Küresel Kapitalizme Şükürler Olsun
İran’la iki haftadır süren savaş kötüye gittikçe petrol fiyatları dalgalanıyor, küresel piyasalar ise paniğe kapılıyor. Bloomberg ve Financial Times’a göre Donald Trump bu çatışma hakkında şimdiden ikinci kez düşünmeye başlamış durumda. Bu gelişme alışılmadık bir tepkiye yol açıyor: Küresel kapitalizme şükürler olsun.
Amerikan siyasi sistemi Trump’ı dizginleyemiyorsa, görünen o ki petrol tüccarları ve tahvil piyasaları bunu yapabiliyor. Küresel kapitalizm bir kez daha Cumhuriyetçi Kongre’nin, Amerikan kamuoyunun ve ABD seçim sisteminin şimdiye kadar başaramadığını yapıyor. Donald Trump’ı disipline ediyor. Demokratik kurumların başaramadığını piyasalar başarıyor.
Bu filmi daha önce de izlemiştik. Geçen yıl Trump kapsamlı gümrük tarifeleri açıkladı ve fiilen yeni bir ekonomik milliyetçilik ilan etti. Piyasalar da kârlarının tehdit altında olduğunu gördüklerinde her zaman yaptıkları gibi tepki verdi. Hisse senetleri sert biçimde düştü, yatırımcılar hızla piyasadan çekildi ve birkaç gün içinde yönetim bu politikanın büyük bölümünü sessizce geri aldı.
Kapitalizm konuştu, Trump dinledi. Yorumcular buna şakayla karışık “TACO Don” adını taktılar. Trump Always Chickens Out — yani Trump her zaman korkup geri adım atar. Ancak bu lakap hikâyeyi biraz yanlış yorumluyor. Trump bir anda alçakgönüllülük ya da ihtiyat keşfetmiş değil. Geri adım atmasının nedeni piyasaların onu buna zorlaması.
Şimdi Aynı senaryo İran’da tekrarlanıyor. Trump savaşın kolay olacağına inanıyor gibiydi. Birkaç gün sürecek bombardıman, rejimin başının kesilmesi ve Ayetullah’ın yönetiminden kurtarıldıkları için minnettar İranlıların sokaklara dökülüp Amerika Birleşik Devletleri’ne teşekkür etmesi… Bu, 2003’teki Irak işgalini çevreleyen fantezinin aynısı. O zaman da Amerikalılara Iraklıların ABD askerlerini çiçeklerle karşılayacağı söylenmişti.
İran’la çatışmanın ikinci haftasında gerçeklik bir kez daha devreye girdi. Rejim çökmedi, rejim değişikliği ufukta görünmüyor. Amerikan kamuoyu kuşkucu, geleneksel müttefikler ise pek hevesli değil. Ama bunların hiçbiri Trump için pek önemli görünmüyor. Kongreyi devre dışı bırakarak ve ciddi bir kamuoyu tartışması olmadan ABD’yi savaşa sürükledi.
Amerikan kayıpları artmaya başlıyor ve yönetim hâlâ zaferin gerçekte ne anlama geldiğini açık biçimde ifade edemiyor. Trump zaman zaman çatışmanın tırmanabileceğine, hatta kara birliklerinin gönderilebileceğine dair imalarda bulunuyor. Sorunlar büyürken geri adım atmak siyasi açıdan zorlaştı. Trump’ı yeniden düşünmeye zorlayabilecek şey ise demokratik hesap verebilirlik değil, çok daha güçlü bir güç olabilir: kapitalizm.
Petrol fiyatları yükseliyor, finans piyasaları sarsılıyor ve ABD’de benzin fiyatları hızla artıyor. Borsa gerilerken işsizlik yavaş yavaş yükseliyor; ekonomistler ise stagflasyon ve resesyon ihtimalini fısıldamaya başladı. Bu ekonomik gerçekler Trump’ı macerasını yeniden düşünmeye zorlayabilecek tek şey olabilir. Buna kapitalizmin disiplini diyebilirsiniz.
Amerika Birleşik Devletleri kapitalizmle her zaman iç içe oldu. 1776 yılı hem Bağımsızlık Bildirgesi’ni hem de Adam Smith’in Ulusların Zenginliği (The Wealth of Nations) adlı eserini ortaya çıkardı. Ancak Amerika Birleşik Devletleri aynı zamanda sosyolog Immanuel Wallerstein’ın “dünya kapitalist sistemi” dediği yapı içinde işliyor. Bu sistemin kendine özgü bir mantığı ve kendi işleyiş mekanizmaları var.
