NATO’da Kafa Karışıklığı

Rutte, Rusya ve Trump Hakkındaki Yanılsamalar

 

Refah bin yılını haber veren bir coşkuyla kontrolden çıkmış bir konuşmaydı. Konuşma barışı koruma iddiasında bulunurken savaşı teşvik etme konusunda utanmazca histerik bir içerikteydi. Ayrıca derin bir öz-inkâr havasıyla da sunulmuştu: ABD yönetiminin 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi, Avrupa’nın kendi güvenliğini sağlama çabalarını, özellikle de medeniyet üstünlüğü iddialarını küçümsemişti. Başkan Donald Trump, kıtanın askerî-endüstriyel kompleksi şişirmesi ve demografik sorunlarıyla yüzleşmesi gerektiğini yorulmak bilmeden savunuyor.

Başlangıçtan itibaren NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, NATO karargâhında saklanan Berlin Duvarı’ndan bir parçaya atıfta bulunuyor. “İnsanları içeride tutmak ve fikirleri dışarıda bırakmak için bir engeldi. Şimdi ise özgürlüğün gücüne dair bir anıt, birliğin kudretinin hatırlatıcısı ve güçlü, kendinden emin ve sarsılmaz kalmamız gerektiğine dair bir ders.” Oysa Berlin Duvarı’nın yıkılışının, aynı zamanda Avrupa’yı istikrara kavuşturmak ve o dönemde zayıflayan Sovyetler Birliği ile gerilimleri yumuşatmak için bir fırsat olduğunu da açıklayabilirdi. NATO üyeleri ve ilgili ABD yönetimleri tarafından Rusya’ya doğru doğuya genişlemeden kaçınılacağına dair verilen güvenceler hiçbir zaman tutulmadı. NATO, Washington’un kibir mızrağına, Soğuk Savaş sonrası bir zafercilik aygıtına dönüştü. Sadece büyüyecek ve Moskova’yı giderek daha kaygılı hâle getirecekti.

Verilen mesaj köpüren bir ajitasyondu. Rusya ve “baskının karanlık güçleri” yeniden sahnede. İttifakın misyonu canlandırılıyor. NATO’nun “savaş başlamadan önce onu durdurmak” için var olduğunu iddia ederken, alevleri harladı. “Rusya’nın bir sonraki hedefiyiz ve zaten tehlike altındayız.” Savaşta kan kaybeden, yaptırımlarla boğuşan ve ekonomisi Kanada ile İtalya arasında bir büyüklükte olan Rusya, görünüşe göre bir kıtayı cehennem gibi bir girdaba sürüklemek istiyor.

Rutte bir noktayı bilerek görmezden geliyor ve Şubat 2022’de savaşın başlamasından bu yana Rusya’nın 1,1 milyondan fazla kayıp vermesine ve 2025’te günlük ortalama 1200 asker kaybına rağmen, Rusya’nın oluşturduğu tehdidi kasten abartıyor. “Bunu düşünün; şimdiye kadar bir milyondan fazla kayıp ve sadece bu yıl her gün 1.200, ölü ya da yaralı.” Bunu düşününce, Avrupa’nın “dedelerimizin ya da büyük dedelerimizin katlandığı ölçekte bir savaşa” hazırlanması gerektiğine dair sözler grotesk ve yersiz görünüyor.

Rutte stratejisinde, Ukrayna’nın kesinlikle kasvetli kaderini NATO’nun kaderiyle ilişkilendirmek adeta bir varsayım haline geliyor; bu, uluslararası ilişkiler adı verilen şüpheli, çoğu zaman yalan dolu disiplinde beklenen yanlış bir bağlantı. Rusya’nın Ukrayna topraklarına yönelik hedefleri, Kremlin’in Batı ve Orta Avrupa başkentlerine dair ateşli tasarımlarıyla eşanlamlı kılınıyor. “Müttefik savunma harcamaları ve üretimi hızla artmalı; silahlı kuvvetlerimizin bizi güvende tutmak için ihtiyaç duyduğu her şeye sahip olması gerekir ve Ukrayna da kendini savunmak için gerekenlere hemen, şimdi sahip olmalıdır.” NATO müttefiklerinin savunma harcamalarını 2035 yılına kadar, dar görüşlü ve israfçı bir önlem olarak, GSYİH’’in %5’ine çıkarmayı kabul etmelerini gururla dile getiriyor. “Ama bu kendimizi tebrik etme zamanı değil; korkarım ki çok fazla kişi sessizce rehavete kapılmış durumda, çok fazla kişi aciliyeti hissetmiyor, çok fazla kişi zamanın bizim lehimize olduğuna inanıyor.”

