Putin Neden Çatışmayı Sonlandıramıyor?
Rusya Savaşının Sürüncemesi:
Ukrayna’daki savaşın nasıl sona erdirileceğine ilişkin analizlerin çoğu, tek bir kişinin niyetlerine odaklanmaktadır: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin. Bu yaklaşım, işgali tek başına başlatan kişinin onu yine tek başına durdurabileceğini varsayar. Ancak dört yılı aşkın süren çatışmanın ardından, Rusya’nın ekonomisi ve toplumu savaş etrafında yeniden yapılandırılmış; bu da Rusya Devlet Başkanı için savaşı sona erdirmeyi zor, hatta tehlikeli hâle getiren güçlü bir iç teşvikler bütünü yaratmıştır.
Kremlin, savaşı toplumsal ve ekonomik yaşamın merkezi örgütleyici ilkesi hâline getirmiştir ve Rus devleti de buna karşılık savaş tarafından dönüştürülmüştür. Ülkenin gölge ekonomisi, işgücü piyasaları, bölgesel bütçeleri, toplumsal hiyerarşileri ve siyasi teşvikleri çatışma etrafında yeniden şekillendirilmiştir. Bu süreçte savaş, Putin’i bile sınırlayan, kendi kendini sürdüren kurumsal ve ekonomik bir düzen üretmiştir. Rusya’nın mali ve sanayi temeli, askeri harcamalara yapısal olarak bağımlı hâle gelmiştir; öyle ki, bazı bölgeler ve sektörler bu harcamalar olmadan varlığını sürdüremez durumdadır. Muharebe ücretleri ve artırılmış savunma sektörü maaşları, ekonomik durgunluk içindeki bölgelerde yaşayan milyonlarca Rus’a yıllar sonra ilk gerçek gelir artışlarını sağlamıştır.
Rejim, bu değişiklikleri ülkenin derin eşitsizliğini gözler önüne sermeden ya da amaçsız ve gelirsiz geniş bir gazi kitlesi yaratmadan geri alamaz. Ayrıca, kaçakçılık ve gevşek gümrük denetimlerinden oluşan giderek büyüyen bir gölge ekonomi, yaptırımlar altındaki ülkeye tüketim mallarının akışını sürdürmekte; savaş etrafında kolaylıkla tersine çevrilemeyecek yeni ticari çıkarlar ve tedarik zincirleri doğurmaktadır.
Bu, barışın imkânsız olduğu anlamına gelmez. Aksine, Rusların çoğu çatışmanın sona ermesini memnuniyetle karşılayacaktır. Ancak bu, savaşı sona erdirmeye yönelik her ciddi girişimin bu görünmez güçleri hesaba katması gerektiği anlamına gelir. Çatışmaları şimdi durdurmak, rejimin yüzleşmeye hazır olmadığı ekonomik altüst oluş, toplumsal kargaşa ve siyasi bir hesaplaşma anlamına gelecektir. Başka bir ifadeyle Moskova, hiç kimsenin tasarlamadığı ve hiç kimsenin kolayca ortadan kaldıramayacağı bir savaş tuzağına sürüklenmiştir.
YOL BAĞIMLILIĞI
Yaygın kanının aksine, Rusların çoğu işgalden fayda sağlamamıştır. Çatışmanın ilk iki yılı boyunca savunma bütçesinin üç katına çıkmasıyla birlikte Rus ekonomisinin büyüdüğü ve ücretlerin arttığı doğrudur. Ancak savaş dönemi refahı gibi görünen şey, coğrafyacı Natalia Zubarevich’in “küçük sayıların kanunu” olarak adlandırdığı olgudur: yalnızca başlangıç noktası çok düşük olduğu için etkileyici görünen yüzdesel artışlar. Resmî verilere göre reel ücretler 2023 yılında yaklaşık yüzde sekiz, 2024 yılında ise yüzde dokuz artmıştır. Ancak bu artışlara rağmen, 2024 yılında Rusya’daki medyan ücret ayda yalnızca yaklaşık 56.000 rubleydi (kabaca 600 ABD doları). Büyüme daha sonra 2025 yılında keskin biçimde yavaşlayarak yalnızca yüzde 4,4’e geriledi. Ayrıca bu yıllardaki resmî enflasyon oranlarının — sırasıyla yüzde 7,4, yüzde 9,5 ve yüzde 5,6 — gerçekte olduğundan düşük gösterilmiş olması muhtemeldir.
