam Kıbrıslı Mehmed Kamil Paşa, Sudanlılar elinde esir iken

bulduğu fırsattan istifade ederek kaçıp Mısır’a gelen Berbera eski müdürü Ali

Vehbi Paşa tarafından Sudan’ın mevcut durumuna dair Ahmed Muhtar Paşa95

tarafından gönderilen Arapça raporu tercüme ettirdi. Ali Vehbi Paşa’nın

raporunun tercümesinde96: “Eşkiyanın şu anda isyana ve muhalefette ısrar

edecekleri ayrıca Dangola’yı fazlasıyla arzu ettikleri tahmin ediliyor. Eğer

hükümet eşkıyadan önce Dangola’yı ele geçirir ise eşkıyanın buralarda

tutunamayacağı görülmektedir. Üstelik ahalinin büyük bir kısmı eşkıyadan

korktuğu için asilere yakın durmaktadır. İstanbul’dan Mısır’a gelen Ahmed

Muhtar Paşa otuz bin asker ile Sudan’a gelir ve Sudan valisi Abdülkadir

Paşa’yı yanına alırsa eşkıya kolayca bertaraf edilir. Ayrıca Berbera’da

Abdürrahman Elencümi ve kardeşi yanlarında epeyce miktar Hartum askeri ve

ahaliden kimseler ile on tane top ve yeterince cephane bulundurmaktadır

ifadeleri yer almaktadır.

