Sam Altman İnsanlık İle Olan Bağını Kaybediyor

Geçen cuma, Hindistan’daki büyük bir yapay zekâ zirvesinde, Sam Altman sahnede “haksız” olarak nitelediği bir eleştiriye yanıt vermek istedi. OpenAI CEO’suna The Indian Express’ten bir muhabir, üretken yapay zekâ modellerini eğitmek ve çalıştırmak için gereken doğal kaynakları sordu. Altman hemen tepki verdi. Evet, sohbet botları çok fazla enerji gerektiriyor, ama insanlığın evrimsel tarihi boyunca talep ettiği tüm kaynakları hiç düşündünüz mü?

Altman, tıklım tıklım dolu salona hitaben, “Bir insanı eğitmek de çok enerji gerektirir” dedi. “Zeki olmanız için yaklaşık 20 yıllık bir yaşam ve o süre boyunca yediğiniz tüm yiyecekler gerekiyor. Üstelik sadece bu da değil, sizi ortaya çıkarmak için şimdiye kadar yaşamış yüz milyar insanın yaygın evrimi gerekti; yırtıcılara yem olmamayı öğrendiler, bilimi ve sizi ortaya çıkarmak için gereken şey her neyse onu çözmeyi öğrendiler, sonra da siz ortaya çıktınız ve alabildiğinizi aldınız.”

“Adil bir karşılaştırma şöyle olmalı: ChatGPT’ye bir soru sorarsanız, modeli bu soruyu yanıtlamak üzere eğitildikten sonra ne kadar enerji tüketir, bir insanla karşılaştırıldığında? Ve muhtemelen, yapay zekâ bu mukayese modeliyle ölçüldüğünde enerji verimliliği açısından çoktan insanlarla aynı seviyede” diye devam etti.

Altman’ın yorumlarını çürütmek kolay. İnsanların yapay zekâ modellerine komut vermek için kullandığı dizüstü bilgisayarlar ve akıllı telefonları bir tarafa bırakırsak beynin kullandığı enerji, basit sorgular için en verimli ileri teknoloji modellerinden bile belirgin şekilde daha azdır. Doğru, insanların “akıllanmadan” önce gerçek besin tüketmeleri gerekiyor; ancak bu, Altman’ın konuya dair yaptığı faydalı bir yönlendirme: yapay zekâyla ilgili asıl endişe, talep ettiği kaynaklar değil, iklim değişikliğine yaptığı etkidir. Atmosferdeki karbondioksit seviyeleri milyonlarca yıldır görülmemiş düzeylere ulaştı; bu artışın nedeni 117 milyar insan ve evrim sürecinde var olmuş diğer tüm canlılar değil, günümüz insan toplumu ve OpenAI’nin Stargate veri merkezlerinde kurduğu türden yanmalı türbinlerdir. Diğer veri merkezleri de özel, doğalgazla çalışan enerji santralleri inşa ediyorlar; bu santrallerin toplam kapasitesi muhtemelen onlarca büyük Amerikan şehrinin elektrik ihtiyacını karşılayacak veya aslında kömür santrallerinin ömrünü uzatmış olacak düzeyde aynı miktarda sera gazı emisyonuna neden olacaklar. (OpenAI’ye Altman’ın sözleri hakkında görüş sormak için ulaştığımda yanıt vermedi.)

Ancak Altman’ın sözlerinde asıl önemli olan, sohbet botlarını insanlarla kıyaslamayı düşünmüş olmasıdır. Bunu yapmak, insanları ve makineleri eşit düzlemde gördüğünü ima eder. Altman söylediği sözleri ağzından kaçırmadı; bu, yapay zekâ sektöründe yaygın ve bilinçli bir tutumdur. Altman aynı zirvede Forbes India’ya neredeyse aynı ifadeleri kullandı. Ve bir hafta önce, Altman’ın başlıca rakibi olan Anthropic’in CEO’su Dario Amodei de benzer bir benzetme yaparak yapay zekâ modellerinin eğitimini insan evrimine ve günlük öğrenmeye benzetti. Bu zihniyet ürün geliştirmeye de yansıyor. Anthropic, sohbet botu Claude’un bilinçli olup olmadığını ya da “sıkıntı” hissedip hissedemeyeceğini inceliyor ve yemeyen, içmeyen ve kendi iradesi olmayan bir program olan Claude’u açıkça insanlaştırarak, programın “model refahına yönelik riskleri” bulunan, “ısrarlı bir şekilde zararlı veya istismarcı” konuşmaları sonlandırmasına izin veriyor.

Yapay zekâ şirketleri ya ürünlerinin gerçekten insanlarla karşılaştırılabilir olduğuna inanıyor ya da bunun iyi bir pazarlama olduğunu düşünüyor. Her iki ihtimal de endişe verici. Daha üstün bir güç, belki de bir tanrı inşa ettiklerine dair samimi bir inanç; (Altman aynı konuşmada süperzekânın sadece birkaç yıl uzakta olduğunu düşündüğünü söyledi) insanları ve gezegeni ikincil hasar olarak görmeyi kolayca haklı çıkarabilir. Altman, enerji tüketimiyle ilgili endişelere verdiği yanıtta, sorunun gerçek olduğunu çünkü “dünyanın artık çok fazla yapay zekâ kullandığını” ve bu nedenle toplumların “çok hızlı bir şekilde nükleer, rüzgâr veya güneş enerjisine yönelmesi gerektiğini” söyledi. Bir diğer seçenek de yapay zekâ sektörünün beklemesi olabilir.

Eğer Altman’ın sohbet botlarıyla insanları karşılaştırması yalnızca bir halkla ilişkiler taktiğiyse, bu derin bir insan düşmanlığıdır. Yatırımcılara konuşuyor. Yapay zekâ laboratuarlarının dijital yaşamı inşa ettiği fikri, elbette, her zaman onların efsanesine uygun olmuştur ve OpenAI’nin, şirketin değerini 800 milyar dolardan fazla bir rakama çıkaracak bir fon toplama sürecinde olduğu bildiriliyor; bu değer neredeyse Walmart’ın (Amerikan perakende satış mağazası) değeri kadar.

Teknoloji şirketleri gerçekten de OpenAI’nin kuruluş misyonunu yineleyerek tüm insanlığın yararına yapay zekâ araçları geliştirmek isteyebilir ve bunu yapmak için büyük miktarda para toplamaları gerektiğine samimiyetle inanabilirler. Ancak bir çocuğu büyütmeyi -ya da Homo sapiens’in evrimini- algoritmik ürünler geliştirmeye benzetmek, sektörün, eğer daha önce var idiyse tabi, insan olmanın ne anlama geldiğiyle olan bağını, tamamen kaybettiğini açıkça ortaya koyuyor. “İnsan yetiştirmek”, yani bir hayat yaşamak, mücadele etmek, başarısızlık olasılığını kabul etmek ve bazen sadece hayret ve güzellik arayışında amaçsızca dolaşmaktır. Üretken yapay zekâ ise tüm bu süreci ortadan kaldırıp her uğraşı mümkün olduğunca anlık, verimli ve zahmetsiz hâle getirmeye yöneliktir. Bu araçlar bize hizmet edebilir. Ancak onları organik yaşamla aynı düzleme koymak üzücüdür.

 

*Matteo Wong, The Atlantic’te kadrolu yazardır.

 

Kaynak: https://www.theatlantic.com/technology/2026/02/sam-altman-train-a-human/686120/

Tercüme: Ali Karakuş