“Ma’duma Setr Taalluk Etmez”- V: Badiou’da Ontolojinin “Mistik” Yeri

Pascal’ın Badioucu hakikat ile ilişkisini matematiği hem bir ontoloji ve hem de bir söylem olarak iki farklı şekilde ele alarak değerlendirmek elzemdir. Çünkü bunlar farklı farklı saymalara tabidir. İlki varlığa matematiksel bir ifade vermekten başlar, ikincisi ise bu ifadenin söylemsel açılımlarını oluşturur. Söylemin figürünün dört olduğunu bildiğimize göre, ontolojinin (bu şekilde adlandırılabilirse) benzer bir figürü bulunabilir mi? Varsa, ontolojinin figürü hangi sayıdır?

Badiou elbette ontoloji için bir figür tespit etmez. Yani ilk bakışta böyle bir figür yok görünür. Hatta küme teorisine dayalı aksiyomların belki de böyle bir figürün tespit edilmesine engel teşkil ettiği veya belki de bizatihi aksiyomlarının, herhangi bir figür tespitinin yerini tuttuğu söylenebilir. Yine de tıpkı herhangi bir sayma işleminin nasıl gerçekleştiği, daha basit bir şekilde söylersek sayıların nasıl ortaya çıktığı sorusundan bile önce, söylemin figürünün dört olması gibi, herhangi bir sayma işleminin nasıl gerçekleştiğinin ortaya konmasından bile önce, ontolojinin nasıl saydığını gösteren bir sayma işlemi vardır. Tıpkı söylem gibi, ontoloji de sayar; ancak bu sayma, sayıların ne olduğundan ve nasıl tesis edilebildiğinden bile önce gelen bir saymadır.

Bu durum, şimdiye kadar hep varsaydığımız matematik ile ontolojinin eşitliğinin nasıl kurulduğu sorusu üzerinde daha ayrıntılı olarak durulmasını gerektirir. Çünkü ontoloji, söylemin figürünün sayılmasından farklı olarak, saymayı ontolojik bir fiil olarak varsayar.

Ontoloji bir sayma fiiliyle başlar. Ancak bu varlığın sayılabileceği anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle, ontoloji=matematik varlığı matematiksel kılmaz. Varlık ile varlığın söylemi (ya da belki de varlığın bilimi) olarak ontoloji bir ve aynı şey değildir. Aksi takdirde bir metaontoloji olarak felsefenin de başlangıcını olan, ancak onu ontolojik bir çıkmaza da sürükleyen Bir ile çokluk arasındaki çift taraflılık sorunu yeniden üretilmiş olur: Eğer Varlık Bir ise, bu durumda sunum (presentation) hep Bir olacağından çokluğun sunumu yoktur; eğer çokluk var ise, bu durumda da Bir‘in sunumu yoktur. Bu iki seçenekten hangisi seçilirse seçilsin, Bir ile çokluk arasındaki bir çıkmaza sürüklenilecektir.[i] Badiou işte bu sorunu çözmeye olası bir ontolojinin a priori şartı adını verir.