Mısır’ın Kuzey Somali’den çekilmesi ile birlikte yabancı devletlerin hem

Somali hem de Harar ülkesine doğru faaliyetlerinde bir artış gözlendi. Bu

durum Osmanlı Devleti tarafından da yakından takip edildi. Bu dönemde

bölgede yaşanan bir olay ise Osmanlı Devleti’nin üst kademesini bir süre

meşgul etti. Harar Sultanı’nın Harar’da bulunan Avrupalıları katlettiği ve bir

İtalyan birliğine hücum edip hepsini öldürdüğü ve bölgede bulunan İngilizler ile

muhafız askerlerini esir aldığına dair Paris’te haber çıkınca bunun tetkik

edilmesi istenmiştir (26 Nisan 1886).97 Bunun üzerine Sadrazam Kıbrıslı

Mehmed Kamil Paşa, Harar emiri tarafından meydana gelen kıtal meselesini

araştırmak üzere Ahmed Muhtar Paşa’ya, Roma Elçiliği’ne ve Londra

Elçiliği’ne haber göndermiştir. Bu hususta Ahmed Muhtar Paşa’dan gelen

telgrafname padişaha sunulmuştur (27 Nisan 1886).98

Ahmed Muhtar Paşa tarafından İstanbul’a gönderilen telgrafnamede

Zeyla’da daha önceden bazı olaylar olduğu ancak bunları dinlemeyerek Kont

Bozonti’nin başkanlığında fenni keşifler yapmak üzere bölgeye Zeyla ve

Obuk’tan hareketle dokuz kişilik bir grup yola çıkmıştır. Bu grup ve Harar’daki

iki İtalyan tüccar Kildeze ile Arno arasında Harar emirinin adamları

tarafından öldürülmüştür. Sekiz ay önce de Mısır askerinin boşalttığı Kildeze’ye

getirilen on altı Hint askeri de Hararlılar tarafından esir alınmıştır. Ancak

Kildeze Hararlılar tarafından yağma edilmiştir. Bu haberler de Zeyla’daki

İngiliz kaynaklarınca öğrenilmiştir. Yine bu ihbar telgrafında Obuk’tan yola

çıkan bir Fransız keşif heyetinin de imha edildiği Aden taraflarında bir şayia

olarak dolaşmaktadır. Ahmed Muhtar.” demektedir (27 Nisan 1886).99 Aynı

tarihte (27 Nisan 1886) Hariciye Nezareti’ne Roma elçiliğinden gönderilen

telgrafname tercümesinde, “kıtal meselesi her ne kadar resmen tasdik edilmemiş

olsa da doğru kabul olunuyor. İtalya hükümeti de bu durum sonucu ortaya

çıkan heyecanı teskin etmeye çalışıyor” şeklinde bilgi verilmiştir.100 Londra

elçiliğinden bu aşamada henüz haber alınamamıştır. Hariciye Nazırı da durumu

Sadarete bildirmiştir. “Harar Sultanı’nın Avrupalıları katlettiği, İngiliz ve

muhafız askerini esir aldığına dair haberlerinin tetkiki için 25 Nisan 1886’da

Londra ve Roma elçiliklerine yazı gönderildiğini ve bu konuda 27 Nisan

1886’da Roma elçiliğinden gelen haberin bildirildiği yine Londra elçiliğinden

gelecek olan haberin de bildirileceğine dairdir” (28 Nisan 1886).101 Bu şekilde

hadisenin tam olarak anlaşılması için gayret gösterilmiştir. Ancak yine de

sağlıklı bilgiler tam olarak elde edilememiştir.

Hadise tam olarak anlaşılamadığı için Roma elçiliği, Hariciye Nezareti’ne

İtalya hükümetinin Harar’da meydana gelen kıtal hakkında sağlıklı bilgi

alamadığı için Kızıldeniz’de bulunan gemilerinden birisini İngiltere ile de ittifak

halinde olarak Zeyla’ya göndermesine dair girişimini haber vermiştir (29 Nisan

1886).102 Yine aynı talep bir süre sonra Sadrazam Kıbrıslı Mehmed Kamil

Paşa’ya da intikal etmiştir (30 Nisan 1886).103 Mesele son olarak da padişaha

bildirilmiş ve İtalya hükümetinin girişimi hakkında bilgi verilmiştir (1 Mayıs

1886).104

Osmanlı Devleti Berbera ve Kuzey Somali hakkında olan gelişmeleri

yakından takip etmiştir. Bunlardan biri de 16 Kasım 1888’de Bombay

Şehbenderliği’nin Berbera’daki Semali Kabilesi’nden Şeyh Ali’nin avanesiyle

hücum eylediğine dair sunduğu raporun arzıdır.105 Bu hadiseyle ilgili Hariciye

Nezareti ve Sadaret arasında görüşmeler olmuştur.106 Meselenin izahına dair de

Bombay gazetesinde 28 Kasım 1888 tarihli çıkan nüshadaki ilgili kısım

İstanbul’a gönderilmiştir. O nüshada konu “Semalilerin Berbera Üzerine

Taarruzu” başlığı ile çıkmıştır. Haberin Aden’den Londra’ya giden hususi bir

mektuptan alındığı bildirilmiştir. İçeriğinde ise “Berbera’da mühim bir vaka

meydana gelmiştir. Şöyle ki Semalilerden 300-400 kadar süvari ve bir hayli

piyade toplanarak şehrin yerli sakinleri üzerine gece vakti hücum edilmiştir.

Ancak mesele büyümeden verilen haber üzerine asker gelmiş ve orada bulunan

50 yerli piyade askeri ile 20 Aden askeri meseleye dâhil olunca Semaliler dehşet

içinde kalıp 12 neferi telef ve bir o kadarı da esir edilmiştir. “Ospereli” adlı

İngiltere savaş gemisi dahi Aden askeriyle 100 adet yerli piyade askerini alarak

bölgeye gitmiştir. Bu durum meseleyi yatıştırmıştır. Ancak bu hadise Berbera

ticaretine büyük sekte vuracaktır” şeklinde yer almıştır.107

1888’de İngiltere, Fransa ile bölgedeki nüfuzu üzerine bir anlaşmaya

vardı. 1894’te de İngiltere ile İtalya arasında bir sınır protokolü üzerinde

anlaşıldı. 1897’de de Fransa ile İngiltere arasında 20 Mart 1897 tarihli sınırlar

üzerine bir konvansiyon üzerinde uyuşuldu.

