Nerede Faaliyet Gösteriyorsan Orada Vergini Öde Sistemi
Bu hafta, dünyanın dört bir yanından delegeler, küresel vergi işbirliğini daha kapsayıcı ve daha etkili hâle getirmeyi amaçlayan ve dönüm noktası niteliğinde bir anlaşma olarak önerilen Birleşmiş Milletler Uluslararası Vergi İşbirliği Çerçeve Sözleşmesi’ni müzakere etmek üzere New York’ta bir araya gelecekler. Kabul edilmesi hâlinde, Sözleşme yaklaşık bir yüzyıldır küresel vergi sisteminde gerçekleştirilen en önemli reformu temsil edecek, ülkelerin çok uluslu şirketleri ve potansiyel olarak dünyanın en zengin bireylerini vergilendirme tarzını köklü biçimde değiştirecektir.
Küresel sendika federasyonu Public Services International (PSI) ile Vergi Adaleti Ağı’nın (Tax Justice Network) yeni araştırması, uluslararası vergi sisteminin reforme edilmesine yönelik acil ihtiyacı ortaya koymaktadır. Kamuya açık ülke bazında raporlama verilerine dayanarak hazırlanan araştırma, hükümetlerin bugün uygulanan “beyan ettiğin yerde vergi öde” sistemini “faaliyet gösterdiğin yerde vergi öde” yaklaşımıyla değiştirmeleri hâlinde her yıl ilave 500 milyar dolar kurumlar vergisi toplayabileceklerini tahmin etmektedir.
Mevcut sistem, artık amacına uygun olmayan yaklaşık bir asırlık kuralların ürünüdür. Hükümetlerin çok uluslu şirketleri kârlarını elde ettikleri yerde değil, beyan ettikleri yerde vergilendirmesine izin vererek şirketleri, vergilendirilebilir gelirlerini raporlamadan önce vergi cennetlerine kaydırdıkları için ödüllendirmektedir.
2012 yılında G20, OECD’yi kârların raporlandığı yer ile şirketlerin fiilen faaliyet gösterdiği yerin uyumlu hâle getirilmesiyle görevlendirdi. Bu girişim başarısız oldu ve kâr kaydırma süreci daha da yoğunlaştı. PSI/Vergi Adaleti Ağı raporuna göre, kârların gerçekten kazanıldıkları yerde vergilendirilmesi, herhangi bir ülkenin kurumlar vergisi oranını artırmasını gerektirmeksizin çok uluslu şirketlerin vergi ödemelerini %24 artıracaktır.
New York’taki müzakereler, modası geçmiş “beyan ettiğin yerde vergi öde” modelini, çok uluslu şirketleri insanların istihdam edildiği ve mal ile hizmetlerin satıldığı yerde vergilendiren “faaliyet gösterdiğin yerde vergi öde” çerçevesiyle değiştirmek için onlarca yıldır ortaya çıkan en iyi fırsatı temsil etmektedir. Bu reform, vergi cennetlerini bir gecede işlevsiz hâle getirebilir ve hükümetlerin kendi sınırları içinde gerçekleşen ekonomik faaliyetleri vergilendirme yeteneğini yeniden tesis edebilir.
Böyle bir çerçevede, en büyük gelir artışları dünyanın en zengin ekonomilerine gidecek olsa da, en büyük etki en yoksul ekonomilerde hissedilecektir. Birçok düşük gelirli ülke için ilave gelir, hâlihazırda çok uluslu şirketlerden topladıkları verginin birkaç katına ulaşacaktır. Bu, yıllık Vergi Adaletinin Durumu raporlarının bulgularıyla tutarlıdır: en büyük ekonomiler mutlak rakamlar açısından kurumsal vergi istismarı nedeniyle en fazla kayba uğrarken, düşük gelirli ülkeler vergi tabanlarının büyüklüğüne göre en büyük kayıpları yaşamaktadır.
Bu, gelişmiş ekonomilerin fayda sağlamayacağı anlamına gelmez. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri, tahminen ilave 35,5 milyar dolar vergi geliri toplayacak ve bu miktar yenilenebilir enerji harcamalarını 45 kat artırmaya ve 265.000’den fazla istihdam yaratmaya yetecektir. Birleşik Krallık 16,9 milyar dolar elde edecek, bu da yeni uygulamaya koyduğu hayat pahalılığı önlemlerini altı kez finanse etmeye yetecektir. Bu arada Avrupa Birliği üye devletleri yılda yaklaşık 65,7 milyar dolar toplayacak; bu miktar tarım, enerji ve ulaştırmada iklim değişikliğine uyum için mevcut harcamaları dört katına çıkarmaya yetecektir. Kayıtlardaki en yıkıcı orman yangını sezonlarıyla karşı karşıya bulunan İspanya ve Fransa ise sırasıyla 4,2 milyar dolar ve 25,5 milyar dolar elde edecektir.
Küresel Güney için kazanımlar ise dönüştürücü olacaktır. Rapora göre, yalnızca bir yıl içinde düşük gelirli ülkeler, hâlen Uluslararası Para Fonu’na ödenmemiş kredi borcu olarak borçlu oldukları toplam tutardan daha fazlasını tahsil edecektir.
