Öğrencilerin Şarkı Söylediğini Duyuyor musun?

Bu dize, birçok kişiye Fransız Devrimi sırasında geçen klasik müzikal “Sefiller”i hatırlatır. Ancak bugün bu sözler, Fransa genelindeki milyonlarca öğrencinin duygularını özetliyor: Perişan ve öfkeliler.

Öğrenciler haftalardır sınıflarını terk ederek sokaklara dökülüyor. Geçen ay öğretmen eksikliğine, harap durumdaki okul binalarına ve öğrencilerin adaletsiz bulduğu üniversiteye kabul sürecine yönelik öfkeyle başlayan hareket, kısa sürede yangın gibi yayıldı. Protestolar artık ülkedeki liselerin neredeyse üçte birine ulaşmış durumda ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran yaralanmalara yol açtı.

İddialara göre pazartesi günü Lens kentinde polisin kullandığı bir el bombasının patlaması sonucu 15 yaşındaki bir çocuk elini kaybetti. Tours kentinde ise bir başka gencin polisin ateşlediği kauçuk mermiler nedeniyle bir gözünün görme yetisini kaybettiği bildirildi. Göstericilerin yüzlerce okulu ablukaya alması, çöp konteynerlerini ve binaları ateşe vermesi ve güvenlik güçlerine çeşitli cisimler fırlatmasının ardından polis, çoğu reşit olmayan 6.500’den fazla kişiyi gözaltına aldı.

Protestolar aynı zamanda siyasi bir mücadeleye dönüştü. Fransa’nın istihbarat servisleri ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hükümeti, Jean-Luc Mélenchon’un radikal sol çizgideki Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisini gösterilerin düzenlenmesine yardımcı olmakla suçluyor. Mélenchon bu suçlamayı reddediyor ve göstericilere barışçıl kalmaları çağrısında bulunuyor. Bununla birlikte LFI’li siyasetçiler gösterilerde yer aldı ve bunların sosyal medyada daha fazla görünürlük kazanmasına katkıda bulundu.

Öğrenci örgütleri, öğretmenler ve sendikaların salı günü ülke çapında düzenlenecek protesto gününü desteklemesiyle birlikte bu çatışma, Fransa’nın 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine yalnızca birkaç ay kala siyasi ortamı kutuplaştırıyor. Ancak asıl büyük soru Fransa’nın sınırlarını aşıyor: Bu gençlik isyanı Avrupa geneline yayılabilir mi?

Protestoları körükleyen ne?

Fransa’nın uzun bir öğrenci gösterileri geçmişi var. 1968’de öğrenci protestoları, milyonlarca işçinin katıldığı grevlere dönüşerek Charles de Gaulle hükümetini neredeyse dize getirmişti. Bugün ise öğrenciler, ihmalin hâkim olduğu bir eğitim sisteminden şikâyet ediyor: aşırı kalabalık sınıflar, öğretmen eksikliği ve harap durumdaki okul binaları. Öğrenciler, bazı okullarda yeterli sayıda sıra ve sandalye bulunmadığını, içme suyu ve klima imkânlarının da yetersiz olduğunu söylüyor.

Öğrencilere göre bu koşullar, düşük gelirli kesimlerin yaşadığı banliyölerdeki okulları orantısız biçimde etkiliyor ve buralarda eğitim gören öğrencileri, üniversiteye kabul edilmeleri ve Fransız toplumunda ilerleyebilmeleri için gerekli olan nitelikli eğitimden mahrum bırakıyor. Üniversiteye kabul sürecinde kullanılan, devlet tarafından işletilen Parcoursup platformuna da tepkililer. Öğrenciler uzun süredir platformun şeffaflıktan yoksun olduğundan şikâyet ediyor ve algoritmasının daha ayrıcalıklı okullardan gelen öğrencilere, daha az varlıklı kesimlerin okullarından gelenler karşısında avantaj sağladığını ileri sürüyor.

Fransa aynı zamanda gençlerin toplumdan “dışlanması” sorunuyla da mücadele ediyor. 2025 yılında, 18-24 yaş aralığındaki Fransız gençlerin yüzde 18’i ne çalışıyor ne öğrenim görüyor ne de mesleki eğitim alıyordu. OECD ortalaması ise yüzde 13’tü. Fransız medyasına konuşan öğrenciler, iklim değişikliği, yapay zekânın iş imkânlarını ortadan kaldırması, ekonomik güvencesizlik ve aşırı sağın iktidara gelme ihtimaline ilişkin kaygılarını dile getiriyor. Fransız devleti de kamu hizmetlerine kaynak sağlamakta zorlanıyor; yüksek borçlanma maliyetleri bu sorunu daha da ağırlaştırıyor.

