Silahlı Tımarhane – İnsansı Askerler ve Kaybolan Yiğitlik

Robotik tarihinin büyük bölümünde, robotlarla insanlar arasındaki yarışmalar, tam da aralarındaki eşitsizlik bu denli büyük olduğu için eğlenceliydi. İnsanlar koşabiliyor, zıplayabiliyor, dengelerini koruyabiliyor, doğaçlama yapabiliyor ve hatalarını öylesine kolay telafi edebiliyorlardı ki en gelişmiş robotlar bile beceriksizce mekanik görünüyordu. Bu karşılaştırma bizi pohpohluyordu.

Bu kabiliyet farkı kapanıyor. Son dönemde Çin’de düzenlenen insansı robot yarışmaları bunun özellikle çarpıcı bir örneğini sunuyor. İnsansı makineler artık koşuyor, dövüşüyor, spor yapıyor, düştükten sonra yeniden ayağa kalkıyor ve insan bedenine göre tasarlanmış ortamlarda giderek daha karmaşık fiziksel görevleri yerine getiriyor. Bir insansı robot, Usain Bolt’un Olimpiyatlardaki 100 metre performans ölçütünü şimdiden aştı. Robotik gösterilerdeki performans hâlâ istikrarlı değil ve günümüzün insansı robotları, eğitimli piyade askerlerinin yerini almaya henüz hiçbir şekilde hazır değil. Ancak yaklaşık olarak insan biçimindeki genel amaçlı makineler, insanların uzun zamandır sergilediği fiziksel performans aralığına girmiş durumda ve gelişim eğrileri dik bir seyir izliyor.

 

İnsansı Robotların On Yıllık Performans Gelişimi

Yıl İnsansı Robotlarda Dönüm Noktası Ne Değişti?
2017 Boston Dynamics Atlas ters takla atıyor. Dinamik iki ayaklı kontrol, karmaşık ve atletik tüm vücut hareketlerini gerçekleştirebilecek düzeye ilerliyor.
2021 Atlas bir parkur parkurunu tamamlıyor. Koşma, zıplama, engel aşma ve denge hareketleri, kesintisiz hareket dizileri hâlinde bütünleştiriliyor.
2023 Atlas, hareket ile nesne manipülasyonunu birleştiriyor. İnsansı robotların gelişimi, salt hareket kabiliyetinin ötesine geçerek hareket ve manipülasyonun işlevsel biçimde birleştirilmesine yöneliyor.
2024 Ticari kullanıma yönelik insansı robotlar 3 m/s’nin üzerinde koşu hızlarına ulaşıyor. Yüksek performanslı hareket kabiliyeti, özgün laboratuvar prototiplerinden genel amaçlı platformlara doğru yayılmaya başlıyor.
2025 Tiangong Ultra, Dünya İnsansı Robot Oyunları’nın 100 metre yarışını 21,50 saniyede kazanıyor. Tam otonom insansı robot sprinti, standartlaştırılmış bir halka açık yarışma kategorisi hâline geliyor.
2026 İnsansı robotların yarı maraton derecesi 50:26’ya düşüyor. Dayanıklılık performansı, önceki nesil insansı koşuculara kıyasla çarpıcı ölçüde gelişiyor.
2026 Tiangong Ultra 100 metreyi 9,39 saniyede koşuyor. Bir insansı robot, Usain Bolt’un 9,58 saniyelik dünya rekorunu geçerek insan sprintindeki en ünlü eşiği aşıyor; ancak durma kontrolü hâlâ gelişimini tamamlamamış durumda.

 

Bir insansı robotun, insanlara ait ünlü bir atletik eşiği aşması çarpıcı bir gösteridir. Ancak askerî açıdan önemli olan yarış Usain Bolt’a karşı değildir. Piyade askerine karşıdır. Bu yarışın kuralları çok farklıdır. Bir asker, teçhizat taşırken hızla hareket etmeli, hedefleri tespit edip angaje olmalı, engelleri aşmalı, stres altında görev yapmalı, diğer askerlerle iletişim kurmalı, karanlıkta ve olumsuz hava koşullarında görevini sürdürebilmeli, yaralanmalara dayanmalı ve kargaşa, dehşet ve yorgunluk içinde performansını sürdürmelidir. İnsanlar bunları yapmakta olağanüstü yeteneklidir ve ordular, insanların bunları güvenilir biçimde yapmasını sağlamak üzere binlerce yıl boyunca kurumlar geliştirmiştir. Ancak bu listedeki hemen her madde, insansı robotlar açısından aynı zamanda bir mühendislik problemidir.

Mühendislik alanındaki rakibin ezici bir avantajı vardır: İnsan bedeni tamamlanmış bir üründür. Kondisyonu geliştirilebilir ve eğitilebilir, ancak temel performans aralığı çok yavaş değişir. Makine ise tamamlanmış değildir. Aktüatörleri daha güçlü, bataryaları daha hafif, işlemcileri daha hızlı, sensörleri daha hassas, yazılımı ve koordinasyon kabiliyeti daha gelişmiş hâle gelebilir. Yetersiz bir bileşen yeniden tasarlanıp değiştirilebilir; faydalı bir kabiliyet ise potansiyel olarak bütün bir kuvvet genelinde çoğaltılabilir.

Dolayısıyla asıl soru, günümüzün insansı robotlarının günümüz insanlarından daha iyi askerler olup olmadığı değildir. Kesinlikle değillerdir. Asıl soru, gelişim eğrileri kesiştiğinde ne olacağıdır. O noktada sonuçlar askerî tedarikin çok ötesine uzanır. Toplumlar binlerce yıldır ölümcül tehlikeye rağmen ilerleyen askeri onurlandırmıştır. Savaş alanındaki cesaret; törenler, madalyalar ve yüksek statüyle ödüllendirilir, çünkü ordular insanların en temel biyolojik dürtülerden birinin üstesinden gelmesini gerektirir: hayatta kalma arzusu. İnsansı bir asker böyle bir sorun teşkil etmez.

İnsansı robotlar, insan piyade askerinin askerî açıdan geçerliliğini yitirmesine yol açarak savaş alanındaki cesaretin askerî önemini de ortadan kaldırabilir. Yaklaşan değişim yalnızca insan asker ile robot arasında değil, insan yiğitliği ile makine verimliliği arasındadır. Bu makale, piyade savaşındaki bu tarihsel dönüşümün pratik ve kültürel sonuçlarını incelemektedir.

İnsan Piyade Askeri Neden Askerî Açıdan Geçerliliğini Yitirecek?

İnsansı piyade lehindeki argüman, makinelerin her bakımdan insana benzemesine bağlı değildir. Makinelerin yalnızca orduların piyadeden yerine getirmesini beklediği görevlerde daha iyi hâle gelmesi yeterlidir. Bu eşik aşıldığında, makineleri insanlardan ayıran birçok özellik dezavantaj olmaktan çıkıp avantaja dönüşür.

Olgunlaşmış bir insansı asker, bir insandan daha güçlü ve hızlı olabilir, daha ağır yükler taşıyabilir, daha hızlı tepki verebilir, daha hassas nişan alabilir ve sıradan insan görme ve işitme duyusunun ötesine uzanan sensörlerle çalışabilir. Uykuya, yiyeceğe veya suya ihtiyaç duymaz, biyolojik anlamda yorulmaz ve insan performansını hızla düşüren çevresel koşullara dayanabilir. Hasar gören bileşenleri değiştirilebilir ve kırılgan insan dokusunu koruma gereksinimi olmadan tasarlanan makineler, zamanla hiçbir piyade askerinin hayatta kalamayacağı düzeylerde ivmeye, darbeye, ısıya, gürültüye ve fiziksel zorlanmaya dayanabilir.

