Müzik Teorisi 19. Yüzyılda Güzellik ve Görsel Sanatlara İlişkin Fikirleri Nasıl Şekillendirdi?
İskoç sanatçı ve kuramcı David Ramsay Hay, müzikal armoniyi yöneten ilkelerin mimaride, renkte, geometride ve insanın formunda da güzelliğin çerçevesini belirlediğini ileri sürerek, müziğin 19. yüzyıl estetik ve algı teorilerini nasıl etkilediğini ortaya koydu.
Viktorya dönemi sanat eleştirmeni Walter Pater, 1888’de “Bütün sanatlar sürekli olarak müziğin durumuna doğru yönelir” diye yazmıştı. Yüzyılın başlarında, İskoç sanatçı David Ramsay Hay, 1828 ile 1856 yılları arasında müzik teorisinin temel unsurlarından yola çıkarak görsel güzellik teorisini geliştirmeye çalışan, on beş kitaptan oluşan bir seri kaleme aldı. Pater’i ve 19. yüzyılın sonunda (fin-de-siècle), sanatları ruhsal veya sinestetik benzerlikler yoluyla birleştirme girişimlerini önceden haber veren Hay’in yazıları, renkleri, şekilleri ve açıları; perde, dizi ve akor gibi tanıdık müzik yapılarıyla eşleştirdi. Bu fikirler bugün oldukça sıra dışı görünebilir, ancak onları anlamak, müziğin Viktorya döneminin ruhundaki dikkat çekici önemine dair bir bakış sunar.
Teorilerinin açıkça spekülatif doğasına rağmen, Hay’in güzelliğin psikolojisini anladığı iddiası, 19. yüzyılın ortalarındaki estetik anlayışını derinden şekillendirdi; bu etki, Edinburgh Kraliyet Cemiyeti üyesi ve Kraliçe Victoria’nın resmi iç mimarı olarak yürüttüğü profesyonel faaliyetleriyle daha da güçlendi. Kitapları birçok kez yeniden basıldı ve hem Almancaya hem de Fransızcaya çevrildi. Adolf Zeising, John Addington Symonds ve Thomas Laycock da dâhil olmak üzere dönemin önde gelen bilim insanları arasında ilgi gördü. Bununla birlikte, fikirleri karmaşık ve kendine özgü olarak kalmaya devam etti.
Hay’in görsel estetiğe yaklaşımı; mimariye, renk teorisine, süsleme sanatlarına, insan yüzü ve bedenine eşit derecede uygulanabiliyordu. Hay’in bu yaklaşımı, güzelliği; pitoresk, mimetik veya yüce kavramlarına dayandıran diğer çağdaş teorilerin aksine, güzelliğe dair psikolojik bir açıklama olarak anlaşılabilir. Müzik ile güzel sanatlar arasındaki benzetmeler elbette Hay ile başlamamıştır; ancak onun müzik teorisini renkler, şekiller, figürler ve mimari de dâhil olmak üzere geniş bir görsel deneyim yelpazesine uygulaması yeni bir çığır açmıştır. Platon’dan Newton’a kadar uzanan önceki düşünürlerin yaptığı gibi müzikal özellikleri nesnelerin kendilerinde konumlandırmak yerine, Hay, post-Kantçı gelenek içinde çalışıp bu özellikleri, algılarımızın yapısını belirleyerek güzellik deneyimimizi yarattıkları yer olan kendi zihinlerimize içkin olarak kabul etti.
Hay, projesini, “evrene nüfuz eden ve onu yöneten doğanın büyük armonik yasası” olarak adlandırdığı şeye dayanan bir estetik bilimi geliştirme girişimi olarak tanımladı. “İnsan zihnine, matematiksel bir niteliğe sahip olan ve maddenin unsurları arasındaki belirli birleşimlerin, hareketlerin ve yakınlıkların duyu organları üzerinde oluşturduğu izlenimlere karşılık veren, armoniyi yöneten bir ilkenin yerleştirilmiş olduğu görülmektedir” diye yazdı.
Hay’e göre, aşırı ton serisi olarak bilinen yapıdan türeyen belirli uyumlu aralıkları duymaktan keyif almamız, doğa ile insanlığın aynı ilkeler tarafından yönetildiğini göstermektedir. O, bunu daha da ileri götürüyor: görme ve işitme arasındaki fizyolojik yakınlık, bu yasaların sadece müziğe değil, görsel dünyaya da uzandığı anlamına geliyor. Sonuç olarak; “Göz ve kulak, izlenimleri alma biçimlerinde farklılık gösterir; ancak duyu organları birdir ve bu izlenimlerin algılandığı ve değerlendirildiği zihin de birlik özelliği taşır” gözleminde bulunuyor. Görme ve işitmenin her ikisi de zihin tarafından işlendiği için, benzer ilkeler tarafından yönetilmeleri gerekiyor.