Badiou bu sorunu, hem çokluğu ve hem de Bir‘i birlikte dikkate alan bir kararla çözer. Başka bir ifadeyle, ne Bir lehine ve ne de çokluk lehine bir tutum takınır. Karar şu hükme dayanır: “Bir var değildir” (the one is not). Ancak Bir‘in var olmaması, varlığın vasıtasız bir biçimde çokluk olduğu anlamına gelmediği gibi, Bir‘in bir yere yerleştirilmediği anlamına da gelmez. Badiou Bir‘i varlığı fiiliyata geçiren bir “nokta”ya yerleştirir. Bu nedenle Badiou’da ontoloji, lokaldir; zaten olası bir ontolojinin a priori şartı olarak sayma fiiliyle başlamak, bir yer teşkilini gerekli kılar. Sayma fiili ve onun a priori şartı olarak lokal bir yer teşkili, ontolojiyi külli bir teşkil olmaktan da bağımsız kılar. Lokal bir yerde gerçekleşen sayma, kendi lokal yerinin ötesine geçemez; geçtiği zaman kendi lokal yerini küllileştirmiş ve Bir‘in çokluğu var kılmayan belirleyiciliğine meyletmiş olur. Dolayısıyla Bir aslında bir fiilin yerini de tutar, sayma fiilinin. Böylece Bir, eskilerden bir ifadeyle, (felsefi değil, dilbilgisindeki anlamıyla dikkate alınması gereken bir ifadeyle) cevherî fiilin; şimdilerde “isim fiili”, “ana yardımcı fiil”, “ek eylem”, “ek fiil” gibi farklı şekillerde ifade edilen, Türkçede (idi, imiş, ise, iken gibi kelimelerde hala kullanılmasına rağmen fiil özelliğini yitiren)[ii] eski i-mek fiili ya da hala kullanımda olan ol-mak fiili gibi bir cevherî fiilin ya da kök fiilin yerine geçer. Bir‘in bir sayma fiili olarak bir yere yerleştirilmesinin Türkçedeki cevherî fiilden en önemli farkı, varlık açısından herhangi bir öz veya yüklem yüklenmemesidir. Çünkü Bir var değildir; ancak onun yerine tutan saymanın fiiliyatta yaptığını yapar: Bir, sayma fiilinin ameliyesidir (operation). Başka bir ifadeyle, her ne sayılırsa sayılsın, sayılanın miktarı ne olursa olsun, her sayma bir Bir olarak saymadır. Böylece iki türlü yer ortaya çıkar: Birincisi, ontolojinin a priori şartı olarak lokal bir yerin sayılmasının yeri ve sayma fiilinin yerini tuttuğu yer. Badiou ikincisine, bütün lokal yerlerin sayılmasının yeri olarak ontolojinin kuralı adını verir: A priori şart olarak sayma fiiliyle ortaya çıkmış lokal yerin Bir‘in olarak sayılmasının kuralı.

Bu noktada bir uyarıda bulunmak gerek: Badiou’nun Parmenides’ten kendi Varlık ve Oluş‘una kadar uzanan ontolojideki bir açmazı çözmek için başvurduğu ve Bir‘in var olmadığı kararına dayalı yöntem, bir biçimde önceden varsaysa da, henüz küme kuramının aksiyomlarının içinden işlemez.[iii] Badiou ontolojinin mümkün olabilmesinin a priori şartlarını belirlemek ve bunu bir kurala bağlamak için Bir ile çokluk arasındaki ilişkiyi tanzim etmek gerektiği öncülüyle başlar. Bu çerçevede Bir olarak sayma, yani ontolojik fiil, Bir ile çokluk arasındaki ilişkiyi ontolojinin antik dönemlerden günümüze kadar içine düştüğü açmazdan kurtaracak a priori bir şart olarak görülür. Başka bir ifadeyle, sayma olarak belirlenen ontolojik fiil, varlık öğretisinin aksiyomatik tema’sı olsa da, henüz aksiyomatik etkisi hesap edilmemiş; ancak etkisi belirlendikten sonra sayma öncesi durumun da hesap edilmesini sağlayan bir fiildir. Bu nedenle zaten Badiou Bir olarak saymanın kural olduğunu belirtir.[iv]

O zaman ontolojik sayma fiili neyi sayar? Varlığı değil elbette. Varlık sayılmaz; ama ontolojinin a priori şartını oluşturarak varlığın bir “nokta”sı sayılabilir ve bu noktadan itibaren de ontoloji, geriye dönük işlediği gözönünde tutulmak kaydıyla, devreye girer. Başka bir ifadeyle, (Türkçede tuhaf kaçacak bir çeviriyle) “orada bir-lik vardır” (there is Oneness); yani, kural olarak Bir olarak sayma, varlığı ancak “orada” olarak sayabilir. Bu nedenle Badiou, Lacan’ın “imgesel” ve “gerçek” ile birlikte ünlü üçlemesini oluşturan “sembolik”e karşılık geldiğini belirttiği bu ifadedeki “bir-lik”in fazlalık olduğunu da iddia eder; çünkü “gezgin [errant] mahalileştirme olarak alındığında ‘orada’ [there], bir’e bir varlık noktası teslim eder”.[v]