108 İtalyanlar da Kızıldeniz’deyürüttükleri faaliyetler için zaman zaman Berbera Limanı’ndan lojistik anlamda

yararlandılar.109 İtalya’nın Afrika’da topraklarını genişletme süreci de 1889

Uccialli Antlaşması ve 1896 Adowa Savaşı ile başladı.110 Ancak öncesinde

Osmanlı Devleti bu girişimi başlamadan engellemek istedi.

İngiltere ve İtalya’nın kendi aralarında Aden Körfezi’ni paylaştıklarına

dair haberler ortaya çıkınca Osmanlı Devleti bu konuda da çeşitli girişimlerde

bulunmuştur. Bu mesele ile ilgili izlenecek yol da belirlenmiştir. Buna göre, 20

Haziran 1894’te İngiltere ve İtalya devletlerinin Aden Körfezi çevresindeki

hâkimiyet ve nüfuz alanlarını tayin etmek istedikleri anlaşılmaktadır. Bunun

için Mösyö Krispi ile Roma’daki İngiltere elçisi arasında imzalanan protokolün

gazetelerde çıkması suretiyle hudut tayini ve ortaya çıkan harita ile İngiltere’nin

Zeyla ve Berbera limanları ile Kızıldeniz’in mühim noktaları ve sahili

üzerindeki hukukunu bu protokolle İtalya’ya kabul ettirmek istediği

anlaşılmaktadır. Zeyla ve Berbera limanları Yemen vilayeti mülhakatından

olup, Kızıldeniz’in adı geçen Afrika sahilleri de Osmanlı Devleti’ne ait olup

İngiltere de bunu defalarca kabul etmiştir. Bu yüzden iki devletin kendi arasında

kararlaştırdıkları bu protokolü Osmanlı Devleti kabul edemeyeceğini Londra ve

Roma elçilikleri vasıtasıyla ilgili devletlere bildirilmesine karar vermiştir.

Meclis-i Vükela’nın aldığı bu kararlar daha sonra padişaha da bildirilmiştir.111

21 Ağustos 1894’te Mısır Fevkalade Komiserliği aracılığı ile

İtalyanların Kassala’yı istila etmeleri haberinden sonra İngilizlerin Hartum’u

zaptetmek planları ve bunun için Londra’daki Lord Dolesli tarafından bazı

planlar gönderildiği bazı mahfillerde gizlice konuşulmaktadır. Ancak

Londra’dan böyle bir emrin geldiği inkâr olunmaktadır. Şu esnada bazı

gazetelerin İngilizlerin Sevakin üzerinden Berbera tarafıyla İtalyanların da

Kassala ve Atbara Nehri boyundan Nil yoluyla Hartum’a askeri hareket

planladıkları yazılmaktadır. Hatta İngilizler bu hususta Sevakin’de bazı askeri

tedbiler almaktadır. Mehmed Arif”112 şeklinde haberler İstanbul’a ulaştırılmıştır.

30 Ağustos 1894’te de Ahmed Muhtar Paşa aynı konuyla ilgili endişeleri

Sudan’da bulunan Abdullah El Nayişi’den elde ettiği bilgiler çerçevesinde

sadarete göndermiştir.113 Ancak Osmanlı Devleti’nin bu girişimleri bir sonuç

vermemiş ve Berbera Limanı İngilizlerin kontrolüne girmiştir. Benzer şekilde

de İngilizlerin, İtalyanların ve Fransızların Somali üzerinde ve çevre bölgelerde

nüfuz alanları ortaya çıkmıştır.

Neticede 1884’e kadar Kuzey Somali Mısır Hidivliğinin elinde kalmıştır.

