Ortadoğu’daki Yenilgiler, Her Seferinde Bir Yer

Başkan Donald Trump kaybetmekten nefret eder, ancak Orta Doğu’da bir yenilgi serisi yaşıyor; yalnızca hukuka aykırı ve sebepsiz savaşının stratejik ve diplomatik bir felakete dönüştüğü İran’da değil, aynı zamanda Gazze’de, Lübnan’da ve ABD Kongresi’nde de. İsrail ordusu Gazze ve Lübnan’da kontrolden çıkmış durumda. Trump’ın Gazze’de olanlardan rahatsız olmadığı kesin; ancak büyük önem verdiği Barış Kurulu, Gazze Şeridi’ni barış ve refahın vitrini hâline getirme konusunda güçsüz durumda. Lübnan’da ise Trump ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu strateji konusunda aynı görüşü paylaşmıyor; bu da Trump’ın savaşı kamuoyunun gözünden uzaklaştıracak İran anlaşmasına yönelik çaresiz umudunu engelliyor. ABD Kongresi’nde ise Trump, Cumhuriyetçi saflardan ayrılan üyelerin İran’a karşı savaşa muhalif üyelere benzeri görülmemiş bir zafer kazandırmasını izlemek zorunda kaldı; bu da Trump üzerindeki bir çıkış yolu bulma baskısını daha da artırıyor.

Gazze’deki İnsani Felaket

Netanyahu, İsrail Savunma Kuvvetleri’ne (IDF) Gazze Şeridi’nin yüzde 70’inin kontrolünü ele geçirme emri verdi. Bu emir, geçen Ekim ayında ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ve İsrail’e sınır hattına kadar zaten yüzde 53 oranında kontrol sağlayan ateşkes anlaşmasının ihlali niteliğinde. Hamas silah bırakmayı reddederken Netanyahu televizyonda yayımlanan bir konuşmasında şöyle dedi:

“Şu anda Hamas’ı sıkıştırıyoruz. Şeritteki toprakların yüzde 60’ını artık kontrol ediyoruz. Biliyorsunuz, yüzde 50’deydik, yüzde 60’a çıktık. Talimatım yüzde 70’e çıkılması yönünde.”

CNN’in haberine göre:

“Ateşkesin sekiz ayı boyunca İsrail güçleri, Şerit’i ikiye bölen ‘sarı çizgi’nin menzili içindeki Filistinlilere ateş açmayı sürdürdü ve Gazze’nin batısının daha derin kesimlerine hava saldırıları düzenledi; ateşkesin başlamasından bu yana 900’den fazla Filistinlinin ölümüne neden oldu.”

Trump’ın Barış Kurulu nerede diye sorabilirsiniz. Gazze’de yeni bir döneme öncülük etmesi gerekiyordu. Ancak kurul can çekişiyor; Şubat ayındaki ilk toplantısından bu yana bir araya gelmedi, Trump’ın büyük bağışlar yapıldığı yönündeki iddialarına rağmen tek kuruş harcamadı ve İsrail işgali genişletirken, nüfus bir gıda krizi yaşarken tamamen etkisiz durumda — etnik temizliğin klasik bir örneği. Trump bu kurulun daimi başkanıdır; bu da kurulun etkisizliğini özellikle utanç verici hâle getiriyor. Neyse ki kurulun sessiz ölümü, Jared Kushner’ın Gazze’yi gösterişli bir otel ve sahil tatil merkezine dönüştürme planının da sonu anlamına geliyor.

Lübnan: Bir İrade Savaşı

Lübnan, Trump açısından bir zafer gibi görünebilir, ancak durum öyle değil. İsrail, Güney Lübnan’daki ateşkesi alay konusu hâline getirdi. Netanyahu ile Trump arasında burada izlenecek strateji konusunda önemli görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Trump, Lübnan ile İsrail arasında başarılı bir ateşkese öncülük etmek isterken, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Lübnan’ın egemenliğini ayaklar altına alıyor. IDF, Güney Lübnan’ı bir “savaş bölgesi” ilan etti. Netanyahu geçen hafta Beyrut’un güney eteklerine yönelik saldırılar emretti, ancak Trump’ın ısrarı üzerine olduğu bildirilen bir kararla emri daha sonra geri çekti. İkili arasında sert bir tartışma yaşandı; her ikisi de bunu doğruladı. Trump, Bibi’ye “deli” dediğini açıkladı. Bu değerlendirme oldukça yerinde görünüyor.Buna rağmen İsrail, Lübnan topraklarının yaklaşık yüzde 14’ünü işgal etmeye devam ediyor ve yaklaşık 300 köy ile kasabanın sakinlerine bölgeyi terk etmeleri söyleniyor.

Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsrail’in Lübnan’daki işgalini sürdürmesini istemediklerini açıkça ortaya koydular. İran ise ABD ile savaşın sona ermesinin şartlarından birinin bu işgalin durdurulması olduğunu belirtti. Wall Street Journal, Trump ile Netanyahu arasında Lübnan konusunda yaşanan iki öfkeli görüşmeyi şöyle aktarıyor:

“Pazartesi günü [1 Haziran], konuya yakın iki kişinin aktardığına göre Trump, yaklaşan operasyon hakkında Netanyahu ile gergin geçen iki telefon görüşmesi yaptı. Aynı kaynaklara göre Trump, her iki görüşmede de İsrail’in Beyrut’a yönelik saldırıları durdurmasını talep etti ve bu durum hararetli tartışmalara yol açtı. Ancak ikinci görüşme, Netanyahu’nun Hizbullah’a saldırmakta ısrar etmesi üzerine daha da gerildi. Kaynakların aktardığına göre Trump, öfkeyle sesini yükselterek Netanyahu’ya, Beyaz Saray’ın desteği olmadan hapiste olacağını ve bu nedenle kendisine uyması gerektiğini söyledi. Netanyahu, İsrail’de devam eden bir yolsuzluk davasıyla karşı karşıya bulunuyor ve Trump da defalarca onun affedilmesi çağrısında bulundu.”

Kısacası, İran’a karşı savaşı mümkün kılan İsrail ile ABD arasındaki yakın ilişkiler, Trump’ın Netanyahu’yu bir engelleyici unsur olarak görmeye başlamasıyla kötüleşti. İsrailli lider, Trump’ın çıkış planının önüne geçti ve Netanyahu’nun da çok iyi bildiği gibi, dost ya da düşman ayrımı yapmaksızın misilleme yapmakta hızlı davranan bir başkanla arasının açılması ağır sonuçlar doğurabilir. Yine de Bibi’yi gözden çıkarmayın; görevde kalmaya devam etmesi büyük ölçüde savaş politikalarını sürdürmesine bağlıdır.

Kongre’de Yenilgi

Bir de Kongre var. Temsilciler Meclisi, Kongre ABD güçlerinin İran’daki varlığını sürdürme yönünde oy kullanmadığı takdirde bu güçlerin İran’dan çekilmesini emreden bir savaş yetkileri tasarısını kabul ederek Trump’a ağır bir yenilgi yaşattı. Tasarı, 215’e karşı 208 oyla kabul edildi; dört Cumhuriyetçinin destek vermesi tasarının geçmesini sağlamaya yetti. Tasarı şimdi, benzer bir düzenlemeyi daha önce kabul etmiş olan Senato’ya gidiyor. Ancak Senato’dan geçmesi bile ABD güçlerinin çekilmesini garanti etmeyebilir; çünkü Yüksek Mahkeme, Trump’ın tasarıyı veto etme hakkı konusunda devreye girebilir. Böyle bir durumda vetonun geçersiz kılınabilmesi için her iki meclisin de üçte iki çoğunluğunun onayı gerekecektir.

Bununla birlikte, savaş döneminde bir başkana yöneltilen bu benzeri görülmemiş kınama, Trump’ın Kongre üzerindeki neredeyse otomatik hâle gelmiş otoritesindeki gerilemeyi yansıtıyor. Temsilciler Meclisi’nin bu adımı; Trump’ın mahkemelerde art arda yenilgiler aldığı, Cumhuriyetçilerin mağdur partililer için öngörülen 1,8 milyar dolarlık örtülü fon talebini reddettiği ve Trump’ın balo salonu güvenliği için talep ettiği 1 milyar dolarlık yasa tasarısına destek vermekte isteksiz davrandığı bir dönemde geldi. Burada ideolojik bir değişim söz konusu değil; yalnızca Kasım seçimlerinde siyasi varlığını korumak isteyen ya da zaten siyasetten çekilmeye hazırlanan bazı Cumhuriyetçilerin oyları söz konusu.

*Mel Gurtov, Portland State University Siyaset Bilimi Emeritus Profesörü, uluslararası ilişkiler alanındaki üç aylık yayın olan Asian Perspective dergisinin Genel Yayın Yönetmeni ve In the Human Interest adlı blogda yazmaktadır.

Kaynak: https://www.counterpunch.org/2026/06/09/defeats-in-the-middle-east-one-place-at-a-time/