Revizyonizm Çağında Homeros
İdeolojik güdümlü çarpıtmaların hüküm sürdüğü bir çağda, klasik geleneğimizi savunmak, geleceğimizi savunmaktan ayrı düşünülemez. Homeros’un Odysseia’sı, Batı edebiyatının kurucu destanıdır; engin zenginliği, entelektüel derinliği ve estetik güzelliğiyle mutlak bir edebî başyapıttır ve etkisi ile önemi yüzyıllar boyunca yankılanmaktadır. Alman hezârfen Goethe, Homeros’un İlyada ve Odysseia destanlarını, Batı’nın kültürel ruh dünyasını şekillendirdikleri için dünyanın en önemli iki kitabı olarak nitelendirmiştir.
Batı edebiyat kanonu, Antik Yunan şairi Homeros’un (MÖ 8. yüzyıl) bu iki kurucu destanıyla başlar. İlyada, Akhilleus, Odysseus, Agamemnon ve Hektor gibi simgesel şahsiyetlerin yer aldığı Miken Yunanları ittifakının Troya’yı kuşatmasını ve Troya’nın düşüşünü anlatır. Odysseia ise kahramanı Odysseus’un denizlerde ve farklı uygarlıklar arasında yaşadığı pek çok maceranın ardından yurduna dönüşünü anlatır. Homeros’un Odysseia’sı, ailesine ve vatanına dönme arayışında dünyayı dolaşan ve tehlikelerle yüzleşen kahramanın şiirsel prototipini ortaya koymuş büyük bir sanat eseridir. Odysseia, vatan sevgisini ve νόστος’un —nostos, yani yurda dönüşün— gücünü anlatan bir hikâyedir. “Nostalji” terimi —“yurda dönme arzusunun verdiği acı” anlamındaki güzel Yunanca νοσταλγία sözcüğünden— “nostos”tan türemiştir. Troya’dan dönerken Odysseus, kadim şairin sözleriyle, “nice insanın şehirlerini gördü ve onların düşüncelerini öğrendi.” Odysseus, bilinmeyen toplumlar, siyasî düzen biçimleri ve kültürel âdetler arasında yol alarak kadim dünyayı dolaşır. Yolculuğu, vatanının aşina olduğu topraklara ve ulusunun kültürel ortamına dönmesiyle sona erer. Odysseia böylece insanın sevgili vatanına ve ailesine adanmış bir ilahiye dönüşür. Benzer şekilde, Homeros’un diğer destanı İlyada’da da Hektor, doğduğu şehir Troya’yı savunurken bir kâhinin yenilgiye işaret eden uğursuz alametleriyle karşı karşıya kalır. Verdiği cevap, ahlakî sorumluluğun ve siyasî görevin bir ifadesi olarak yüzyıllar boyunca yankılanmayı sürdürmektedir: “Tek bir hayırlı alamet vardır:/vatanın için savaşmak.”
Homeros’un Odysseia’sı, Batı’nın uygarlık bakımından kendini kavrayışı ve kültürel kimliği açısından bugün de her zamanki kadar önemini korumaktadır. Bu bağlamda, Hollywood’un bu kurucu destanı çağdaş ideolojik eğilimler doğrultusunda yeniden yazmaya ve yeniden yorumlamaya yönelik son girişimleri, nihayetinde yüzyıllardır varlığını sürdüren kültürel bir mirası çarpıtmakta ve Yunanistan ile Batı dünyasının ortak mirasını zedelemektedir. Christopher Nolan’ın son filmi The Odyssey’nin (2026) yalnızca en yeni örneğini oluşturduğu Antik Yunan tarihsel geleneğinin çarpıtılması, sinematik tuhaflıkların bir rastlantısı veya tarihsel geleneği tasvir etmedeki sadakatini yitirmiş naif bir sanatsal ifadenin tezahürü değildir. Özünde bundan çok daha fazlasıdır: Tarihsel gerçeği siyasî doğruculuk uğruna feda eden, gerilemekte olan bir uygarlığın ve kendi tarihsel köklerini, hatta Batı’nın yüzyıllar boyunca yarattığı o dikkate değer uygarlığı meydana getiren halkları dahi tanımayı reddeden modern Batı’nın ideolojik çöküşünün bir belirtisidir. Nitekim bu uygarlığın, Batı uluslarının kendileri tarafından değil, herkes tarafından, modern göçün dönüştürdüğü Batı toplumlarının sözde tarihsel bir yansıması olarak yaratıldığı düşüncesi yalnızca tarihsel bakımdan yanlış değil, siyasî bakımdan da tehlikelidir.
Nolan’ın Odysseia’sı, tahrifat, kültürel sahiplenme ve bilimsel safsata boyutuna varan açık bir tarihsel revizyonizm örneğidir. Film, Avrupa tarihini, mitolojisini ve geleneğini sıklıkla “blackwashing” uygulayarak Avrupa ve Batı kültürü ile kimliğinin tarihsel yönlerini çarpıtan daha geniş bir “woke” hareketin parçası olarak Batı kültürünü yeniden yazmaya yönelik açık bir girişimdir. İlginçtir ki bu, Afrika, Asya veya Pasifik uygarlıkları söz konusu olduğunda değil, yalnızca Avrupa ve Batı’nın tarihsel gelenekleri söz konusu olduğunda yaşanmaktadır. Nolan’ın filmi, Emily Wilson’ın Antik Yunan metni çevirisinden yararlanmaktadır —söz konusu çeviri, Antik Yunancadaki πολύτροπος [polýtropos; çoğunlukla “becerikli” olarak çevrilir, ed. notu] teriminin “karmaşık” olarak çevrilmesi gibi olgusal hatalar da içeren ve metni günümüzün feminist ve “woke” zihniyetli izleyici kitlesi için yeniden yorumlamaya çalışan sorunlu bir çeviridir. Kadim edebiyatı bağlamsallaştırmak entelektüel bir uğraş olarak ilginç olabilir; ancak bu, doğruluktan ve özgün metne ve onun ortaya çıktığı kültürel ortama yönelik kültürel sadakatten ödün verme pahasına yapılmamalıdır.
