Listeler Giderek Uzuyor: İsrail Nihayet Bir Bedel Ödeyecek mi?

İyi haberlerle başlayalım. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi, yasa dışı İsrail yerleşimleriyle bağlantılı faaliyetlerde bulunan şirketlerden oluşan veri tabanına 61 şirket daha ekleyerek listeyi 158 şirketten 214 şirkete çıkardı.

Bu, neden iyi bir haberdir? Çünkü uluslararası toplumun İsrail konusundaki tutumunu söylem düzeyinden eylem düzeyine taşıma yönündeki ciddiyetini gözler önüne seriyor.

Güzel bir haber daha: Ofis, ilgili faaliyetlere katılımlarının sona erdiğini tespit ettikten sonra, daha önce listede yer alan beş şirket listeden çıkarıldı.

Bu durum önemlidir; zira söz konusu mekanizmanın işleyebileceğine işaret etmektedir: sürekli ve ısrarlı bir inceleme süreci kurumsal davranışları etkileyebilir ve böylelikle İsrail’in Filistin’deki yasa dışı işgaline destek vermenin bir bedeli olabilir.

Beklendiği üzere, güncellenen liste Filistinli ve uluslararası insan hakları örgütleri tarafından memnuniyetle karşılandı ancak bu örgütler haklı olarak söz konusu listelerin, doğrudan hükümet eylemleriyle desteklenmedikçe ve İsrail ordusu ile ekonomisinin diğer alanlarını da kapsayacak şekilde genişletilmedikçe yeterli olmayacağı konusunda ısrar ediyorlar.

Ancak başka neler yapılması gerektiğine odaklanmadan önce, özellikle İsrail’i ve onun sınır tanımayan liderliğini tecrit etmeyi amaçlayan küresel girişimlerin daha geniş bağlamı içinde değerlendirildiğinde, bu tür raporların önemini kabul etmeliyiz.

İlk olarak, 2026 liste güncellemesi, BM İnsan Hakları Ofisi’nin süregelen kurumsal kararlılığını ortaya koymaktadır. Söz konusu veri tabanı, geçici siyasi baskılar sonucunda hayata geçirilen tek seferlik bir girişim değildi. Sürekli genişletilmesi ve güncellenmesi, İsrail’in yasa dışı yerleşim projesine şirketlerin katılımının uluslararası denetim altında kalmaya devam ettiğini gösteriyor.

İkinci olarak, 61 şirketin listeye eklenmesi; Filistinli sivil toplum kuruluşları ve insan hakları örgütlerinden alınan bilgilerle desteklenen, BM’nin kapsamlı araştırma ve takip çalışmalarını yansıtmaktadır. Dolayısıyla veri tabanı yalnızca sembolik değildir: İsrail’in yerleşim projesini sürdüren ve bundan kâr sağlayan uluslararası şirket ağlarını belgelemektedir.

Üçüncüsü, beş şirketin listeden çıkarılması, mekanizmanın sonuç üretebileceğini gösteriyor. Etkisi Filistinlilerin ihtiyaç duyduğunun hâlâ çok altında olsa da listeden çıkarmalar, şirketlerin ilgili faaliyetleri sona erdirebileceğini ve bunun ardından veri tabanından çıkarılabileceğini gösteriyor.

Liste ayrıca sivil topluma hesap verebilirlik ve boykot kampanyaları için güvenilir bir materyal sağlamaktadır. Daha da önemlisi bu çabalar; yaptırımın bireysel tüketici tercihlerinin ötesine geçerek, hükümetler, finans kuruluşları ve düzenleyici kurumlar tarafından gerçekleştirilecek eylemlere dönüşmesine yardımcı olabilir.

Bu durum, özellikle Batılı hükümetlerin kendi önlemlerini almaya başlamasıyla birlikte daha da önem kazanmaktadır.

8 Eylül’de Kanada, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya, İsveç ve Birleşik Krallık olmak üzere on iki ülke, yasa dışı İsrail yerleşimleriyle ticarete yönelik ulusal kısıtlamalar getirme veya Avrupa kısıtlamalarını destekleme niyetlerini açıkladı. Britanya daha da ileri giderek yerleşim ürünlerini yasakladı ve yerleşimlerin inşasında yer alan şirketlere karşı harekete geçti.