Makine zekâsı, insan muhakemesinin tüm esnekliğini hiçbir zaman yeniden üretemese bile bu avantajlar önem taşıyacaktır. Piyade muharebesi kısmen açık uçlu kararlar vermeyi, aynı zamanda çok sayıda tekrarlanan görevi içerir: hareket, gözetleme, hedef takibi, seyrüsefer, iletişim, silah kullanımı, düzenin korunması, lojistik ve taktik usullerin uygulanması. Makinelerin bu işlevlerde olağanüstü etkili hâle gelmek için yapay insanlara dönüşmesi gerekmez.

İnsansı robotların özel amaçlı dronların, paletli araçların veya diğer robotik sistemlerin yerini alması gerekmez; onların kendilerine özgü avantajı, hâlihazırda insan bedenine göre tasarlanmış çok çeşitli ortamlarda çalışabilmeleri olacaktır. İnsanların kullandığı alet ve teçhizatı kullanabilir, mevcut eski nesil silahları kullanabilir ve fiziksel dünyanın kendilerine göre yeniden tasarlanmasını gerektirmeden kentsel ortamlarda görev yapabilirler.

Daha İyi Askerlerden Daha İyi Birliklere

Daha büyük avantaj, tek tek askerler düzeyinde değil, birlik düzeyinde ortaya çıkabilir. İnsan orduları, birbirinden ayrı çok sayıda zihnin aynı durumu algılamasını ve uyum içinde hareket etmesini sağlamak için büyük çaba harcar. Askerler korkmuş, bitkin veya dikkati dağılmış olabilecekken ya da eksik bilgiyle hareket ederken, bilgilerin rapor edilmesi, yorumlanması, iletilmesi ve emirlere dönüştürülmesi gerekir. Telsizler ve dijital ağlar bu süreci iyileştirir, ancak temel sorunu ortadan kaldırmaz: Bir ordu, aşırı stres altında koordinasyon sağlamaya çalışan özerk insanlardan oluşan bir topluluktur.

Ağ bağlantılı insansı robotlar farklı şekilde çalışacaktır. Bir makinenin tespit ettiği hedefe ilişkin bilgiler, ilgili tüm makinelerin kullanımına anında sunulabilir. Konumlar, mühimmat durumları, sensör verileri, güzergâhlar ve tehditler, sözlü raporlara gerek kalmadan sürekli paylaşılabilir. Koşullar değiştikçe taktik görevler yeniden dağıtılabilir. Bir birlik, tek tek askerlerden oluşan bir topluluktan ziyade, bileşenleri ortak bir harekât resmi paylaşan dağıtık bir muharebe sistemi gibi hareket edebilir. Ağa bağımlılık, haberleşmenin kesintiye uğramasına karşı zafiyetler yaratabilir ve bu nedenle makine birliklerinin ana kuvvetle bağlantıları kesildiğinde önemli ölçüde yerel özerkliği korumaları gerekebilir; ancak genel olarak birlik bütünlüğünü sağlama kapasiteleri muhtemelen günümüz piyade birliklerininkinden çok daha yüksek olacaktır.

Bu durum, taktik deneyimin anlamını değiştirecektir. İnsan orduları her askeri eğitmek ve her birliği yetiştirmek zorundadır; güçlükle kazanılan deneyim ise deneyimli personel öldüğünde, yaralandığında, başka bir göreve atandığında veya emekli olduğunda kaybolur. Bir makine kuvveti, yararlı taktik öğrenimleri yazılıma aktarabilir ve bunları hızla kuvvetin tamamına yayabilir. Bir birliğin çıkardığı ders, binlerce makinenin sahip olduğu bir kabiliyete dönüşebilir. İnsanların askerî yeterliliği kişi kişi birikir; makinelerin askerî yeterliliği ise kolaylıkla çoğaltılabilir.

Bozguna Uğramayan Bir Ordu

Ancak en köklü fark psikolojik olabilir. İnsanlar doğaları gereği gözden çıkarılabilir askerî unsurlar gibi davranmazlar. Korku, acı, bitkinlik, keder, kafa karışıklığı ve hayatta kalma arzusu yaşarlar. Yeterli baskı altında, disiplinli birlikler bile dağılabilir. Askerî teşkilatlanmanın büyük bir bölümü bunu önlemek için vardır: Eğitim, liderlik, birlik bütünlüğü, disiplin, ritüeller, onur ve ceza, öz-koruma içgüdüleri askerlere durmalarını söylediğinde bile görevlerini sürdürmelerine yardımcı olur.

Bir makine ordusunun korkunun üstesinden gelmesi gerekmez, çünkü askerleri korku yaşamaz. İnsansı robotlar, taktik açıdan uygun olduğunda geri çekilebilir, ancak yanlarındaki makineler imha edildi diye kaçmazlar. Görevin gerektirmesi hâlinde imha edilene kadar mevzilerini koruyabilir, insan birliklerini hareketsiz bırakacak yoğunluktaki ateş altında ilerleyebilir veya bir insan birliğini fiziksel olarak imha edilmesinden çok önce muharebe etkinliğini yitirmiş hâle getirecek zayiat oranlarını göze alabilirler.

Bu durum, savaş alanındaki yıpratmanın ekonomisini değiştirecektir. İnsan zayiatı, askerî kabiliyet kaybının çok ötesinde maliyetler doğurur. Askerler yıllar süren yetiştirme, eğitim, seçme ve askerî eğitim süreçlerinin ürünüdür; ölümleri aileleri perişan eder, morali etkiler ve bir savaşa yönelik ülke içindeki siyasi desteği değiştirebilir. İmha edilmiş bir insansı robot ise mali ve lojistik bir kayıp, belki de pahalı bir kayıp anlamına gelir; ancak geride yas tutan insanlar bırakmaz. Yerine konacak makine, bir askere alma merkezinden değil, bir üretim sisteminden gelir.

Bu fark, makine kuvvetlerini her alanda en iyi insan askerlerini geride bırakmadan önce bile son derece güçlü hâle getirebilir. Bir insansı robot; üstün algılama kabiliyeti, hassasiyet, koordinasyon, fiziksel performans, tekrarlanabilir eğitim ve korkudan etkilenmeme gibi üstünlüklerle bunu telafi edebiliyorsa deneyimli bir piyade askerinin olağanüstü doğaçlama yeteneğine sahip olmak zorunda değildir. Kesişme noktasında kusursuz bir robot askerin ortaya çıkması gerekmez. Yalnızca insanlardan oluşan alternatife kıyasla daha etkili bir makine kuvvetinin ortaya çıkması yeterlidir. Bu gerçekleştiğinde, insanları ateş hattına göndermeye devam etmek giderek daha zor savunulabilir hâle gelir.

Sivil Robotlar Askerî Saflara Katılıyor

İnsansı ordulara geçiş, önceki askerî teknoloji devrimlerinden kritik bir açıdan farklı olabilir: Ordu, temel teknolojiyi geliştirmek zorunda kalmayabilir. Nükleer silahlar, balistik füzeler, hayalet uçaklar ve uçak gemileri, bunları geliştirmenin sivil alanda pek bir gerekçesi bulunmadığından, devletlerin yönlendirdiği devasa geliştirme programları gerektirdi. İnsansı robotlarda ise durum farklıdır. Ekonomik açıdan faydalı hâle gelirlerse sivil pazarlar, insansı askerler için gerekli teknolojik altyapının büyük bölümünü finanse edecektir.

