Sınır Savaşlarından Stratejik Ortaklığa: Rusya-Çin Sınır Hattının Oluşumu
1990’ların başından bu yana, Amur Nehri üzerinde bulunan Rusya’nın Blagoveşçensk kenti, giderek artan bir şekilde Rusya’nın en önemli “sınır ticaret merkezlerinden” biri olarak yeniden ortaya çıkmaktadır. Çin’in Heihe kentinin tam karşısında yer aldığından bu iki şehir arasında; iş, ticaret ve eğitim amaçlı göç, sıradan bir durum haline gelmiştir. Şimdi ise, 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması beklenen dünyanın ilk sınır ötesi teleferik sistemi, Blagoveşçensk ile Heihe arasındaki bağlantıyı daha da güçlendirecektir.
Rusya ile Çin arasındaki ortak sınırın büyük bölümü Amur Nehri ve onun başlıca kolları olan Argun ve Ussuri nehirleri boyunca uzanmaktadır. Bu yıl açılması planlanan Dzhalinda karma sınır geçiş noktasındaki kara ve demir yolu köprüsü de dahil olmak üzere, sınır ötesi nitelikteki diğer birçok altyapı projesi halen yürütülmektedir. Yaptırımlar ve Ukrayna’daki savaş Rusya’nın sivil ekonomisinin büyük bölümünü olumsuz etkilemiş olsa da ülkenin Uzak Doğu bölgesi Çin ile inşa edilen ve giderek genişleyen ticaret ve altyapı bağlantılarından fayda sağlamıştır.
Büyük kısmı bu sınır geçişlerinden gerçekleşen karşılıklı ticaret, 2022 ile 2024 yılları arasında üçte iki oranında artarak 240 milyar dolara ulaşmıştır. Rusya ile Çin arasındaki ticaret hacmi 2026 yılının Ocak-Mayıs döneminde yüzde 23 büyümüştür. Mart ayında Çin’in Rusya Büyükelçisi, lojistik maliyetlerini düşürmek amacıyla ilave sınır kapılarının açılması çağrısında bulunmuştur.
Bu ekonomik entegrasyon düzeyi, yüz binlerce Çin ve Sovyet askerinin 1969’daki Zhenbao Adası olayı sırasında ölümcül çatışmalara girdiği 1960’ların askerileştirilmiş sınır hattından oldukça farklıdır. Bu olayın ardından hem Moskova hem de Pekin, Washington ile daha yakın ilişkiler kurmaya yönelmiştir. Bazı Amerikalı stratejistler, sınırı hâlâ potansiyel bir fay hattı olarak görmeye devam ediyor; ABD İleri Askeri Araştırmalar Okulu’nun (US School of Advanced Military Studies) 2021 tarihli bir monografisi, bu sınırı “tarihsel gerilimlerle yüklü ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından yürütülecek bir bilgi kampanyasına karşı potansiyel olarak savunmasız” olarak nitelendiriyor.
Ancak bugün ne Rusya’nın ne de Çin’in düşmanlığı yeniden canlandırmak için herhangi bir nedeni bulunmaktadır. Her iki ülke de Washington’u daha büyük bir stratejik kaygı olarak görmekte ve kesinleşmiş bir sınırın sağladığı istikrardan fayda sağlamaktadır.
Bununla birlikte, mevcut sınır düzenlemesinin oldukça yeni olduğunu hatırlamak önemlidir; zira bu sınır hattı düzenlemesi ancak yaklaşık dört yüzyıl süren kesintili temasların, rekabet eden hak iddialarının ve zaman zaman yaşanan şiddet olaylarının ardından kesinleşmiştir. Bu tarihin incelenmesi, Çin ile Rusya’nın sınırları boyunca mevcut istikrarı nasıl sağladıklarını ve bunun neden gelişmekte olan ilişkilerinin ayırt edici ve önemli bir parçası olmaya devam ettiğini anlamak açısından temel önemdedir.