Ancak bu tarihten sonra Berbera Mısırlılar tarafından boşaltıldı ve yerini

Aden’den gelen birliklere bıraktı. 1882’de Afrika’nın bu bölgesinde İngiltere,

Fransa ve İtalya tarafından hamilik ilan edildi. Buna karşı da 1895 yılında

Muhammed Abdullah (bilinen ismiyle Deli Molla) bölgenin doğusunda güç

kazanmaya başladı. Buna karşı 1901’den 1904’e kadar operasyonlar yürütülse

de başarı sağlanamadı. Bu yüzden 1910’da iç bölgeler boşaltıldı ve sadece belli

limanlarda askerler bulundurulmaya başlandı. 1913’ten sonra tekrar iç

bölgelerin ele geçirilmesi için operasyonlar başlatıldı ve bu 1920’ye dek

sürdü.114 Bu dönemde Zeyla, Berbera ve Bulhar gibi şehirlerin ticaret gelirleri

(1900-1920) %50 oranında düştü.1151920’lerde de Aden ile Berbera arasında

sınırlı da olsa bir telgraf hattı vardı. 1922 yılında ise Berbera limanında motorlu

deniz taşımacılığı da başladı.116 Ancak bunlar sınırlı gelişmeler olarak kaldı.

Yine de Berbera, II. Dünya Savaşı’na kadar ihracat ve ithalatın en başta geldiği

bir koloni merkezi oldu.

117 Soğuk Savaş döneminde ise Somali ve özellikle

Berbera Limanı, Rusların fazlasıyla ilgi gösterdiği bir yer oldu. Güney

Yemen’deki Aden’in tam karşısında Sovyet deniz gücünün yerleştiği bir yer

haline geldi.118 Berbera Limanı, XX. yüzyılın sonlarına doğru hayvan ihracatı

ile tekrar gündeme geldi. Yılda yaklaşık 1,2 milyon hayvan liman aracılığıyla

ihraç edildi.119 Ancak Berbera XIX. yüzyıldaki eski önemini tekrar kazanamadı.

 

Sonuç

 

XIX. yüzyıl Batılı ülkelerin doğuya olan ilgilerinin arttığı bir yüzyıl

olmuştur. Doğuda nüfuz kurmak isteyen birçok ülke olsa da başlıcaları İngiltere

ve Fransa’dır. Buna zamanla başkaları da dâhil olmuştur. Özellikle İngilizler

Hindistan’la daha fazla ilgilenmişler ve Hindistan İngiliz sömürgeleri içinde

farklı bir konuma yükselmiştir. Hindistan ile olan ticaretin ve ulaşımın

korunması da aynı derecede önemli hale gelmiştir. Bu yüzden İngilizler

Osmanlı Devleti’nin zayıflaması, bölgede Mehmed Ali Paşa’nın güçlü bir Mısır

inşa etmek arzusu ve bir de Fransa gibi başka devletlerin kendilerinden önce

stratejik yerleri ele geçirmelerini önlemek için Aden’i işgal etmişlerdir. Aden’in

işgal edilmesi ise Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki liman şehirlerini ve bu

şehirler aracılığı ile bölgede son derece önemli bir kıymeti olan ticareti daha da

öne çıkarmıştır.

Somali kıyıları ve Berbera şehri de bölgenin yükselen değeri ile öne çıkan

yerler arasındadır. Bu yerler Osmanlı Devleti tarafından Yemen üzerinden

yönetilmekte iken muhafazası giderek güçleşmiştir. Osmanlı Devleti bölgeyi

doğrudan idare edemediği için Berbera gibi şehirlere ilk olarak İngilizler el

atmak istemişlerdir. Sonra da başka devletlere ait tüccarlar sık sık gelmeye ve

Somali kıyılarında ayrıcalık elde etme peşine düşmüşlerdir. Bu ayrıcalıklar bir

süre Osmanlı Devleti de zayıf olduğundan doğrudan elde edilmeye çalışılmıştır.

Osmanlı Devleti bölgeyi doğrudan yönetmenin zorluğuna ve yabancı ilgisinin

artışına binaen buraların idaresini isteyen Hidiv İsmail Paşa’ya ilk olarak

Sevakin ve Musavva’yı vermiştir. Ardından bu hak Mısır tarafından Berbera’yı

da içine alacak şekilde Uganda’ya kadar genişletilmek istenmiştir. İsmail Paşa

ve onun görevlendirdiği yabancı subaylar bölgede birçok askeri operasyonlar

yapmışlardır. Ancak 1884’e gelindiğinde Mısır hem kendi sorunları ve hem de

yabancı baskısı nedeniyle buralardan çekilmek zorunda kalmıştır. Mısır

kuvvetlerinin çekildiği Berbera’ya ve Kuzey Somali’ye İngilizler yerleşmiştir.