Potansiyel pazar muazzamdır. İmalat, depolama, inşaat, madencilik, tarım, ulaştırma, afet müdahalesi, tehlikeli madde elleçleme, yaşlı bakımı ve sayısız hizmet sektörü mesleği; insanlar için inşa edilmiş ortamlarda hareket edebilen ve insan elleri için tasarlanmış nesneleri kullanabilen makinelerin geliştirilmesi için teşvik sağlar. Kullanışlı bir sivil insansı robot; düşmeden yürüyebilmeli, merdivenleri çıkıp engelleri aşabilmeli, nesneleri tanıyabilmeli, aletleri kullanabilmeli, bilmediği ortamlarda yolunu bulabilmeli, hatalardan sonra toparlanabilmeli, işe yarayacak süreler boyunca otonom çalışabilmeli ve kitlesel ölçekte kullanılabilecek kadar ucuz ve güvenilir hâle gelmelidir. Fabrika ve depolar için bu sorunları çözün; savaş alanı için gereken temel mühendislik sorunlarının büyük bölümü de çözülmüş olur.

Sivil ve askerî kullanım arasındaki fark yine de büyüktür. Sivil makinelerin askerî kullanıma uygun hâle getirilmesi için zorlu koşullara dayanıklılık, askerî haberleşme sistemleri, özel amaçlı sensörler, taktik yazılımlar, koruma ve göreve uygun faydalı yükler gerekir. Savaş alanında otonom hareket etmek, bir depoda kutuları taşımaktan çok daha zor sorunlar ortaya çıkarır: Elektronik harp, kamuflaj, aldatma, fiziksel hasar, haberleşme kaybı ve akıllı bir hasım, harekât ortamını bütünüyle değiştirir. Ancak ordular, sıra dışı bir teknoloji platformunu sıfırdan geliştirmek yerine olgunlaşmış bir endüstriyel teknolojiyi askerî ihtiyaçlara uyarlıyor olacaktır.

Batarya Sorunu

Batarya dayanımı, kullanışlı insansı robotların önündeki temel engellerden biri olarak sıklıkla gösterilir. Bu hâlâ bir kısıttır, ancak ilgili teknolojik eşik çoktan aşılmış olabilir. Boston Dynamics, seri üretim Atlas insansı robotu için tipik çalışma süresini dört saat, otonom batarya değişim süresini ise üç dakikadan kısa olarak belirtmektedir. Nasıl bir askerî aracın yakıt ikmali yapmadan günlerce çalışması gerekmiyorsa, bir robotun da uzun süre kesintisiz çalışmasına yetecek kadar enerjiyi bünyesinde depolaması gerekmez. Bir insansı askerin ihtiyaç duyduğu şey, ikmal döngüleri arasında yeterli çalışma süresi ve kuvvetin tükettiğinden daha hızlı enerji sağlayabilen bir lojistik sistemidir.

Değiştirilebilir bataryalar böyle bir sistem sunar. Tükenen batarya paketleri şarj edilmek üzere geriye gönderilirken dolu paketler ileriye sevk edilebilir; araçlar ve mobil jeneratörler de şarj kapasitesi sağlayabilir. Dolayısıyla sahadaki görev süresinin tek bir bataryanın dayanım süresine eşit olması gerekmez. Günümüzde sivil insansı robotlar tek şarjla yaklaşık iki ila beş saatlik çalışma sürelerine ulaşırken, ticari olarak temin edilebilen silikon anotlu lityum iyon hücreler 450 Wh/kg’a kadar özgül enerji değerlerine ulaşmıştır. Bu tür gelişmiş bir bataryayla çalışan askerî bir insansı robot, batarya paketlerini değiştirmeden önce makul olarak birkaç saat yoğun şekilde çalışabilir; daha az kesintisiz yük altında bu süre belki dört ila sekiz saate ulaşabilir. Daha yüksek enerji yoğunluğu, alternatif olarak çalışma süresini korurken zırh, sensörler, mühimmat veya diğer faydalı yükler için ağırlık kapasitesi de sağlayabilir.

Batarya değişimi ayrıca enerji depolama teknolojisindeki gelişmeleri insansı robotun kendisindeki gelişmelerden bağımsız hâle getirir. Standartlaştırılmış bir batarya arayüzü, mevcut bir makinenin yeniden tasarlanmadan batarya teknolojisindeki gelişmelerden yararlanmasını sağlar. Daha yüksek kapasiteli yedek batarya paketleri aynı ağırlıkta çalışma süresini uzatabilirken, daha hafif paketler çalışma süresini koruyup faydalı yük kapasitesini artırabilir. Dolayısıyla batarya teknolojisindeki gelişmeler, mevcut bir insansı robot filosunda yalnızca robotlara güç sağlayan batarya paketleri değiştirilerek uygulanabilir.

Savaş alanında enerji ikmali yine de önemli bir lojistik yük olmaya devam edecektir. Bataryaların taşınması, korunması, şarj edilmesi, bakımlarının yapılması ve değiştirilmesi gerekir; bunları destekleyen elektrik altyapısı da hassas hedefler oluşturacaktır. Ancak insan piyadesi de sürekli yiyecek ve su ikmalinin yanı sıra uykuya, barınmaya, sıhhi imkânlara, tıbbi bakıma ve yaralı tahliyesine ihtiyaç duyar. İnsansı kuvvetler lojistiği ortadan kaldırmayacak; biyolojik bir lojistik sistemin yerine elektriksel ve mekanik bir lojistik sistem koyacaktır.

Dolayısıyla asıl soru, bataryaların yeterli çalışma süresi sağlayıp sağlayamayacağı ve bir kuvvetin faaliyetlerini sürdürebilmesine yetecek hızda değiştirilip değiştirilemeyeceğidir. Mevcut teknoloji bunun mümkün olduğunu göstermektedir; dolayısıyla batarya değişimi, tek bir robotun çalışma süresi sorununu büyük ölçüde çözmektedir. İnsansı askerler daha iyi bataryalardan yararlanacaktır, ancak bir batarya devrimine ihtiyaç duydukları görülmemektedir. Büyük bir makine ordusuna elektrik enerjisi sağlamanın potansiyel olarak son derece güç sorunu yeni lojistik düzenlemeler gerektirecektir; ancak bunların maliyeti, insanlara özgü lojistik yüklerin buna karşılık azalmasıyla dengelenecektir.

Bir Kez Öğrenen Ordu

Eğitim, insanlardan oluşan askerî teşkilatların en büyük maliyet kalemlerinden biridir. Askerlerin tek tek seçilmesi, eğitilmesi, tatbikat yaptırılması ve birlikler hâlinde teşkilatlandırılması gerekir; ileri düzey yeterlilik ise deneyim yoluyla yavaş yavaş gelişir. Makine yeterliliği, öğrenmenin ekonomisini değiştirir. Araştırmalar veya muharebe deneyimi; bir pusuyu tespit etmenin, bir engeli aşmanın, ateş altında hareketi koordine etmenin veya taktik bir duruma karşılık vermenin daha iyi bir yolunu ortaya çıkarırsa bu bilginin, onu edinen makineyle sınırlı kalması gerekmez. Doğrulandıktan sonra, potansiyel olarak tüm insansı kuvvete hızla aktarılabilir. Eğitimin yerini yazılım güncellemeleri alabilir.

Bir insan ordusu her askeri eğitmek zorundadır. Bir makine ordusunun ise yalnızca bir kez öğrenmesi gerekebilir. Bunun tersi de aynı derecede önemlidir: Ortak bir yazılım kusuru veya istismar edilebilir bir taktik hata da aynı ölçüde yayılabilir. Makinelerin tek tip olması, insanlar arasındaki farklılıkların kimi zaman önlediği ortak mod zafiyetleri yaratacaktır. Bununla birlikte, insan orduları da yazılım veya taktik hatalara kıyasla düzeltilmesi daha güç olabilen, ortaklaşa benimsenmiş hatalı doktrinlerin etkisi altında kalmıştır.