Bu arada, Rusların en zengin yüzde beşlik kesimi ülke servetinin yaklaşık yüzde 75’ini elinde tutmaktadır; bu oran, Amerika Birleşik Devletleri’ndekinden bile daha kötüdür (ABD’de en zengin yüzde beşlik kesim servetin yaklaşık yüzde 60’ına sahiptir). Rusya’nın askeri Keynesçiliğinin sağladığı kazanımlar, mevcut oldukları ölçüde, eşitsiz biçimde dağılmıştır ve esas olarak askerî üretimde veya bu üretime yakın alanlarda çalışanlara yönelmektedir. Savaşın başlamasından bu yana çalışan emeklilerin sayısı keskin biçimde artmış, vergi sistemi ise en azına sahip olanlardan daha fazla kaynak çekmek amacıyla sistematik olarak yeniden tasarlanmıştır. Devlet yirmi yıldır veraset vergisi uygulamamaktadır ve emlak vergileri ihmal edilebilir düzeydedir; ancak savaştan birkaç yıl önce yüzde 18 olan katma değer vergisi (KDV), 2026 yılında yüzde 22’ye yükselmiştir. KDV artık federal bütçenin neredeyse yarısını finanse etmektedir.
Bu, savaş dönemi harcamalarının getirilerini paylaşmak amacıyla tasarlanmış bir sistem değildir. Sıradan Ruslar açısından, savaş dönemindeki bu beklenmedik kazancın faydaları giderek bir aldatmaca gibi görünmektedir. Fedakârlığın ödüllendirileceği ve savaş harcamalarının Rusya’nın ekonomi politikasının hiçbir zaman sağlayamadığını sağlayacağı yönündeki vaat, şimdiden gerçeklikle çarpışmaya başlamıştır.
Ancak bu, Moskova’nın savaş ekonomisini basitçe kapatabileceği ya da bunun işgalin sağlayamadığı türden bir ekonomik büyümeyi tetikleyeceği anlamına gelmez. Aksine, savaş ekonomiyi öylesine dönüştürmüştür ki, ekonomi savaş olmadan çökebilir. Örneğin tüketim malları ithalatını ele alalım. Yaptırımlar sayesinde Rusya’nın gölge ekonomisi, bu tür malların ülke pazarlarına akışını sürdürmek için genişlemiştir. Yaptırım kapsamındaki mallar ve sahte ürünler, Çin, Türkiye ve Orta Asya’dan ülkeye; rüşvetin, kasıtlı düşük değer göstermenin ve yanlış sınıflandırmanın resmî gümrük prosedürlerinin yerini aldığı doğaçlama ağlar aracılığıyla girmektedir. Rus hükümeti ayrıca, yerli üretimin karşılayamadığı boşlukları doldurabilmesi için ekonomiye yardımcı olmak amacıyla açık kaçakçılığa da göz yummaktadır. Alternatifi boş raflar ve siyasi sorunlar olduğu için, perakende sektörünün birçok alanı devletin zımnî onayıyla gri bölgeye kaymıştır.
Savaş, yaptırımların derhâl hafifletilmesi ve küresel pazarlara yeniden giriş sağlanmadan sona ererse, hükümet bu gri bölge ekonomisinin işlemeye devam etmesine izin vermek zorunda kalacaktır. Rusya daha önce de kaçakçılığa göz yummuştur. Ancak asıl maliyet, barışın bu yeni çarpıklıkları ortadan kaldırmayacak olmasıdır. Artık bu geçici çözümlerden kâr elde eden bir aracı sınıfı bulunmaktadır ve bu kişiler bunların yerini başka sistemlerin almasını istememektedir. Gri bölge ne kadar fazla tolere edilirse, Putin’in hidrokarbon gelirlerinin yerine tüketim ve ticaret vergilerini koyma umudu da o kadar zayıflamaktadır.
Savaş ekonomisini yapısal olarak ortadan kaldırmak başka açılardan da zordur. Savunma ve güvenlik harcamaları bugün tüm federal harcamaların yaklaşık yüzde 40’ını oluşturmaktadır; bu, Rusya tarihinde benzeri görülmemiş bir düzeydir ve muhtemelen 1970’ler ile 1980’lerdeki Sovyet dönemi militarizasyonundan bile daha yüksektir. Rusya’nın askeri-sanayi kompleksindeki işletme sayısı işgalden bu yana yaklaşık üç katına çıkmıştır ve bu şirketler bugün yaklaşık dört buçuk milyon kişiyi istihdam etmektedir. Savaşla bağlantılı imalat sanayii yalnızca 2025 yılında yüzde 20 büyümüştür.