Hay, yazıları boyunca, estetik algıyı belirleyen tek bir temel doğa yasası olduğu yönündeki iddiayı sürekli olarak filozof ve matematikçi Pisagor’un çalışmalarıyla ilişkilendirir. Hay; “Bu büyük filozof ve öğrencilerinin öğretileri sayesinde” diye yazıyor, “doğanın ahenkli yasası, güzelliğin temel ilkelerinin somutlaştığı bir anlayışla tüm Yunanistan’da o kadar yaygın bir şekilde benimsenmiş ve uygulanmıştır ki, eserlerinin parçaları hala insanlığın şimdiye kadar ulaştığı en yüksek sanatsal mükemmelliğin örnekleri olarak kabul edilmektedir.”
Hay, eski Yunan sanatçılarının üstünlüğünü ister bir bina ister bir vazo tasarlıyor olsunlar, Pisagor’un harmonik sayılar sistemine olan bağlılıklarına dayandırıyor. Hay’ın tezine göre, Yunanlıların sanatsal dehası psikolojik bir olgunun ürünü olduğundan, Pisagorcu ilkeleri güzelliğin ampirik bir araştırmasıyla birleştirmek mümkün olmalıydı. En azından o, buna yürekten inanıyordu.
Hay’in çalışmaları, çeşitli müzikal kavramların (örneğin gam dereceleri, akor inversiyonu ve melodi) çeşitli görsel biçimlerle (örneğin geometrik şekiller, açılar ve renk kombinasyonları) nispeten naif karşılaştırmalarını içeriyor. Örneğin, The Natural Principles and Analogy of the Harmony of Form (1842) adlı eserinde, çember, üçgen ve kare ile tonik, medyan ve dominant (dizinin birinci, üçüncü ve beşinci notaları; bunlar ilk notanın üst oktavıyla birlikte çalındığında, triad olarak adlandırılan en temel akor türünü oluştururlar) arasında bir benzetme kuruyor. Hay, üç geometrik şeklin, görsel güzelliğin temel üçlüsünü analojik olarak oluşturduğunu savunuyor. Bu durum, Hay’in üç küçük şekli içeren diyagramında grafiksel olarak gösterilmiştir.
Bunlardan ilkinde, diyagramın en üstünde, müzik üçlüsü (en alt notası olan tonik C ile bir oktav yukarıdaki tekrarı eşleştirilmiş) bir dizi şekli içeren bileşik bir figürle eşleştirilmiştir: büyük bir daire (toniği, yani düşük C’yi temsil eder), bu dairenin merkezinde çok daha küçük bir üçgen (akorun bir sonraki yukarı notası olan medyan E’yi temsil eder), ondan da daha küçük bir kare (dominant G’yi temsil eder) ve nihayet bu karenin içinde, toniğin üst oktavdaki tekrarı olan C’yi temsil eden ikinci ve çok daha küçük bir daire. Burada, şekillerin göreceli boyutları, temsil ettikleri notaların göreceli perde yüksekliklerine göre belirleniyor: daha düşük notalar daha büyük şekiller alıyor. Diyagramda sonraki iki şekil, müzikal üçlünün iki “inversiyonunu” göstermektedir: burada, medyan (E) ve ardından dominant (G), en düşük sesli nota haline geliyor (tonik nota yerine). Bu notaları temsil eden geometrik şekiller (önce E için bir üçgen, sonra G için bir kare), notaların göreceli perde yüksekliklerindeki değişiklikleri yansıtacak şekilde göreceli konumları ve boyutları değiştiğinden, uzayda benzer bir “inversiyona” uğruyorlar.
Hay’in temel şekilleri bu şekilde kullanması, yapıları en basit bileşenlerine ayırarak karmaşık mimari yapıları yeni bir yöntemle analiz etmesine olanak sağladı. Bu temel unsurlar üst üste bindirildiğinde bir armoni ve bir dizi hâlinde düzenlendiklerinde bir melodi oluşturuyorlar. Ortaya çıkan armoniler ya da melodiler daha sonra oranlarının sadeliği ve düzenliliğine göre değerlendirilebiliyor: bir nesne ne kadar güzelse, o kadar uyumlu olacaktır. Bu amaçla Hay, “mimaride var olan en kusursuz armonik üretim” olarak tanımladığı yapıyı belirliyor: Atina Akropolü’ndeki Parthenon.
