‘Nerdesin Firuze’, Müslüm Gürses Ve Bülent Ortaçgil

Türkiye’nin tarihsel öyküsünü çözümlemeye el veren “merkez-periferi” çatışması sadece siyasal, ekonomik ve kültürel akslar üzerinden biçimlenmemiştir. Müzik de bu çatışma alanının en temsili yanını çözümleyebileceğimiz bir fotoğraf sunar bize. Kanaatimce bunu -temsil güçleri bakımından- Müslüm Gürses ve Bülent Ortaçgil üzerinden açıklamak mümkün.
Şubat 13, 2025
image_print

Politik, Ekonomik ve Kültürel Olarak  Merkez-Çevre Çatışmasının Tarihsel Uzlaşısı

Türkiye’nin tarihsel öyküsünü çözümlemeye el veren merkez-periferi çatışması sadece siyasal, ekonomik ve kültürel akslar üzerinden biçimlenmemiştir. Müzik de bu çatışma alanının en temsili yanını çözümleyebileceğimiz bir fotoğraf sunar bize. Kanaatimce bunu -temsil güçleri bakımından- Müslüm Gürses ve Bülent Ortaçgil üzerinden açıklamak mümkün.

Ortaçgil’in müziğe başladığı yıllar Anadolu Pop arayışının ortalığı kapladığı zaman dilimine denk düşüyor. Bugün Türk Pop Müziğinin köklerine doğru arkeolojik kazı yaptığımızda en önemli deneyim biçiminde karşımıza çıkan Anadolu Pop yıllarında bu tür örnekler vermeyen yok gibidir diyebiliriz. Bir tek kişi hariç. Bülent Ortaçgil. Yani 1980 sonrası Çekirdek Sanat Evi’nden bir dönem beraber müzik yaptıkları Fikret Kızılok’tan, Barış Manço’ya, Cem Karaca’dan Moğollar’a, kuşağı içerisinde türkü okumaya yönelerek Anadolu’nun, kırın, taşranın meselelerine hiç temas etmeyip başından beri kentli, beyaz yakalı toplumsal katmanın, politik, kültürel, ekonomik merkezin öyküsünü anlatmayı tercih etti. Bu yüzden onunla ilgili kitabında Orhan Kahyaoğlu’nun “Kentli bir küçük burjuva ya da orta sınıf gencinin kendini sorguladığı incelikli duyarlılıklarla dolu şarkılar” (2002, s 14) söylediğini belirtmesi önemlidir.  

Müslüm Gürses ise anlaşılacağı üzere 1950’lerden 80’lere ve oradan 2000 sonrasına sarkan tarihsel çevre’nin/taşra’nın yürüyüşünü, değişimini, iktidar talebini temsil eden bir isim. Yani Demokrat Parti’den Anavatan Partisi ve oradan Adalet ve Kalkınma Partisi’ne uzanan bir hat bu aynı zamanda. DP’de temsiliyet bulan toplumsal katmanın (çevre/taşra) 1950’lerden 80’lere kadar büyük kentlerin önce gecekondu, sonra kenar mahallelerde tutunma çabasının öyküsüdür de diyebiliriz. Merkez’i ifade eden kentlerin çevrelerine gelinmesine karşın ekonomik ve kültürel sermaye olmadığı için ötekileştirilen, küçümsenen, en donanımlısı ancak bir fabrikada işçi olabilen bu toplumsal katmanın ilk kuşağının tutunma öyküsünün müziğidir bir bakıma arabesk. Hatta “dolmuş müziği” denmesi çok manidar çünkü İstanbul’un kenar mahallelerinden merkezî konumdaki fabrikalara her sabah yüzbinlerce işçiyi taşıyan Magirus minibüslerde çalan Orhan, Ferdi, Hakkı ve Müslüm adeta bu katmanın merkeze tarihsel yürüyüşünün fon müziği gibidir.  

Çevre’den merkez’e alın terini satmak için gidebilen bu toplumsal katmanı her sabah akşam taşıyan araç (Magirus) aynı zamanda bir metafordur. Onun yolculuğunu, göçünü anlatır. Büyük patronların fabrikalarına vida sıkıştırmak için giderken onu taşıyan minibüste sesini duyduğu Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Hakkı Bulut ve Müslüm Gürses kendini feda etmeye çıktığı bu yolcuğunun ayinsel müziğini söyleyerek büyük bir moral üretir. Merkez’in “dolmuş müziği” diyerek küçümsediği o şarkılar halbuki gün gün mesafe kat etmekte, onun yaşam kalitesindeki dönüşümü simgelemektedir.