Açık olmak gerekirse, çatışmadan en fazla kazanç sağlayan şirketler coğrafi olarak izole durumdadır; bu, onları büyük nüfus ve ekonomik merkezlerden uzak konumlandıran Sovyet “derin savunma” anlayışının bir mirasıdır. Moskova’nın yaklaşık bin mil doğusunda bulunan ve 300.000 nüfusa sahip bir tank üretim merkezi olan Nizhny Tagil gibi şehirlere işçi çeken ücret artışları, nadiren fabrika kapılarının ötesine yayılmaktadır. Rusya genelinde silah sektörü milyonlarca kişiyi istihdam ediyor olabilir, ancak bu çalışanlar başkentten uzak, yoksul ve orta büyüklükteki şehirlerde yaşamaktadır. Buna karşılık sivil şirketler yüksek faiz oranları ve ciddi işgücü kıtlığıyla karşı karşıyadır; bu da savunma sektörüyle bağlantısı olmayanlar için üretken yatırımı neredeyse imkânsız hâle getirmektedir.
Ancak bu şirketler ve çalışanları yine de oldukça etkilidir. Rusya’nın sivil ekonomisi sermaye, işgücü ve yatırım açısından yoksun bırakıldığı için, devlet destekli askerî sektör muazzam bir ekonomik güce sahiptir ve onu ayakta tutan koşulları sürdürmek için her türlü teşvike sahiptir. Savaşın sona ermesine eşlik edecek herhangi bir savunma harcaması çöküşü, savunma sanayii çalışanlarının greve gitmesi ve şikâyetlerini Moskova’ya taşıması riskini beraberinde getirecektir. En azından böyle bir çöküş, işsizliğin artmasına ve büyümenin yavaşlamasına yol açarak Rus yetkililer için ciddi sorunlar yaratacaktır. Açıkları kapatmak ve devlet borcunun faiz ve anapara ödemelerini karşılamak için Kremlin’in büyük olasılıkla vergileri artırması ve sosyal harcamaları kısmak zorunda kalması gerekecektir. Rusya Merkez Bankası’nın, stagflasyonu ve olası bir borç sarmalını önlerken savaş ekonomisini nasıl sonlandıracağına dair net bir çözümü bulunmamaktadır; bu nedenle ekonomik toparlanma ihtimalini boğacak şekilde, kemer sıkma önlemlerini yüksek maliyetli borçlanmayla birleştirmekten başka seçeneği kalmayabilir.
KOLAY BİR ÇIKIŞ YOK
Rus devleti için bir başka gerilim kaynağı da giderek büyüyen gazi sınıfıdır: tahminen 700.000 asker eninde sonunda cepheden geri dönecektir. Yaklaşık 140.000’i şimdiden kalıcı olarak evlerine dönmüş durumdadır ve yarım milyondan fazlası da zamanla onlara katılacaktır. Kremlin, eski askerleri sadık bir siyasi tabana dönüştürmek için çalışmaktadır; Putin savaş gazilerini “yeni elit” olarak nitelendirmiştir. Putin’in akrabalarından birinin yönettiği bir devlet fonu olan Vatan Savunucuları Vakfı, gazilere yönelik hizmetleri koordine etmek amacıyla kurulmuş ve gaziler bölgesel ile belediye düzeyindeki görevlere atanmıştır. Sürgündeki Rus gazeteci Farida Rustamova’nın haberine göre Kremlin, 2026 seçimlerinde Devlet Duması için 100 gaziyi aday göstermeyi planlamaktadır.
Ancak Putin açısından bu planlar iki ucu keskin bir kılıçtır. Eski askerler Rusya Devlet Başkanı’na ve onun sistemine verilen desteği güçlendirebilir, ancak aynı zamanda Moskova’yı çatışmaya daha da fazla bağlamaktadır; çünkü gaziler ve aileleri savaşın meşruiyetine maddi ve psikolojik olarak bağlıdır. Onların fedakârlıkları onurlandırılmalı ve sahip oldukları haklar korunmalıdır. Zafer olarak sunulamayan herhangi bir barış anlaşması, onları rejimden uzaklaştırma riski taşımaktadır. Cephede çok daha yüksek gelir elde etmiş olan geri dönen askerler, sivil yaşama sancılı bir uyum süreciyle de karşı karşıyadır. Ocak ayında Rus devlet medyası yaklaşık 250.000 gazinin işsiz olduğunu bildirmiştir. Bu haber, konunun siyasi hassasiyetinin bir göstergesi olarak kısa süre içinde internetten kaldırılmıştır.