Diğer yerler de başka ülkeler tarafından alınmıştır. Kısa bir zaman içinde

buralarda koruma alanları teşkil edilmiş ve Batılı ülkelerin nüfuz alanları tahdit

edilmiştir.

İngilizlerin Berbera ve Somali kıyılarına ilgi duymaları 1882’de

İngilizlerin Mısır’ı işgal etmeleriyle doğrudan ilişkilidir. Ancak XIX. yüzyılın

başında bu ilgi henüz netleşmiş değildir. O yüzden Somali sahillerinde nüfuz

kurma girişimleri daha çok East India Company, Hindistan’daki İngiliz

yönetimi ve Aden’deki sivil ve askeri yetkililer eliyle yürümüştür. 1869’da

Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla birlikte İngilizler, Mısır da dâhil olmak üzere

Hindistan yolu üstünde yer alan tüm Kızıldeniz ve Akdeniz sahilleri üzerindeki

ilgilerini arttırmışlardır. XIX. yüzyılın ikinci yarısında ise İngiliz ilgisi daha çok

Mısır üzerine kaymıştır. Kuzey Somali ve çevresinin bir ara Mısır Hidivliği’nde

bulunması ve 1884’teki geri çekiliş de Mısır üzerinde devam eden rekabetin ve

1882 İngiliz işgalinin bir sonucu olmuştur. O yüzden yüzyılın sonuna doğru

Mısır’daki İngiliz varlığının tesiri tüm bölgede yoğun bir şekilde hissedilmiştir.

Berbera limanı yüzyıl içinde küçük bir kasaba iken hızla büyümüştür.

Özellikle uzun süredir bölgede ticari faaliyetler yapan Hint tüccarlarına İngiliz,

İtalyan, Fransız ve diğer ülkelerden gelen tüccarlar da eklenmiştir. Ticari

canlanma Mısır idaresi altındayken daha da artmıştır. İngilizler 1884’te ele

geçirince de bu artış devam etmiştir. Berbera Afrika’da yapılmak istenen

demiryolu hatları kapsamında da önemli bir yer olarak düşünülmüştür. XIX.

yüzyılın sonuna doğru da Berbera’nın öneminde bir düşüş yaşanmaya

başlamıştır. Bunda bölgedeki halkın İngilizlere karşı tepki göstermeye

başlaması ve bunun zaman içinde çatışmaya dönmesi de etkili olmuştur.

Nevarki Berbera XIX. yüzyıldaki önemini XX. yüzyılda devam ettirememiş ve

giderek gerilemiştir. Günümüzde de Somali sınırları içinde kalan bu şehir eski

değerinden mahrumdur. Bunda Somali’deki genel sorunlar ve XIX. yüzyıl

içinde kaynaklarının büyük bir kısmının paylaşım kavgası ve nüfuz

mücadeleleri içinde heba edilmesi de önemli bir yer tutmuştur.

 

Dipnotlar:

 

1 Hartman 1997, s.524-525.

2 Ivanov 2013, s.149.

3 Evliya Çelebi 2011, s.1018.

4 Özbaran 2013, s.285; Ivanov 2013, s.150.

5 Yavuz 2003, s.CCXXVI.

6 Osmanlı Devleti’nin Yemen’e sahip olması ile ilgili daha ayrıntılı bilgiler için Ahmet Raşit

Paşa’nın yazdığı ve Yrd. Doç. Dr. Sadettin Baştürk tarafından yayına hazırlanan Tarih-i Yemen

ve San’a adlı esere bakmak gerekir. Ahmet Raşit Paşa Abdülaziz zamanında görev yaptığı bu

bölgenin hem tarihi hem de için de bulunduğu dönemle ilgili kıymetli bilgiler vermektedir.

