Mark Carney’in Orta Güçleri Nerede?
İran Savaşı’nın patlak vermesinden bu yana, dünyanın orta güçleri karşılıklı çıkarlarını iş birliği yoluyla güvence altına almak için harekete geçmedi.
Kanada Başbakanı Mark Carney, 2026 Davos Konferansı’nda dinleyicilere “Bir geçiş döneminin değil, bir kırılmanın ortasındayız” dediğinde, jeopolitik değişimlere uyum sağlamakta zorlanan ve uluslararası liderlikten uzaklaşan bir Amerika Birleşik Devletleri ile karşı karşıya olan bir dünyaya sesleniyordu. Orta güçlerin birlikte çalışması çağrısında bulunurken, sınırsız bir süper güçten ziyade ortak değerler tarafından şekillendirilen bir ileriye dönük yol haritası sundu. Ancak bu vizyonun gerçekleştirilmesi eylem gerektiriyor. Küresel ekonomi İran Savaşı’nın baskısı altındayken Carney, iş birliği çağrısını uygulamaya koymak için şimdiye kadar belirleyici bir fırsatı kaçırdı.
İran’ın 4 Mart’ta Hürmüz Boğazı’nı kapattığını ilan etmesinden bu yana, dünyanın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ve ham petrol arzının yüzde 20’si engellendi. Üretim de keskin bir şekilde düştü. OPEC üyesi ülkelerin üretimi mart ayında günlük yaklaşık 8 milyon varil azaldı; bu miktar, Amerika Birleşik Devletleri tarafından sağlanan günlük ilave 1 milyon varilden önemli ölçüde daha fazlaydı. Sonuç olarak, ham petrol, jet yakıtı, gübre ve nafta gibi endüstriyel hammaddelerde ortaya çıkan zincirleme kıtlık, küresel tedarik zincirleri boyunca yayılıyor.
Kıtlığın boyutuna rağmen, ülkeler arasında kesintilerin yol açtığı dalga etkilerini yönetmek için çok az koordinasyon sağlandı. Tek istisna, İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın çatışma sona erdiğinde Hürmüz Boğazı’nda deniz güvenliğini sağlamak amacıyla bir koalisyon oluşturma çabaları oldu. Bunun yerine verilen tepki parçalı, reaktif ve kolektif problem çözümünden ziyade büyük ölçüde iç sonuçlara odaklandı.
Uluslararası Enerji Ajansı stratejik rezervlerden ilk ham petrol salımını koordine etmiş olsa da, arzı en ciddi kıtlıklarla karşı karşıya olan ülkelere yönlendirmeye yönelik daha geniş kapsamlı bir girişimde bulunmadı. Aynı zamanda, rafine petrol ürünlerinin başlıca ihracatçıları arzı kısıtlıyor ve başka bölgelerdeki kıtlığı daha da artırıyor.
Bu koordinasyon eksikliği, birçok ülkenin Basra Körfezi enerjisine bağımlı olduğu Asya’da özellikle belirgindir. Rafine ürünlerin büyük üreticilerinden biri olan Çin, yalnızca sınırlı miktarda yakıt sağlıyor. Bir diğer önemli ihracatçı olan Güney Kore ise rafine petrol ürünleri ihracatının büyük bölümünü 2025 yılındaki aylık seviyelerinde sınırlandırdı ve endüstriyel hammadde olan nafta üzerindeki kısıtlamaları sıkılaştırdı. Seul aynı zamanda dünyanın en büyük jet yakıtı ihracatçısıdır, ancak daha yüksek değerli ürünlere yönelik talep Kore’nin jet yakıtı ihracatını da keskin biçimde azaltmıştır.
Dünyanın en büyük ham petrol rezervlerinden bazılarına sahip olmasına rağmen Japonya, başlangıçta stratejik petrol rezervlerinden yapılacak herhangi bir salımın, kıtlık yaşayan Vietnam gibi ülkeleri desteklemekten ziyade iç kullanım amacıyla olacağını belirtmişti. Bununla birlikte Japonya, daha yakın zamanda Avustralya’ya normal tedariki sürdüreceğinin sinyalini verdi.
Koordineli bir eylemin yokluğunda ülkeler ikili anlaşmalar yapıyor. Güney Kore, Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen ham petrol için öncelikli varış noktası olmak üzere bir mutabakata vardı ve çeşitli ülkelerden ilave 273 milyon varil ham petrol temin ettiği bildirildi. Ayrıca Rusya’dan nafta ithal etmesi de bekleniyor. Japonya da benzer bir yaklaşım benimseyerek Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Brezilya ve diğer ülkelerden yeni tedarik kaynakları arıyor. Bu anlaşmalar iç baskıyı hafifletebilir, ancak küresel piyasaları istikrara kavuşturmak veya daha savunmasız devletleri desteklemek açısından çok az katkı sağlıyor.