Bu, önemi gözden kaçırılması zor bir gelişmeydi. Britanya, Fransa ve Kanada gibi önemli ülkeler artık yalnızca yerleşimlerin genişletilmesini kınamıyor bu kınamalarına ekonomik sonuçlar bağlamaya başlıyorlardı.

Ancak asıl sorun burada yatıyor: raporlar, veri tabanları ve yaptırımlar, sürekli izleme ve pratik eylemlerle desteklenmedikçe yetersiz kalıyor ve anlamsız hale gelme riski taşıyor.

Uygulanmıyor, genişletilmiyor ve İsrail’in davranışını değiştirebilecek siyasi baskıyla desteklenmiyorsa yaptırımların ne değeri var?

Kararlar, listeler ve tehditler iki ucu keskin kılıçlardır. Bunlar, sürekli ve anlamlı siyasi eylemler için birer sıçrama tahtasına dönüşebilirler. Ya da siyasetçilerin temel bir politika değişikliğinden kaçınırken zaman ve oy kazanmasına olanak tanıyacak şekilde sivil toplumu yatıştırmak için kullanılabilirler.

Ancak ikisi arasındaki farkı ortaya koymaya yardımcı olacak bir yol var.

Saygın ve ahlaki otoriteye sahip sivil toplum temsilcilerinden oluşan ve onlar tarafından desteklenen bağımsız bir uluslararası izleme grubu; yaptırım, boykot veya ticaret kısıtlamaları taahhüdünde bulunan hükümetlerin faaliyetlerini sistematik bir şekilde takip edebilir: nelerin vaat edildiği, nelerin hayata geçirildiği, hangi boşlukların varlığını sürdürdüğü ve alınan tedbirlerin somut sonuçlar doğurup doğurmadığı incelenebilir.

Bu hükümetleri izlemek, neredeyse İsrail’in kendisini izlemek kadar önemli hâle geliyor.

Aynı ilke BM raporları için de geçerlidir. Filistinli ve uluslararası sivil toplum örgütleri, bulgularını büyüyen küresel boykot ve hesap verebilirlik hareketine dâhil etmeli; hükümetler ise kendi yetki alanlarındaki şirketlerin yasa dışı yerleşim faaliyetlerine katkıda bulunmadığından emin olmalıdır.

İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimleri genişleterek ilhak adımlarını hızlandırırken Gazze’ye yönelik soykırım niteliğindeki saldırılarını sürdürdüğü göz önüne alındığında, bu adımların hiçbiri tek başına asla yeterli olamaz. Yine de bunlar, doğru yönde atılmış anlamlı adımlardır.

Filistinliler, asgari düzeyde olanın çok daha fazlasını bekliyor ve bunu hak ediyorlar. İşgal altındaki topraklarda durum, sembolik siyasetle yetinilemeyecek kadar acildir. Geçen her gün, yeni bir hesap verebilirlik adımını beraberinde getirmelidir: yeni bir kısıtlama, yeni bir tecrit, yeni bir yaptırım, yeni bir siyasi veya ekonomik sonuç.

İsrail on yıllardır, fiilen dokunulmaz olduğu varsayımıyla yani kınamaların lafta kalacağı, raporların tozlanmaya terk edileceği ve anlamlı bir baskı uygulamak siyasi açıdan maliyetli hale geldiğinde Batılı hükümetlerin nihayetinde geri adım atacağı varsayımıyla hareket etmektedir.

Bu varsayım sona ermelidir.

İsrail’in zihniyetinin değişmesi için işgalin, ilhakın ve soykırımın sonuçlarının tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkması gerekiyor. Yaptırımlar yalnızca ilan edilmemeli; uygulanmalıdır. Boykotlar sembolik düzeyde kalmamalı; ekonomik bir maliyet doğurmalıdır. Sadece uluslararası hukuka başvurulması yeterli değildir; hukukun sonuçları da olmalıdır.

Dolayısıyla bu girişimlerin gerçek ölçütü, bir listede kaç şirketin yer aldığı veya kaç hükümetin yaptırım açıkladığı değildir. Asıl ölçüt, bu eylemlerin nihayetinde İsrail için işgal, ilhak ve soykırımı sürdürülemez kılacak kadar yüksek bir siyasi ve ekonomik bedeli ödetip ödetemeyeceğidir.

 

*Dr. Ramzy Baroud gazeteci, yazar ve The Palestine Chronicle’ın editörüdür.

 

Kaynak: https://www.savageminds.co/p/the-lists-are-growing

 

Tercüme: Ali Karakuş