7 Hartman, 1997, s.524-525.

8 Ivanov, 2013, s.139.

9 Ivanov 2013, s.151.

10 Uzunçarşılı 1988, s.400.

11 Genger 2001, s.14; Özbaran 2013, s.51/58.

12 Yavuz 2003, s.LXXVIII-LXXIX.

13 Genger 2001, s.13-14.

14 Allahverdi 2013, s.38-39.

15 Dames 1921, s.4-5, 13.

16 Ivanov 2013, s.109.

17 Sırma 2008, s.43.

18 Thomas 1908, s.91; Charteris 1945, s.183; Samatar vd. 1988, s.83.

19 Jardine 1925, s.103.

20 Nurse 1891, s.658; Sadık El- Müeyyed 1999, s.68.

21 Durrill 1986, s.295 ve 305.

22 Pankhurst 1974, s. 453.

23 Evliya Çelebi 2011, s. 1019-1020.

24 Pankhurst 1974, s. 459, Sarıyıldız 1996, s. 40.

25 Pankhurst 1974, s. 454-455.

26 Godsall 2001, s. 151-152.

27 Bridges 1986, s. 680-683.

28 Pankhurst 1974, s.455; Godsall 2001, s.152.

29 Altundağ 1988, s.23; Soysal 1999, s.45.

30 Driault 2013, s.96.

31 Godsall 2001, s.153.

32 Pankhurst 1974, s.459- 460.

33 Lawson 1983, s. 89.

34 Bridges 1986, s. 682

35 Godsall 2001, s. 154-155.

36 Burton 1855, s. 137.

37 Burton 1855, s. 144-150.

38 Godsall 2001, s. 137-138.

39 Ramm 1944, s. 211.

40 Ramm 1944, s. 213-216.

41 Lawson 1983, s. 100, 105.

42 Pankhurst 1974, s. 463.

43 Rawson 1885, s. 99.

44 Ahmet Cevdet Paşa 1309, s. 41; Robinson 1927, s. 264-265.

45 Kavas 2001, s. 109.

46 Hoskins 1942, s.140-141.

47 Orhonlu 1996, s.149-150; Kavas 2001, s.119-120.

48 Ahmed Lütfi Efendi C. XV., s.54-55.

49 Kavas 2001, s.120-121; Orhonlu 1996, s.148.

50 Turton 1970, s. 357-358.

51Tandoğan 2013, s.68 ve 146.

52 Kavas 2001, s. 115.

53 Rawson 1885, s. 102; Turton 1970, s. 356.

54 Chaillé-Long 1887, s. 196; Turton 1970, s. 354.

55 Robinson 1927, s.270; Turton 1970, s.358.

56 Turton 1970, s.360 ve 365.

57 Chaillé-Long 1887, s.198.

58 Ahmet Cevdet Paşa 1991, s.195.

59 Chaillé-Long 1887, s.194-195.

60 Kavas 2001, s.112.

61 Rawson 1885, s.117.

62 Hoskins 1942, s.141, 143, 146.

63 FO. 78/4613; Mohammad 2004, s.553.

64 Orhonlu, 1996, s.151.

65 Moore-Harell 1998, s.124; Moore-Harell 1999, s.420.

66 Orhonlu 1996, s.3.

67 Hoskins 1942, s.146

68 Rawson 1885, s.118; Kavas 2001, s.125-127.

69 Rawson 1885, s.118.

70 Kavas 2001, s.118; Robinson 1927, s.265.

71 Kavas 2001, s.117 ve 119.

72 Clifford 1936, s.289.

73 Abdullahi 1992, s.46.

74 Nurse 1891, s.658; Jardine 1925, s.101.

75 Jardine 1925, s. 101.

76 Marsden 1965, s. 100.

77 Marsden 1968, s. 91.

78 Y.A.HUS. 176/25.

79 Y.A.HUS. 176/25.

80 Y.A.HUS. 176/25.

81 MV. 5/35.

82 MV. 225/76.

83 Tandoğan 2013, s.147.

84 Y.EE. 118/45.

85 Y.EE. 118/45.

86 Y.EE. 118/45.

87Orhonlu 1996, s.153; Tandoğan 2013, s.58.