Bu fark, özellikle yıpratma koşullarında önem kazanır. Tecrübeli bir asker öldüğünde, o kişinin biriktirdiği deneyimin büyük bölümü de kaybolur. Bir insansı robotun imha edilmesi ise makinenin öğrendiklerinin de yok olması anlamına gelmek zorunda değildir. Çok sayıda makineden elde edilen muharebe telemetrisi bir araya getirilebilir, taktik yazılım gözden geçirilip güncellenebilir ve bunun sonucunda elde edilen iyileştirmeler, faal durumdaki makinelere ve yeni üretilen yedek makinelere aktarılabilir. Dolayısıyla yıpratma, çarpıcı bir asimetri yaratabilir. Ağır zayiat veren bir insan ordusu genellikle daha az deneyimli hâle gelir. Ağır zayiat veren bir makine ordusu ise donanım kaybederken aynı anda onun yerini alacak kuvveti geliştiren veriler üretebilir.

İnsan Piyadesinin Rekabet Yoluyla Yok Oluşu

İnsan piyadesinin yerini makinelerin alması, her hükûmetin insansı askerleri tercih edilir bulduğuna bağımsız olarak karar vermesini gerektirmez. Askerî rekabet bu kararı onlar adına verebilir. Büyük askerî güçlerden birinin, insan piyadesinden önemli ölçüde üstün insansı birlikler geliştirdiğini düşünün. Bu birlikler daha hızlı hareket eder, daha isabetli ateş eder, daha etkili koordinasyon sağlar, daha zorlu çevre koşullarına dayanır ve insan askerler için fazlasıyla tehlikeli görevleri üstlenir. İmha edilen makinelerin yerini fabrikalarda üretilen yenileri alırken, taktik iyileştirmeler yazılım aracılığıyla kuvvetin tamamına yayılabilir. İnsan piyadesi kullanmayı sürdüren bir hasım ise aynı anda iki dezavantajla karşı karşıya kalır: Askerleri daha düşük kabiliyete sahip olur ve bu askerlerin ölümü, karşıdaki makine kuvvetinin katlanmadığı maliyetler doğurur.

Bu, istikrarsız bir rekabet konumudur. Askerî tarih, devletlerin memnuniyetle karşıladıkları için değil, hasımlarında bulunduğu için benimsedikleri pek çok teknolojiyle doludur. İnsansı piyade savaş alanında önemli bir üstünlük sağlamaya başladığında soru, “Bu teknolojiyi neden konuşlandırmalıyız?” olmaktan çıkıp “Bunu yapmamayı göze alabilir miyiz?” sorusuna dönüşür.

Geçiş muhtemelen aşamalı olacaktır. Makineler ilk olarak keşif, gedik açma, tünel temizleme, meskûn mahallere giriş, mühimmat ikmali, zayiatın tahliyesi ve korumasız mevzilerin tutulması gibi özellikle tehlikeli görevleri üstlenebilir; insanlar ise muhakeme gerektiren kararları vermek ve makinelerin yerine getiremediği görevleri yapmak üzere geride kalabilir. Ancak tehlikeli bir görevin makinelere her başarılı devri, insanların geriye kalan tehlikelere maruz bırakılmasını gerekçelendirmeyi daha da zorlaştıracaktır. Nihayetinde, bir makinenin görevi daha iyi yerine getirebileceği bir yere insan göndermek, tankların karşısına süvari göndermeye benzeyebilir.

Satılık Seçkin Ordular

İnsansı kuvvetler, savaşın en eski kurumlarından birini kökten farklı bir biçimde yeniden canlandırabilir: Paralı asker ordusunu. Tarih boyunca hükümdarlar asker kiralayarak askerî insan gücünün yerine serveti koyabilmişlerdi, ancak bu ikame kusursuz değildi. Paralı askerlerin de askere alınması ve eğitilmesi gerekiyordu, nitelikleri farklılık gösteriyordu, moralleri çökebiliyordu ve işverenin ödediği paranın ne ölçüde tehlikeye atılmaya değeceği konusunda kendi düşünceleri vardı.

Ticari bir insansı kuvvet ise farklı bir ürün olurdu. Bir tedarikçi; makineler, taktik yazılımlar, haberleşme sistemleri, bakım, lojistik, yükseltmeler ve teknik destekten oluşan bütünleşik bir askerî kabiliyeti satabilir veya kiralayabilir. Askerî nitelik, giderek satın alan devletin zaman içinde biriktirdiği insan sermayesi ve kurumsal geleneklerinden ziyade, mühendislik ürünü bir sistemde yer alırdı.

Bu durum, nüfus ile kara gücü arasındaki kadim ilişkiyi zayıflatabilir. Küçük ama zengin bir ülke, nüfusunun önemli bir bölümünü silah altına almadan veya deneyimli asker ve subaylar yetiştirmek için yıllar harcamadan on binlerce nitelikli muharip satın alabilir. Buna karşılık, nüfusu kalabalık ancak yoksul bir devlet, geleneksel stratejik varlıklarından birinin değer kaybettiğini görebilir. Belirleyici kaynaklar; sermayeye, üretim kapasitesine, bilgi işlem gücüne, enerjiye, bileşenlere ve teknolojiyi kontrol eden şirketlere erişime doğru kayardı.

Daha da önemlisi, insansı robotlarla yürütülen savaş, askerî niteliğin üretimini sanayileştirebilir. Bir devlet bugün de üstün nitelikli silahlar satın alabilir, ancak üstün nitelikli bir insan ordusunu montaj hattından satın alamaz. Subayların muhakeme yeteneği kazanması, askerlerin becerilerini geliştirmesi, birliklerin birlikte eğitim yapması ve kurumsal yeterliliğin zaman içinde birikmesi gerekir. Ancak makinelerin muharebe yeterliliğinin büyük bölümü yeniden üretilebilir donanım ve yazılımda bulunuyorsa daha fazla muharip üretmek, bunların ortalama niteliğini düşürmek zorunda değildir. Taktik iyileştirmeler kopyalanabilir, sensörler üretilebilir ve yazılımlar yüklenebilir. Sanayi üretimi artık yalnızca silah üretmekle kalmaz; yetkin muharipler de üretebilir.

Geri Dönüş Yok

Günümüzün insansı robotları, savaş alanı koşullarında piyadenin yerini güvenilir biçimde alabilecek düzeyden hâlâ çok uzaktır. Zorlu arazi koşulları, elektronik harp, mekanik hasar, otonom karar verme, hedef ayrımı, haberleşme kaybı ve muharebenin öngörülemezliği hâlâ aşılması son derece güç sorunlardır. Ancak bunun ne zaman gerçekleşeceğine ilişkin belirsizlik, rekabetin mantığına ilişkin belirsizlikle karıştırılmamalıdır.

Makineler zamanla yeterli bireysel kabiliyeti üstün koordinasyon, tekrarlanabilir yeterlilik, korkudan etkilenmeme, gözden çıkarılabilirlik ve sürekli teknolojik gelişmeyle birleştirirse insan piyadesinin üstünlüğü yeniden ele geçirmesini sağlayacak belirgin bir mekanizma yoktur. Robotik aktüatörler geliştikçe insanların kasları daha güçlü hâle gelemez; işlemciler hızlandıkça insanların nörolojik tepki süreleri kısalamaz; makineler korku yaşamadığı için insanlar korkuyu ortadan kaldıramaz veya onlarca yıllık deneyimi, yazılımın kopyalanabildiği kadar kolay çoğaltamaz.