Genişleyen İmparatorlukların Karşılaşması
Rus Çarlığı ve Qing İmparatorluğu, 1640’larda Amur Nehri Havzası’na doğru genişlerken; sınırlı yerel coğrafi bilgi ve birbirinden farklı imparatorluk yönetimi anlayışlarıyla ilk kez karşı karşıya geldiler. Rus yetkililer bölgeye, sabit sınırlar ve toprak kontrolüne dayanan Avrupa anlayışıyla yaklaşıyorlardı. Qing yöneticileri ise daha çok stratejik bir tampon bölge sağlayan haraç sistemine dayanıyordu. Ayrıca tarihçi James A. Millward’ın belirttiği üzere, Qing haritaları ve idarî hak iddiaları da bu bölgeyi kendi egemenlik alanları olarak kabul ediyordu.
1650’li yıllardaki çatışmalar ve tarafların doğrudan iletişim kuramaması, Rusya ile Çin arasında bir sınır belirleme çabalarını zorlaştırdı. Nihayet 1689 yılında Qing yönetimi, Latince bilgileri sayesinde Rusların Leh tercümanıyla müzakereleri yürütebilen iki Cizvit danışmanı görevlendirdi ve bunun sonucunda Nerçinsk Antlaşması imzalandı.
Rusya, Amur bölgesinin büyük bir kısmından çekilmeyi kabul etti; Argun Nehri’nin batısındaki toprakları elinde tutması, Sibirya’daki genişleme fırsatları ve Qing Hanedanı ile ticaret hakları bu tavizi vermesini kolaylaştıran unsurlar oldu. Buna karşılık Qing yönetimi sınırı güvence altına aldı ve Moğolistan üzerindeki denetimini pekiştirdi. Tarihçi James Carter’ın China Project’te belirttiği üzere, “ortak çıkar, uzlaşmaya istekli olma, güvenilir arabulucular, güç kullanma tehdidi ve hatta bir miktar çaresizlik” birleşerek bu uzlaşmanın sağlanmasına katkıda bulundu.
Bu deneyim, Qing İmparatorluğu’na ölçüm ve haritalamaya daha fazla önem vermesi gerektiğini öğretti. Kangxi İmparatoru döneminde Cizvit misyonerler, imparatorluğun daha doğru bir haritasını oluşturmak ve imparatorluk iddialarını pekiştirmek amacıyla Avrupa’ya özgü ölçüm yöntemlerini Çin haritacılığıyla harmanlayarak 1708 ile 1721 yılları arasında Kangxi Atlası’nın hazırlanmasına katkıda bulundular. Çin ile yeni ilan edilen Rus İmparatorluğu, 1727 yılında Moğolistan üzerinden geçen sınırı netleştirmek ve Kyakhta’da düzenlenmiş bir ticaret merkezi kurmak amacıyla Kyakhta Antlaşması’nı imzaladı.
Bu sınır hattı, Rusya ile Çin arasındaki anlaşmaların ve yerleşmiş güç dengesinin kalıcılığını göstererek bir yüzyıldan fazla süre boyunca istikrarlı kaldı. Ancak on dokuzuncu yüzyılın ortalarına gelindiğinde, çok sayıda yabancı gücün baskısı ile birlikte Taiping Ayaklanması’na dönüşen iç karışıklıklar Qing İmparatorluğu’nu büyük ölçüde zayıflattı ve Rusya’nın yeniden Amur Havzası’na dönmesi için bir fırsat yarattı.
Avrupalı güçler ve Japonya’dan gelen deniz kaynaklı tehditlerin baskısı altında bulunan Çin, Rusya’nın karadan ilerlemesi ile birlikte farklı bir meydan okumayla karşı karşıya kaldı. Çin’in yabancılara “ayrıcalıklı statü” tanıyan ve Çin’i taviz vermeye zorlayan “eşitsiz antlaşmalarının” çoğu, Çin limanlarına ve ticaret pazarlarına erişim üzerine kuruluydu. Çin’in Rusya ile yaptığı ve Moskova’nın topraklarını genişletmesiyle sonuçlanan antlaşmalar da bu kapsamdaydı. 1858 tarihli Aigun Antlaşması, Amur Nehri’nin kuzey kıyısını Rusya’ya devretti; 1860 tarihli Pekin Antlaşması ise Ussuri Nehri ile Büyük Okyanus arasındaki tüm bölgeyi, daha sonra Vladivostok olacak yer de dâhil olmak üzere, Rusya’ya bıraktı.