Odysseia, Nolan’ın Hollywood filminde bulunan pek çok yanlışlığı sanatsal özgürlüğe veya mitolojik içeriğe başvurarak savunmakta acele eden çeşitli yorumcuların sıklıkla ve hatalı biçimde iddia ettiği gibi, yalnızca mitolojiden ibaret değildir. Antik Yunanlar, İlyada gibi Homeros destanlarını tarih, ulusal kimliklerinin temeli ve örnek almaları gereken yaşayan bir geçmiş olarak görüyorlardı. Homeros destanları, binlerce yıl boyunca Yunan dünyasının sayısız şair, ressam, heykeltıraş, siyasetçi ve askerî kahraman kuşağına ilham verdi. Bunlar, yüzyıllar boyunca Yunan ulusunun millî destanları, kendini algılayışının ve değerler sisteminin temel taşıydı; Helen uygarlığını Asya’ya yayan büyük askerî hükümdar Büyük İskender’in (MÖ 356-323), yastığının altında İlyada’nın bir nüshasıyla uyuduğu söylenir. Bu nüsha, hocası filozof Aristoteles tarafından kendisi için özel olarak hazırlanmıştı. İskender, Asya’daki askerî seferi sırasında ünlü kahraman Akhilleus’u bilinçli olarak örnek almaya çalışıyordu. Dolayısıyla Troya Savaşı’nın hikâyesi, Antik Yunanlar tarafından anlamsız bir mitoloji olarak değil, atalarının kahramanlıklarla dolu geçmişi olarak algılanıyordu.
Kültürel mirasımıza yönelik revizyonist yorumların sürekli olarak kabullenilmesi gerektiği ve pek çok Batı üniversitesi ile eğlence endüstrisine musallat olan radikal “woke” çarpıtmayla uzlaşmak zorunda olduğumuz yönündeki hatalı inancı reddetmeliyiz. Batı tarihini temelden şekillendirmiş eşsiz kültürel mirasımızın sadakatle temsil edilmesi gereğini vurgulamalıyız. Gerek antik çağa gerekse modern döneme ilişkin yerleşik olgulara yönelik gelişigüzel tarihsel revizyonizmin, sığ kültürel göreceliğin ve haksız saldırıların damgasını vurduğu bir çağda, klasik dünyanın doğru tarihsel boyutunu ve kültürel anlamını korumak elzemdir. Klasik gelenek; vatan sevgisi, dinamizm, toplumsal uyum, tarihsel özbilgi ve kültürel süreklilik gibi ebedî değerler etrafında gelişmiştir. Antik Yunan, Roma ve diğer Batılı düşünürler, modern yeniden yorumlamaların sıklıkla yaptığı gibi siyasî düzeni baltalamayı veya kültürel mirası çarpıtmayı değil, siyasî düzeni istikrara kavuşturmayı ve kültürel mirası korumayı amaçlıyorlardı. Ne yazık ki klasik çalışmaların Batı’nın bazı kesimlerinde görülen düzensiz gerilemesi, tarihsel çarpıtmayı kolaylaştırmış ve toplumları ortak kültürel geçmişlerine bağlayan bağları zayıflatmıştır. Klasiklerin ciddi biçimde incelenmesini yeniden canlandırmak, entelektüel ve yurttaşlık açısından öncelikli bir mesele olmaya devam etmektedir; tarihselliğe ve geleneğe saygı temelinde toplumlar arasında kurulacak uluslararası işbirliği de bu hedefin ilerletilmesine büyük katkı sağlayabilir.
Batı, kimliğinin ve bütünlüğünün ebedî kaynakları olan uygarlık köklerini, yani Antik Yunan’ı, Roma’yı ve Hıristiyanlığı yeniden bulmalı ve belirli elit güdümlü ideolojilerin teşvik ettiği kültürel göreceliğe ve kendi kendini yok etmeye karşı mücadele etmelidir. George Orwell’a sıklıkla atfedilen bir söz, aldatmacanın hüküm sürdüğü bir çağda gerçeği söylemenin devrimci bir eylem olduğunu söyler — tarihsel geleneğimizin “woke” çarpıtmalara maruz kaldığı günümüzde bu söz hiç olmadığı kadar isabetlidir.
* Dr. Ioannis E. Kotoulas, Atina Üniversitesi’nde jeopolitik alanında öğretim görevlisi; ABD Dışişleri Bakanlığı/Ulusal Dış İlişkiler Eğitim Merkezi, Helen Ulusal Savunma Okulu ve Helen Ordu Hukuk Okulu’nda misafir öğretim görevlisidir. Analizleri Foreign Affairs, Foreign Affairs Latinoamérica, China Today, Al-Ahram Weekly, El Dostor, Libya Review, Kyiv Post ve Algemeiner’de yayımlanmıştır.
Kaynak: https://europeanconservative.com/articles/commentary/homer-in-an-age-of-revisionism/