Bu liderlik boşluğu daha derin bir yapısal sorunu yansıtıyor. Eğer Amerika Birleşik Devletleri geleneksel liderlik rolünden geri çekiliyorsa ve Çin bu rolü üstlenmek istemiyorsa, dünya bir kriz anında merkezi bir koordinatörden yoksun kalır. Bu boşluk, Carney’nin tanımladığı türden bir orta güç iş birliği için hem alan hem de gereklilik yaratıyor.
Gerekli olan şey, geçici çözümlerden ziyade, arz kıtlığını yönetebilecek gevşek bir koalisyondur. Geleneksel olarak bu süreç Amerika Birleşik Devletleri tarafından koordine edilirdi. Washington, 2008 finansal krizi sırasında G20’yi küresel bir koordinasyon organına dönüştürdü ve müdahaleyi yönetmek için ülkeleri bir araya getirdi. Ancak Washington, müttefiklerinin ve ortaklarının kendi eylemlerinin sonuçlarını yönetmelerine yardımcı olmaktan ziyade, hedeflerini desteklemelerini bekleyen bir “Önce Amerika” gündemine odaklandığından, liderliğin yeni kaynaklardan gelmesi gerekiyor.
Japonya bu rolü yavaş yavaş üstlenmeye başlıyor ve yakın zamanda Güneydoğu Asya ülkelerinin küresel piyasadan petrol satın almasına yardımcı olmak amacıyla 10 milyar dolarlık mali destek sağlayacağını açıkladı. Bu anlamlı bir adımdır, ancak henüz bir strateji değildir. Orta Doğu’daki ateşkes kırılganlığını korurken ve bir barış anlaşmasına varıldıktan sonra arzın yeniden sağlanması için önemli ölçüde zamana ihtiyaç duyulurken, dünyanın hâlâ ihtiyaç duyduğu şey, arzı en çok ihtiyaç duyulan yerlere ulaştırmak için daha derin bir iş birliğidir.
Kanada bu çabada merkezi bir rol oynayabilir. Diplomatik erişime sahip büyük bir enerji üreticisi olarak, kriz sırasında koordinasyon sağlamak için uygun bir konumdaydı. İlk adım, küresel arz seviyeleri ile ortaya çıkan kıtlıklara ilişkin açık ve veriye dayalı bir değerlendirme olmalıydı. Bu temelle, orta güç iş birliği koordinasyon yoluyla kesintilerin etkisini yumuşatmaya ve savaşın ekonomik şokunu azaltmaya yardımcı olabilirdi.
Carney’nin Davos’ta belirttiği gibi, bunlar daha zorlu zamanlardır. Orta güçler dünya meselelerinde daha büyük bir rol üstlenecekse — ister Amerika Birleşik Devletleri’nin onları buna zorlaması nedeniyle olsun ister kendilerine fayda sağlamış olan uluslararası düzeni koruma zorunluluğundan kaynaklansın — gerçek bir kriz sırasında yeteneklerini zorlu koşullarda test etmeleri ve kendi çıkarlarından daha büyük bir menfaati desteklemeleri gerekir. ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı, bu tür bir liderlik için önemli bir fırsat sundu ve Hürmüz Boğazı’nın ne zaman açılacağına ilişkin belirsizlik sürerken ülkeler hâlâ koordineli eylemden fayda sağlayabilir. Şimdilik Carney’nin eylem çağrısı karşılıksız kalmıştır.
*Troy Stangarone, Carnegie Mellon Strateji ve Teknoloji Enstitüsü’nde misafir araştırmacıdır. Daha önce Hyundai Motor-Korea Vakfı Kore Tarihi ve Kamu Politikası Merkezi’nin direktörü ve Wilson Merkezi Hint-Pasifik Programı’nın direktör yardımcısı olarak görev yapmıştır. Stangarone ayrıca hâlen The Korea Times ve The Hankook Ilbo gazetelerinde köşe yazarlığı yapmakta ve The Diplomat için katkıda bulunan yazar olarak çalışmaktadır. George Washington Kore Araştırmaları Enstitüsü bünyesindeki Kuzey Kore Ekonomi Forumu Yürütme Komitesi’nin eş başkanı ve Korea-America Student Conference Ulusal Danışma Komitesi’nin üyesidir.
Kaynak: https://nationalinterest.org/feature/where-are-mark-carneys-middle-powers