Fransa açısından siyasi etkileri

Gelecek yıl yapılması planlanan seçimler yaklaşırken adaylar, gençler de dâhil olmak üzere toplumun farklı kesimlerinden aldıkları desteği siyasi kazanca dönüştürmeyi umuyor. Aşırı sağcı siyasetçi Marine Le Pen yıllarca gençler arasında güçlü bir desteğe sahipti. Ancak şimdi sol, genç seçmenlerin desteğini kazanmaya çalışıyor. Anketler, Mélenchon’un 18-24 yaş grubunda yüzde 40 desteğe sahip olduğunu ve bu desteğin protestoların başladığı, nüfusun yoğun olduğu kent banliyölerinde toplandığını gösteriyor. Yakın zamanda yapılan bir araştırma ise 35 yaşın altındaki katılımcıların yüzde 47’sinin Mélenchon’u desteklediğini ortaya koydu. Bu oran, Le Pen’i destekleyenlerin yüzde 22’lik oranının iki katından fazla.

Yaşanan huzursuzluk Fransa’daki siyasi ayrışmaları da derinleştirerek Le Havre Belediye Başkanı Édouard Philippe gibi merkezci adayları zor durumda bırakıyor. Philippe, bazı anketlerde artık Mélenchon ile aynı destek oranına sahip.

Fransa’daki protestolar daha geniş çaplı bir kuşak isyanının parçası mı?

Fransız öğrenciler, bu ay Belçika’nın altı kentinde benzer gösterilerin düzenlenmesine ilham verdi. Ancak huzursuzluğu körükleyen sorunların birçoğu —kamu hizmetlerinin kötüleşmesi, ekonomik güvencesizlik ve siyasi kurumlara duyulan hayal kırıklığı— Avrupa genelinde lise ve üniversite öğrencilerinin protestolarını zaten tetiklemişti.

Bu hafta İtalya’da öğrenciler, Roma’daki Liceo Scientifico Cavour okulunu işgal etti ve başkentin çeşitli yerlerinde protestolar düzenledi. Askerî harcamalar yerine eğitime daha fazla kaynak ayrılmasını talep eden öğrenciler, ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamaları da kınadı. Almanya’da ise öğrenciler zorunlu askerlik hizmetine karşı gösteriler düzenliyor. Avrupa Birliği genelindeki üniversite öğrencilerini temsil eden Avrupa Öğrenciler Birliği, Mart 2026 ortasından Mayıs 2026 ortasına kadar 22 ülkede 54 protesto eylemi kaydetti. Önceki iki aylık dönemde ise 13 ülkede 31 protesto eylemi gerçekleşmişti.

Bu hareketlerin ortak noktası, genç Avrupalılara sunulan toplumsal sözleşmenin giderek aşındığı düşüncesidir. Gençler yüksek konut maliyetleri, zorlanan kamu hizmetleri ve belirsiz istihdam olanaklarıyla karşı karşıya. Öte yandan borç yükü, enerji şokları ve yavaş ekonomik büyümenin baskısı altındaki hükümetlerin bu sorunlara karşılık verme konusunda hareket alanı sınırlı. Bunun sonucunda eğitim gibi kurumlar giderek kötüleşirken gençler üzerindeki ekonomik baskılar artıyor. Sosyal medya da işgallerin, ablukaların ve gösterilerin yüzlerce mil uzaktakilere ilham vermesini kolaylaştırıyor.

Fransa, yaklaşan bir tehlikenin erken uyarı işareti olabilir. Ülkenin köklü öğrenci protestoları geleneği, toplumsal hoşnutsuzluğun sokak isyanına dönüşmesi için özellikle elverişli bir ortam yaratıyor. Ancak bu protestoları besleyen koşullar yalnızca Fransa’ya özgü değil. Hükümetler bu sorunları ele almakta başarısız olursa seslerini duyurmak isteyen çok daha fazla gencin sokaklara döküldüğüne tanık olabilirler.

*Tasha Kheiriddin, Kanada’nın Toronto kentinde yaşayan siyasi köşe yazarı, yorumcu ve yazardır. Yazarın yazılarını The National Post’ta, Substack’teki In My Opinion adlı yayınında ve son kitabı “The Right Path”te okuyabilirsiniz.

Kaynak: https://www.gzeromedia.com/news/analysis/do-you-hear-the-students-sing