Hay’in daha olgun çalışmaları, müzik teorisini şekillere, konturlara veya renklere değil, açılara uygulamıştır. The Science of Beauty, as Developed in Nature and Applied in Art (1856) adlı eserinde, dört diziden oluşan bir seri üretmek için kullandığı Pisagorcu sayı mistisizmini tartışarak başlıyor. Bu ölçeklerde yer alan orantılı ilişkiler, Hay’in çeşitli açı türlerini sınıflandırmak için kullandığı “tam akort” (just intonation) ölçeklerine karşılık geliyor. Ona göre bu ilişkiler, “evreni saran uyum biliminin basit unsurlarıdır ve işitme ve görme duyularına estetik olarak yansıyan çeşitli güzellik türleri bu uyum sayesinde yönetilir.” Yani Hay, estetik güzelliğin öznel hissini, belirli basit oranların işitme ve görme duyuları üzerindeki etkisine bağlıyor. Ardından bunu daha geniş bir kozmik uyum kavramıyla ilişkilendiriyor.
Bu kapsamlı sistemleştirme, Hay’in Parthenon’u yeniden ele alıp yeni bir analiz sunmasıyla yeni zirvelere ulaşıyor. Bu yapının tüm açıları (45 derece, 30 derece, 18 derece, 12,85 derece ve 10 dereceye karşılık gelen 2, 3, 5, 7 ve 9 basit çarpanları kullanılarak) 90 derecelik bir açının bölümleri olarak tanımlanabileceğinden, açıların spesifik oranlarının müzikal dizi oranlarıyla karşılaştırılabileceğini savunuyor: temel triad olan tonik (dizide birinci), dominant (beşinci) ve medyan (üçüncü) açılarının yanı sıra subtonik (yedinci) ve süpertonik (ikinci) açılar. Başka bir deyişle, yapı (görsel bir biçim olarak) ve ölçek (müzikal bir yapı olarak) uyumlu oranlara sahip benzer düzenlemeler olarak anlaşılıyor.
Hay, daha sonra Yunan vazolarını, sütun süslemelerini, renk düzenlemelerini ve idealize edilmiş yüz ve figürleri analiz ederek teoremini kanıtlamaya çalışıyor.
Onun temel sonucu, Parthenon’un revakını şekillendiren dokuz açının aynı zamanda ideal kadın figürünün açılarını da tanımladığıdır. Antik Yunan heykellerinin ölçülerini, İskoç Sanat Akademisi tarafından istihdam edilen altı kadın modelin ampirik boyutlarıyla karşılaştıran Hay, sonuçlarının Vitruvius’un Antik Yunan mimarisinin insan bedeninin oranları üzerine modellendiği yönündeki iddialarını doğruladığını ileri sürer. Burada “erkek bakışı”, kadın bedenlerinden antik yapılara uzanıyor; her ikisi de aynı ölçütlere göre değerlendiriliyor.
Hay’in görsel estetiğin soyut özelliklerini müziğin dilini kullanarak ifade etme girişimi her zaman için ikna edici değildir. İddiaları anlaşıldığında bile-ki bu, müzik teorisinin inceliklerine aşina olanlar için bile oldukça zor bir iştir-çoğu zaman hem tuhaf hem de spekülatif görünürler. Yine de, onun fikirlerinde son derece çekici bir şey var; müzik teorisini görsel biçimlere yaklaşmanın yeni yollarını açmak için kullanmakta büyüleyici bir yan var. Mimarlığın zaman içinde donmuş müzik olduğu yönündeki, genellikle Schelling’e atfedilen metafor, Hay’in projesi bağlamında da yorumlanabilir: ister bir bina, bir vazo, bir renk kombinasyonu veya isterse de insan fiziği biçiminde olsun, güzelliğe bakmak, Hay için gök cisimlerinin geometrik olarak düzenlenmiş müziğini (Pisagoryen bir inanç) deneyimlemek anlamına geliyordu.
*Carmel Raz, Cornell Üniversitesi’nde müzik alanında yardımcı doçenttir. Araştırmalarıyla, 17. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar müzik, biliş, estetik ve zihin kuramlarının tarihini incelemektedir.
Source: https://observatory.wiki/How_Music_Theory_Shaped_19th-Century_Ideas_About_Beauty_and_Visual_Art
Tercüme: Ali Karakuş