Aslında dikkatle bakıldığında “gezgin mahallileştirme” de Badiou’nun meramını anlatmaya yetmez. Kastettiği gezginlik veya dolaşılırlık, lokal olarak belirlenmiş bir yerin ontolojinin nihai yeri olmadığını; aynı yerin başka yerde de varlığa mütecanis bir biçim vermeyeceğini işaret eder. Durumlar sonsuzca çoğaltılabilir ve birbirleri nezdinde kayıtsızdırlar. Ancak herhangi bir yeri ontolojinin nasıl teşkil olunduğunun, ontolojik fiilin nasıl saydığının sanki bir numunesi olarak kavramsallaştırmaya da çalışır. Elbette bu sorun kavram(a) ile varlık arasındaki ilişkinin mahiyetine dair bir sorun da doğuracaktır. Ancak Badiou, küme kuramının aksiyomlarını ontolojisinin ana tema’sı kılana kadar bu sorun yokmuş gibi davranır ve sadece “Bir var değildir” şeklindeki bir kararla aksiyomlar öncesi ontolojik a prioriyi teşkil etmeye yeltenir.

Bu çerçevede Badiou varlığın “nokta”sına (ya da lokal yerine), projesinin genelinde de kullanacağı, bağlamına göre farklı adlar vereceği bir kavramsallaştırmaya tabi tutarak “durum” (situation) diye adlandırır. Sayma fiilinden teşkil olunan ontolojiden kimi zaman metaontoloji de denilen ontolojinin söylemine de böylece geçmiş oluruz. “Durum” aslında “orada”nın varlık ile Bir‘in sayma fiili olarak belirlenmesinden sonra varlığı (ister Tanrı’nın, isterse de büyük harfli olmak kaydıyla, Doğa’nın, Tarih’in ya da mesela Özne’nin yerini tutarak) çerçeveleyen bir norm olmaktan çıkarılmasından sonra ontolojinin a priori şartından geriye kalan çokluk arasındaki ilişkiyi kuran “nokta” ya da yerdir. Başka bir ifadeyle Bir‘in ontolojinin a priori şartı değil, sayma fiilinin kuralı haline getirilmesiyle olası bir ontolojinin çözmek durumunda olduğu çokluk sorununun yeridir de “durum”. Bu haliyle de varlığın (kendini) sunumudur (presentation). Böylece varlık bir mahiyet kazanır: “[V]arlık (kendini) sunan şeydir” ve dolayısıyla bu şey, Bir olamayacağına, Bir var olmadığına, ancak sayma fiili olarak yer bulabildiğine göre, “durum” da, “herhangi bir sunulan çokluk”tur. Böylece artık “varlık ne bir‘dir (çünkü yalnızca bizatihi sunum bir olarak saymaya uygundur) ve ne de çokluktur (çünkü çokluk salt sunumun rejimidir)”.[vi] Varlığın ne olduğu, ona bir ad verilmeyle birlikte, ileriye, küme kuramının aksiyomatik etkilerine kadar ertelenmiştir; ancak Badiou, ortaya çıkan olası bir ontolojinin a priori şartları altında ve Bir‘in sayma fiili (ya da bir işlemi) olarak kurallaştırılması çerçevesinde, “durum”la birlikte varlığın değil, varlığın sunumunun, ontolojinin söylemsel işlevini tespit eder. Bunun en büyük nedeni, bu yeni ontolojik şartların Badiou’nun projesi karşısına çıkardığı bir zorluktur: Eğer artık “bir kendini sunamaz” ise ve ancak “çokluk sunumun rejimi” ise, sunulan nedir? Elbette çokluktur; ama ne bir ve ne de çokluk olan varlık karşısında nasıl bir çokluk?