İnsan piyadesi; özel görevler, siyasi nedenler veya basitçe kurumsal atalet nedeniyle varlığını sürdürebilir; tıpkı atlı savaşın ortadan kalkmasından sonra süvari geleneklerinin varlığını sürdürmesi gibi. Gelecek nesiller, vücut zırhı giyen, piyade tüfekleri taşıyan ve bir zamanlar insanların savaş alanlarında icra ettiği tehlikeli savaş sanatını sergileyen tarihî canlandırma katılımcılarını izleyebilir. Teçhizat aslına uygun olur ve onu kullanmak için gereken cesaret hâlâ takdir edilir. Ancak aklı başında hiçbir ordu onları savaşa göndermez. İşte o noktada, herhangi bir askerî silahtan çok daha eski bir kurum ortadan kalkmaya başlayacaktır: Yiğit savaşçı.

Askerî Cesaret Ne İçindi?

İnsan piyadesinin ortadan kalkması, yalnızca bir askerî görev alanını ortadan kaldırmakla kalmayacaktır. Aynı zamanda insanlığın en eski ve en çok yüceltilen erdemlerinden biri olan savaş alanı cesaretine duyulan işlevsel gereksinimi de ortadan kaldıracaktır. Cesaret genellikle ahlaki bir nitelik olarak ele alınır, ancak ordular açısından her zaman son derece pratik bir amaca hizmet etmiştir. İnsanlarda güçlü bir öz-koruma içgüdüsü vardır; oysa savaş, tekrar tekrar bu içgüdünün aksine hareket etmelerini gerektirir: Öldürülme ihtimalleri varken ilerlemelerini, kaçmanın hayatta kalma ihtimalini artırdığı durumlarda yerlerinde kalmalarını, silah arkadaşlarını korumak için kendilerini tehlikeye atmalarını ve çevrelerindeki insanlar şiddet sonucu öldürülürken görevlerini sürdürmelerini.

Bu nedenle askerî kurumlar, söz konusu biyolojik sınırlamanın üstesinden gelmek için güçlü kültürel uygulamalar geliştirmiştir. Eğitim, tehlikeli davranışları alışkanlık hâline getirir. Disiplin, bireysel tercihin yerine kurumsal zorlamayı koyar. Liderlik, korku muhakemeyi etkilediğinde izlenecek bir otorite sağlar. Silah arkadaşlığı, bir mevziyi terk etmeyi arkadaşlarını terk etmekle eşdeğer hâle getirir. Vatanseverlik, kişinin üstlendiği riski daha büyük bir toplulukla ilişkilendirirken onur ve utanç, cesaret ve korkaklığın toplumsal sonuçlarını yaratır. Askerî kimlik ise tehlikeyle yüzleşme isteğini, askeri sivilden ayıran özelliklerden biri hâline getirir.

Komutanlar bazen askerlerinden göğüslemelerini istedikleri tehlikeyi açıkça paylaşarak bu mekanizmadan doğrudan yararlanmışlardır. Büyük İskender, hücumlar sırasında kendisini son derece büyük kişisel tehlikelere atmasıyla ünlüydü; böylece onu takip etmemek yalnızca bir korku eylemi değil, aynı zamanda onu yüzüstü bırakmak ve utanç verici bir davranış anlamına geliyordu. Bu tür liderliğin örnek olma gücü, tehlikeye karşı ortak savunmasızlığa dayanıyordu. İnsan askerleri ölümcül ateşin içine götüren bir insansı robot aynı ahlaki etkiyi yaratamazdı. Onun ilerlemesi ne cesaret gösterisi olurdu ne de askerlerle aynı riski göze almaya istekli olduğunu gösterirdi.

Bu uygulamalar askerî kültüre öylesine derinden yerleşmiştir ki araçsal işlevleri, ahlaki önemlerinin gölgesinde kalabilir. Cesareti takdire değer olduğu için onurlandırırız; ancak ordular cesareti ona ihtiyaç duydukları için de onurlandırır. Madalyalar, kahramanlık hikâyeleri, alay gelenekleri ve halka açık törenler, biyolojik açıdan olağanüstü bir davranışın askerî bir teşkilatın tekrar tekrar talep edebileceği bir davranışa dönüşmesine yardımcı olur. Yiğitlik kültürü, insanların savaşmasını mümkün kılan mekanizmanın bir parçasıdır.

Ancak cesaret, tehlikeyi göze almanın önemli bir şeyin başarılmasını mümkün kılması nedeniyle kahramanca bir anlam kazanır. Don Kişot’un yel değirmenine saldırmaya istekli olması, fiziksel cesaretinin eksik olduğunu göstermez; o, tehlike olduğunu düşündüğü şeyi göze alır. Bu saldırı kahramanca değil, gülünçtür; çünkü cesareti gerçeklikten ve anlamlı bir sonuçtan kopuktur.

Teknoloji de benzer bir tersine dönüş yaratabilir. Tehlikeli bir askerî görev bir makine tarafından daha güvenilir biçimde yerine getirilebiliyorsa, o göreve bir insan göndermek artık görevin başarılması için cesaretin gerekli olduğunu değil, bir insanın gereksiz yere tehlikeye maruz bırakıldığını gösterir. Bu ilkeyi patlayıcı madde imha robotları ve insansız hava araçlarında zaten kabul ediyoruz. Bir makine bir mayın tarlasını temizleyebiliyor, kontamine olmuş bir binaya girebiliyor veya düşman ateşi altındaki araziden geçebiliyorsa, onun yerine bilinçli olarak savunmasız bir insanı göndermek gerekçelendirilmelidir. Makinelerin üstünlüğü arttıkça, önlenebilir tehlike bir ayrıcalık göstergesi olmaktan çıkıp kötü muhakemenin kanıtına dönüşebilir.

İnsansı askerler bu mantığı kara savaşının merkezindeki aktöre kadar genişletecektir. Makineler ateş altında ilerleyebildiğinde, binaları temizleyebildiğinde, açıkta kalan mevzileri tutabildiğinde, zayiatı tahliye edebildiğinde ve savunulan mevzilere insanlardan daha etkili biçimde taarruz edebildiğinde, cesaret tarihsel olarak onu vazgeçilmez kılan harekât üstünlüğünü sağlamaktan çıkacaktır.

Bu, savaş tarihi boyunca süregelen bir paradoksu tamamlayacaktır. Askerî uygarlık, ölümcül tehlikeyle yüzleşmeye istekli insanlar yetiştirmek için muazzam bir kültürel çaba harcarken askerî teknoloji de bu insanların yüzleşmek zorunda oldukları tehlikeyi azaltmak için muazzam bir teknik çaba harcamıştır. Zırh bedeni korur; tahkimat mevziyi korur; topçu daha uzaktan öldürmeye imkân verir; hava araçları bu mesafeyi daha da artırır; hassas güdümlü silahlar ve dronlar ise karar veren kişi ile bu kararın ölümcül sonuçlarının gerçekleştiği yer arasındaki mesafeyi giderek açar. İnsansı piyade, savunmasız insan bedenini doğrudan savaş alanından çıkararak bu gelişim çizgisini mantıksal sonucuna ulaştıracaktır.

Cesaretin kendisi insan yaşamından, hatta askerî hayattan bile kaybolmayacaktır. Siyasi cesaret, ahlaki cesaret, acil durumlarda gösterilen fiziksel cesaret ve belirsizlik altında alınması gereken güç kararlar varlığını sürdürecektir. Ortadan kalkabilecek olan, kapsamı daha dar fakat kültürel önemi muazzam bir şeydir: Bir askerin bilinçli olarak ölümle yüzleşirken korkusunu yenerek erdem göstermesi gerekliliği. Ordular binlerce yıl boyunca korkan insan sorununu cesaret üreterek çözdü. İnsansı ordular ise aynı sorunu korkan insanı ortadan kaldırarak çözecektir.