88 Nurse 1891, s.657; Jardine 1925, s.100.

89 Waterfield 1958, s.12, 14-15; Clifford 1936, s.290.

90 Jardine 1925, s.100-101; Abdullahi 1992, s.48.

91 Nurse 1891, s.663, Beachey 1962, s.462.

92 Prout 1891, s.571; Clifford 1936, s.299.

93 MV. 5/35.

94 Y.A.HUS. 190/2.

95 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’nden sonra Mısır Fevkalede Komiseri olarak atanmıştır. 1882-

1908 tarihleri arasında Mısır’da kalmış ve bu görevi yürütmüştür. II. Meşrutiyet’in ilanı ile

birlikte İstanbul’a dönmüştür.

96 Y.A.HUS. 190/2.

97 İ.DH. 986/77834.

98 Y.A.HUS. 190/118.

99 Y.A.HUS. 190/118.

100 Y.A.HUS. 190/118.

101 Y.A.HUS. 190/118.

102 Y.A.HUS. 190/144.

103 Y.A.HUS. 190/144.

104 Y.A.HUS. 190/144.

105 Y.A.HUS. 220/41.

106 Y.A.HUS. 220/41.

107 Y.A.HUS. 220/41.

108 Clifford 1936, s. 290.

109 Ravenstein 1894, s. 134.

110 Hess 1973, s. 94.

111 Y.EE. 50/20.

112 Y.A.HUS. 307/89.

113 Y.A.HUS. 307/89.

114 Stafford ve Collenette, 1931, s.102; Turton 1969, s.641.

115 Mohammad 2004, s.554.

116 Kittermaster 1928, s.333, 336.

117 Samatar vd. 1988, s.85.

118 Schwab 1978, s.12-13.

119 Ahmed ve Green 1999, s.119-120.

 

 

KAYNAKLAR

  1. Osmanlı Arşivleri

ADM 344/1193;

İ.DH. 986/77834;

  1. 5/35; 225/59; 225/76;

Y.A.HUS. 176/25; 190/2; 190/118; 190/144; 220/41; 307/89;

Y.EE. 50/20; 118/45;

Y.PRK.HR. 8/9;

  1. İngiliz Arşivleri

FO 78/3957;78/4613; 925/81; 925/82; 925/687; 925/1025.

  1. Araştırma ve İnceleme Eserler

Abdullahi 1992 Abdurrahman Abdullahi, Tribalism, Nationalism and Islam:

The Crisis of Political Loyalty in Somalia, Institute od Islamic

Studies, Yüksek Lisans Tezi, McGill University, Montreal

Ahmed Lütfi Efendi 1993 Ahmed Lütfi Efendi, Vakanüvis Ahmed Lütfi Efendi

Tarihi, C. XV, Yayına Hazırlayan M. Münir Aktepe, TTK

Basımevi, Ankara.

Ahmed ve Green1999 İsmail Ahmed I. – Reginald Herbold Green, “The Heritage of

War and State Collapse in Somalia and Somaliland: Local-

Level Effects, External Interventions and Reconstruction”,

Third World Quarterly, Vol. 20, No. 1, pp. 113-127.

Ahmet Cevdet Paşa 1309 Ahmet Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet, C.11-12, Tertib-i

Cedit, Matbaa-i Osmaniye, Dersaadet.

Ahmet Cevdet Paşa 1991 Ahmet Cevdet Paşa, Tezakir 40-Tetimme, Yay. Cavid

Baysun, TTK Basımevi, Ankara.

Ahmet Raşit Paşa 2013 Ahmet Raşit Paşa, Tarih-i Yemen ve San’a, C. I-II, Yay. Haz.

Sadettin Baştürk, Taşhan Kitap Yayınları, Ankara.

Allahverdi 2013 Reyhan Şahin Allahverdi, “Kızıldeniz’de Osmanlı Hâkimiyeti:

Özdemiroğlu Osman Paşa’nın Habeşistan’daki Beylerbeyliği

(1561-1567), Studies of the Ottoman Domain, C.3 S.5, s. 35-

48.