Badiou bir anlamda “orada”nın karşılığı olarak “bir-lik”in de yerini tutan, ama diğer anlamda “çokluk”un sunulduğu yer olan “durum” bu çifte özelliğinin karşısına çıkardığı zorluğu aşmak için, onu “yer edinmenin yeri” olarak tasvir ederek, Bir olarak sayılmış bir çokluk durumunun yapısı (structure) biçiminde tarif eder. Başka bir ifadeyle, varlığın noktası olarak “durum” çokluk içerir; ama bu çokluk çokluğun sunumu olarak Bir olarak sayma işleminden geçtiğinden yapıdır da. Bir olarak sayma çokluğu yapılandırır ya da yapı zaten Bir olarak sayılmış çokluktur. Bu anlamda “yapı”dan önce sayma olsa da sayı yoktur; sayı “yapı”yla ortaya çıkar ya da “yapı”, Bir olarak sayılmanın rejimdir. Ama aynı zamanda Bir olarak sayma, Bir var olmadığından, ancak bir işlem olarak faal olduğundan, bir “sonuç”tur (result); sonradan ortaya çıkar. Çünkü aslında sayılan, sunulan çokluktur (yani “durum”dur). Bu durumda zorluk, “durum” olmadan Bir olarak saymanın, Bir olarak saymadan da “durum”un ortaya çıkamayacağı ya da “durum”un bir tasviri olarak yer edinmenin yer edinemeyeceği meselesini çözmekten oluşur.

Badiou’nun bu zorluğa dair çözümü, çokluğu ontolojik söylemin zaten hazırlamış olduğunu gördüğümüz ikiye bölmekten oluşur: Varlığın sunumunun rejimi olarak “durum”un “yapı”sının sunduğu “sunulmuş çokluk” vardır ki bu Bir olarak saymaya tabi olduğu için tutarlıdır. Tutarlı çokluk, sayının çokluğudur. Ancak sayılan çokluk, Bir var olmadığından dolayı, Bir olarak sayma bir “sonuç” olduğundan dolayı, çokluğun geriye olarak da Bir-olmayan (non-one) bir sunumu vardır ki bu da tutarsız çokluktur. Bir olarak sayma işte çokluğu bu şekilde bölünmüş olarak Bir olarak saydığı için zaten kuraldır. Bunlardan birincisi mürekkep (composition) çokluktur; ikincisi de sunumun çokluğu. Badiou olası bir ontolojinin en aşikar tanımını da bu noktadan sonra verir: “Durumlardan ayrı bir şey yoktur. Ontoloji, eğer mevcutsa, bir durumdur”.[vii] Öyleyse varlıkla ilgili soruyu tekrar sormak icap eder: Eğer ontoloji bir durumsa ve bu durum da Bir olarak sayma şeklindeki bir sayma fiiliyle çokluğun sunumunu ve çokluğun çokluk olarak bir terkibe girmesini sağlıyorsa,  çokluğun ne bir Bir ve ne de bir çokluk olan varlık karşısındaki hükmü nedir? Çokluğun varlık olarak ya da varlık vasfıyla (qua being)[viii] konumu nedir?