İster kasıtla ister cehaletle olsun, Rutte’nin kendinden memnun medeniyet söylemi, Trump’ın Avrupa devletlerinin sözde anti-demokratik uygulamalarını hedef alan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin tehditkâr gölgesini görmezden geliyor. (Belgenin büyük bir bölümünde olduğu gibi, buradaki ifadeler de kavramsal olarak kafa karıştırıcı ve dilin çarpıtılmasıdır.) “Trump Yönetimi, muhalefeti bastırmak için demokrasinin temel ilkelerini çiğneyen istikrarsız azınlık hükümetlerinin yürüttükleri savaşla ilgili gerçekçi olmayan beklentilere sahip Avrupalı yetkililerle ters düşüyor.” Barış, Avrupa çoğunluğu tarafından talep edilmiştir; “ancak bu istek, büyük ölçüde bu hükümetlerin demokratik süreçleri saptırması nedeniyle politikaya dönüşmemektedir.”

Ulusal Güvenlik Stratejisi, Avrupa Birliği’ni ve “siyasi özgürlüğü ve egemenliği baltalayan ulus ötesi kuruluşları, kıtayı dönüştüren ve çatışma yaratan göç politikalarını, ifade özgürlüğünün sansürlenmesini ve siyasi muhalefetin bastırılmasını, düşen doğum oranlarını ve ulusal kimliklerin ve özgüvenin kaybını” tiksintiyle anarak Avrupa’yı neredeyse ölmek üzere olan bir hasta gibi nitelendiriyor.

Bu durum, Rutte ve NATO’nun Avrupa ayağı için pek de kabul edilebilir değildir; zira Trump yönetimi, önümüzdeki yirmi yılda “bazı Avrupa ülkelerinin güvenilir müttefik olarak kalacak kadar güçlü ekonomilere sahip olup olmayacağından” şüphe duyarak, tanınmayacak hale gelecek bir kıta öngörmektedir. Terk edilişe dair böylesine açık bir ifade nadiren dile getirilmiştir.

Burada bağıran alt metin, Ukrayna’nın ABD dış politikası için giderek artan önemsizliğidir; bu durum, Avrupa-Ukrayna savaş müzakereleri ile ABD-Rusya görüşmelerinin farklı kulvarlarda ilerlemesinde açıkça görülmektedir. Washington, Avrupa müttefiklerini “özgürlük ve güvenliği” korumada destekleyecek ve “Avrupa’nın medeniyet özgüveni ile Batı kimliğini” yeniden inşa edecek, ancak asıl odak noktası “Monroe Doktrini’ne bir ‘Trump İlavesi’ getirilmesini” talep etmek ve uygulamak olacaktır. Bu küstahça sergilenen yarımküre egemenlik girişimi göz önüne alındığında, Latin Amerika’nın en çok zarar göreceği kesin gibi görünüyor.

Rutte, -ki kendisine Allah sağlık versin- cesur bir tavır sergiliyor. Berlin konuşmasının ardından BBC’ye verdiği röportajda, azimle ilgisiz kalmayı sürdürdü. Trump “kolektif savunma, NATO ve Ukrayna için iyi haberdi.” ABD Başkanı’nın yönetiminde NATO “hiç olmadığı kadar güçlüydü.” “Gerçeklik” denen o sert ilacı alma vakti geldi.

 

*Binoy Kampmark, CounterPunch’ta katkı editörü ve The Mandarin’de köşe yazarıdır. Eski Commonwealth Bursiyeri, Cambridge Selwyn College.

 

Kaynak: https://savageminds.substack.com/p/confusion-at-nato

Tercüme: Ali Karakuş