Altundağ 1988 Şinasi Altundağ, Kavalalı Mehmet ali Paşa İsyanı Mısır

Meselesi 1831-1841, TTK Basımevi, Ankara.

Beachey 1962 R. W. Beachey, “The Arm Trade in East Africa in the Late

Nineteenth Century”, The Journal of African History, Vol. 3.

No. 3., pp. 451-467.

Bridges 1986 Roy Bridges, “The Visit of Frederick Forbes to the Somali

Coast in 1833”, The International Journal of African Historical

Studies, Vol. 19 No. 4, pp. 679-691.

Burton 1855 Richard F. Burton, “Narrative of a Trip to Harar”, Journal of

the Royal Geographical Society of London, Vol. 25, s. 136-150.

Kavas 2001 Ahmet Kavas, “Doğu Afrika Sahilinde Osmanlı Hâkimiyeti:

Kuzey Somali’de Zeyla İskelesinin Konumu (1265-1334/1849-

1916)”, İslam Araştırmaları Dergisi, Sayı 5, s. 109-134.

Kittermaster 1928 H. B. Kittermaster, “British Somaliland”, Journal of the Royal

African Society, Vol. 27. No. 108, pp. 329-337.

Lawson 1983 Fred H. Lawson, “International Regimes and Commercial

Hegemony: Control of the Arabian Littoral, 1800-1905”, The

International History Review, Vol. 5 No. 1, pp. 84-112.

Marsden 1968 Arthur Marsden, “Salisbury and the Italians in 1896”, The

Journal of Modern History, Vol. 40, No. 1, pp. 91-117.

Mohammad 2004 Jama Mohammad, “The Political Ecology of Colonial

Somaliland”, Africa: Journal of the International African

Institute, Vol. 74, No. 4. Pp. 534-566.

Moore-Harell 1999 Alice Moore-Harell, “Economic and Political Aspects of the

Slave Trade in Ethiopia and the Sudan in the Second Half of

the Nineteenth Century”, The International Journal of African

Historical Studies, Vol. 32, No. 2/3, pp. 407-421.

Moore-Harell 1998 Alice Moore-Harell, “Slave Trade in the Sudan in the

Nineteenth Century and Its Suppression in the Years 1877-

1880”, Middle Eastern Studies, Vol. 34, No. 2, pp. 113-128.

Nurse 1891 Charles G. Nurse, “A Journey Through Part of Somali-Land,

between Zeila and Bulhar”, Proceeding of the Royal

Geographical Society and Monthly Record of Geography, New

Monthly Series, Vol. 13, No. 11, pp. 657-663.

Orhonlu 1996 Cengiz Orhonlu, Habeş Eyaleti, TTK Basımevi, Ankara, 1996.

Özbaran 2013 Salih Özbaran, Umman’da Kapışan İmparatorluklar; Osmanlı

ve Portekiz, Tarihçi Kitabevi, İstanbul, 2013.

Pankhurst 1974 Richard Pankhurst, “Indian Trade with Ethiopia, the Gulf of

Aden and the Horn of Africa in the Nineteenth and Early

Twentieth Centuries”, Cahiers d’Etudes Africaines, Vol. 14

Cahier 5, pp. 453-497.

Prout 1891 H. G. Prout, “A Central African Railroad”, Journal of the

American Geographical Society of New York, Vol. 23, pp. 566-

574.

Ramm 1944 Agatha Ramm, “Great Britain and the Planting of Italian Power

in the Red Sea 1868-1888”, The English Historical Review,

vol. 59, No. 234, pp. 211-236.

Ravenstein 1894 E. G. Ravenstein, “Italian Explorations in the Upper Basin of

the Jub”, The Geographical Journal, Vol. 3, No. 2, pp. 134-138.

Rawson 1885 Rawson W. Rawson, “European Territorial Claims on the

coasts of the Red Sea and Its Southern Approaches, in 1885”,

Proceedings of the Royal Geographical Soceity and Monthly of

Geography, New Monthly Series, Vol. 7, No. 2, pp. 93-119.