Aslında bu soru yine ontolojik söylemi ilgilendirir ve söylemin üçüncüsüyle ilgilidir. Badiou, yukarıda bahsettiğimiz bir “durum”u ontolojik söylemin bir numunesi olarak alma, böylece de arka kapıdan da olsa varlığı Bir‘in külliliğine yeniden geri verme tehlikesine karşı bir önlem olarak, iki önemli ayrıma gider: Birincisi, varlık bir “nokta” olarak “durum”la alakalı kılınabilse de “varlığın hiçbir yapısı yoktur”.[ix] Yani varlık Bir olarak sayılamaz; varlık sayıya gelmez, hesaba girmez. İkincisi de, varlığın sunumu olmamasıyla akalıdır: “Eğer ortada [“orada”] her bir temsilde meydana geldiğinden dolayı varlığın bir sunumu yoksa -ki bu nedenle o kendini sunmaz- bu durumda bizim için tek bir çözüm kalıyor: ontolojik durum sunumun sunumudur”.[x] Eğer sunum, Bir olarak sayma fiili neticesinde, çokluğu tutarsız ve tutarlı olarak ikiye ayırmışsa ve böylece bir sunumdaki çoklukların çifte özelliğini gösteriyorsa, sunumun sunumu çokluğu nasıl bir özellikte karşımıza çıkarır? Öncelikle artık varlıktan varlık vasfıyla konuşabileceğimiz bir “nokta” ediniriz. Çünkü ilk sunumda varlık değil, sunulan çokluk sayılır; sunumun sunumunda ise sayılan çokluğun varlıkla ilişkisi açığa çıkar. Başka bir ifadeyle, eğer ontolojik durum sunumun sunumuysa, “o zaman bize sunumlar hariç varlığa hiçbir erişim sunulmadığı sürece, sözkonusu olan şeyin varlık vasfıyla varlık olması hayli olasıdır. En azından, sunumsal çokluğun bizzat sunum olduğu bir durum, varlığa bütün olası erişimin kavrandığı yeri oluşturabilir“.[xi]

Bu durumda sunumun sunumu yeniden mi sayılacaktır? Ya da sunumun bir “nokta”sı, sunumun sunumunun başka bir “nokta”sı mı vardır? Tam olarak değil. Çünkü sunuma isnat edilen tek şey çokluktur ve o zaten hep Bir olarak sayılır; sunumun sunumunda da bu kural değişmez. Varlık ile Bir, Bir var olmadığından, birbirine mütekabil değildir; birbirine mütekabil olanlar çokluk ile sunumdur. Bu durumda varlık kendini sunan olduğundan, çoklukta varlık kendini nasıl sunabilir? Sunumun sunumundaki varlık vasfıyla varlık ne demeye gelir? Aslında Badiou’nun meramını tam olarak anlatamadığı meselelerden birisi de buradadır. Yine de meseleyi söylemin figürü çerçevesinde ele alırsak, hem ontolojik söylemi küme kuramı aksiyomlarıyla eş düzeyde başlatanların “olmak bir küme olmaktır” (“to be is to be set”) şeklindeki hükümlerinden, hem mesela Badiou’nun bu meselede bir şekilde “transandantal ayrım”a düştüğünü iddia edenlerin “olmak çoğul olmaktır” (“to be is to be multiple”)  şeklindeki hükümlerinden[xii] ve hem de “”mevcut olan her şey kümelerin kümeleridir” şeklindeki hükümlerinden[xiii] azade bir yoruma kavuşabiliriz.

Badiou, bütünüyle nesnesiz bir ontoloji inşa etme gayesindedir. Oysa yapılandırılmış (Bir olarak sayılmış) bir durum, ister istemez şu ya da bu durum olacağından, her ne kadar şu ya da bu durumda sayma fiili sonrası ortaya çıkan bir istikrarsız çokluk ve bir de istikrarlı çokluk ayrımı varsa da, bu çokluklar şu ya da bu duruma göre belirlenmiş çokluklar olma ihtimalini taşır. Bu onların, en azından istikrarlı çokluk tarafında istikrarsız çokluğu da etkileyecek şekilde, nesne yüklenmesi ihtimalini doğurur. İşte Badio ihtimali devre dışı bırakmak istemektedir. Bu nedenle sunumda ortaya çıkan varlığa erişim noktasının hala var olmayan Bir ile mütekabil olma ihtimalinden kaçınmak için, Bir olarak sayma sonrasındaki geriye dönük olarak tespit edilen istikrarsız çokluğun bir tür gizil (latent) bir sunum da içerdiğini belirtmek durumunda kalır. Şu ya da bu sunumdaki istikrarsız çokluk, herhalükarda yapılandırılmış (Bir olarak sayılmış) durumun sunumunun çokluğudur. Oysa eğer istikrarsız çokluğun da (denebilirse) kendi başına bir sunumu olsa ve buna “‘genel olarak’ sunum” denilirse, üstelik istikrarsız çokluktaki bu genel olarak sunum, bu çokluk açısından “daha gizil” olarak varsa, bu durumda, bu gizillik, “sayımın geriye doğru hareketi içinde, sunulan çoklunun bir tür eylemsiz [inert] indirgenemezliğinin, sayma işleminin kendisi için vuku bulduğu sunulan çoklunun muhitinin [domain] indirgenemezliğinin tezahür etmesine izin verir”. Kısacası genel olarak sunum, herhangi bir nesne yüklenme ihtimalini ortadan kaldırır. Yapılandırılmış bir durumda Bir olarak sayımın geriye doğru (çıkarsamalı) hareketiyle tespit edilen istikrarsız çokluk, (denebilirse) kendi başına bütün bir sayımın nesne edinmesine izin vermez. Sonuçta nesneniz bir çokluk ile sayma fiilinin zaten var olmayan Bir’i ile karşı karşıya kalırız.