Siyasi Krizler ve Komünist Dönem
On dokuzuncu yüzyılın sonlarına gelindiğinde demiryolu inşası, Rusya’nın Mançurya üzerindeki gayri resmi nüfuzunu genişletti. Bu gelişme, 1900 yılında Çin’deki yabancı altyapısını hedef alan Boxer Ayaklanması sırasında da devam etti. Rusya, ayaklanmayı bastırmak için düzenlenen çok uluslu müdahaleye katıldı ve Mançurya’da Çin’e ait ilave toprakları da ele geçirdi. Ancak 1904-1905 Rus-Japon Savaşı’nın ardından uğradığı yenilgi sonucunda Rus kuvvetleri bu bölgelerden çıkarıldı.
Hem Rus hem de Qing imparatorluklarındaki siyasi çalkantıların ardından bölgenin sınırları daha da değişken hâle geldi. Çin’deki 1911 Devrimi ve 1917 Rus Devrimi’ni iç savaşlar ve istikrarsızlık dönemleri izledi; bu süreçte istikrarsızlıklar arasında, 1929 yılında Sovyetler Birliği ile bir Çinli yerel askeri bir lider arasında Çin Doğu Demiryolu’nun kontrolü üzerine yaşanan kısa süreli bir çatışma da yer alıyordu.
Çin’deki iç savaş, 1929’daki çatışmaların ardından 1949’daki komünist zafere kadar aralıklarla devam etti; bu zafer, kısa ömürlü bir Çin-Sovyet ittifakının kurulmasına da katkı sağladı. Sovyet lideri Joseph Stalin ile Çin lideri Mao Zedong’un siyasi pragmatizmi, sınır meselesinin bir kenara bırakılmasına yol açtı. Çinli yetkililer 1940’lı ve 1950’li yıllarda defalarca “bu meselenin tartışmaya değmeyeceğini” ifade ettiler.
Stalin’in 1953 yılında ölümü ve ardından Moskova ile Pekin arasında ortaya çıkan ideolojik gerilimler, sınır anlaşmazlıklarını yeniden gündeme taşıdı. Çin, giderek daha fazla on dokuzuncu yüzyıldaki eşitsiz antlaşmaların meşruiyetini sorgulamaya başladı ve bu durum, 1969 yılında Ussuri Nehri üzerindeki Zhenbao Adası Olayı’na kadar her iki tarafta da askerî yığınak yapılmasına yol açtı. Hoover Institution’a göre, “Mao, Mart 1969’un başlarında Sovyet ve Çin Sibiryası bölgesindeki sınır boyunca Sovyetler Birliği ile şiddetli bir çatışmayı planladı ve bu çatışma yarım yıldan uzun süre boyunca aralıklı çatışmalara dönüştü.”
Bunun ardından sınır daha da askerîleştirildi. Her iki taraf da savaşa hazırlık amacıyla hava üsleri, füze mevzileri ve zırhlı birliklerle desteklenen yüz binlerce asker konuşlandırdı. Çin-Sovyet ayrılığından yararlanarak Sovyetler Birliği karşısındaki konumunu güçlendirmek için bir fırsat gören Washington, Çin ile ilişkileri normalleştirmeye yöneldi ve 1979 yılında Pekin ile resmî diplomatik ilişkiler kurdu.
1986 yılına gelindiğinde Sovyet lideri Mihail Gorbaçov, araştırmacı Neville Maxwell’in belirttiği gibi, “Uzak Doğu’daki devasa askerî yığınakların ve Afganistan’daki savaşın yıpratıcı yükünü hafifletmeye çalışıyordu” ve bu arayışım sonucu olarak modern sınır müzakerelerini başlattı. Ayrıca sınır nehirleri üzerinde “‘münhasır mülkiyet hakkı ve egemen yargı yetkisi’ iddiasının sürdürülebilir olmadığını” kabul etti.
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte anlaşmazlığı miras alan küçülmüş Rusya Federasyonu’nun, Çin ile ilişkileri istikrara kavuşturmak konusunda başkaca nedenleri de ortaya çıktı. 1990’lı ve 2000’li yıllarda varılan anlaşmalarla son ihtilaflı adalar paylaşıldı veya devredildi ve bu süreç resmî olarak tamamlandı.