Makine Savaşçısı: Kahramanlık Olmadan Muharebe

Askerlerin tarih boyunca en yüksek yiğitlik nişanlarına layık görüldükleri eylemleri düşünün. Bir asker, bir mevziye taarruz etmek için yoğun düşman ateşi altında ilerler. Bir diğeri, yaralı bir silah arkadaşını kurtarmak için siperden çıkar. Küçük bir birlik, diğer birliklerin geri çekilmesini korumak amacıyla sayıca ezici üstünlüğe sahip bir düşmana karşı mevzisini korur. Ölümcül şekilde yaralanmış bir asker, mevzisini terk etmek yerine savaşmaya devam eder. Bu eylemler taktik açıdan farklıdır, ancak kahramanca nitelikleri aynı olgudan kaynaklanır: İnsanlar, önemli bir sonuç elde etmek için olağanüstü kişisel tehlikeyi bilerek göze alırlar.

Yeterli kabiliyete sahip bir insansı robot, bu davranışın gözlemlenebilir unsurlarının neredeyse tamamını sergileyebilir. Ateş altında ilerleyebilir, devre dışı kalmış bir makineyi veya yaralı bir insanı kurtarabilir, bedeniyle başkalarına siper olabilir, ağır hasar gördükten sonra görevini sürdürmeye devam edebilir, ezici üstünlüğe sahip bir düşmana karşı mevzisini koruyabilir veya kesin olarak imha edilmesiyle sonuçlanacak bir görevi üstlenebilir. Makineler zamanla bu tür eylemleri en cesur insan askerlerden bile daha güvenilir biçimde gerçekleştirebilir; çünkü taktik gerekliliklerle öz-koruma içgüdüsü arasında herhangi bir çatışma olmayacaktır. Görev makinenin ilerlemesini gerektiriyorsa ilerleyecektir.

Ancak bu davranışı cesur olarak nitelendirmek, cesaret kavramını geleneksel anlamından yoksun bırakacaktır. Cesaret, üstesinden gelinmesi gereken bir şeyin varlığını gerektirir. Kahraman asker, ölümün veya korkunç bir yaralanmanın mümkün olduğunu bilir, bu sonuçtan kaçınma dürtüsünü hisseder ve buna rağmen harekete geçmeyi seçer. Makine ise bu içsel çatışmayla karşı karşıya kalmadan tehlikeli eylemi gerçekleştirir. Üstesinden gelinmesi gereken bir korku ve gönüllü olarak vazgeçilen, süresi sınırlı bir insan ömrü yoktur. Davranış aynı olabilir, ancak erdem mevcut değildir.

Bu ayrım en açık biçimde geleneksel son direnişte görülür. Bin insansı robot, son makine devre dışı kalana kadar tam bir kararlılıkla savaşabilir ve belki de düşmanın ilerleyişini herhangi bir insan birliğinden daha etkili biçimde geciktirebilir. Askerî sonuç önemli olabilir, ancak eylemi bir fedakârlık olarak yaşayan hiçbir insan olmadığı için efsaneleşmiş kahraman Spartalılar ortaya çıkmaz.

Etkili performans ile kahramanlık arasındaki bu ayrım, savaşçı kimliği açısından da sonuçlar doğurur. Seçkin muharip birlikler bile bu mantıkla karşı karşıya kalacaktır. Deniz Piyadeleri, Rangerlar, SEAL’ler ve benzeri birlikler, mensupları tehlikeyi göze alma konusunda sıra dışı bir istekliliği çoğu insanın sahip olmadığı becerilerle birleştirdiği için askerî kültürde yüksek bir statüye sahiptir. Olgunlaşmış insansı robotlar, bu iki kıtlığı da ortadan kaldıracaktır. Makinelerin tehlikeyle yüzleşmek için olağanüstü bir istekliliğe ihtiyacı yoktur; donanım ve yazılımda somutlaşan kabiliyetler ise uzun süren seçme ve eğitim süreçleriyle geliştirilmek yerine potansiyel olarak çoğaltılabilir. Seçkin askerî performans varlığını sürdürebilir, ancak seçkin savaşçının da onunla birlikte varlığını sürdürmesi gerekmez.

Yiğitlik nişanları, askerî kültürün tehlike ile ayrıcalık arasındaki ilişkiyi ne ölçüde kurumsallaştırdığını gösterir. Madalyalar, önemli sonuçlar doğuran olağanüstü cesareti kamusal statüye dönüştürür ve değerleri bu tür eylemlerin nadirliğine bağlıdır: Madalyayı alan kişi, çoğu insanın ve çoğu zaman çoğu askerin yapmayacağı veya yapamayacağı bir şeyi yapmıştır. İnsansı kuvvetler bu nadirliği ortadan kaldırır. Aynı donanım ve yazılımla donatılmış her makine aynı tehlikeli eylemi gerçekleştirecekse tek tek muharipleri olağanüstü kılan hiçbir şey kalmaz. Kahramanlık bireye özgüdür; makine performansı ise yeniden üretilebilir.

Askerî ayrıcalık ve itibar bütünüyle ortadan kalkmak zorunda değildir. Olağanüstü komutanlar, mühendisler, programcılar, istihbarat analistleri veya sistem tasarımcıları, kararları savaş alanındaki sonuçları belirlediği için muazzam bir saygınlık kazanabilir. Ortadan kalkacak olan, askerî ayrıcalık ile belirli bir insanın bedenini ölümcül tehlikeye atmaya istekli olması arasındaki geleneksel bağdır. Makine, bir zamanlar askere madalya kazandıran eylemi, belki de daha istikrarlı ve etkili biçimde, hiçbir şekilde cesarete ihtiyaç duymadan gerçekleştirebilir. Bu durum olağan hâle geldiğinde artık soru, makinelerin kahramanca davranıp davranamayacağı değildir. Soru, artık kahramanlara ihtiyaç duymayan bir askerî kültürün neye dönüşeceğidir.

Drone Operatörü Madalyası Örneği

Askerî etkinlik ile geleneksel yiğitlik arasında yaklaşmakta olan çatışmanın bir provası çoktan yaşandı. 2013 yılında ABD Savunma Bakanlığı, fiziksel olarak savaş alanından uzakta bulunmalarına rağmen eylemleri muharebenin sonuçları üzerinde büyük etkiler yaratabilecek personelin olağanüstü başarılarını takdir etmek amacıyla Üstün Savaş Hizmeti Madalyası (Distinguished Warfare Medal) adlı madalyayı ihdas ettiğini duyurdu. Drone operatörleri ve siber harp personeli bu madalyanın doğal adaylarıydı. Modern savaş, geleneksel olarak muharebe nişanlarıyla ilişkilendirilen fiziksel tehlikeyle karşı karşıya kalmadan muharebenin sonucuna belirleyici katkıda bulunabilen insanlar ortaya çıkarmıştı.

Komuta merkezindeki drone operatörü – savaş alanında tehlikeye maruz kalmadan elde edilen başarı

Önerilen madalya, askerî kültüre derinden yerleşmiş statü hiyerarşisiyle çatıştığı için tartışmalar hemen başladı. Bir drone operatörü önemli bir hedefi tespit edip imha edebilir, saldırı altındaki birlikleri koruyabilir veya bir muharebenin sonucuna, fiziksel olarak sahada bulunan bir piyade askerinden daha fazla katkıda bulunabilirdi. Buna karşın gaziler ve askerî kuruluşlar, uzaktan elde edilen başarıya verilen bir madalyanın, muharebede fiziksel olarak tehlikeye maruz kalmayla ilişkilendirilen nişanlardan daha üst sıraya konulmasına itiraz etti. Mesele, uzaktaki operatörün katkısının önemli olup olamayacağı değil, olağanüstü askerî etkinlik ile savaş alanındaki yiğitliğin aynı türden bir başarı olup olmadığıydı.