Baidou işte ontolojik söylemin asıl nesnesinin, bu nesnesiz çokluk ile sayma fiilinin var olmayan Bir‘inin ortaya çıkardığı çokluk arasında tespit eder: Saf çokluk. Eğer “ontoloji mümkünse, yani sunumun bir sunumuysa, o halde ontoloji çokluğun, ‘kendi-içinde’ çokluğun durumudur. Daha kesin ifade etmek gerekirse: ontoloji sadece haddi zatında [as such] istikrarsız çoklukların kuramı olabilir. ‘Haddi zatında’ şu anlama gelir: Ontoloji durumda sunulan şey çoğulluğundan başka herhangi bir yüklemi olmayan çoğulluktur. Ontoloji, mevcut olduğu sürece, ister istemez çoğulluk vasfıyla çoğulluk bilimi olmak zorundadır”.[xiv]

Ama çoğulluk vasfıyla çoğulluk olarak saf çoğulluk da nedir ve bunun sunumun sunumda ortaya çıkan varlık vasfıyla varlıkla alakası nedir? Öncelikle şudur: Ontolojinin bir çokluktan oluşan bir çokluğun, çokluk vasfıyla çokluğun şartlarını düzenleyebilmesi, hatta buyurması (dictate) için gerekli olan şey, “ontolojinin işlemsel yapısının, çokluğu bir kılmaksızın ve dolayısıyla bir çokluk tanımına sahip olmaksızın seçmesi” veya ayırdetmesidir. “Bir olarak sayma, kurallaştırdığı her şeyin çokluğun çokluğu olduğunu şart koşmalı ve -ister şunun ya da bunun çokluğu şeklinde olsun, ister bir’lerin çokluğu şeklinde olsun, isterse de bizatihi bir’in biçimi şeklinde olsun- saf çokluktan ‘başka’ herşeyi yasaklamalıdır”.[xv]

Ancak hem nesnesiz olacak ve hem de bir yandan buyurgan ve diğer yandan da yasaklayıcı olacak ontolojik söylem, nasıl bir varlık öngörür? Varlık vasfıyla varlık olarak sunulduğunu gördüğümüz varlık ile çokluk vasfıyla çokluk olarak sunulduğunu gördüğümüz saf çokluk, nerede buluşur? Hangi “nokta”da sunulur?