Toplumsal maliyetler şimdiden görünür hâle gelmiştir: Rus kamuoyu gazilere giderek daha fazla korku ve kuşkuyla yaklaşmaktadır. Bağımsız Rus gazetecilerin binlerce mahkeme kaydına dayanan analizine göre, gaziler cinayet suçundan askerlik yapmamış erkeklere kıyasla 2,5 kat daha fazla, ağır bedensel zarar verme suçundan ise iki kat daha fazla yargılanmaktadır. Birçok Rus, Sovyetler Birliği’nin 1989 yılında Afganistan’dan çekilmesinin ardından yaşanan dönemi hâlâ hatırlamaktadır; geri dönen gazilerin yoğun akını, örgütlü suçlarda ve istikrarsızlıkta artışa katkıda bulunmuştur. Bugün geri dönen gazilerin sayısı daha yüksektir ve onları topluma kazandıracak sağlık klinikleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi sosyal altyapı ise daha kötü durumdadır.
Bu savaş dönemi bağımlılıklarını çözmeyi özellikle zorlaştıran unsur, bunların birbirlerini pekiştirmesidir. Savaşa yönelik her uyum süreci, barışın maliyetini artıran yeni çıkarlar, bağımlılıklar ve siyasi gerçeklikler üretmektedir. Bölge valileri artık askere alma kotaları konusunda birbirleriyle rekabet etmektedir ve bütçeleri federal savunma harcamalarına bağlıdır; bu finansmanın kesilmesi, onların siyasi konumlarını ve mali tabanlarını zayıflatacaktır. Merkez bankası para politikasını savaş kaynaklı enflasyonu yönetmeye odaklamıştır. Faiz oranlarını sivil yatırımları fiilen cezalandıracak seviyelerde tutarak, yalnızca savaşla bağlantılı şirketlerin borçlanıp büyüyebildiği çarpık bir teşvik yapısı oluşturmuştur.
Rus eğitim sistemi de yeniden yapılandırılmıştır; askerî-vatanseverlik eğitimi genişletilmiş ve üniversite müfredatları gözden geçirilmiştir. Liberal profesyonellerin göçü, eğitimli sınıfın bileşimini rejim yanlıları lehine değiştirmiştir. Ayrıca devlet medyası, dört yıl boyunca Batı’ya karşı varoluşsal bir mücadele anlatısı inşa ettikten sonra, rejimin güvenilirliğini zedelemeden uzlaşma temelli bir anlatıya geçiş yapamaz.
PUTİN’İN DURDURAMADIĞI MAKİNE
Batılı politika yapıcılar, savaşların liderler onları sona erdirmeye karar verdiğinde bittiğini varsayma eğilimindedir. Ancak Rusya’nın savaşı, milyonlarca insan için günlük yaşamın bir gerçeği hâline gelmiştir. Bu savaşı sona erdirmek, yalnızca Putin’in hedefleriyle değil, aynı zamanda barışın beraberinde getirebileceği kargaşa korkusuyla da yüzleşmeyi gerektirir.
Putin, yetkinin merkezileştirilmesi amacıyla tasarlanmış bir sistemde merkezi karar verici olmaya devam etmektedir. Ancak onun tercihleri de kendi politikalarının sonuçları tarafından sınırlandırılmaktadır. Geniş çaplı bir işsizlik ve yeniden entegrasyon krizini tetiklemeden ordusunu terhis edemez. Savunma harcamalarını, bu harcamalara bağımlı olan bölgeleri ve sektörleri yıkıma uğratmadan azaltamaz. Ayrıca otoritesinin dayandığı meşruiyeti zedelemeden varoluşsal mücadele anlatısından vazgeçemez.
Savaş tek bir kişinin kararıyla başlamış olabilir. Ancak onu ayakta tutan temel teşvikler değişmeden sona ermeyecektir; bu değişim ister yorgunluk, ister dış baskı, isterse barışı daha az maliyetli hâle getiren çıkış yolları sayesinde gerçekleşsin. Hükümdarın tercihlerini bile sınırlayan görünmez kısıtları anlamak, bu çıkış yollarını tasarlamanın ilk adımıdır. Putin’in zihnini okumaya çalışmak için çok fazla diplomatik enerji harcanmıştır. Bu enerjinin, onun inşa ettiği savaş makinesini ve bu makinenin bugün onsuz da ülkeyi nasıl yönetebildiğini anlamaya harcanması daha yerinde olacaktır.
Kaynak: https://www.foreignaffairs.com/russia/inertia-russias-war