Pentagon sonunda bu madalyadan vazgeçerek farklı bir çözüm geliştirdi. Uzaktan gerçekleştirilen ve muharebede sonuç doğuran eylemler, uygun bir madalyaya eklenen “R” işaretiyle takdir edilebilirken, “V” işareti muharebede gösterilen yiğitlik eylemlerini ifade ediyordu. Bu ayrım dikkat çekicidir: Ordu, önemli sonuçlar doğuran uzaktan icra edilen faaliyetleri takdir etmenin bir yolunu bulurken geleneksel yiğitlik için ayrı bir kategoriyi korudu.

Bu çözüm, insanlar savaş alanında bulunmaya devam ettiği sürece işler. İnsansı piyade ise en tehlikeli eylemleri makinelere devrederek bu ayrımın temelini sarsacaktır. Binaya giren, açık araziden geçen, zayiatı tahliye eden veya kaybedilmesi kaçınılmaz bir mevziyi tutan unsur, askerî açıdan son derece önemli sonuçlar doğuran bir eylem gerçekleştirebilirken bundan sorumlu insanlar —komutanlar, operatörler, programcılar, istihbarat analistleri ve bakım personeli— başka bir yerde bulunabilir.

Dolayısıyla Üstün Savaş Hizmeti Madalyası (Distinguished Warfare Medal) tartışması, çok daha büyük bir sorunun habercisiydi. Drone savaşı, savaşçının bedenini bazı savaş alanı eylemlerinden ayırdı; insansı robotlarla yürütülen savaş ise onu savaş alanından neredeyse tamamen çıkarabilir. Bu tartışma, tehlike, cesaret, başarı ve onur arasındaki ilişki üzerine kurulmuş bir askerî kültürün, bu unsurların artık zorunlu olarak aynı kişide birleşmediği savaş biçimleriyle karşılaşmaya başladığının erken bir göstergesiydi.

Savaş Alanındaki Yiğitliğin Ötesinde: Üç Gelecek

İnsan savaşçıların ortadan kalkması, savaşın da ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Bu durum, uluslararası çatışmaları birbiriyle çelişen yönlere sürükleyebilir. Askerlerin tehlikeden uzaklaştırılması, savaşın en eski kültürel temellerinden birini —savaşçı cesaretine atfedilen statüyü— zayıflatırken aynı zamanda askerî harekât üzerindeki önemli bir siyasi kısıtı da zayıflatacaktır: Bir hükûmetin vatandaşlarının öldürülmesi ihtimalini. Makine savaşına doğru teknolojik gidişat makul ölçüde öngörülebilir; bunun ardından ortaya çıkacak jeopolitik denge ise öngörülebilir değildir. Birbirinden çok farklı üç gelecek olası görünmektedir.

Robot Orduları ve Süreğen Çatışmalar

İlk olasılık, savaşın kişisel bedeli azaldığı için daha kolay hâle geldiği bir dünyadır. Günümüzde askerî harekâta girişmeyi düşünen hükûmetler, yalnızca harekâtın başarılı olup olmayacağını değil, askerlerin yaralı veya ölü olarak dönmesinin siyasi sonuçlarını da hesaba katmak zorundadır. Otoriter hükûmetler bile askerî zayiat verdiklerinde demografik, kurumsal ve siyasi maliyetlere katlanır. İnsansı kuvvetler bu maliyetleri keskin biçimde azaltarak hükûmetlerin kendi vatandaşlarından çok azını tehlikeye atarak sınırları yoklamasına, ihtilaflı bölgeleri işgal etmesine, iç savaşlara müdahale etmesine veya himayelerindeki rejimleri korumasına imkân verebilir.

Bu durum, toplumlar askerî değerlerden uzaklaşırken hükûmetlerinin savaşmaya daha istekli hâle geldiği bir paradoks yaratabilir. Sınırlı askerî harekâtlar ulusal ölçekte kan dökülmesinden ziyade makineler arasındaki mücadelelere benzedikleri için daha kabul edilebilir hâle gelirken savaşçılara, fedakârlığa ve kahramanca muharebeye yönelik toplumsal bağlılık azalabilir. Ticari insansı kuvvetler, zengin devletlerin büyük daimi ordular bulundurmadan müdahale kabiliyeti edinmelerine imkân vererek bu etkiyi güçlendirebilir. Savaşlar daha sık yaşanabilir, ancak nüfus merkezlerine yönelik saldırıları tetiklemesi muhtemel eşiklerin altında kalabilir.

Silah Kontrolü ve Stratejik İstikrar

Bunun tam tersi bir sonuç da mümkündür. Devletler, hızla büyütülebilen makine ordularını tehlikeli ölçüde istikrarsızlaştırıcı olarak görebilir ve rekabet yönetilemez hâle gelmeden önce bunları kısıtlayabilir. Silah kontrolü, füze, tank veya savaş başlığı saymaktan çok farklı bir sorunla karşı karşıya kalacaktır. İnsansı askerler büyük ölçekte üretilebiliyor veya satın alınabiliyorsa bir ülkenin gizil muharebe kapasitesinin önemli bir bölümü fabrikalarda, depolarda, yazılım havuzlarında, bilgi işlem altyapısında ve depolanmış robot filolarında bulunabilir.

Doğrulama güç olacaktır. Anlaşmalar; otonom hedeflemeyi, askerî yazılımları, silah arayüzlerini, dönüştürme kitlerini veya muharebeye hazır konfigürasyonda tutulan makineleri kısıtlayabilir. İnsan denetimine ilişkin gereklilikler de başka bir sınırlama getirebilir. Otonom silahlara ilişkin uluslararası tartışmalar hâlihazırda insan muhakemesinin korunması ve olası hukuki yasaklar ile kısıtlamaların getirilmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır; dolayısıyla böyle bir silah kontrolü rejiminin kavramsal temelleri zaten mevcuttur.

Savaşçı statüsünün ortadan kalkması bu dengeyi güçlendirebilir. Askerî itibarı artık ateş altında gösterilen cesaret etrafında şekillendirmeyen toplumlar, kültürel açıdan savaşa daha az yatkın hâle gelebilir. Askerlik, onur, fedakârlık, vatanseverlik veya kişisel üstünlük göstermenin ayrıcalıklı bir alanı olmaktan çıkarak giderek teknik bir idari faaliyete benzeyebilir. Bu durum barışı garanti etmez, ancak savaşın itibar kazandırmasını sağlayan kadim kültürel mekanizmalardan birini zayıflatabilir.

Kitlesel Yıkıma Doğru Tırmanma

En karanlık olasılık, makine ordusunun en büyük taktik üstünlüklerinden birinden kaynaklanır: Bozguna uğramaz. İnsan orduları çoğu zaman fiziksel olarak imha edilmeden yenilgiye uğratılabilir; çünkü korku, bitkinlik, zayiat ve birlik bütünlüğünün çökmesi, sonunda direnişi sürdürmeyi imkânsız hâle getirir. Buna karşılık, işler durumdaki bir makine kuvvetinin maddi olarak imha edilmesi gerekebilir. İmha edilen insansı robotların yerine fabrikalardan ve sivil robot stoklarından yenileri konulabiliyorsa savaş alanındaki makineleri imha etmek, yenileriyle değiştirilebilen donanımı tüketmekten pek fazlasını sağlamayabilir.