Aslında çok basit bir noktada: Ontolojik söylemin buyurganlığı ve yasaklayıcılığı, “zımni”dir. Kimse “sadece saf çoklukları kabul ediyorum” ya da “seçiyorum”, “ayırt ediyorum” diyemez. Ontolojik söylem için herhangi bir ölçü, ölçüt, ölçüm olamaz. Bu durumda sunumun sunumuna yüklem yüklenmiş olur, var olmayan Bir ile sayma yerine, Bir ölçü, ölçüt ya da ölçüm kılınmış ve böylece ontolojik söylem iptal edilmiş olur. Ontolojik söylem sadece saf çoklukla işler; ama bu saf çokluğa müteallik herhangi çokluk kavramı yoktur. “Ma’duma setr taalluk etmez”, ama Badiou’da eder. Nasıl eder? Hem buyurgan ve hem de yasaklayıcı zımnilik neyle sağlanır? Ontolojik söylemin böyle bir talimatını ne yürütebilir? “Neye uygulandığına izin verdiği tek şeyin -işleyişi itibarıyla- adını söylemeyen bir talimat mı?” Yani, uygulanabilen, ama uygulanmasını da, neye uygulandığını da hiç söylemeyen bir talimat mı? Badiou, böyle bir talimatın adını koyar: “Aşikar bir biçimde bir aksiyomlar sistemidir bu. Aksiyomatik sunum, tanımlanmamış terimleri temelinde, bu terimlerin işleyişi için kuralın talimatlandırılmasından oluşur”. Böylece ma’dum ona herhangi bir setre sunulmadan sunulmuş olacaktır. Genelleyerek ifade edersek, aslında bu mistikliktir; en asgarisiyle de negatif teolojidir.

Elbette Badiou, küme kuramının aksiyomlarını bu noktadan sonra devreye aldığından artık gerisinin önemi yoktur. Badio mistik olanı bir biçimde ontolojik söylemine temel aldığından bundan nasıl küme kuramının genel özelliği ve özellikle de aksiyomları vasıtasıyla nasıl Pavlusvari bir şekilde geri çekildiği ancak bu nokta dikkate alındığında anlam taşır. Baido’nun düşüncesine bir giriş onun mistik olan bir yer inşa ettiğini dikkate almak zorundadır.

 

Notlar:

[i]Badiou, Being and Event, s. 25.

[ii]Bu konuda kaynaklarına da müracaat edilmesi şartıyla genel bir değerlendirme için bkz., Zikri Turan “Eski Anadolu Türkçesi’nde Ol- Cevher Fiili”, Türk Dili Araştırmalar Yıllığı Belleten, c. 44, no. 1 (1996), s. 265-289.