1980’lerde ANAP iktidarı ile birlikte kentin çevrelerinde tutunmaya çabalayan ilk kuşağın oğulları bu siyasal örgütlenmenin ilçe teşkilatları üzerinden alabildikleri ihaleler, iş ortaklıkları gibi ticari girişimleriyle merkezî ekonomik bloğun pastasından -göreceli de olsa- pay kapmaya başladılar artık. Tarihsel anlamda modernleşmeye ve merkezin ekonomik, kültürel, politik iktidarına geç kalmış olmanın “aceleciliği” ile her şeyi hemen yapmanın abartılı özgüvenini buluruz burada. 80’lerdeki bu merkez’e hızlı yaklaşmanın fotoğrafını çözümleyebileceğimiz en temsili isim muhtemelen İbrahim Tatlıses olsa gerek. Sadece Burhan Bayar’ın, arabeskin ikinci dönemini açan şarkılarını okuyarak “meşhur” olmakla kalmaz, besteler yapar, sinema filmi yönetir, şirketler kurar, siyasete yaklaşır, “aydınlar bildirisi”ne imza atar vs. Meclis’te aynı zamanda tavanlara çiğ köfte fırlatılıp yapıştırıldığı zamanlardan bahsediyoruz.

1984 yılında “Aydınlar Dilekçesi” olarak adlandırılan metne imza atan İbrahim Tatlıses ile ilgili Nokta dergisinde yer alan bir haber

Merkez’in, bütün bu toplumsal yürüyüşü engellemek için aldığı siyasal, ekonomik, kültürel vs. tedbirlere rağmen (Türkiye’nin 93 yılında yaşadığı “örtülü darbe süreci”, “yeşil sermaye” kategorizasyonu, ekonomik bloğun siyasete ayar vermeye kalkışması, 28 Şubat gibi) çevre’nin “gösterişli” yürüyüşü 2000’lere kadar temsiller üzerinden çatışarak ilerler.  

2000 sonrası süreç 50’li yıllardan itibaren gelen tarihsel yürüyüşün nihayetinde merkez’eulaştığı, merkezin çevre’ye ait bu siyasal gövde gösterisi karşısında müzakere ve uzlaşı zeminine geri çekildiği zaman dilimidir. Bu gövde gösterisi, 2004’te vizyona giren “Neredesin Firuze” (Ezel Akay, 2004) filminde Müslüm Gürses’in Bülent Ortaçgil’e ait “Sensiz Olmaz” isimli şarkıyı elindeki sigarının rahatlığı içerisinde yorumlamasıdır. Uzun yıllar ötekileştirilmiş çevre’yi temsil eden bir ismin (Müslüm Gürses), kentli toplumsal katmanı (merkez) temsil eden Bülent Ortaçgil şarkısını özgüvenle yorumlaması, siyasal meydan okumaya eşlik eden bir başka gövde gösterisidir aslında. Yani bunun bir anlamda “Biz merkez’e geldik ve sizin şarkınızı okuyabiliyoruz” demek olduğunu iddia etmek mümkün. Keza Gürses’in Teoman şarkılarını yorumlaması ve Murathan Mungan’ın projelendirdiği “Aşk Tesadüfleri Sever” albümü bu çerçevede ele alınmaya müsaittir. Ya da Radikal gazetesi kitap ekine kapak yapılması.  

Dolayısı ile “Neredesin Firuze” filmindeki Ortaçgil-Müslüm Gürses karşılaşması müzikal olduğu kadar siyasal anlamda da okunmaya müsait bir fotoğraf. Merkez’in çevre’ye ait yürüyüşü kabul etmek durumunda kaldığı, çevre’nin merkez’e ait ekonomik, politik, kültürel pastadan pay almak aşamasını geçip bizatihi büyük ortaklıklara imza attığı bu gösterişli fotoğrafın sadece filmle sınırlı kalmadığını söyleyelim.

Özellikle bir kent müziği olarak tanımlayabileceğimiz rock’ın da aynı tarihlerden itibaren arabeske ilgi duymaya başlaması, bu bahsettiğimiz tarihsel yürüyüş karşısında onun kapladığı alanı kabullenmek durumunda kaldığını gösteriyor. “İstanbul Arabesque Project”, “Fairuz Derin Bulut- Ali Tekintüre” gibi gurupların yanı sıra Levent Yüksel, Işın Karaca dahil birçok ismin yine 2000’lerde “çekinmeden” arabesk şarkılardan bir araya gelmiş albümler yayınlamaları bu sürece dahil edilebilir.

Selçuk Küpçük

Selçuk Küpçük; Gazi Üniversitesinde PDR eğitimi gördü. Ordu Ün. Güzel Sanatlar Fakültesinde sinema üzerine yüksek lisans yaptı. Birçok dergide şiir, müzik, sinema ve poetika metinleri yayınlayan Küpçük’ün kendi bestelerinden oluşan albümleri ve Selda Bağcan, Hasan Sağındık gibi birçok sanatçı tarafından seslendirilmiş eserleri bulunuyor. 2018 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın Müzik Kitabı Ödülüne layık görülen ve müzik-toplum-siyaset-modernleşme gibi konuları ele alan “Aşk ve Teselli” isimli kitabı yanı sıra “Yüzleşmenin Kişisel Tarihi”, “Modern Türk Şiirinde Bellek Arayışı”, “Edebiyat Dergileri Atlası” isimli kitapları yayınlandı.

1 Comment

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.