Peki, bugün uygulanan “beyan ettiğin yerde vergi öde” sisteminden gerçek bir “faaliyet gösterdiğin yerde vergi öde” sistemine nasıl geçebiliriz? İki yıllık müzakerelerin ürünü olan BM Vergi Sözleşmesi taslağının 5. Maddesi; satışlar, istihdam ve doğal kaynaklar gibi açık ve nesnel ölçütlere dayanarak vergilendirme haklarını ülkeler arasında dağıtarak tam da bunu yapmaya çalışmaktadır.
Kabul edilmesi hâlinde, Sözleşme çok uluslu şirketlerin iç işlemleri kullanarak kârlarını fiilen iş yaptıkları yerlerle çok az bağlantısı bulunan düşük vergili veya vergisiz yargı alanlarına kaydırmalarına imkân veren yaklaşık bir asırlık transfer fiyatlandırması uygulamasını sona erdirecektir. En saldırgan kurumsal vergi cennetleri dışında kalan her ülke böyle bir değişiklikten fayda sağlayacaktır ve hatta bu yargı alanları bile kendi sınırları içinde elde edilen kârlara makul düzeyde vergiler koyarak kayıplarını telafi edebilirler.
Bununla birlikte, taslak Sözleşme daha da güçlendirilebilir. “Faaliyet gösterilen yerde ödeme yapma” yaklaşımına olan bağlılık, somut adımlarla özellikle de çok uluslu şirketlerin faaliyet gösterdikleri her bir yargı bölgesine ilişkin temel finansal bilgileri ayrı ayrı raporlamasını zorunlu kılan, basit ama güçlü bir şeffaflık aracı olan ülke bazlı raporlama (CbCR/ülke ülke raporlama) ile desteklenmelidir. 2015 yılından bu yana büyük çok uluslu şirketler, OECD kuralları uyarınca bu raporları vergi makamlarına gizli olarak sunmak zorundadır. Bunların kamuya açık hâle getirilmesi, çok uluslu şirketleri daha küçük yerli işletmelerle aynı hesap verebilirlik standartlarına tabi tutacaktır.
Dikkat çekici biçimde, özel raporlamanın bile şirketlerin fiili vergi oranını yaklaşık yüzde 1,5 puan artırdığı ve on milyarlarca dolarlık ilave gelir sağladığı gösterilmiştir. Aynı raporların kamuya açık olduğu yerlerde ise kazanımlar yaklaşık iki kat daha fazladır.
Kamuya açık raporlama ayrıca tüm ülkelerin eşit şekilde faydalanmasını sağlayacaktır. Hâlihazırda güvenilir CbCR (ülke ülke raporlama) erişimi büyük ölçüde OECD üyeleriyle sınırlıdır. Düşük gelirli ülkelerin çoğu eksik bilgi almakta, bu bilgilere ancak uzun gecikmelerden sonra ulaşabilmekte veya bunlara hiç erişememektedir. Avrupa Birliği ve Avustralya zaten seçilmiş yüksek riskli yargı alanları için kamuya açık CbCR’yi zorunlu kılmışken, diğer tüm ülkelerin aynı verilere erişiminin reddedilmesini haklı gösterecek hiçbir gerekçe yoktur. Bu nedenle BM Sözleşmesi küresel bir CbCR veri tabanı oluşturmalıdır.
Son olarak, demokrasinin bizzat kendisinin de “temsilsiz vergi olmaz” ilkesinde ifadesini bulan adil vergilendirme mücadelesinden doğduğunu hatırlamakta fayda vardır. Çok uluslu şirketler, on yıllardır kârlarını, bu kârların elde edildiği ülkelerden çıkarıp muhasebe açısından “hiçbir yer” sayılan bölgelere kaydırmaktadır. Bu durum yaygın ekonomik güvensizliğe yol açmış ve milyarderler tarafından desteklenen otoriterlik için verimli bir zemin oluşturmuştur.
BM Vergi Sözleşmesi, küresel kârları yaratan dükkânların, ofislerin, fabrikaların ve çalışanların önemli olduğunu ileri sürerek farklı bir yol sunmaktadır. Sözleşme, kârların elde edildiği yer ile vergilendirildiği yer arasındaki bağı yeniden kurarak, temsille birlikte vergilendirmenin modern bir biçimini geliştirmekte ve demokrasinin en eski ilkelerinden birini devam ettirmektedir.
New York’taki müzakereler sona ererken, delegeler BM Vergi Sözleşmesi’nin daha adil ve daha şeffaf bir uluslararası vergi sisteminin temelini attığından emin olmalıdır. Bu muhtemel sistemin alternatifi ise, şirket çıkarlarını tekrar tekrar insanların ve gezegenin önüne koymuş bir vergi sistemini korumaktır.
*Jayati Ghosh, Massachusetts Amherst Üniversitesi’nde Ekonomi Profesörü, Roma Kulübü’nün Dönüşümsel Ekonomi Komisyonu üyesi ve Uluslararası Kurumsal Vergi Reformu Bağımsız Komisyonu’nun eş başkanıdır.
Tercüme: Ali Karakuş