[iii]Badiou’nun Varlık ve Oluş‘u çeşlitli klavuz kitaplar kaçınılmaz olarak yayınlanmıştır. Bu kitapların en çok zorlandıkları meselelerden birisinin Bir‘in var olmadığı kararı olduğunu belirtmek gerek. Yine de genelde bu kararı küme kuramı aksiyomları içinden okumanın ve dolayısıyla Bir‘in var olmadığı kararını elemanları ne olursa olsun ve ne kadar çok olursa olsun bir kümenin Bir olarak sayıldığı söylenerek izah edilmeye çalışılır. Ancak bu izah Badiou’nun Bir olarak sayılma ameliyesini varlıkla ilişkili kılma biçimini anlamayı zorlaştırır. Bu karışıklığın en büyük nedeninin Badiou’nun matematik=ontoloji önermesini izah etmeye girişirken arkitektonik değil aksiyomatik davranmaya çalışması olduğu söylenebilir. Yine de Badiou’nun ontolojik söyleminde küme teorisine varlığın adı da olan boş kümeyle giriş yaptığı; bundan önceki izahlarının Varlık ve Oluş‘un Parmenides’ten günümüze uzanan ontolojik bir hattan nasıl ayrıldığını göstermeye çalışan kavramsal, dolayısıyla salt felsefi bir düzenleme olduğunu belirtmek gerek. Badiou’nun sayma fiilini küme kuramı çerçevesinde izah eden bir değerlendirme için bkz., William Watkin, Badiou and Indifferent Being: A Critical Introduction to Being and Event, (Bloomsbury, Londra: 2017), s. 30-31. Burhanuddin Baki ise daha farllı bir yol denemeye çalışır. Ancak küme kuramının Badiou’daki yerinin “boş küme”yle başladığının da farkındadır ve Bir’in sayma fillinin yerini tutması ameliyesini “tuhaf” bulur. Yine de Baki’nin küme kuramının aksiyomlarını ontolojinin a priori şartı olarak değerlendirmesinin yerinde bulmadığımızı belirtmemiz gerek. Tekrar belirtmek gerekirse, Badiou’daki ontolojik a priori şart Bir ile çokluk arasındaki ilişkinin keyfiyetine değil mahiyetine ilişkindir. Bkz., Burhanuddin Baki, Badiou’s Being and Event and the Mathematics of Set Theory, (Bloomsbury, Londra: 2015), s. 86-93. Aslında Baki genel anlamda küme kuramını herhangi bir söylemsel vasıtadan geçirmeden doğrudan varlığa iliştirir: “Olmak, bir küme olmaktır” (To be is to be a set” (s. 37); ancak her kümede olmak kümede olana dair de değildir: “Badiou’dan oluşan küme, bizzat Badiou değildir” (s. 38). Bu durumda “bizzat Baidou” da nedir? Küme teorisi içinden bakıldığında “bizzat Badiou”nun sözkonusu edilmesinin onu “kaynaşım”a (fusion) konu etmek anlamına gelebileceği söylenebilir. Bu anlamıyla “kaynaşım, parçalarının toplamından başka bir şey değildir”. Ancak bu durumda da bir kümenin ne olduğu sorusuyla uğraştığımızdan “bizzat Badiou”nun ne olduğu sorusu baki kalır. Bkz., Michael Potter, Set Theory and Its Philosophy, (Oxford University Press, Oxford: 2004), s. 21. Küme kuramı açısından Badiou, {Badiou} şeklinde gösterilir ve bir toplama veya yığın ya da yekun olarak görülür. Yani Badiou, bir olarak sayılan bir yekundur. Sorun şu ki, Badiou’nun yapılandırılmış çokluk olduğu söylenebilse de onun istikrarsız çokluğunun ne olduğunu söylemek imkansızdır. Baki’nin yaptığı gibi “Badiou’dan oluşan küme, bizzat Badiou değildir” diyerek “bizzat Badiou”yu değillemek, “bizzat Badiou var değildir” demek sorunu çözmez. O zaman “Bir var değildir” demenin de ontolojik söylem içinde bir anlamı kalmadığı için saf çokluk kurgusu bozulur. Bu hususu burada çok açmayacağız. Öte yandan burada küme kuramının aksiyomlarına veya biçimsel ifadelerine gerekmedikçe girmeyeceğiz. İlgilisi klavuz kitaplara başvurabilir. {Badiou} şeklindeki yazımın anlamına ise aşağıda varlığın adı konusuna değinirken mecburen değineceğiz.

[iv]Badiou, Being and Event, s. 32 ve 27.

[v]Badiou, Being and Event, s. 25-26. Henüz ortada öznenin ya da öznevari bir failin olmayışı nedeniyle, buradaki “orada” Heideggerci Dasein değildir. Sadece varlık,”orada”da gezgin mahallileştirmeler nedeniyle, mütecanis olmayan bir sunum kazanır.

[vi]Badiou, Being and Event, s. 26.

[vii]Badiou, Being and Event, s. 28.

[viii]Genelde “being qua being”, “varlık olarak varlık” diye çevrilir. Ancak varlık ontolojik bir durumdaki sunumla ilişkili kılındığından “olarak” bu ilişkiyi ancak varlığı yine varlık olarak sunar. Bu nedenle ontolojik bir durumdaki sunumla karşılaşılan varlık, bizatihi varlık değildir; varlık vasfıyla o ontolojik durumla alakalı bir varlıktır. Bu nedenle “being qua being”i bundan sonra “varlık vasfıyla varlık” diye karşılayacağız.

[ix]Badiou, Being and Event, s. 28.

[x]Badiou, Being and Event, s. 30.

[xi]Badiou, Being and Event, s. 30; italik eklendi.

[xii]İlkine zaten yukarıda değindim. İkincisi için ise bkz., Ray Brassier, Nihil Unbound: Enlightenment and Extinction, (Palgrave Macmillan, Londra: 2007), s. 99.

[xiii]Watkin, Badiou and Indifferent Being, s. 32.

[xiv]Badiou, Being and Event, s. 30.

[xv]Badiou, Being and Event, s. 31.