Trumpizm etrafında oluşan mitolojinin aksine Trump bir izolasyonist (dünyadan kopukluk yanlısı) değil. Trumpizm emperyalizmin en üst ve en son biçimi. Aslında Trumpizm küresel ölçekte bir yağmacı kapitalizm biçimi olarak daha iyi anlaşılabilir. Amerikan ekonomisinin gücünü ve küresel finans içindeki merkezi konumunu kullanarak diğer devletleri sindirmeyi ve onlardan taviz koparmayı hedefliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin 1945’ten sonra kurulmasına yardımcı olduğu kurallara dayalı uluslararası düzen, Trumpizm altında çok daha kaba bir şeye dönüşüyor: askeri tehditle desteklenen ekonomik zorlama.
İronik olan şu ki bu strateji, Trump’ın nefret ettiğini iddia ettiği küresel karşılıklı bağımlılığın (küresel ekonomik bağlantılılığın) tam da kendisine dayanıyor. Gerçekten izolasyonist bir ekonomi, onun kullanmaya çalıştığı finansal gücü kullanamazdı. Şimdi ise aynı küresel sistem karşılık vermeye başlamış görünüyor. Trump’ın jeopolitik hırsları, küresel piyasaların temel zorunluluklarıyla çarpışıyor.
Ekonomi tarihçisi Karl Polanyi, Büyük Dönüşüm (The Great Transformation) adlı eserinde birbirine bağlı Avrupa finans sisteminin bir zamanlar uluslararası siyasette dengeleyici bir güç olarak işlev gördüğünü savunmuştu. Bunun nedeni, bankacıların kârlarını yok eden savaşları engellemek için güçlü teşviklere sahip olmasıydı. Bugün benzer bir mantığın işlediğini görüyoruz. Küresel kapitalizm siyasi bir kısıtlayıcı güç gibi davranabiliyor. Siyaset bilimci Charles Lindblom kapitalizmi bir zamanlar “büyük bir cezalandırma makinesi” olarak tanımlamıştı — piyasa beklentilerinden fazla uzaklaşan hükümetleri disipline eden bir makine.
Piyasalar disipline eder, cezalandırır da. Kapitalizmin mantığına fazla karşı çıkarsanız o da size karşı çıkar. Yatırımcılar paralarını çeker, fiyatlar sıçrar ve ekonomik acı hızla yayılır. Buna bir kapitalist veto ya da belki de kapitalist darbe diyebilirsiniz.
Trump şimdi bu disiplin gücüyle karşı karşıya kalıyor olabilir. Amerikan ekonomik üstünlüğünü jeopolitik bir silah gibi kullanma girişimi, küresel kapitalizmin daha derin zorunluluklarıyla çatışıyor. Önümüzdeki birkaç hafta içinde tanıdık bir tablo yeniden ortaya çıkabilir: piyasalar sarsılır, petrol fiyatları yükselir, ekonomik uyarılar çoğalır ve bir anda Beyaz Saray “yeniden düşünmeye” başlar. TACO Don yeniden sahneye çıkabilir.
Ama yine de bu lakap hikâyeyi biraz yanlış anlatıyor. Trump korkup geri adım atmıyor. Hâkim olmaya çalıştığı kapitalist sistemin mantığı onu geri çekilmeye zorluyor.
Daha büyük soru şu: Acaba Trump zaten çok ileri gitmiş olabilir mi? Piyasalar davranışları disipline edebilir, ancak istikrarsızlık yayıldıktan sonra ortaya çıkan zararı kolayca geri alamaz. Savaşın sarstığı finansal sistemler bir anda toparlanmaz; piyasalar da açık bir strateji olmadan başlatılmış bir çatışmada ölen askerleri hayata döndüremez.
Eğer bu savaş çözülmeye devam ederse Trump sonunda kayıpları açıklamak ve “zafer”in gerçekte ne anlama geldiğini tanımlamak zorunda kalacak. Demokratik kurumlar onu dizginleyemedi. Kongre onu dizginleyemedi. Seçimler ve kamuoyu onu dizginleyemedi.
Şimdilik bunu yapabilecek tek bir güç var gibi görünüyor: küresel kapitalizm.
Tanrı’ya şükür ki var.
* David Schultz, Hamline Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü. Presidential Swing States: Why Only Ten Matter adlı kitabın yazarıdır.
Kaynak: https://www.counterpunch.org/2026/03/12/thank-god-for-global-capitalism/