Bu durumda mantıksal hedef kümesi, üretim sistemi boyunca geriye doğru genişler. Makineleri durdurmak için mühimmatlarına ve bataryalarına saldırın; yerlerine yenilerinin gelmesini önlemek için ulaştırma ve lojistik sistemlerine saldırın; ilave üretimi engellemek için fabrikalara, elektrik üretim tesislerine, haberleşme ağlarına, bilgi işlem merkezlerine ve bileşen tedarikçilerine saldırın. Dolayısıyla insanları savaş alanındaki zayiattan koruduğu için başlangıçta cazip hâle gelen bir savaş, savaş alanından makineleri ayakta tutan sanayi toplumuna kayabilir. İnsanlar cephe hattından kaybolur, ancak makine ordusunun savaşmaya devam etmesini sağlayan altyapının çalışanları ve sakinleri olarak yeniden ortaya çıkar.

Otonomi, kuvvet kullanımının hızını ve ölçeğini artırarak tehlikeyi daha da büyütebilir. Makine hızında çalışan sistemler, insanların yerel bir çatışmanın her iki tarafın da amaçlamadığı sonuçlara yol açtığını fark etmeleri için mevcut süreyi kısaltabilir. Dolayısıyla tehlike yalnızca otonom bir silahın yanlış karar vermesi değildir; birbiriyle etkileşen otomatik kuvvetlerin, çatışmayı insan karar vericilerin durdurabileceğinden daha hızlı bir şekilde tırmanma sürecine sokabilmesidir.

Bu gelecek senaryoları birbirini dışlamaz. Sınırlı makine çatışmaları, büyük güçler arasındaki silah kontrolü anlaşmalarıyla bir arada var olabilir; yeterince ciddi çatışmalar ise yine de robotik kuvvetleri destekleyen endüstriyel sistemlere yönelik saldırılara kadar tırmanabilir. Ticari robotik silah tedarikçileri, askerî kapasiteyi daha kolay aktarılabilir ve artırılabilir, aynı zamanda ölçülmesi daha güç hâle getirerek bu üç olasılığın tümünü karmaşıklaştıracaktır.

Dolayısıyla paradoks çözümsüz kalmaktadır. İnsansı robotlarla yürütülen savaş, savaşçının geleneksel statüsünü ortadan kaldırarak savaşı teşvik eden kültürel bir unsuru zayıflatabilir; aynı zamanda silahlı çatışmanın doğrudan insani maliyetini azaltarak siyasi bir kısıtı da zayıflatabilir. İnsanların savaş alanından çıkarılması, savaşı kuşkusuz değiştirecektir. Ancak bunun savaşı ortadan kaldıracağını varsaymak için hiçbir neden yoktur.

Sonuç: Son Cesur Asker

Askerî tarihin büyük bölümünde teknolojik ilerleme, askerlerin kullandığı silahları değiştirmiş ancak askerlere duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmamıştır. Mızrağın yerini tüfek, atların yerini zırhlı araçlar, gözetleme balonlarının yerini uydular aldı; ancak yine de birilerinin araziyi tutması, binaya girmesi, açık araziden geçmesi ve düşmanla yakın mesafede karşı karşıya gelmesi gerekiyordu. İnsan bedeni olağanüstü ölçüde çok yönlü, genel amaçlı bir muharip olmayı sürdürdüğü için piyade askeri, birbirini izleyen teknolojik devrimlerden sağ çıktı.

İnsansı robot teknolojisi sonunda bu üstünlüğe meydan okuyabilir. Günümüzün makineleri piyade askeri değildir ve otonomi, güvenilirlik, zorlu arazi koşulları, elektronik harp ve taktik muhakeme konularında aşılması son derece güç sorunlar devam etmektedir. Ancak uzun vadeli rekabet asimetriktir. İnsanlar iki kat daha güçlü hâle gelmeyecek, yarı yarıya daha az uykuya ihtiyaç duymayacak, on kat daha hızlı tepki vermeyecek veya bir güncelleme indirerek yirmi yıllık muharebe deneyimi edinmeyecektir. Makineler tüm bu boyutlarda gelişebilir; üstelik sivil sanayi, bunun temelini oluşturan teknolojinin büyük bölümünü finanse edebilir ve fabrikalar, insan ordularının bireylerde büyük çabalarla geliştirmek zorunda olduğu kabiliyetleri zamanla seri olarak üretebilir. Performans eğrilerinin ne zaman kesişeceğini bilemeyiz, ancak hangi eğrinin daha dik bir gelişim eğimine sahip olduğunu görebiliriz.

Bu kesişme gerçekleştiğinde, askerî rekabet bunun sonuçlarından kaçınmayı zorlaştıracaktır. İnsan askerleri daha kabiliyetli, çoğaltılabilir ve gözden çıkarılabilir makinelere karşı göndermeye devam eden devletler, hem taktik bir dezavantaja hem de rakiplerinin artık katlanmadığı insani bir maliyete katlanacaktır. Böylece piyade askeri de süvari askeri gibi askerî açıdan geçerliliğini yitirecektir; cesaret, beceri veya gelenek artık takdire değer olmadığı için değil, askerî görevi yerine getirmenin en etkili yolunu artık bunlar sağlamadığı için.

Bu durum mutlaka daha barışçıl bir dünya ortaya çıkarmayacaktır. Askerlerin tehlikeden uzaklaştırılması, toplumlar kültürel açıdan askerî değerlerden uzaklaşırken bile hükûmetleri sınırlı çatışmalar başlatmaya daha istekli hâle getirebilir. Makine orduları süreğen çatışmaları teşvik edebilir, yeni silah kontrolü biçimlerini ortaya çıkarabilir veya ciddi savaşları, bu orduları üreten ve ayakta tutan sanayi altyapısına yönelik saldırılara doğru sürükleyebilir. Savaşçının ortadan kalkması ne siyasi ihtirası ne de uluslararası çatışmayı ortadan kaldıracaktır; yalnızca bunların kendini gösterdiği mekanizmaları değiştirecektir. İnsanlar doğrudan savaş alanından kaybolabilir, ancak savaşın siyasi nesnesi olmaktan çıkmayacaktır: Nihayetinde hasımların boyun eğdirmeye çalıştığı, makineler değil insan toplumlarıdır.

İnsan piyadesinin askerî açıdan geçerliliğini yitirmesi, askerî uygarlıktan çok eski bir unsuru ortadan kaldıracaktır. Akhilleus ve Leonidas’tan modern orduların piyade askerlerine kadar toplumlar, önemli amaçlar uğruna kendilerini ölümcül tehlikeye atmaya istekli savaşçılara olağanüstü bir statü atfetmiştir. Cesaretleri kısmen nadir olduğu için, ancak aynı zamanda ordular bu cesaret olmadan gerektiği gibi işleyemediği için yüceltilmiştir. Makineler aynı amaçları hiçbir şekilde cesarete ihtiyaç duymadan daha etkili biçimde gerçekleştirebildiğinde, savaş ile yiğitlik arasındaki bu kadim ilişki çözülmeye başlayacaktır.

Belki bir gün, yiğitlik madalyası alan son insan piyade askeri, kendisinden önce binlerce yıl boyunca onurlandırılmış insanların eylemleri kadar cesurca bir eylem gerçekleştirecektir. Makine çağı, bu başarının değerinden hiçbir şey eksiltmeyecektir. Değişen şey, artık hiç kimsenin bunu yeniden yapmak zorunda kalmayacak olmasıdır. Yiğitlik başka alanlarda değer görmeye devam edecek, ancak artık savaş alanında ölüme meydan okumakla ilişkilendirilmeyecektir.

Kaynak: https://www.nakedcapitalism.com/2026/08/coffee-break-armed-madhouse-humanoid-soldiers-and-vanishing-valor.html