Bugün nehir sınırı büyük ölçüde ana seyrüsefer kanalını takip etmekte, adalar ve birleşim bölgeleri için ise antlaşmalarla belirlenmiş özel sınır çizgileri uygulanmaktadır. Ortak Rus ve Çin komisyonları, dünyanın beşinci en uzun uluslararası sınırının büyük bir bölümünde nehirdeki değişimleri, balıkçılık haklarını ve ulaşım haklarını denetlemektedir.
Sınırın Normalleşmesinden Sonra
Çin ile Rusya arasındaki sınır hattı, 2008 anlaşmasının imzalanmasından bu yana açık bir çatışmaya sahne olmamış olsa da sınırın gergin geçmişi tamamen ortadan kalkmış değildir. Bu durum, Çin Doğal Kaynaklar Bakanlığı’nın 2023 yılında Rusya’nın Uzak Doğu bölgesi de dâhil olmak üzere diğer ülkelerdeki yerler için tarihi Çin adlarının kullanılmasını teşvik eden yönergeleri güncellemesiyle yeniden gündeme geldi.
Bu haritalar daha çok Çin’in Hindistan, Vietnam ve Malezya gibi ülkelerle devam eden toprak anlaşmazlıklarını gündeme getirdi. Ancak, Newsweek’in aktardığına göre, Rusya’ya ait bölgelerin dahil edilmesi Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın tepkisine yol açtı ve Bakanlık Sözcüsü Maria Zakharova, “Rus ve Çin taraflarının, ülkelerimiz arasındaki sınır meselesinin nihai olarak çözüldüğü yönündeki ortak tutumu benimsediklerini” ifade etti.
Rusya artık Çin-Rusya ilişkisinde açık biçimde küçük ortak konumunda bulunmasına ve Ukrayna’daki savaş nedeniyle giderek daha fazla zorlanmasına rağmen, Uzak Doğu’daki nüfuzunu korumanın yollarını bulmuştur. Örneğin, yakında açılması beklenen Tumen Nehri üzerindeki Khasan-Tumangang Köprüsü, Rusya ile Kuzey Kore’yi karayoluyla birbirine bağlamakta ve Çin’in kuzeydoğudan Japon Denizi’ne erişimi üzerindeki Rusya ve Kuzey Kore kontrolünü artırmaktadır. En yakın noktada Çin sınırı denize yaklaşık 10 mil uzaklıkta olsa da Rusya veya Kuzey Kore topraklarından geçmeden buraya ulaşmak mümkün değildir.
Gözlemciler zaman zaman Çin’in daha büyük olan nüfusunun, Amur Havzası’ndaki dengeyi uzun vadede Rus nüfusunu sayısal olarak geride bırakarak değiştirebileceği yönünde tahminlerde bulunmaktadır. Ancak Çinli göçmenler, Rusya’nın Uzak Doğu bölgesi yerine Çin’in diğer bölgelerindeki fırsatları tercih etme eğilimindedir.
RANE (Risk Assistance Network + Exchange) Worldview platformunda yayımlanan bir makaleye göre, iki ülke bölgeye farklı bir ekonomik bakış açısıyla yaklaşmaktadır; Rusya, Amur Nehri’ne “sağladığı güvenlik ve ulaşım fırsatları nedeniyle değer verirken, Çin, nehrin gücünden; enerji ve tarım alanlarında yararlanmaya daha yatkındır.” Bu farklı öncelikler bugüne kadar rekabetten çok birbirini tamamlayan nitelikte olduklarını göstermişlerdir.
*John P. Ruehl, Washington D.C.’de yaşayan Avustralya-Amerikalı bir gazeteci ve Independent Media Institute için dünya meseleleri muhabiridir. Birçok dış politika yayınına katkıda bulunmuştur ve Aralık 2022’de yayımlanan Budget Superpower: How Russia Challenges the West With an Economy Smaller Than Texas’ adlı kitabın yazarıdır.
Kaynak: https://www.savageminds.co/p/from-border-wars-to-strategic-partners
Tercüme: Ali Karakuş